05/08/2020 | Yazar: Mati Solak

Kim ne derse desin sen hayallerinin peşinden inatla koşmaya devam et olur mu? Çünkü sen de senden sonraki genç insanların cesareti olacaksın…

Ne olacağız? Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Mati Solak | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Mati Solak

İllüstrasyon: Abby Adamski

Malumunuz son 3 gündür Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı resmi açıklamaların gerçekliğini sorguluyoruz. Hastanelerin durumu, var olan derin yoksulluk krizi, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilip / çekilmeyeceği, kıdem tazminatı, sosyal medya sansürü, Ayasofya krizi, hilafet tartışmaları, kadın cinayetleri, LGBTİ+ nefreti, RTÜK hadsizliği, şiddet, kayyum atamaları, belediye krizleri, erken seçim tartışmaları, halen perde açamayan tiyatroların ne yapacağı, disiplinlerarası çalışan sanatçıların kaynak yetersizliği derken gündemimiz epey bir yoğun.

İktidarın bunlar ve bunlardan sonraki gündemi ne olur bilemem. Bildiğim tek şey yarattıkları illüzyon değil, gerçeğin ta kendisi. Var olan gündemler bir şeyleri oyalamak için değil, kendi siyasal rejimlerini harekete geçirme çabası. 2023 yaklaştıkça belirledikleri hedefleri son 18 yılda bir bir gerçekleştirdiler.

Son tartışmalarda, özellikle İstanbul Sözleşmesi tartışmalarında kamuoyunun hatta kadın ve LGBTİ+ hareketinin baskılarıyla sözleşme karşıtlarından geri adım bildirimleri geliyor. İktidara bağlı kurumlar geri adım attıkları inatlarının, tabanlarından gelen baskıyı azaltmak için LGBTİ+ nefretini körüklüyorlar. Her şeyden ziyade sözleşme konusunda gelen geri adımlarda sermayenin de büyük bir etkisinin olduğunu ayrıca belirtmek gerekiyor. Bu güne kadar iktidarda kalanlar sadece halkın yüzde ellisinin oyuyla koltuklarında kalmadı; en büyük desteğin de bugün sermaye grupları olarak adlandırdığımız sanayi devi şirketlerden geldiğini biliyoruz. Son 5 yıldır sadece mevcut iktidarın ekonomiyi artık düzeltemeyeceğini anladıkları için TÜSİAD gibi kurumların ortak açıklamalarını, holding ve şirketlerinse bireysel itirazlarını görüyoruz.

18 yıl önce yine iktidar koltuğunu mevcut yapının altlarına çeken ise bugün aksi yönde açıklamalar yapan o sermaye gruplarıydı. Sosyal medyada kampanyalara destek veriyorlar diye hemen sevinmeyin. Bugün ürettikleri politika 1 yıl sonrasında aksi yönde aleyhimize dönüyor. Ayrıca bugün #İstanbulSözleşmesiYaşatır diyerek açıklama yapan sermaye grupları önce bugüne kadar insan kaynaklarının kadınlara ve LGBTİ+’lara giyiminden kuşamına, halinden tavrına neden ayrımcılık yaptığını ve işe alımlarda yer vermediğinin hesabını vermeli.

Aslında bu hafta size uzun uzadıya gündeme dair eleştirilerimi/zi yazmayı istiyordum fakat üniversite tercihlerinin başlayacağı dönemdeyiz. Bu sebeple bugün kendi deneyimlerimden yola çıkarak sanatçı adayı genç LGBTİ+ arkadaşlarıma aktarım yapmayı daha uygun gördüm.

Sosyal medyada özellikle son dönemde deneyimlerimizin aktarımını çok kıymetli buluyorum. Twitter da kimi zaman tetiklendiğimiz ve hayrete düştüğümüz, kimi zaman destek mesajlarıyla birbirimizin yanında olduğunu belirttiğimiz mention’lar geliyor. Büyüyen kampanyalar umut verici. Sıkışmışlığımızın ortasında sesimizi duyurmaya çalışırken, sanal gerçekliğin içinden gelen “yanındayım” mesajı bizi bulunduğumuz sıkışmışlıkta bir nebze olsun rahatlatabiliyor.

Hikâyemi dinlemek ister misin?

Ben biraz şanslı olanlardanım galiba… Genç bir lubunya olarak ne olacağıma, hangi mesleği istediğimi hiçbir zaman net olarak cevaplayamadım. Çocukken de böyleydi. Kimi zaman kocaman bir “sana ne” cevabı yaşça büyük insanlara verdiğim en güzel cevap oluyordu. Çünkü çocukken isyan etmenin beni özgürleştirdiğini düşünüyordum. Bedenim ve belleğim üzerinde kurmaya çalıştıkları tahakkümü bastırmam gerekliydi. Mesela ebeveynlerimin benim adıma verilen en komik meslek kararlarından biri “asker” olmamdı. Yıllar sonra vicdani retçi olarak açıldığımda bu isteklerini belirttikleri zamanı hatırlayıp hep birlikte gülmüştük.

Henüz lisedeyken tesadüf üzere önünden geçtiğim kültür merkezinin afişlerini görmüştüm. Bu aylık cüzi rakam olarak ödeyeceğim bir oyunculuk kursuydu. Ebeveynlerimin izni varmış gibi hemen girip kayıt yaptırmıştım. O gün kendi başıma ve kendi hayatıma dair aldığım belki de en iyi kararlardan biriydi. Lise eğitimim devam ederken tiyatroya derslere de gitmeye başlamıştım. Ne olacağıma dair hala kafamda kocaman bir soru işareti varken kursa kayıt yaptırdığımı duyan atanmış ailemin kafasında ne olacağım net olarak kesinleşmişti.

Meslek lisesinde okuyan ve hiçbir cinsiyet kimliği yada cinsel yönelim kalıbına giremeyen ben, kendimi her hangi bir kalıba sokmak zorunda kalmayacağım bir yerde gibi hissediyordum. Tiyatronun beni yaşadığım ayrımcılıklardan nefretten uzaklaştırdığını hatta politize ettiğinin farkına varmıştım.

“Oyuncu olacak”

Gittiğimiz her yerde bana ısrarla sordukları “ne olacaksın bakalım” sorusuna artık çevremdeki insanlar benim yerime “oyuncu olacak” diyordu. İtiraf etmeyelim bu durum biraz hoşuma gitmeye başlamıştı. Çocukluğumdan beri türlü hakaretle şiddetle sarsılan özgüvenim yerine gelmişti.

Liseden mezun olduğum sırada aynı kurumun açtığı konservatuar sınavına girdim ve kazandım. İki yıl boyunca yine her şey başladığı esenlikle devam ediyordu. Eğitimimi orada da tamamladıktan sonra, artık ne olacağıma karar vermiştim. Oyuncu olmak istiyordum. Hemen aynı yıl üniversite sınavına girip konservatuar ve güzel sanatlar fakültelerinin sınavlarına hazırlanmaya başladım. İlk başvuru yaptığım okulun sınavında başarılı oldum ve kayıt yaptırmaya hak kazandım.

Beni yıllarca ötekileştiren devlet dilinin bulunduğu kurumda bir “kimliksiz” olarak kendime alan yaratmıştım. Bu benim için müthiş bir zaferdi. Okulun başladığı sıralarda önceleri hiçbir ayrımcılığa maruz kalmazken derslerin ilerleyişi seçimimi sorgulatmaya başlamıştı. Maruz kaldığım şiddetin seçimimden dolayı biteceğini düşünürken, okul yönetimi, hocalarım ve arkadaşlarım tarafından cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim atamalarına maruz kalmaya başlamıştım. Ben bu sürecin liseden sonra bittiğini düşünürken ve kendi şiddetsiz alanımı inşa ederken bir anda o küçük çocuğa dönüvermiştim.

Sahne ödevlerini hazırlarken “erkek” olduğumu düşündükleri için erkek tiradlarını ve sahnelerini çalışmak zorunda kalıyordum. Önceleri bu durum zoruma giderken sonralarında uğradığım şiddeti kabullenip kendimce okul bitene kadar sabretmem gerektiği vaazını veriyordum. Kurum tiyatrolarının yönergeleri gereği eğer 657. Sayılı kanuna tabi olarak çalışacaksam mecburdum.

Birinci yılım bitmiş artık ikinci sınıf olmuştum. Okulda yaşadığım ayrımcılıklar, benim erken çocukluk dönemimde yaşadığım travmaların bir bir hortlamasına sebep oldu. Açık ve görünür olarak mücadele etmeye başladım. İkinci yıl sahne ödevlerini hazırlarken karakterleri queerleştirerek çalışmaya başladım. Kadın ya da erkek olarak yazılan her karakter benim için potansiyel bir protesto malzemesine dönüştü. Bu durumdan tüm hocalarım rahatsız olmaya başlamıştı. Yaşamaya sessiz kalarak, rıza vererek girdiğim o şiddet sarmalından çıkmam gerekiyordu. En başta yeni bir teknik denediğim için övgüler alırken bir anda tükürük tahtasına dönmüştüm. Fakültede ki bu radikal tavrım hiç hoşlarına gitmiyordu.

“Shakespear öyle oynanmaz tüü!”

“Çehov öyle oynanmaz tüü!”

Bu durum notlarıma yansımaya başladı. Bu kez atama şiddetinin farklı bir versiyonu olarak yıldırma politikasıyla üzerime gelmeye başladılar. Onlar üzerime geldikçe ben “değişeceksiniz” demeye başladım. Fakülte yönetiminden ilk talebimde cinsiyetsiz tuvalet olmuştu. 2 yıl boyunca yıldırmak için ellerinden geleni yaptılar. Uğradığım şiddet açık olmadığım zamanda belki birken bin olmuştu.

Öğretilmiş eğitimlerini ve tekniklerini bana dayatarak şiddet uygulayan bu insanları onların söylemleriyle susturmaya başladım. Bize “oyuncu her rolü oynamak zorundadır” söylemini her fırsatta dillendiren bu insanlara artık aynı söylemle cevap vermeye başlamıştım. Olmak istediğim şeyin bende yarattığı hissi güce çevirerek çabaladım. Son yıla geldiğimde ise artık taleplerim karşılanmış, istediğim kimlikteki tiradı istediğim teknikle çalışmaya başlamıştım.

Şimdi ne olacağım?

Bana “sen erkeksin erkek tiradı çalışacaksın” dediklerinde onlara karşı çıkarak atama yapmalarına izin vermedim. Cinsiyetsiz tuvalet talebim kabul edilmişti. İstediğim yazarın oyunundaki karakteri istediğim teknikle sahneye koydum. Ve mezun oldum. Akademide kendime yer açabilmiş olduğum için rahatça bu durumla övünme hakkım vardı.

Mezun sonrası sektöre adım attığımda üniversitede mücadele ettiğim şiddet daha da perçinlendi. Görüşme yaptığım projelerde yapımcı ve yönetmenler kimliksizliğimin üzerinde ayrımcılıklar yapmaya başladı. Bir anda kurtuldum sandığım şiddet sarmalının bu kez tam merkezinde olduğumu anladım. İstedikleri kalıbın dışında olmam göze batıyordu. Hatta işin sırf benim özel hayatım yüzünden tutmayacağı iddiasında bulunan tiyatrolar ve yapım şirketleri oldu. Mesleki seçimim hatalı mı düşüncesine defalarca kapıldım. Hayır, değildi… Benim seçimim değil insanların zihniyeti hatalıydı.

“Ben biraz şanslı olanlardanım galiba” derken mücadele dürtümün baskı karşısında körelmemesini kastediyordum. Yaşamak zorunda olduğum için proje gelmediği zamanlarda garsonluk, baristalık, barmenlik, kasa, işletmecilik yaptım. Gururla söyleyebilirim. Bunlar olmasaydı belki bilincim bu kadar açılmayacaktı. Sonrasında yaşadığım ötekileştirilmelerden ziyade sadece “oyuncu” olmak istemediğimi fark ettim. Ürettiğim işler beni tatmin etmemeye başlamıştı. Mezun olduktan sonra bile “ne olacağımı” bilmiyordum.

Velhasıl insan; her gün akışan, değişen, evrimleşen bir canlı. Bugün aldığımız kararlar belki bize en doğrusu gibi gelebilir. Fakat çok değil 1 yıl sonra bile başka bir şeyi arzulamamız muhtemel olasılık. Bugün ne iş yapıyorsun dediklerinde insanların önlerine uzun bir liste çıkarıyorum. Resim yapıyorum, fotoğraf çekiyorum, video enstalasyon yapıyorum, oyunculuk yapıyorum, yazıyorum, performans sanatına dair üretimler yapıyorum. Belki yarın müzikte yaparım kim bilir? Üretmek istediğim kadar üretiyorum.

Birileri şuanda sizin hakkınızda çoktan hangi mesleği seçeceğiniz kararını vermiş olabilir, doğru. Mesleki seçimlerimiz her ne kadar tabi olduğumuz toplumu ilgilendiren hatta bağlayan bir görünmez bağ gibi görünse de esasen öyle değil. Hayatımızda aldığımız her seçim kararı bizi ilgilendiriyor. Gittiğiniz okulda kimliğiniz yüzünden bugüne kadar olduğu gibi türlü şiddete maruz kalabilirsiniz. Önemli olan soru ise şu, bu şiddeti sindirecek misiniz? Yoksa bununla mücadele mi edeceksiniz? Eğer kendini yalnız hissediyorsan kazandığın okulun içindeki LGBTİ+ kulübüyle iletişime geç. Asla yalnız değilsin… Ve kim ne derse desin sen hayallerinin peşinden inatla koşmaya devam et olur mu? Çünkü sen de senden sonraki genç insanların cesareti olacaksın…

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.

 


Etiketler: yaşam
Nefret