25/12/2010 | Yazar: Zeynep Akkuş

Ne Zaman Durulacak O Dalga? (ya da acaba durulacak mı?)

Zeynep Akkuş | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Zeynep Akkuş

Ne Zaman Durulacak O Dalga? (ya da acaba durulacak mı?)

Ahmet’in -ve İbrahim’in- hikâyesini, ciwciw’de haber olarak paylaşıldığı zaman öğrendim. Varlıklarından haberdar bile olmadığım çok önemli filmleri keşfettiğim ve fakat daha da önemlisi bana birbirinden değerli dostlar kazandıran bu site, bir güzelliği değil, bir acıyı, bir vahşeti duyuruyordu bu kez.

Fizik bölümünden mezun olmaya hazırlanan gencecik bir insan (=Zeki. Başarılı). Tam da canına kıyanların “makbul” karşılayacağı türden “aslan gibi”, “koç gibi” bir delikanlı (=Sağlıklı. Evet, sağ-lık-lı. Bedenen ve ruhen.) Ama her şeyden önemlisi, bir evlat. Evlat yahu! Canından bir parça. Ama bunlar yetmemiş işte yaşamayı hak etmesine.

Ahmet’le tanışmadım ama İbrahim’i tanıma onuruna eriştim. Keşke bu olay hiç gerçekleşmeseydi de zarar yok, iki yabancı olarak hayatımıza devam etseydik; bir yerlerde karşılaşırsak merhaba demeden geçip gitseydik birbirimizin yanından. Ya da keşke bir güzellik vesile olsaydı tanışmamıza. “Onuruna” dedim çünkü bu ülkede işlenen böyle bir cinayetin ardından böylesi bir hukuk mücadelesine girişmek herkesin harcı değildir. Cinayetten sonra ülkeyi polis korumasında terk etmek zorunda kalan İbrahim, adaletin yerini bulmasına adamış kendini (Ama katil bulunsa ve en ağır cezaya çarptırılsa bile, içindeki o dalganın ha deyince durulmayacağını biliyorum). Onun gibi biriyle tanışmak sadece onurdur benim için.

Bu toplumda heteroseksüel bir kadının, beargi'ye “Ahmet ve erkek sevgilisi” hakkında bir yazı yazmasını yadırgayacak bir zihniyetin hâkim olduğunun farkındayım. Hayatımda hiç görmediğim, tanı(ş)madığım bir insanın öldürülmesi beni niçin bu kadar etkiledi, önceleri ben de bilmiyordum. Ne zamandır yazmayı planladığım, yazamadığım süre boyunca zihnimi burgu gibi oyup duran bu olayın beni niçin bu kadar "ağır" yaraladığının adını koyabilmiş değildim. Sonra bu sorunun tek ve net bir cevabı olmadığını anladım. 2010 Onur Yürüyüşü’nde İbrahim’le tanışmamın böyle bir yazıyı yazma isteğimi tetiklediğini itiraf etmeliyim. Kolay kolay küllenmeyecek acısına ve paylaşmak istediği öfkesine saygı duymamak, verdiği mücadelenin bilinmesi için harcadığı o sonsuz ve kutsal çabaya en yakından tanık olup hayran kalmamak imkânsızdı. Pek çok eşcinsel, biseksüel ve trans kardeşimin, aynı tehlikeyle karşı karşıya olması bir başka sebepti… Derken “Dalgalandım Da Duruldum” geldi aklıma. Ahmet’le İbrahim’in en sevdiği şarkı. “Âşık gibi sevmezsen, kardeş gibi sev beni…” diyordu bir yerinde. Kardeşim gibi sevmiştim ben Ahmet’i. Canına kıyacak, naşını almayı reddedecek kadar nefret eden akrabalarına inat; dünyanın dört bir yanında fertleri olan o geniş ailesine katılmak, onun için bir şeyler yapmak istediğimi fark ettim. Şimdilik elimden gelen budur, fazlasını da imkânlarım ölçüsünde yapmaya hazırım.

Gerçekten cennet diye bir yer varsa, orada rahat uyu, güzel kardeşim. Geride kalanlar için teselli olur mu bilemem ama artık hiç olmazsa orada dokunamazlar sana. İlahi adalet diye bir şey varsa eğer, ki her şeye rağmen olduğuna inanmak istiyorum, kanını üstlerine sıçratanlar adımlarını bile atamayacaklardır oraya.

Son bir şey: Başka Ahmetler de katledilmesin diye naçizane üç dilek. Birincisi, öyle bir sağlık yasası çıkarılsın ki, Ahmet’inki gibi aileler çocuklarının eşcinselliğini “tedavi ettirmek” üzere gittiklerinde, kendilerine bunun bir hastalık olmadığını söyleyecek vicdan ve bilgi sahibi gerçek hekimler bulsunlar karşılarında. Haysiyet cellatları bir bir ayıklansın ortalıktan. İkincisi, ana-akım medya bu konuda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirsin ve LGBTT bireylerin mağduru olduğu saldırıları haber yaparken eşcinselliğin hastalık, sapıklık, günah vesaire olmadığını tekrar, tekrar, tekrar… ikna edici ve samimi bir dille belirtsin. Ve üçüncüsü, hazır yeni düzenlemeler yapmaya girişilmişken cinsel yönelimler ve kimlikler anayasada güvence altına alınsın. Çünkü bunlar gerçekleşmedikçe daha maalesef çok sayıda kurban verilecek…

Bu yazı Beargi 43. sayıda yayınlanmıştır.

 


Etiketler: yaşam
Nefret