06/08/2010 | Yazar: Sarphan Uzunoğlu

AKP’nin demokratik açılımının kendini tükettiği an bu açılımın “demokratik açılım” adını almasıdır.

Sarphan Uzunoğlu | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Sarphan Uzunoğlu
AKP’nin demokratik açılımının kendini tükettiği an bu açılımın “demokratik açılım” adını almasıdır. Malum, bu coğrafyada ne zaman içinde demokrasi geçen bir şey yapılmaya çalışılsa muhtemelen solcuların ya da Kürtlerin canı yanmıştır. Bugün ise demokrasi, aslında ondan hiç haz etmeyen; ama onu kullanmayı çok iyi bilen bir kitlenin elinde. Neoliberaller ve muhafazakârlar omuzlarına aldıkları sırça bıyık ile birlikte 12 Eylül’den hesap soruyorlar. 12 Eylül’ün bire bir muhatabı olan sosyalistler ise kendi aralarında iki cepheye bölünmüş durumdalar.
 
Türkiye’nin Ortalama Siyaset Anlayışı Olarak “Memleketim” Ekolü ve Nihat Doğan
Nihat Doğan’ın ben bu ülkenin kuzusuna koyununa bile aşığım temalı tiradını dinleyenleriniz bilirler. Tipik bir popülist milliyetçi-cemaatçi kırması olan Nihat Doğanizm Türkiye’yi şu anda yöneten, 12 Eylül rejiminin ta kendisidir. Tayyip Erdoğan, üzümü fazla kaçırmış mıdır bilinmez; ama kendisi bu dinin yegane temsilcisi, hem peygamberi hem de Jesus’ıdır.  Nazlı Ilıcak da bu işin Meryem Anası sayılır. Geçmişin darbecisi, günümüzün demokratı, medyalamasyon lakırtılarının aranan ismi Ilıcak, her kanalda tasladığı o demokrat havalarla askerin ideolojisini ve 24 Ocak kararlarını Türkiye’ye yediren, Türkiye’yi karış karış satan, Kürt maskesinin altında Kürt düşmanlığının hasını yapan ve Türkiye’yi Sünni Liberalizm projesi ile bir güzel ortak pazar haline getiren Özal’ı övmekte sakınca görmüyor. O’na ve birçok liberalimize, en başta da büyük önder Nihat Doğan’a göre Turgut Özal bir kurtarıcı.
 
Adnan Menderes mi? Nihat Doğan’ın ilgili şarkısına klip diye eklemlenen o şeyde var olan isimlerden biri de O. Ölümünün trajik ve adaletsiz olduğunu kabul ettiğim Menderes’in Türkiye’nin ABD’nin ve küresel sermayenin, anti komünist dünya düzeninin maşası olarak görevlendirilmesi dışında ne yaptığını çok merak etmekle birlikte, Nazım Hikmet’in kendisiyle ilgili dizelerini tekrar tekrar paylaşmaya gerek duymuyorum. Senelerce yapılan “lâiklik” üstünden Adnan Menderes eleştirilerini bir kenara bırakıp bir liberal olarak Adnan Menderes profilini ele aldığımızda kendisinin ülkeyi o ünlü siyasal reklam kampanyasındaki tabir ile limon gibi sıktığını bilmeyenimiz yoktur.
 
Nihat Doğan, Tayyip Erdoğan ve Kemal Bey
Aslına bakarsanız bu üç ismin de ortak bir paydası var. Üçü için de Kürtler iradelerini oluşturamamış bir “azınlık”. Onlar eğitilmeye, yönetilmeye, yönlendirilmeye muhtaç bir kitleler. Dağılmış, savrulmuş bir kitle. Ahmet Tulgar’ın bir makalesinde Mardinli bir Kürt ile ilgili bir kısım vardı. O diğer Kürtlerin boş zamanının olmamasından yakınmış, tiyatroya gitmediğini söylemiş; ama kendisinin kuruma (o dönemki DEHAP) bağlı olduğunu belirtmişti. Şimdi düşünüyorum da örgütlü Kürt siyasal hareketinin AKP’yi ve CHP’yi bu kadar korkutmasına şaşmamak gerek.
 
Evet ya da  Boykot Fark Etmez, Sonuç Nihat Doğan’dır
Türkiye referanduma gidecek. Boykotçular diyor ki bu referandum çok şey değiştirmeyecek. Doğru, 12 Eylül ile ilgili olarak hiçbir şey değişmeyecek, kimse de yargılanmayacak, Kürtlere yönelik bir şey yok; ama Kürtlere bir başka hassasiyetlerini varsa hatırlatmak isterim. Sosyalist hassasiyetler.
 
Yerindelik denetimi nedir? AİHM’e başvurmak için Türkiye’nin mahkemelerinde kaç sene Nihat Doğan’larla mücadele etmek zorunda kalacaksınız?
 
Bunları düşündünüz mü? İşte ben bunları düşündüğümden dolayı “hayır” diyenlerin daha onurlu bir iş yaptığını düşünüyorum. Bazen taraf olmamak muktedir olanın tarafında olmaktır diyen ve TSK PKK gerginliğinde silah tutan hiçbir örgüte destek vermem diyen biz anti-militaristleri insafa davet eden Kürt siyaseti bugün bunu düşünmüyor, farkındayız; ancak boykot kimin ekmeğine yağ sürecek bunu da bilmekte fayda var.
 
Hayır’da hayır vardır diye değil, benim olanı korumak için, suyumu, vergimle kurulan kurumu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde hak arayabilme hakkımı korumak ve Nihat Doğan zihniyetinin muktedirliğinin ekmeğine yağ sürmemek için ne evet, ne boykot. 12 Eylül’de 2 hayır birden!
 


Etiketler: yaşam, siyaset
Nefret