17/06/2010 | Yazar: Burika Tutu

Kaportasına fazla yüklenilmiş bir hüzzam makamı abidesi dikilir hiç müşterisi olmayan ve binlerce garsonu olan hayat karmaşasında. Anadan kalma bir meslektir ona

Kaportasına fazla yüklenilmiş bir hüzzam makamı abidesi dikilir hiç müşterisi olmayan ve binlerce garsonu olan hayat karmaşasında.
Anadan kalma bir meslektir ona kadınlık, bir de başında hayatın tamlaması varsa. Hele erkeksi bir fizik taşıyorsa, sanırım çoktan kaybetmiştir bu sokaklarda.
Hava soğuk, Çocuk'un gözleri ıslak, bir nevi yağmur efekti.
Hava rüzgarlı, çocuğun elinde bir mızıka, üfledikçe çoğalıyor, üfledikçe yankılanıyor ses Beyoğlu'nun burjuva bir kafesinden cigaralık kokulu kahvelerine kadar.
Seçmece yapmıyor müşterilerini seçerken yapmadığı gibi.
Masumiyet aranmayacak bu bedende. Gayet masum bakışlarla süzüyoruz birbirimizi, hafif kızarık yüzü dikkatimi çekiyor. Bir baba ya da bir öğretmen gibi geldim sanırım, lakin cebimde beş kuruşum bile yok ki onu nasıl sahipleneyim, belki de tek farkımızda buydu.
Ben onu sahiplenmek istedim, o ise benim onu bir anlık sahiplenmemi.
İstiklal Caddesi'nde bir çocuk mızıka çalıyor adeta bir konçerto havasında.
Ayaklarıyla ritim tutuyor. Tüm büyüleri çözecek bir endamı var. Beyoğlu'nda oğlanın bol olduğu, lakin Bey'in milattan önce bir Nuh tarihinde uğradığı sokaktasınız şu an.
Ömrün bir fiil ortasında olduğunuzu anladığınız noktada.
Şaşkın gözlerle bakıyor akranları ona, ama aşk olsun ki cesurca dikilebiliyor caddenin tam ortasında. Hem hayatın kadını olmaktan çekinmiyor, hem de bir “dönme” olduğunu saklamadan mızıkasını çalmaya devam ediyor.
 
İstanbul orospudur, rengi mordur, bir de gökkuşağı bulundurur, bacakları hep açık.
Ses seda yoktur bazı sokaklarında.
Duvarların içine yığılmış şehir koşuşturmacalarında çok mu kozmopolit'tir, yoksa kozmopolit'le apolitik arasındaki ince yaşantı mı bilenmez ama, bu çocuk oyunu kaybedenlerden.
Bir başına çalıyor mızakayı.
Poposu hafif dışarıda, ruju kalın, rimelleri sürülü, göz göze geldiğimizde dikkat ettim, zekeri dik, bunu anlamış olmalı ki yüzü de kızarık, sanırım bundan dolayı “dönme” çocuk denmeli. Hayatın kadını rolüne erken atılmış.
 
Beyoğlu’nda bir çocuk, oğlanıyla ve oğlancılıklarıyla meşhur bir sokakta kalıyor.
Çocuğun evi zaten sokak.
İki yolu var; ya sokaklarda kendini bulacak ya da Beyoğlu'nda mızıka çalacak.


Etiketler: yaşam
nefret