12/09/2020 | Yazar: Erkan Bayır

Göç olgusunu tehdit olarak görenler hep olmuş; ama biz denk gelmemişiz. Çağımızda göçmen karşıtlığı görünür hale geldi.

Okyanus ötesinde dokuz sene Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Erkan Bayır | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Erkan Bayır

2011’in Mart ayında doktora eğitimim için ABD’deki iki üniversiteye kabul edilmiştim. Gitmeyi uzun zaman önce kafaya koyduğum için, üstelik iyi bir burs paketi de aldığım için, hiç tereddüt etmeden daha iyi olanı seçtim. Daha iyi olan hangisiydi?

İki üniversite arasında değil, iki şehir arasında seçim yapmıştım. 2.5 milyon nüfuslu ve hatırı sayılır bir sosyal hayata sahip bir kenti mi tercih edecektim? Yoksa, 100.000’lik, her şeyin bir üniversite etrafında döndüğü, yalnızlıktan bunalma ihtimalimin olduğu ufak bir kasabayı mı tercih edecektim? “Yalnızlaştırıldığımız, yalnızlığa mahkûm edilmek istendiğimiz” bir ülkeden ayrılıyordum; yeniden yalnızlığı tercih etmeye niyetim yoktu. Ufak bir yerde, üniversitesi bile olsa, yaşayamazdım.

İlk 1-2 ay fazla bir şey anlamadım. Kendimi turist gibi hissediyordum, etrafı geziyor ve fotoğraflar çekiyordum. Online bir blog sayfasında herkese açık günlük tutmaya bile başlamıştım. Aksatmadan her gün yazıyordum, yüzlerce okuyucum vardı. ABD’deki yaşam merak ediliyor ve ilgi çekiyor olmalıydı.

Dersler hızlı başladı ve aldığım ilk dersin finalinden 65 aldım. Artık turist olmadığımı ve yeni bir ülkede yepyeni bir hayat kurmaya çalıştığımı anladım. Senfoniye, operaya ve baleye yeterince gitmiştim. Başarısız olmam durumunda, ABD’de kalma ihtimalim de olmayacaktı. Gerisin geriye Türkiye’ye dönmek zorunda kalabilirdim. Kaybedecek çok şeyim vardı.

Ailemi her gün arıyordum; ancak yalnızlık duygum geçmiyordu. İnternetten birileriyle buluşup tanışmak ve doğru düzgün bir ilişki yaşamak istiyordum; ama mesajlarımın çoğuna yanıt alamıyordum. Ben mi çirkindim, Amerikalılar mı ırkçıydı, herkes sadece cinsellik mi arıyordu, kültürel engelleri mi aşamıyordum, yoksa bunların hepsinin etkisi var mıydı?

Yoksa, yabancı bir öğrenci olduğum için ABD’de geçici olarak bulunduğum ve bir gün ülkeden ayrılacağım mı düşünülüyordu? Ya da öğrenci olduğum için, düzgün maaşlı bir işim olmadığı için, bu kapitalist ülkede ilişki için benim maddi düzeyimde hiç kimseyi bulamıyor muydum?

Bazen derslere gömülüp, bir kere buluştuğum date’lerin yüzünü bir daha görmeyerek, ya da “friends with benefits” moduna girmeye çalışıp beceremeyerek, yalnızlık hissimi hafiflettiğimi zannettim. Yanılmışım. Herkesin birey olduğunun varsayıldığı bu ülkede, ailemin, dostlarımın, sevdiklerimin ve ex’lerimin artık yanımda olmadığı gerçeğine alışmam uzun zaman aldı. İlk 3 yıl tamamen aidiyetsizdim, kendimi hiçbir yere, hiçbir şeye ve hiç kimseye ait hissetmiyordum. Sallanan bir diş gibi, her an düşecekmiş ve pılımı pırtımı toplayıp her an Türkiye’ye temelli geri dönecekmişim gibi hissediyordum.

3 seneden sonra, yaşadığım şehri ve ABD’yi evim zannetmeye, evim gibi hissetmeye başladım. Her yıl Türkiye’ye en az 1 kez geliyordum, hatta yılda 2 kez gelmeye başlamıştım. Her gelişim şenlik gibi oluyordu. İstanbul’da 50 arkadaşımla, Ankara’da 30 arkadaşımla, İzmir’de ise ailemle ve akrabalarımla görüşüyordum.

Master derecemi aldım ve mezun oldum, doktoraya devam etmedim. Trump’ın seçimi kazanma ihtimalini biraz hissettim. Eğitimli insanlar açık fikirli bilinirdi; ama bırakın yurtdışına çıkmayı, “eyaletinden bile hiç dışarı çıkmamış” çok sayıda Amerikalı gördüm. Ben ağzımı açtığım anda yabancı olduğum anlaşılıyordu; yabancı olmadığımız bir his! Asistanlığını yaptığım öğrenciler, yorumlara “Erkan’ın yabancı aksanı var!” diye bir cümle yazıyordu ve bunun ayrımcı olduğunun farkına varmıyordu veya ayrımcı olduğu gerçeğinin ayırdına varsalar bile umursamıyorlardı! Kendimi özgür hissetmeyeceksem, ayrımcılığa maruz kalacaksam, Türkiye’den ayrılıp buraya gelmemin ne anlamı vardı?

Uyum hiçbir zaman ve hiç kimse için kolay olmadı. 1995’ten beri kesintisiz İngilizce öğrendiğim halde, kültürel olarak Amerikalıların birçok huyu bana tuhaf geliyordu. Bu hissiyatı yaşayan tek kişi ben değilmişim. Avusturya’ya göç eden Türk bir arkadaşım sayesinde haberdar olduğum “Grumpy Expats” Facebook sayfasında, farklı ülkelerdeki göçmenlik deneyimi sırasında yaşadıkları tuhaflıkları paylaşan insanların yazdıklarını okudum ve bazen güldüm, bazen üzüldüm. Empati yeteneğim gelişti. Beni öldürmeyen şey, daha da güçlendirdi.

Eğitimli bir göçmen olmasaydım, buranın dilini bilmeden gelseydim, muhtemelen çok daha fazla zorlanırdım. Eğitimli olduğum halde, ırkçı tacizlere maruz kaldım. Varlıklı bir mahallede, arkadaşımla Türkçe sohbet ederken yanımızdan geçen beyaz bir Amerikalı adam bize “Ülkenize geri dönün loser göt delikleri” diye laf attı. Donduk, taş kesildik ve ağzımızdan yanıt bile çıkmadı. Polis bile çağıramadım, o derece büyük bir şok idi. Irkçılığı yapanın yanına kâr kaldı.

Orlando’daki Pulse Bar katliamından sonra, profilime “Orlando için dua ediyorum” diye yazmıştım. Birisi bana “Dua etmeyi bırak, Orlando Katliamı’ndan senin dinin sorumlu!” diye mesaj attı. Normalde dindar bir insan değilim; ama bir Müslüman’ın yaptığı gey bar katliamından ötürü bütün Müslümanları ve İslam dinini sorumlu tutan İslamofobiden rahatsız olmuştum.

Uzun süreli geçicilik hissinden sonra, nihayet burada kalmayı başardım. Amerikalıların bana başta tuhaf gelen farklılıklarının bir kısmını kanıksadım. Akademi dışında bir işe başladım. İnişli çıkışlı 9 yılımı da öğrenme deneyimi olarak gördüm. Öğrenmek gayet maliyetlidir, bu maliyet illaki parasal maliyet olmak zorunda değildir.

Amerika’yı yeniden keşfetmiş gibi hissettim kendimi. Dostlar kazandım ve arkadaşlar kaybettim. Yeni kentler gezip yeni yemekler yedim, yeni içkiler içtim. Yeni sevgililerim oldu, ilişkiler ve ayrılıklar yaşadım. Göçmenlik, hayatıma yeni ve farklı bir boyut kattı. Amerikalıların “comfort zone” diye adlandırdığı, kendimi rahat hissettiğim koşullardan uzaklaştım ve buraya gelerek risk aldım. 30’lu 40’lı yaşlarda bu riski asla alamazdım; iyi ki 20’li yaşlarda deli cesareti ile bu işe kalkışmışım.

Yurtdışında bir süre yaşayan ve çeşitli nedenlerle Türkiye’ye geri dönen insanları da tanıyorum, anlıyorum. Onlara da biraz hak veriyorum. Onlara “Yapamadılar” gözüyle bakmıyorum, empati kuruyorum, onların deneyimlerini değerli buluyorum. Ülke dışına çıkan herkesin filmlerdeki gibi bir hayatı olmuyor. Hepimiz çile çekiyoruz. Risk alıyoruz ve tepetaklak da olabilirdik, her şeyimizi kaybedebilirdik. Yine iyi dayanmışız.

Göçmen karşıtlığını da anlamıyorum. Ailem Selanik’ten mübadele ile Anadolu’ya göç etmiş, bir kısmı Giresun’a, bir kısmı Samsun’a, bir kısmı Amasya ve Tokat’a gelmiş. Sonra İzmir’e göç etmişler. Muhacirlik diye bir kavram var Türkiye’de. Mahallemizde Yugoslavya göçmenleri vardı, okulumda Bulgaristan göçmenleri vardı, Gürcistan’dan göçen insanlar tanıdım. 1492’de büyük anneleri ve büyük babaları İspanya’dan göç etmiş, sülalesi 500 yıldır Türkiye’de yaşayan Yahudilerle tanıştım. Derslerimizde hep “Kavimler Göçü” okurduk ve ben büyürken göçmen karşıtlığıyla büyütülmedim.

Göç olgusunu tehdit olarak görenler hep olmuş; ama biz denk gelmemişiz. Çağımızda göçmen karşıtlığı görünür hale geldi. ABD’ye göç ettim ve göçmen karşıtlığına bire bir şahit oluyorum. İş ararken “Çalışma vizesine ihtiyaç duyanları almıyoruz” yanıtını kaç defa duydum. Bütün bunlar, göçmen düşmanlığının boyutlarını anlamamı sağladı.

Ayrımcılığa maruz kaldığımda kimliklerime dört elle sarılmak yerine, kimliklerimin tehdit olmadığını açıklamaya çalıştım. Arkadaşlar edindim. Başarılı olduğumu düşünüyorum. Yalnız değilim, iyi insanlar var ve bazıları yanımdalar. Fiziksel olarak uzağımda olsalar bile, varlığını daima hissettiren dostlarım var. Kararlarımdan dolayı pişmanlık duymak zorunda kalmadığım için mutluyum. Göç eden ve uyum sağlamaya çalışan herkese de sabır ve dayanma gücü diliyorum.

Kaos GL dergisine nasıl ulaşabilirsiniz?

Bu söyleşi ilk olarak Kaos GL dergisinin “Karantina 1” dosya konulu 172. sayısında yayınlanmıştır. Kaos GL Dergisi’ni kitapçılara sorabilir veya online olarak satın almak istiyorsanız NotaBene Yayınları’nın buradan sitesi üzerinden güncel sayılara ulaşabilirsiniz. Evinize düzenli olarak derginin gelmesi için de semih@kaosgl.org adresine mail atarak abone olmanız yeterli! Dergiye abone olduğunuzda derginin dijital arşivine de erişebilirsiniz.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: insan hakları, yaşam, mülteci
Nefret