19/11/2020 | Yazar: Ali Yıldırım

LGBTİ+ ve Alevi Dünyalarını Birlikte Düşünmek: İmkanlar, Olasılıklar, Yeni Ufuklar” dosyasında son yazı: "Eşcinseliz, buradayız, Sivas'ı, Maraş'ı unutturmayız” şeklindeki sloganlarıyla alanlarda olan LGBTİ+ dernekleri ile aktivistlerinin gözle görülür varlığı, iktidar mekanizmalarının iç içe geçmiş doğasını ve dolayısıyla ortak mücadele bağlamında siyasi gündem yaratma ihtiyacını kanıtlıyordu.

“Ötekiler” arasındaki dayanışmayı yeniden hayal etmek Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Ali Yıldırım | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Ali Yıldırım

Sivas Katliamı anması, 2 Temmuz 2015, Ankara, Kaos GL ve Pembe Hayat alanda

Yüksek lisans araştırmamdan esinlenen bu yazı dizisinde LGBTİ+ Alevilerin bilhassa akademi alanında gözden kaçırılan/ihmal edilen cinsel deneyimlerine ve alternatif “ahlak” anlayışlarına yer vermeye çalıştım. Temas kurduğumuz Alevi dünyasının özellikle can söyleminin potansiyel etkisiyle heteronormatif alanın dışında konumlanan queer olma hallerine, cinselliklere ve LGBTİ+ kimliklere/öznelliklere tanıdık ve kucak açıcı olduğunu söylemem mümkün. Bununla birlikte, Alevi kültür ve pratiklerinin heteronormatif ve ahlakçı örüntülerden ari olmadığını söylemek de aynı derecede mümkün. Bu bağlamda, Alevilerde toplumsal cinsiyete ilişkin akademik literatürde yaygın olan “hoşgörülü toplum”, “iyi azınlık”, “kadın-erkek eşitliği” gibi retoriklere yaşamın içinden örneklerle meydan okuyan Alevi feminist hareketinin varlığı çok kıymetli.

Anlatılarından yola çıktığımda, Alevi kültürünün LGBTİ+ Alevilerin hayatlarında karşılaştıkları cinsellik/toplumsal cinsiyet temelli zorlukları hafiflettiğine dair bir izlenim ediniyorum. Teoride “cinsiyetsiz” ve “hümanist” bir dünyayı destekleyen Alevilik öğretileri, inançsız LGBTİ+ Aleviler için bile sarılıp, başvurabilecekleri bir kaynağa, kendilerini var edebilecekleri bir alana dönüşüyor. Aleviliğin bir şekilde LGBTİ+ Aleviler için dış dünya ile müzakere aracı haline geldiğini keşfederken, özellikle aktivizmle içli dışlı olanlarının, Alevi ve LGBTİ+ hareketleri arasında etkileşim yaratmada nasıl rol oynayabileceğini de çok hayal etmiştim.

Karşılaştığım hemen her LGBTİ+ Alevinin diline yansıyan politik farkındalık düzeyi, beni Türkiye'de marjinalleştirilmiş, ‘sapkın’ ötekiler arasındaki müzakereleri yeniden düşünmeye teşvik etmişti. Kesişimsellik yaklaşımlarıyla güçlendirilebilecek geniş siyasi ve sosyal dayanışma potansiyellerinin ikili karşıtlıkların ve geleneksel kimlik politikalarının ötesine geçerek hiç beklenmedik ilişki biçimleri üretebileceğine halen inanıyorum.

Aleviliği ve çevresindeki sosyal/kültürel pratikleri queer bir bakış açısıyla yeniden düşünmenin yarattığı imkanların bu dayanışma senaryosuna katkıda bulunabileceğini düşünüyorum. Benzer şekilde, LGBTİ+ öznelerin de Alevi kültüründen esinlenebileceği çok şey mevcut. Söz gelimi, Alevi deyişleri eşliğinde sergilenen queer drag performanslardan “hemcinsle” çift olunarak dönülen semaha kadar duyulmayı bekleyen birbirinden ilginç bedenselleşmiş temsiller, pratikler, yaklaşımlar var. Alevi müziğinin drag ile ifadesinin bile tek başına, birbirini tanıyan bu iki dünyayı daha fazla diyaloğa sokabileceğini düşünüyorum.

Alevi dünyası diye tarif ettiğim evrenin içindeki en önemli figürlerden biri Alevi dedeleri. Onların rolü bu dayanışma tahayyülünde yadsınamaz. Dedelik kurumu Aleviler arasında rehber, ışık, ilham olarak anılır ve ibadetlerle sözlü geleneğin sürdürülmesinde önemli yeri vardır.[1] Elbette burada Alevilikte inanç önderinin “Pir” olarak tanımlandığını ve bu kavramın Ana ile Dede olarak iki cinste karşılık bulduğunu eklemeliyim. Ceren Ataş’a göre, zamanla kurumsallaşan ve şehirleşen “yeni” Alevilikte Pir kavramı erkeğe işaret eder gibi kullanılırken Alevi inanç önderi de -yalnızca- dedeymiş gibi kabul görüyor.[2] Bu yanılsamanın altını çizerek görüştüğüm kişilerden Çiğdem’in Alevi dedeleriyle karşılaşmasını paylaşmak istiyorum:

Birçok dede ile de konuştum. Gittim, söyledim. Şahkulu dedesine de sordum, Kartal’daki Cemevi dedesine de. Alevilikte hiçbir insan karşısındakini yaşadığı yaşamdan dolayı suçlayamaz, yargılayamaz, bunu yapamazsın. İşte sen eşcinselsin, ben değilim, ben cennete gidicem sen cehenneme gideceksin, böyle bir şey de diyemezsin. İslam dini çatısı altında bakıldığı zaman evet, yanlış, evet günah ama bunu Aleviliğe getirdiğin zaman Alevilikte şu vardır: bir gözüne bile yanlış bir şey söyleyince bir gözünden korkacaksın. […] Alevi dedeleri bunu söylüyor. (Çiğdem, Mayıs 2017, İstanbul)

Sonraları Almanya’da gey nikahı kıyan Alevi dedesi Ozan Baba’nın hikayesi ile imamların reddetmesi üzerine trans bir kadının cenaze törenini (Aleviler, buna cenaze erkanı veya Hakk’a yürüme derler) yönlendiren Alevi dedesi gibi örneklerle de karşılaştım. Gündelik yaşama, dini/medeni ritüellere de yansıyan bu tür dayanışma pratiklerini Pirler (analar&dedeler) gibi sadece dini değil, “sosyal aktörler” aracılığıyla büyütmeyi, yaymayı hayal etmek gerçekçi olmaktan uzak değil.

"Eşcinseliz, buradayız, Sivas'ı, Maraş'ı unutturmayız”

Aleviler ve LGBTİ+’lar arasında örülebilecek dayanışmayı mümkün kılan ortaklıklardan biri de bu iki topluluğun hali hazırda -sokak siyasetini de içerir bir şekilde- iktidarlara karşı güçlü bir muhalefet sergilemeleri. Alevi ve LGBTİ+’ların tanınma, eşitlik ve özgürlük temelli hareketleri, “azınlıkların” tarihinin her zaman ezilenlerin tarihi olmadığını düşündürüyor, güç veriyor bana.

İktidar-güç ilişkileri içindeki mücadele süreçleri, kimliğin aynı zamanda bir direniş alanı olduğu gerçeğini hatırlatıyor. Söz gelimi, Gezi Parkı protestoları sırasında Alevilerin ve LGBT+'ların en görünür gruplar olması tesadüf değildi. Kasım 2013'te yayımlanan, Gezi’ye katılanların yüzde 78’inin Alevi olduğunu belirten ve fişleme” olarak yorumlanan polis raporu, Türkiye devletinin vatandaşlarının etnik ve kültürel profiline atıfta bulunduğu için dikkate değerdi.[3] Protestolar esnasında öldürülenlerin Alevi olması da Türkiye'de Alevi olmanın sorgulandığı bir başka süreci başlatmıştı. Ne Gezi hareketini bir Alevi ayaklanması olarak göstermeye çalışıyorum ne de protestoları tetikleyen özel bir Alevi ve/ya LGBTİ+ sorunu olduğunu iddia ediyorum. Çevresel duyarlılıkların ateşlediği eşi benzeri görülmemiş Gezi’nin aralarında kimi zaman şüphe, mesafe ve karşıtlık bulunan ama “birbirinin hiçbir zaman tamamen dışında olmayan” politik gruplar arasında nasıl bir ittifak alanı haline geldiğini umutla yeniden hatırlıyorum.[4]

2015'te Ankara’da Alevi katliamlarında hayatını kaybedenler için düzenlenen anmalar da bu noktada önemli. "Eşcinseliz, buradayız, Sivas'ı, Maraş'ı unutturmayız” şeklindeki sloganlarıyla alanlarda olan LGBTİ+ dernekleri ile aktivistlerinin gözle görülür varlığı, iktidar mekanizmalarının iç içe geçmiş doğasını ve dolayısıyla ortak mücadele bağlamında siyasi gündem yaratma ihtiyacını kanıtlıyordu. Öyle ki bu anmalar, “belleğin” kimlikler/topluluklar açısından ne kadar merkezi olduğunu ve dayanışma siyasetindeki yerini göstermesi bakımından da çok değerli.

2017’de Almanya'daki Avrupa Alevi Dernekleri Federasyonu'nun “LGBTİ'lerin kamudaki görünürlüğünü, temsiliyetini kısıtlayan tüm yaklaşımları reddediyoruz” şeklindeki açıklaması ve Türkiye’deki Alevi derneklerinin Nisan 2020’de Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın LGBTİ+’ları hedef göstermesi üzerine yayımlanan ortak bildiriye imza atması da ötekiler arasında güçlendirilmeyi bekleyen dayanışma siyasetine ilişkin umut aşılıyor.

Bana kalırsa, hiçbirimizin kişisel ya da kolektif düzeyde muaf olmadığı, ezen-ezilen ilişkilerini ve ayrımcı dili sorunsallaştırmak, bu dayanışmaların en emek isteyen, gerekli adımlarından bir tanesi.[5] Zira Sara Ahmed’in hatırlattığı gibi “öteki ötekiler” arasındaki karşılaşmalara dayalı böyle bir siyaset, sorumlulukla – iktidar ilişkilerinin nasıl da karşılaşmanın kendisini etkilediğinin ve çerçevelediğinin farkına varma meselesiyle çevrilidir. Karşılaşma siyaseti, aramızdaki – iktidar ve düşmanlık içeren - farklılıkları mümkün kılabilmek adına yaklaşır, bu yolla da karşılaşmanın kendisini farklılaştırır. Aramızdaki farklılıklar diyaloğu reddetmek yerine zorunlu kılar – diyalog, tam da aynı dili konuşmadığımız için gerçekleşmek zorundadır.[6]

Birlikte yaşama etiği üzerinden yükselecek böyle bir dayanışma/ittifak siyasetiyle ilgili Judith Butler ise şu uyarıyı yapıyor,

Eğer bir gruba hak tahsisi başkalarının temel hak ve yetkilerinin gasp edilmesi için araçsallaştırılırsa, o zaman bu grup kesinlikle, siyasal ve hukuki tanınma ve hakların verili olduğu terimleri reddetmekle yükümlüdür. Bu durum, herhangi birimizin mevcut haklardan vazgeçmemiz gerektiği değil, sadece bu hakların ancak genel bir toplumsal adalet mücadelesi içinde anlam ifade ettiği ve eğer haklar farklı farklı dağıtılırsa, o zaman eşitsizliğin gey ve lezbiyen haklarının taktiksel olarak kullanılması ve meşrulaştırılması yoluyla yerleştirildiğini görmemiz anlamına geliyor.[7]

Gerçekten de LGBTİ+ fobiyle mücadele ederken Alevifobiye, Alevifobiye karşı gelirken LGBTİ+ fobi tuzağına düşmemek, iktidarların “hak dağıtma” ve politika oluşturma taktiklerine karşı uyanık olmak, Butler’ın ifade ettiği genel toplumsal adalet mücadelesinin gerçekleşmesi için önemli görünüyor.

Benim bu yazı dizisiyle dilim döndüğünce anlatmaya çalıştığım Aleviler ve LGBTİ+lar arasındaki (ama onları da aşabilecek) üretken bir ortaklığı yeşertmek, yeni ufuklara doğru yol alabilmek. Bunun için de öyle sanıyorum ki karşılıklı öğrenmeye, bildiklerimizi gözden geçirmeye, ezberlerimizi bozmaya ve daha çok tahayyül etmeye ihtiyacımız var.

Yazı dizisi boyunca paylaştığım imkanlar ve potansiyellerle dolu “öteki” hikayelerin tevazu, cömertlik, özen ve sebat ile örülecek nice dayanışmalara bir nebze ilham olması dileğiyle.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.



[1] Akbulut, O. & Usal, Z. O. (2008). Parental religious rights vs. compulsory religious education in Turkey, International Journal on Minority and Group Rights, 15, 433-455.

[2] İnanç teorisi ve toplumsal cinsiyet alanlarında çalışmalar yapan Ceren Ataş’ın “Anadolu'dan Londra'ya göç: Alevi kadınların alevilik pratikleri ve eşitlik söylemleri” başlıklı yüksek lisans tezine başvurulabilir.

[5]Bir gerekli adım da grupların/toplulukların kendi içindeki temsil/içerme siyasetini gözden geçirmek. Zira konuştuğum pek çok LGBTİ+ Alevi, kendilerine ne Alevi ne de eşcinsel hareketi içinde tam yer bulamadığını söylemişti. Alevilerin ve LGBTİ+’ların kendi içlerinde parçalı oldukları bir gerçek. Çok sesliliğin ve eleştiri kültürünün önünü kesmeden güncel siyaset üretmenin yollarını bulmak önemli sanıyorum.

[6] Ahmed, S. (2002). This other and other others. Economy and Society, 31(4), 558-572.

[7] Butler, J. (2018). Biziz, Halk! Toplanma Özgürlüğü Üzerine Düşünceler. (Ferit Burak Aydar, Trans.). Istanbul: Koç Üniversitesi Yayınları.


Etiketler: yaşam, din/inanç
Nefret