17/01/2022 | Yazar: Doğukan Karahan

#eşitlikiçin dosyamızda bugün Doğukan Karahan'ın "Pandemi etkisinde kapsayıcı sosyal hizmet" yazısı yayında!

Pandemi etkisinde kapsayıcı sosyal hizmet Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Giriş

Pandemi ile birlikte dünyaca, pandemi dönemi öncesine kıyasla daha fazla sağlık konuştuğumuz şu son yıllarda; sosyal hizmetin ne kadar da henüz değeri anlaşılmamış ama bir o kadar da elzem bir mesleki disiplin olduğunu tekrar birlikte görme fırsatını yakaladık. Bunun neden bir fırsat olduğuna, küresel çaptaki bir salgının sosyal hizmetle nasıl bir bağlantıya sahip olduğuna ve bu durumun dezavantajlı bir grup olan transları nasıl etkilediğine umuyorum ki yazının devamında yeterince değinmiş olacağım. 

Sosyal Hizmete Kısa Bir Bakış

En basit haliyle sosyal hizmet, toplum içerisinde dezavantajlı olarak bulunan birey ve/veya grupların kamu kaynağı destekli uygulamalarla birlikte toplum içinde avantajlı konumda bulunan birey ve/veya gruplarla eşitlenmesi için sistemsel bir çalışma bütünü ortaya koyan mesleki bir disiplin, bilimsel bir alandır. Sosyal Hizmetin tarihsel serüvenine baktığımızda insanların sahip olduğu inanç ve değerler üzerinden gelişen bir yardımlaşma kültürünün yıllar içinde şekil değiştirip bilimsel bir alan, mesleki bir disiplin olarak karşımıza çıktığını görürüz. Dünyanın her coğrafyası ve kültürü için sosyal hizmetin başlangıcı olarak sayılabilecek uygulamalar ve bunların tarihleri, benzerlikler gösterdiği kadar farklılıklara da sahiptir. Bunun yanında sosyal hizmetin bireyin ve grupların çevresiyle olan ilişkisi üzerine koyduğu sistemsel çalışma içerisinde bir eşitleme ve eşitlenme pratiğinin olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Sosyal hizmet kendisini bir disiplin olarak ortaya koyduğu zamandan itibaren günümüze gelen sosyal hizmet uygulamalarının temelini oluşturan bir diğer şey ise sürdürülebilirlik ve insan hayatına bir bütün olarak bakması olmuştur. Bu durum dezavantajı ortaya çıkaran durum veya durumların iyileştirilmesi hedefinde ilerleyen koruyucu ve önleyici tedbirlerle birlikte sosyal politikalara dönüşmüştür. Bu durum, sosyal hizmeti günümüzdeki ve geçmişteki manevi yardım, destek ve hayırseverlikten ayıran en önemli durumlardan birisidir.

Her toplumda dezavantajlı olarak tanımlanan gruplar birbirinden farklılıklar gösterebilir ve bu, o topluluğun kendi dinamikleri ve bu kimseleri tanımlama şekilleri ile ilgili olabilir. 

Bu yazı için bir tanımlama yapacak olursak eğer dezavantajlı gruplar; kamusal kaynakları kullanma ve toplumsal hayata katılım şansı diğer insanlara göre kısıtlı olan veya hiç olmayan kimseler olarak tanımlanabilir. Günümüzde içinde yaşadığımız coğrafyada bu grupları; kadınlar, çocuklar, yaşlılar, sakatlar, mülteciler, göçmenler, LGBTİ+’lar şeklinde saymak mümkün olsa da yaşanılan sosyal sorunların gölgesinde kişiler; yaşları, cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimlikleri gibi değişkenlerin yanında dini inançları, etnik kimlikleri, benimsedikleri kültürel değerler, sosyal statüler ve daha birçok değişken nedeniyle dezavantajlı hale gelebilir. Bu nedenle dezavantajlı gruplar kavramı, var olan iktidar sahiplerinin kurduğu hegemonyanın dışında kalan ve kurulan bu hegemonik sistemden zarar gören herkes, olarak da tanımlanabilir.

Buradan doğru, içinde yaşadığımız coğrafyanın değişkenleri göz önüne alındığında Kürtler ve Aleviler de dezavantajlı gruplar içinde yerlerini hızlıca alabilir.

Sosyal Hizmet disiplininin dezavantajlı gruplarla çalışma şekli insana ve hayatına bir bütün olarak yaklaşması nedeniyle çok çeşitlidir. Sağlık hizmetlerine erişim, barınma, istihdam, eğitime katılım, adalete erişim, sosyal hayata katılım gibi temel konu başlıkları çalışma alanlarının başlıcalarını oluşturur. Özellikle Tıbbi ve Psikiyatrik Sosyal Hizmet’in çalışma alanına girdiği düşünülen sağlık ve sağlıklı olma hali, Dünya Sağlık Örgütü tarafından, “yalnızca hastalığın olmaması durumu olarak değil, fiziksel, ruhsal ve toplumsal olarak tam bir iyilik hali.’’ şeklinde tanımlanmıştır. Bu da bireyi çevresiyle birlikte ele alırken yapılacak olan mikro, mezzo ve makro çalışmaların temelini nereden doğru alacağımızla ilgili bize ışık tutabilir. Bu nedenle yukarıda saydığım çalışma alanlarındaki yüksek yararın sağlanması ve iyilik halinin korunabilir bir hale getirilmesi, sağlıklı insanın ortaya çıkmasında büyük rol oynayacaktır. Bu nedenle sağlık, bütün çalışma şekillerinin ve alanlarının bileşenidir.

Sağlıklı olma hali ile iyilik halinin birbiri içine geçmiş iki kavram olarak karşımıza çıktığı bu tanımda iyilik halini etkileyebilecek çok fazla değişkenin olması, tanım üzerinde şekillenen eleştirel düşünceler için alan açıyor olsa da iyilik halini etkileyebilecek bireysel bazda çok değişkenin olması bunu sağlıklı olma halini etkileyen bir değişken olmaktan çıkarmaz (Lotfi, 2019). 

Sosyal hizmet, bu dezavantajlı olma hallerinin ve iyilik halini etkileyen değişkenlerin kesişimsel noktalarıyla çalışmak zorundadır. Bir insanın tek başına bir dezavantajlı gruba dahil olması bir başkasının da böyle olacağı anlamına gelmez. Kişi, pek tabii hem kadın hem mülteci hem de sakat olabilir, bu durumda iyilik halinin sağlanması ancak birden fazla alanda aynı anda çalışmayla gerçekleştirilebilir. Bu kesişimsellikler her kişiyle biricikleşir. Ne de olsa kişisel olan politiktir ve sosyal hizmet herkes için vardır.

Seçilmiş Grup

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olma çalışmalarına hız verdiği 2000’li yılların başında, uyum süreci kapsamında yapılan çalışmalarla önemli bir kavram haline gelen “dezavantajlı gruplar’’ için çeşitli kanun, yönetmelik, tüzük ve genelge çalışmaları yapılmış, bakanlıklar düzeyinde ve daire başkanlıkları ve onlara bağlı alt birimlerde bu gruplara yönelik birimler açılmıştır (Elmas, 2018).

Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği tabanlı yaşanan ayrımcılıklar ve bu nedenle bozulan iyilik hali nedeniyle toplumumuzda dezavantajlı konumda bulunan gruplardan bir tanesi de LGBTİ+’lardır. Bu birimlerin işlerlik kazandığı dönemde ve şu anda her ne kadar toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda çalışması ve gruplar arasında yıllar içinde oluşmuş dezavantajları ve bu dezavantajların sebeplerini kapsayıcı bir şekilde ortadan kaldırması öngörülmüş olsa da LGBTİ+’ların kamunun yarattığı bu kaynaklardan yararlanamadığını yine yıllar içinde görmek mümkün olacaktır. Toplumsal cinsiyet eşitliğini sadece kadın erkek eşitliği okuması olarak gören bazı kimselerin yine aynı okumalarla ortaya koyduğu politikalar ve uygulamalar gruplar içinde var olan uçurumu daha artırmıştır.

Her dezavantajlı grup kendi içinde değişen ve çeşitlenen ihtiyaçları ile öne çıkar. İhtiyaçlar her ne kadar çeşitlense ve ortaya çıkan dezavantajı ortadan kaldırmak için her ne kadar farklı politikalar izlenmesi gerekse de dezavantajlı grupların yaşadığı ayrımcılık, damgalanma, sosyal izolasyon, istihdam, barınma vb. sorunlarla çeşitlenen her türlü şiddetin altında yatan benzer kültürel ve ahlaki kodları görmek mümkün olacaktır. İçinde yaşadığımız yılda bir kişinin yaşamını devam ettirebilmesi için sahip olması gereken temel ihtiyaçların bile birer tartışma konusu haline geldiği bugünlerde, insanın karnını doyurabilmesi, barınabilmesi ve bunlar için sistemin şart düştüğü gerekli parayı kazanabilmesi için bir işe ihtiyacının olduğu bir gerçektir. LGBTİ+’lar için küçük yaşlarda başlayabilen bu zorunlu ihtiyaçları karşılama mücadelesi yıllar içinde görünürlük kazanan ve aktivizmi yürütülen bir alan olması nedeniyle de sosyal hizmete dair bir çalışma alanıdır.

Ülkemizde toplumsal bilinçaltı ve bellekle birlikte yıllardan yıllara aktarılan ahlak, gelenek görenek, namus, kültür gibi kodların yürütülen politikalarla desteklenmesi sonucunda LGBTİ+’ları toplum içinde sürekli olarak dışlanan, ayrımcılığa uğrayan ve hakları gasp edilen bir grup olarak görüyoruz. Cinsiyet ifadeleri nedeniyle küçük yaşta akran zorbalığı ve aile şiddeti ile başlayabilen hayatta kalma mücadeleleri, kişiler hayatlarına tek başına devam edebilme şansını yakaladığı andan itibaren temel ihtiyaçları karşılama telaşı ile başlayıp hayal ettikleri hayata sahip olmak için verdikleri bir ölüm kalım savaşına dönüşebiliyor. Hayatlarına tek başına devam etme şansını yakalayabilen ile anlatmak istediğim ise herkesin bu kadar şanslı olamaması, çünkü aslında LGBTİ+’lar ve özellikle de translar bu ülkede hala en temel hak olan yaşama hakları için mücadele veriyorlar. Evet hala öldürüyorlar, öldürülüyoruz. 

Artık Herkes Trv

Yazının bundan sonraki kısmına, Türkiye’nin ilk ve tek trans öz örgütü olan Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği’nin alevi, kürt ve trans sosyal hizmet uzmanı olarak devam edeceğim. 

Travesti, tro, trans, dönme, orospu, ahaksız, sapkın, günahkâr ve daha sayılamayacak birçok isimle çağrıldı translar. Kimi zaman travesti terörü ile dehşet saçarken gördük onları televizyonlarda kimi zaman bir şarkıcı kimi zamansa gösteri dünyasının bir parçası olarak. Evlerimizde televizyon başında birilerini ve birilerinin başına gelenleri izlerken sorun etmedik ama kendi çevremizden birilerine de konduramadık böyle olmayı. Sanki hep televizyonlarda olurdu böyle şeyler ve sanki hepimiz öyle bir yolu tercih etmeyecek kadar akıllıydık ve normal. 

El âlem ne der korkusu ve endişesi yüzünden kaç tane yaşam kendi hayalleri peşinden koşamadan bu dünyadan ayrıldı, sayısını bilmiyoruz. Tek bildiğimiz her gün sayının biraz daha artması. Bütün bunları yaşamamak için sürekli olarak üst akılların bizlere verdiği tavsiye; “normal olmak”. Özellikle iş translar olduğunda o da herkes gibi okuluna gitsin, bir iş bulsun çalışsın kim ona karışıyor, evinde istediğini yapsın niteliğindeki orijinal ve daha önce hiç duyulmamış fikirler ışığında size bir transın ortalama yaşam mücadelesine konu olan şeylerden kısaca bahsetmek isterim. 

Eğitim almak başlı başına bir sorun. İkili cinsiyet sisteminin hayatın her alanında karşımıza çıkması okulda diğer kadınlar ya da erkekler gibi olmama haliyle başlayıp büyük bir şiddet döngüsü halini alabiliyor. Eğitim hayatı yarıda kalan birçok kişinin, ailede gördükleri baskı ve şiddetle birlikte ya evi terk ettiklerini ya da buna zorlandıklarını görüyoruz, çünkü bir sonraki adım kişinin hayatından olması. Lisans diplomasına ihtiyaç duyacağınız birçok alanda artık çalışamaz hale geliyorsunuz. Hizmet sektöründeki iş arama denemeleriniz, yeterince kadın ya da yeterince erkek olmadığınız ve sapkın olarak nitelendirilen gruba ait bazı ipuçları veriyor olmanız nedeniyle çalışmak için diplomaya ihtiyaç duymadığınız alanlarda bile bir hüsranla sonuçlanıyor. İş bulabilen küçük bir azınlığa dahil olma şansınızı ise sigortasız ve fazla mesai saatleri ile cezalandırıldığınız ezici bir fırsatın kapısı takip ediyor, uğradığınız taciz ise ses çıkarmamak zorunda olduğunuz sessiz bir sinemaya dönüşüyor. Hasta olduğunuzda hastaneye gidemiyorsunuz çünkü doktorundan hemşiresine, temizlik görevlisinden güvenliğine, hasta bakıcısından diğer hastalara kadar uzanan geniş bir yelpazede şiddete uğruyorsunuz, bundan sonra hasta olduğunuzda doktora gitmeden evinizde iyileşmeye çalışıyorsunuz, o da bir ev bulabilecek kadar şanslıysanız. Ev sahipleri sırf siz trans olduğunuz için dairenin bulunduğu apartmanı, bir aile apartmanı olarak tanımlıyor ve toplumun en küçük yapı taşı olan bireyin oluşturduğu yapma bir kurumun parçası görmediği için sizi, evini vermiyor çünkü siz aileden ne anlarsınız? Bir başkası apartmanda yaşayanları umursamıyor, alacağı paraya bakıyor ve başkasına iki olan kiralık evi size beşe veriyor. Tam ev buldum her şeye rağmen diye sevinirken aradan geçen zamanda binada imza toplanıyor ve evden atılıyorsunuz. Tabii o sırada eve çıkmak için gereken parayı nasıl ve ne şekilde bir araya getirdiğiniz kimsenin umurunda değil, çünkü sen zaten başına gelen her şeyi hak ediyorsun ve hayatta olup olmamanla ilgili kimsenin bir derdi yok. Hayatınızı idame ettirmek ve yaşayabilmek için size toplumun açtığı tek yoldan ilerleyip herkesin lanetlediği ama altın işlemelerle ve tarihsel motiflerle bezenmiş kemerli büyük bir kapıdan geçip seks işçiliği yapmaya başlıyorsunuz. Tebrikler, artık aynı zamanda namussuz ve asla birlikte olunamayacak bir orospusunuz. İnsanlar size her şeyi yapabileceklerini düşünüyor, Neden? Çünkü travestisin. Şiddete uğramayı, gaspa uğramayı, tecavüze uğramayı ve ölmeyi hak ediyorsun. Bunlar başına geldiğinde ve hakkını aramak istediğinde ya da artık sen aramızda yoksan ve senin yerine bacıların olarak hakkını aramak istediğimizde adaletin seni suçlu bulduğunu görüyorsun, görüyoruz. Bütün bunları yaşamamak için toplumun ve devletin senden beklediği şeyse makbul olman. Çok sesini çıkarmayan, verilenle yetinen, norm olarak kabul edilen, ahlak kurallarına uyan, çıkıntılık yapmayan birisi olursan sana daha rahat yaşayabileceğin bir ihtimalin penceresini aralıyorlar ama görüyorsunuz ki bu kısır bir döngü çünkü o biraz önce sözünü ettiğim cafcaflı kapı nedeniyle çıkan cereyanda kalıp çarpılabilirsiniz. Bunlardan başka örnek yok mu? Tabii ki var ama sonucu değişmiyor. Yakın dönemde bir çoklarımız, kamusal alan haline gelen sosyal medya aracılığı ile Dr.Larin Kayataş’ın hukuksuz bir şekilde genel ahlaka uymayan davranışları nedeniyle nasıl memuriyetten men edilip işine son verildiğine tanık olduk. Bütün zorluklara göğüs geren, toplumun ve devletin ona çizdiği kadere boyun eğmeyip doktor olmuş bir kadını nasıl da düşmanlık ederek hayatın dışına ittiklerini gördük. Normal olmanın sınırlarını başkaları çizince o normalin sınırlarının kimin iki dudağının arasından çıkan yapış yapış kelimelerle değişiklik göstereceğini de elbette bilemiyoruz. Bunların yanında bütün bu kötülükleri yaşamadan hayatına devam etmeyi başarabilen translar yok mu? Elbette var. Denk geldikçe hikayelerini ya birinci ağızdan ya da kulaktan kulağa fısıltı gazetesi ile öğrenebiliyoruz ama neredeler ne yapıyorlar sorularına verebilecek cevaplarımız yok ne yazık ki çünkü elde ettikleri hayatın devamlılığı gizlilikleri ile doğru orantılı bir şekilde ilerliyor. İnsanlar oldukları kişiden utanmaları gerekiyormuş gibi bir hayata mahkûm ediliyorlar. Bizleri bu hayatlara mahkûm edenlerin utanmaları kalmadığı için onlar yerine de biz utanıyoruz.

Yukarda uzundan hallice anlattığım hikâye size şu son dönemde tanıdık geldi mi? Evden çıkamama, evden çıktığında başına bir şey gelebilecek korkusu, uzun süreli evde kalma haliyle ortaya çıkan psikolojik problemler, işinden olma, iş bulamama, sosyal güvencesiz çalışma şartları, her an ölebilme korkusu, yüksek ev fiyatları, ev bulamama, sokakta kalıp parklarda uyuma şeklinde uzayıp giden bu listeden herkesin haberi var artık çünkü bu bir süredir çoğunluğun problemi haline geldi. Düşünsenize bir ömür boyunca translara reva gördüğünüz yaşam şeklini bir pandemi döneminde sadece iki yıl yaşayarak isyan eder hale geldiniz. Konfor alanlarınızdan çıkıp ayrıcalıklarınızdan vazgeçmek zorunda bırakıldınız, hayatın bu kısmının ne kadar zor olduğunu ilk elden deneyimleyerek öğrendiniz. Bir transın pratiklerini yaşamanın kendinizi onun yerine koymakla aynı olmadığının elbette farkındayım. En nihayetinde sokağa çıkma yasakları kalktığında derin bir nefes almak için sokağa özgürce çıktığınızda biz translar bunun için birden fazla kez düşünmeye devam ettik, çünkü bizleri eve kapanmaya zorlayan zihniyet dünyayı saran virüsle aynı ölçüde gücünü yitirmedi. Nedenler başka sonuçlar aynı gibi görünse de bunca yıl birlikte mücadele etmeye çağırdığımız heteropatriyarka ve erkek egemen sistemin varlığının sonuçları size değmeye başladı, çünkü sıra size gelene kadar sustunuz. Gerçi şu anda da bunlar üzerine düşünüp konuştuğunuza olan inancım bütün olayları sosyal hizmet ile bağladığıma olan inancım kadar muğlak. 

Hatırlarsanız sağlıklı olmanın bütünsel bir iyilik hali ile nasıl bir bağlantı içinde olduğunu ve iç içe geçtiğinden bahsetmiştim. Sağlıklı olma hali bir bütündür ve birbirinden bağımsız düşünmek yanlış olacaktır. Bütün bunlar ışığında transların hayat içerisinde var olabilmek için verdiği mücadele, ayrıcalıklı olan avantajlı gruptan ne kadar da farklı olduğunu ortaya net bir şekilde koyuyor. Bütün bu şartlar altında bir sosyal hizmet uzmanı olarak bana müracaat eden bir transa hatta bir LGBTİ+’ya kamunun kaynaklarını kullanmadan kesin olarak yardım edebilmemizin yolu henüz açık değil. Öncelikle bu kaynaklardan herkesin eşit şekilde yararlanabilmesinin önünün açılması gerekiyor. Kanunlarla koruma altına alındığına inandığımız haklarımız artık koruma altında değiller. Yasaları bağımsız bir şekilde uygulayacak kişiler olmadıktan sonra gasp edilen şey haklarımızla birlikte hayatlarımızdır.

Bir sosyal hizmet uzmanı olarak işimi yaparken birçok problemle karşılaşıyorum kamusal kaynakların kullanımı noktasında. Hastanelerdeki cinsiyet uyum süreci prosedürleri, askerlikten muaf olma süreci, devletin sağladığı sosyal yardımlardan faydalanma, sığınma evlerini kullanabilme, eğitime katılma, ev bulma gibi birçok konuda derneğe gelen müracaatlarda çoğu zaman çaresiz kalıyoruz. Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse, kamunun sahip olduğu kadın sığınma evleri ve huzur evlerinin varlığı her zaman translar için büyük bir problem olmuştur. Kişinin kalacak yeri olmadığında ya da şiddet failinden kaçıp sığınacak bir yer aradığında kurumlar kişiyi koruma altına almak yerine kimliğinde yazan cinsiyet hanesine göre muamele yapıyor ve çoğu zaman trans bir kadını kimliğinden trans bir erkeği ise görüntüsünden ötürü kuruma kabul etmiyor. Aynı durumu huzurevlerinde de görmek mümkün. Devlet ve sivil toplum ilişkisindeki iyi modellerin örnek alınabileceği senaryoları tercih etmek yerine bu örgütleri öcüleştiren ve ürettikleri sözleri dikkate almayan akıllar nedeniyle insanlar ihtiyaç duydukları yardımlara ulaşamıyorlar. Halbuki sosyal hizmet uzmanları halkın yaşadığı problemlere ilk ağızdan şahit olan ve bu problemlere en etkili çözümleri üretebilecek paydaşlardan bir tanesidir.

Geldik

Pandemi nedeniyle ortaya çıkan sosyal ve ekonomik sorunların yarattığı atmosfere eşlik eden sağlık sorunları ile birlikte yaşam pratiklerine göz ucuyla bakma şerefine nail olduğumuz transların, hayatın dışına ne denli itildiğini fark etmemiz ve harekete geçmemiz için gerekli olan farkındalığı ne denli kazanıp kazanmadığımız ve daha birçok şey başka derin tartışmaların konusu. Dünyanın birçok yerinde dezavantajlı gruplar içinde yer alan LGBTİ+’lar pandemi öncesinde olduğu gibi pandemi döneminde de birçok sorunla baş etmek zorunda kaldı. Pandemi öncesinde kaynaklara erişme ve onları kullanma problemi LGBTİ+’lar için pandemi döneminde de artarak devam etti. Düzenli bir geliri olmayan açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşam mücadelesi veren birçok insan devletin açıkladığı kaynaklardan yararlanamazken LGBTİ+’lar da cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği tabanlı ayrımcılıklara uğramaya devam ederek yine ve yeniden bu kaynaklara erişemedi. Son yıllarda özel sektör ve sivil toplum örgütleri tarafından sağlanmaya çalışılan sosyal hizmet destek modelleri yaşanan problemlerde bir tampon bölge oluşturup kişilere güvenilir ve doğru bilgiler ışığında danışmanlık verip takip ve yönlendirme yapsa da makro düzeyde devlet paydaşlı geliştirilecek uygulamalar ve kişilerin haklarını koruyan yasalarla bu yasaları uygulayıcı kişilerin yokluğu sosyal hizmet uzmanlarının müracaatçılarıyla birlikte yürüyecekleri yolun küçük bir kısmını aydınlatacaktır sadece. Bununla birlikte yerel yönetimler bu aydınlatılacak yolun en temel basamaklarından birini oluşturmaktadır. Yerel yönetimlerin kamunun kaynaklarının dağılımındaki eşitliği sağlaması ve buna uygun uygulamalar geliştirmesi her birey için önem teşkil etmektedir. Sosyal hizmet uzmanları tek başlarına kişilerin sorunlarına kesin çözüm bulabilecekleri gibi karşılaştıkları problemin derinliği ve büyüklüğü, kamusal kaynakların kullanımının adil ve eşit bir şekilde kullanılmasına yönelik düzenlenmeler yapılmadığı müddetçe ne yazık ki mümkün olmayacaktır. Hem sosyal hizmet uzmanları hem de devletin kişilere kendi ideolojilerinden bağımsız bir şekilde sunması gereken hizmetlerin önemi pandemi gibi kriz dönemlerinde daha hissedilir bir hale geliyor.

Kendi varlıklarına, olunmaması gereken şey gözüyle baktıkları kişiler üzerinden meşruiyet kazandırma çabası bir an önce bir kenara bırakılmalı ve toplumu oluşturan gruplar arasındaki uçurum daha fazla derinleşmeden toplumsal barış sağlanmalıdır. Birlikte yaşam pratiklerinin yolu hep birlikte aranmalıdır.

*Bu yazı, Avrupa Birliği'nin desteklediği Eşit Haklar için Savunuculuğu Güçlendirme Projesi kapsamında hazırlanmıştır. Bu durum, yazının içeriğinin AB'nin resmi görüşünü yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: insan hakları, sosyal hizmet
bülten