13/01/2023 | Yazar: İrem Yener

İktidarın hedef gösterirken adımızı anabildiği, lezbiyen diyebildiği kürsülerde bizim için ses çıkarmasını beklediğimiz bazı siyasetçilerin suskunluğunu kabullenemiyorum.

Paramparça bir sapkın (!) Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Bu yazıya kaç defa başladığımı, kaç defa kapsamını ve içeriğini değiştirdiğimi hatırlamıyorum. Aslında Anayasa değişikliği teklifini ve yaratabileceği sorunları anlatacaktım. Önce teklifin içeriğini görmeyi bekledim, sonra içerik değerlendirmesi yaptım. Türkiye İşçi Partisi hariç meclisteki siyasi partilerden hiçbiri açık ve net bir şekilde hayır demedi, bir de ona değindim. Yazı sürekli değişti ve olmadı, bir şeye benzemedi. Ama ben bir noktada bütün bunların hiçbir önemi yokmuş gibi hissetmeye başladım. Sebebine yazının devamında değineceğim.

Bir süredir hem kadınlar hem LGBTİ+’lar varlıklarıyla, bedenleriyle, hayatlarıyla iktidarın hedefindeler. Kadınların bedeni üzerinde tahakküm kurduğu, onları kutsal aile(!) hapishanesine tıktığı ve LGBTİ+ var oluşunu tamamen ortadan kaldırdığı bir biyopolitika peşinde iktidar. Bu politikanın tam karşısında durmasını beklediğimiz siyasi partiler ise çok uzun süre suskun kaldı. Değişiklik meselesinin ortaya çıktığı ilk andan beri kadın ve LGBTİ+ örgütleri, meclisteki siyasi partileri teklife açıktan ve net biçimde hayır demeye çağırıyor. Bu baskı neticesinde de partilerin daha yeni yeni hayır’a yaklaştıklarını görüyoruz.

Bütün ülkeyi etkileyecek bir yasa veya anayasa değişikliği için tabi ki çalışmalar yürütülür, lobicilik faaliyeti yapılır. Bunlar daha önce de yapıldı, yine yapılır. Ama bu faaliyetler sırasında siyasi parti yetkililerine çağrı yapmaya, hem kapalı kapılar ardında hem meclis görüşmelerinde “bakın biz de bu ülkenin vatandaşıyız, sapkın denilenler olarak bu hayatın tam ortasındayız” demeye gerek olmasını hazmedemiyorum. İktidarın hedef gösterirken adımızı anabildiği, lezbiyen diyebildiği kürsülerde bizim için ses çıkarmasını beklediğimiz bazı siyasetçilerin suskunluğunu kabullenemiyorum. Eşit yaşam hakkımızın elimizden alınabilmesinin ve Anayasa tarafından eşit yurttaşlıktan çıkarılma ihtimalimizin, partilerin merkezi yönetim kurullarında tartışılması gereken konular olmasını anlayamıyorum.

Son zamanlarda derneklerin danışma hatlarına gelen soruların şekli ve sayısı kaygı verici. Artık sokağa özgürce çıkamayacağını düşünenler var. Haksız da değiller bu kaygıda, çünkü bazen kanunların değişmesine gerek kalmadan hak kaybı yaşayabilirsiniz. Hukuk sadece infaz rejimi öngörmez, aynı zamanda toplumu şekillendirme işlevi vardır. Bazen bir hakkı tartışmaya açmak dahi o alanda hak kaybı yaşanmasına sebep olur, cezasızlık da bu ihlalleri destekler. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme sürecine giden yolda, henüz tartışmalar sürerken dahi kadına şiddet arttı, kolluk görevlileri keyfi olarak işlem yapmamaya başladı. Bu yüzden Anayasa değişikliği tartışmalarının açılmasına dahi müsaade edilmemesi, tartışmaların herhangi bir yurttaşı incitecek, hak kaybı yaşatacak şekilde yapılmasına izin verilmemesi gerekir.

Gelelim her şeyin önemini kaybettiğini hissettiğim yere; bütün bu süreç yaşanırken ve ben bu yazıyı aralıklarla revize ederken, -bir kadın ve LGBTİ+ olarak- yazıda sürekli varlığımı meşru bir zemine oturtmaya çalıştım. Değişikliğin gerekçesinde sapkın yazmasının nasıl Anayasa’ya, uluslararası sözleşmelere, eşit yurttaşlık ilkesine aykırı olduğunu açıkladım. Bunları yaparken de, arkadaşlarımızla kendi aramızda konuşurken de bunun beni ne kadar üzdüğünü ve kırdığını anlamam biraz vakit aldı.

Ben artık şöyle hukuka aykırı, böyle eşitlik ilkesinin ihlali falan anlatmak da, duymak da istemiyorum. Ben biraz da ne kadar kırgın olduğumu anlatmak istiyorum. Konuşmaya gittiğimiz milletvekillerine, parti yetkililerine var oluşumun meşruluğunu anlatmanın bana ne kadar ağır geldiği göstermek istiyorum. Ben bu ülkede istediğim gibi bir aile kuramadığımı konuşmak istiyorum biraz da.

Bu hareketin içinde var olup mücadele ederken, bizden sonra gelecekler için açılmanın, kendini kabul etmenin, keşfetmenin kolay olduğu, kabul görme kaygısının yaşanmadığı bir ülkenin hayalini kuruyorum, bunun için uğraşıyorum. Bunun mümkün olduğuna da inanıyorum bu arada. Bunca nefretin, görülmemenin ortasında bu hareket içinde tanıdığım onlarca arkadaşıma, birbirimize gösterdiğimiz sevgi ve şefkat için minnettarım. Anayasa da çıkarsalar sapkınsınız diye, yasaklasalar da bizi, biliyorum elbet bu karanlıktan da çıkmanın bir yolunu buluruz, bu karanlıkta birbirimize fener de oluruz. Sadece buna gerek kalmayan bir gelecekte, hayatın ve siyasetin tam ortasında var olabilmeyi istiyorum.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: insan hakları, nefret suçları, aile, siyaset, anayasa
nefret