12/08/2013 | Yazar: Rahmi Öğdül

İşi zor iktidarın. Despotluğunu yasalarla pekiştirse de artık cepheden yakışıklı pozlarını hayranlıkla seyredecek devinimsiz bir kitle yok karşısında.

“Benim gösterdiğim şeye, benim istediğim açıdan bakacaksınız” diyor iktidar. Yandaş medya iktidarın gösterdiği şeyi, onun istediği açıdan, manşetten RT-Ediyor, yani yeniden Tweet ediyor durmadan. Hareketsiz bir kameranın karşısında havalı pozlar veriyor. Kendini merkeze yerleştirdiğini düşünen iktidar hayatı da bu merkezden yeniden örgütleyebileceği sanısına kapılsa da çağımızın çok merkezli, devingen, ele avuca sığmaz bakışı, bozuyor tüm fiyakasını. Yasaklara rağmen tribünler iktidarın tüylerini diken diken eden sloganları haykırıyor. 

İşi zor iktidarın. Despotluğunu yasalarla pekiştirse de artık cepheden yakışıklı pozlarını hayranlıkla seyredecek devinimsiz bir kitle yok karşısında. Devinimsiz bir kitlenin kendisini hep cepheden seyredeceğini düşünerek pozlar verdikçe, ters açıdan bakıldığında komik duruma düşüyor. Kitle durmadan hareket ederek iktidarın en olmadık yerlerini çok farklı açılardan görebiliyor. Bir zamanlar heykel gibi cepheden görülecek pozlar vermek işe yarıyordu belki; izleyicinin kendisini bir heykelin karşısında sabitleyip hayranlıkla izlediği zamanlardı. Michelangelo, 1504 yılında İncil kahramanı Davut’un heykelini yaparken ön cepheden bakılmak üzere tasarlamıştı büyük ölçüde. Karşısında kendini sabitleyerek kahramanı hayranlıkla seyredecek bir kitleye göre biçimlendirmişti heykelini. Oysa çok değil, bir yüzyıl sonra devingen bir kitleyi hesaba katan Bernini 1624 yılında aynı kahramanı çoklu bakışın çoklu algısına teslim ediyordu. Davut’un barok heykeli artık sabit izleyicinin sabit bakışına göre biçimlenmemiştir; hareket ettikçe farklı bir görünüme bürünen, açı değiştikçe tuhaf şekilde bükülen bir kahramanla karşılaşır izleyiciler.

Modern heykelin önemli isimlerinden Constantin Brancusi ise Rönesans’ın sabit izleyicisini yeniden yaratmak için olsa gerek, heykellerini kendi çektiği fotoğraflarla, kendi seçtiği açıdan göstermek çabası içindedir. Fallik heykelinin fotoğrafını ‘Brancusi’nin Kendi Bakış Açısından Prenses X’ (1917) başlığı ile yayınlamıştı. İktidarın tavrını andırıyor bu çabası. Ama artık bu çabanın boş olduğunu biliyoruz. İktidar “dik dur eğilme” korkusuyla ön cepheden poz verirken, başka açılardan bakıldığında ciddi iktidar sorunları yaşayan bir fallik nesneyle karşılaşıyoruz, Brancusi’nin heykelinin dik durmayı başardığı pek söylenemez.  Yolları çatallanan, çok merkezli bir bakış labirentinde nesneleri artık istediğimiz açıdan, istediğimiz pozisyonda göstermeyi pek başaramıyoruz.
 
“Bizler için gerçeklik daha çok, birbiriyle rekabet halindeki ve merkezi bir eşgüdümü olmayan kitle iletişim araçları tarafından dolayıma sokulan bir imgeler, yorumlar ve yeniden inşalar çokluğunun kesişmesinin ve kirlenmenin sonucudur” diyor Vattimo (Şeffaf Toplum, Say Yayınları). Bu iletişim ortamı bir labirenti andırıyor. Yolları durmadan çatallanan ve çok merkezli bir labirent. Bu iletişim labirentinde artık nesneleri ve gerçekliği sabitlemek mümkün değil. İstediğimiz kadar aynanın karşısında en yakışıklı pozumuza çalışsak da labirentin çoklu bakışı büküveriyor bizi. En olmadık açıdan tuhaf perspektiflere maruz kalıyoruz.

İç içe geçmiş çemberlerden oluşan, klasik tek merkezli labirentin merkezini ele geçirip hayatı yeniden tek merkezden örgütleyeceğini düşünenler, hâlâ çizgisel perspektifin ön cepheden görünümüne sığınıyorlar. Karmaşık bir labirentin içinde durmadan hareket eden bir izlerkitlenin, nesneleri ön cepheden gösteren merkezi perspektifi çökertmesiyle iktidar tüm çarpıklığıyla çırılçıplak duruyor ortada. Poz vermenin cazibesine kapılmamak lazım.

Etiketler: kültür sanat