28/05/2021 | Yazar: Aslı Alpar

Pandemi döneminde, kamu temsilcileri yalnızca kadın ve LGBTİ+’lara yönelik nefret söylemi üretmekle kalmamış ekonominin içinde bulunduğu krizi de derinleştirdi.

Queer ekonomi 101: Analarımızın, nenelerimizin görmediği bir kriz! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Fotoğraf

Bir yandan pandemi, bir yanda sokağa çıkma kısıtlamaları bir yandan devlet-mafya hesaplaşmasının YouTube üzerinden soluksuz takip edilen gündemi… Kimsenin ekonomi konuşacak, dinleyecek hali yok. Ama Hades’in bekçisi Kerberos misali etrafımızı saran bu üç gündem de eninde sonunda ekonomik krizle ilgili…

İktisatçılar içinde bulunduğumuz dönemi “babalarımızın, dedelerimizin görmediği bir kriz” olarak tanımlarken biz de şöyle diyelim; analarımızın, nenelerimizin, büyük büyük queerlerimizin görmediği bir krizin içindeyiz.

İlk bölümde söylemiştim, yeniden söyleyeyim; bu yazı dizisine başlama sebebim ekonominin sadece cishet erkekler arasında konuşulan ve onun ölçütlerinin, göstergelerin yorumlarının bile kadınlar ve queerler yokmuş gibi ele alınmasına bir tepki. Hal böyle olunca, dedim, sen yaz kızım.

Allahım, kriz!

Gelelim konumuza: Ekonomik kriz.

Kapitalizm krizlerle hayatta kalan bir sistem. Tüm dünyayı saran 2008 ekonomik krizinde serbest piyasaya bağlılık yemini etmiş iktisatçıların Karl Marks’ın ismini sıkça anmasına sebep olan mesele buydu. Yani yanlış enstrümanlar kullanıldığı için krizler yaşanmıyordu, serbest piyasanın kendisi krizlere ihtiyaç duyuyordu. Elbette bu krizlerden kapitalizm yani büyük şirketler hayatta kalıyor ancak krizin faturasını da işçi sınıfı ödüyordu.

Malumunuz işçi sınıfı dediğimizde kadınların ve LGBTİ+’ların olmadığı bir evren varsayılır. Oysa kadınlar ve LGBTİ+ işçiler ekonomik krizin bedelini toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dair önyargılar nedeniyle çok daha ağır öder.

Para bitti!

Peki, şu an durum ne?

Türkiye 2018’de başlayan ağır bir döviz ve borç krizi içinde. Türk lirasının rekor denecek değer kaybına, yüksek enflasyon ve cari açık (ayrıca konuşacağız) eşlik ediyor.

Regl ürünlerinden, hormon ilaçlarına en temel ihtiyaçlarımızı bile yurtdışından satın aldığımız gerçeğinin yanına dolar kurundaki yükselişi de ekleyelim: 1 Ocak 2018 tarihinde 1 Dolar 3.78 TL’yken yazının yazıldığı bugün 8,54 TL. Görevinden affı kabul edilen eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın “Dolarla maaş almıyorsanız, sorun yok” sözlerine burada bir defa daha acı acı gülebiliriz.

Türkiye’nin dış borcunun 2020 sonu itibariyle 450 milyar dolar, Merkez Bankası negatif rezervlerinin eksi 43,2 milyar dolar  olduğunu da hatırlatalım.

Yapısal reform bizi kesmez anam

Tüm bunları birlikte düşündüğümüzde görüyoruz ki pandemi döneminde, kamu temsilcileri yalnızca kadın ve LGBTİ+’lara yönelik nefret söylemi üretmekle kalmadı ekonominin içinde bulunduğu krizi de derinleştirdi. İnsan ve hayvan hakları karnesindeki kırıklar ekonomi karnesine de yansımış çünkü ekonomi politikayla birbirinden ayrılamıyor…

Uzatmayayım, içinde bulunduğumuz ekonomik krize, ekonomiyi politikadan ayırarak çözüm bulmaya çalışan iktisatçılar yapısal reformlar önerirken ekonomiyi politikayla birlikte değerlendirenler ise yapısal reformların dahi işe yaramayabileceğini, acilen her kurumda demokratikleşmeye gidilmesi gerektiğini yazıyorlar.

Kapitalizmin ekonomik krizlere ihtiyaç duyan yapısını hatırladığımızda, bu sistemde insanları açlık ve yoksulluğa mahkûm eden krizlerin ortadan kalkmayacağını söyleyebiliriz. Bu şu anlama da geliyor, iktidarların ekonomik krizlerle “mücadelesi” de olası toplumsal hareketleri önlemek adına kadınların, LGBTİ+’ların, işçilerin taleplerini yok saymak ve onların üzerine kolluğu salmak olarak süregidecek.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: yaşam