02/09/2010 | Yazar:

Başta 12 Eylül’de yapılacak referandumun darbe anayasasını defetme referandumu olmadığını belirtmek lazım.

Başta 12 Eylül’de yapılacak referandumun darbe anayasasını defetme referandumu olmadığını belirtmek lazım. “Çünkü” bağlacıyla onlarca sebep sayabiliriz: RTÜK, HSYK, YÖK bunlardan bir kaçı. İşçi sınıfı hareketinin yükseldiği dönemde, temelde bu hareketi köreltmek için yapılan darbede vücut bulan tüm işçi düşmanı maddelerin durması sebeplerden diğeri. On yıllardır süren Kürt sorunu ile ilgili bir çözüm var mı? Yok. Yani darbe anayasasının temel aldığı, emekçi karşıtlığı ve tek tipçi, tek milletçi noktalar canlı kanlı duruyor. AKP'nin 12 Eylül Anayasası'na elveda söylemlerini süslediği tek şey, HSYK ve Anayasa Mahkemesindeki değişiklik. Ya da onların deyimiyle “demokratikleşme”. Ama demokratikleşmenin tanımı en basit haliyle evrenseldir. Kurum düzeyinde demokrasi, anatomik olarak farklı yüzlerin veya kısıtlı bir şekilde kişi sayısının artması değildir. Madem demokratikleşmek istiyoruz, buyrun yüzde 10 barajından başlayalım. Bugün HSYK'nın üye sayısının artırılması, TSK/AKP emrindeki/yönetimindeki farklı mevkilerden kafaların olması demokratikleştiğimizi göstermez, sadece fazla iş gücü demektir. Hatta bizim açımızdan tam manasıyla niteliksiz iş gücüdür. Yarın MHP, CHP gibi sistem partileri de bu imkanı yakaladığı anda kaçırmayacaklardır.

İşte tam bu noktada; Anayasa değişikliğini samimi bulmuyoruz derken, bu ayrıntıları ifşa etmek gerekir. Bizim derdimiz AKP, MHP, CHP ve türevindeki bir parti ile değil. Derdimiz; etnik, inançsal, cinsel farklılıklar çerçevesinden bakmayan akıllarla. Derdimiz üretenlerin değil, patronların iktidarını düşünenlerle. Peki soralım, “Bu değişikliklerle mevcut Anayasa,12 Eylül Anayasasını ortadan kaldırıp, emek eksenli, demokratik bir anayasa haline mi geliyor?” Hayır. Birileri kendilerince bir öneri sunup, kabul ya da reddetmemizi istiyor. Öyle bir atmosfer yaratılıyor ki; sanki “Hayır” diyenler Türkiye'nin önünü kapıyor. “Hayır” diyenler çok marjinaller. Ya da orducular. Tartışmamız bu boyutta. Çünkü mevcut muhalefet de ortada. Hakim medyaya boy boy demeç verenler de abuk bir yerden “Hayır” diyorlar. Şu aralar eski solcu, eski mapus yatanlar, eski komünistlerin “Evet”çi olması da haber niteliğinde. İnsanın köpeği ısırması haberi gibi haberler. Nereye hizmet ettiği aşikardır. Dikkat ederseniz, eski solcu “Evet”çilerin hepsi örgütsüz, örgütlenme bilincinden uzaklaşmış savrulmuş insanlar. Ya da orda burda yazan yeni türemiş, AKP'li solcu söylemlerindeki liberallere bakalım, kendi örgütlenme beceriksizlikleri ve kendi tahayyülünü oluşturma yeteneksizliklerinden “Evet”e mahkum oluyorlar. Tüm iktidarların korktuğu ana mesele, “örgütlülük”tür. Bugün yanlış bir yerden “Hayır” deseler de CHP ve MHP’nin sesinin duyulmasının nedeni, örgütlü yapılar olmalarıdır.
 
Diğer taraftan, örgütlenilen bir “Boykot” seçeneği var. Parlamenter sistemde direkt bir etkisi olmasa da, bugün çoğu “anti-darbeci” ve “sol-sosyalist” “Hayır”cıların Kürt Hareketi kadar örgütlülüğü olsa, eminim “Boykot” onlar için de kaçırılmaz bir seçenekti. Ne yazık ki, örgütlü değiller. Ama özelikle bölgede “Boykot” kararı etkili ve örgütlü bir şekilde sürdürülüyor. Türkiye’nin on yıllardır en önemli mevzularından biri olan Kürt sorununun, anayasa değişiklikleri kapsamında olmaması dolayısıyla, bu anayasanın Kürtleri dışlayan bir anayasa olduğu aşikardır. Böylece Kürtler de, “Peki, madem bizim anayasamız değil, oylamıyoruz” deme hakkına pek tabii sahipler. İşte bu noktada korkulan ise, özelikle “Demokratik Özerklik”in gündemleştiği bu dönemde Kürt illerinde “Boykot” oranının hayli yüksek çıkmasıdır. Aslında bu sonuç Kürtlerin bu anayasayı reddettiğinin, kale bile almadığının göstergesi olacaktır. Kürt hareketinin gücünün göstergesi, referandum içinde referandumdur. Halk BDP’nin anayasa önerilerine oyunu vermiş demektir. Kürt halkı kendi anayasasını oylamış demektir. İşte o zaman, birileri için “tehlike” çanları çalarken, Türkiye için de “barış” zılgıtları çalacaktır.
 
LGBTT bireyler açısından aslında çok da konuşulacak bir şey yok zaten. Hükümetin de gündeminde değil, muhalefetin de, hakim medyanın da. LGBTT bireylerin oylarında tabii ki, LGBTT hakları önemli iken, demokratikleştiğimizin, özgürleştiğimizin kanıtı olarak gösterilen gerekçelerin bile gerçekçi olmadığı bir politik arena, LGBTT politikası hattından ne kadar da uzak bir yerden konuştuğumuzu gösteriyor sanırım.
 
Yani diyeceğim şu ki; ana mesele ne kadar örgütlüysen o kadar politik olarak etkinsin. Oylamaya sunulan anayasanın farklılıkların ve üretenlerin çerçevesinden bir anayasa olmadığının ifşasını yapan bir “Hayır” anlamlı iken, özellikleKürt bölgesindeki “Boykot” da oldukça anlamlıdır.
 

Etiketler: insan hakları, sivil anayasa
bülten