05/01/2011 | Yazar: Burika Tutu

Bir Türkiyeli olarak 4 yıldır bu soruya gönül rahatlatıcı bir cevap vermiş değilim. Gerçi gönül rahatlatmak da denemez ya.

Bir Türkiyeli olarak 4 yıldır bu soruya gönül rahatlatıcı bir cevap vermiş değilim. Gerçi gönül rahatlatmak da denemez ya. Biz her duruşmada, mahkeme kapısında duran, ellerinde siyah pankartlar olan ve davayı takip eden tanıklarız, tarihsel süreç içinde de sanıklarız.
 
Evet bir dönem ciddi olarak Yasin ismimi sildirmeyi düşündüm. Hatta yazı yolladığım bir çok yerden kaldırılmasını istedim. Bir katilden çocuk yaratan -afedersiniz sürçü lisan ettim-, bir çocuktan ''kahraman'' yaratan zihniyetin tel maşasıyla aynı ismi kullanmak beni biraz daha sanık koltuğuna itiyordu. Sonra düşündüm de bu yazıyı Burak Yasin Tunçlar olarak yazmalıyım dedim. Ben tanıkların tel maşası olmaktan ne hissederim bilmiyorum. Sevinmeli miyim tanık olmaya?

Garip bir çocuk Türkiye, sürekli birşeyler almak isteyen, hiç paylaşmak nedir bilmeyen. Kardak denen ot bitmeyen yosun tabakası için bile kan dökmek isteyen. Ama veremiyoruz işte birşey. Sabiha Gökçe'ni veremiyoruz sınırın öbür tarafına misal. Ve hatta Sabiha Gökçe'nin Ermeni olduğunu söyleyenlere bizzat ülkemizin dayanağı olan dünyanın en güçlü ordularından biri olan ve artık cephanesi sığmadı için Poyrazköy , Ümraniye gibi cephaneler oluşturan T.S.K'dan şöyle bir açıklama geliyor; ''Bir iddiayı, milli duygu ve değerleri de kötüye kullanarak bu şekilde yayımlamanın habercilik olarak nitelendirilmesini kabul etmek mümkün değildir. Ulusal birlik ve beraberliğimizin en güçlü olması gereken bu dönemde milli birlik ve beraberliğimize ve milli değerlerimize yönelik bu tip yayımların ne amaçla yapıldığı Türk toplumunun büyük bir kesimince artık anlaşılmakta ve endişe ile izlenmektedir''. Merak ettiğim birşey daha var; bu dört sene içinde endişe ile izleyenler değişti mi yoksa biz hep ''endişeyle'' bakılan taraf mıyız?

Tabi sonrasında ben haksız çıktım, devletim şefkatini gösterdi, kedi gibi başını okşadı filan diyecektim de bu ülkede yaşayanların bu kadar güzel ''rüyalar'' da göreceğini düşünmüyorum. Gazetecilerine en çok dava açan ülke olma konusunda rekora gittimiz zamanlarda bir Ermeni belirdi adliye koridorlarında. Tabi öyle elini kolunu sallayarak girer mi? O ''Yeniden Asalacı''ya bir bozuk para, bir kalem fırlatmak için sıraya girdiler. Tabi tükürükleri de unutmamalı. Burdan nasıl mı çıktı dersiniz? Bir polis arabasının içinde!

Daha sonrası da var tabi, vakti zamanında kol kola girip ''Gerekirse silahlı mücadele ederiz'' diyen ''Yurtseverler''den sadece bir grup Agos'un önüne geldi. Bu grubun başındaki kişi şu an İşçi Partili olan ve Silivri'de yatmakta olan Levent Temiz'den başkası değildi. ''Bir gece ansızın gelebiliriz'' dediler önce, daha sonra ''Kahrolsun Asala''… Tabi bir diğer Silivri yoldaşı yetişti Temiz'in yanına. Asılsız Ermeni İddialarıyla Mücadele Federasyonu olarak geçen ve içinde Kemal Kerinçsiz'in de bulundu grup bu sefer ''Ya sev ya terket!'' dedi. Yeter miydi bu Ermeniye bunlar?Yok, Biz de isterük! Şimdilerde Aydınlık dergisinde öve öve bitirilemeyen Yeniçağ gazetesi ''Ermeniye Bak'' dedi. Sanki birileri yavaş yavaş gez-göz-arpacığın yerini göstermeye başlamıştı. Daha sonralarında "Elbette bu bir soykırımdır diyorum.  Çünkü sonuç kendisini zaten tanımlıyor ve adını koyuyor. Dört bindir yıldır bu topraklarda yaşayan bir halkın bu olanlarla birlikte artık ortadan yok olduğunu görüyorsunuz" dediği için TCK-301'e göre Türklüğü aşağıladığı iddia edildi. Bu arada Arat Dink, Sarkis Seropyan’a dava açıldı. Kambersiz düğün olmaz birde Hrant Dink eklendi. Unutmadan Yeniçağ gazetesi sadece uyarıldı bu manşetten dolayı.

Az laf çok iş teorisi bu cinayette uygulanmadı. Daha çok az iş oldukça laf kullanıldı. Artık gereken yapılmalıydı. Bu Ermeni öldürülmeliydi. Öyle de oldu, 19 Ocak 2007 Cuma günü saat 15:00 sıralarında uğradığı silahlı saldırı sonucu eylem ''başarıya'' ulaştı. Birşeyler oldu katil ortaya çıktı, sonra arkadaşlarıyla İstanbul'a gittiğini söylediği ihbar tutanağının tarihi 9 gün sonrası olarak yazıldı. Bu ihbar dava dosyasında yok! Şimşek ve Şahin'in dava dosyasından çıktı. Gariptir olsun, kafaya takmayalım ilahi adalet, ilahi komedya'ya daha dönüşmedi bile.

Sonra bu ''kahraman'' Türk bayrağı önünde pozlar verdi. Üstüne bu olayı destanlaşması gerektini düşünenler ona ve yaptığı olaya yakışır kahramanlık türküsü yazdı. Olayımızın kahramını Hrant Dink'in yazılarını internette okumuş ve cinayeti tek başına planladını söylemiş. Gariptir daha sonra Trabzon'da atış talimi yapıldığını, 10 kişi arasından seçildini anlattı. İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, cinayetin herhangi bir siyasi boyutu ve örgüt bağlantısının bulunmadığını suikastın milliyetçi duygularla düzenlendiğini açıkladı. Ama Hrant'ı hedef gösterenler nedense şu an bir örgütün üyeleri olarak yargılanıyorlar. Yasin Hayal ve Ogün Samast biraderlerin yaşadığı Pelitli beldesinde jandarma komutanlığınca "sivil kişilere bilgi verilmemesi'' yönünde uyarı anonsu yapıldı. Sanki birşeyler saklanıyor gibiydi.

Hrant Dink'in öldürüleceği ihbarında bulunan "kilit isim" Erhan Tuncel'den aldığı bilgiyi cinayetten tam 11 ay önce İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne ilettiği iddia edildi. Bu sırada ''Orhan Pamuk Akıllı Olsun!'' diye bağrılmaya başlanmıştı. Nedendir yine bilinmez. Doğu Perinçek Ulusal Kanal'da “provakasyona gelmeyin, sokağa çıkmayın” gibi açıklamarda bulunuyordu. Bizler sanırım provakatördük. Afyonkarahisar'da ''Hepimiz Ogün'üz'' diye bağırıp beyaz bereli şov yapılıyordu. BBP Trabzon İl Başkanı Yaşar Cihan polise verdiği ifadede "Onları bu plandan vazgeçirmek istedim ama ulaşamadım" diyordu. Sanırım Yaşar Cihan'ın aklına hiç telefon gelmemişti. Gerçi gelen telefonlar da birşey ifade etmemişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Trabzon Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin delil kararttıkları, kendilerinden bilgi ve belge gizledikleri tespitiyle 11 madde halinde sıraladıkları bulguları, kendi görev alanına girmediği gerekçesiyle Trabzon Cumhuriyet Savcılığı’na gönderdi. Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı'nın İstanbul'a gönderdiği Erhan Tuncel'le ilgili 48 sayfalık raporun imha edildiği ortaya çıktı. “Adalet mülkün temelidir.”

Daha sonraları legal mi illegal mi olduğunu bilmediği bir grup tarafından kumanda edildiğini yazan Yasin Hayal'i teyitler bir telefon görüşmesi kayıtlara geçti. "Bizim arkadaşların işi mi dün zıbartılan adam?" sorusuna evet dendi. Vatansever Kuvvetler Güç Birliği de planın içindeydi.
 
“Zıbartılan adam” hakkında, Tuncay Uzundal savcılığa gönderdiği mektupta ''Kalemini devlet kırdı'' dedi. Adli tıp raporu, Ogün Samast'ın radyolojik incelemede kemik yaşının 19 olduğunu söyleyerek, kararın mahkeme tarafından verilmesini istedi. “Kahramanımız” reşitti artık. TBMM komisyonuna verilen ifadede, Trabzon'dan gelen belgenin, "düşük kodlu" olduğunu söylendi. "Devlet böyle tehdit etmez, yapsa başka türlü yapardı". Akyürek meclis komisyonunda böyle bir kodlama olmadığını söyledi.

Yasin Hayal'in içerde canı sıkılmasın diye devlet onu düşündü. Hatta kısa sürede çıkması için rapor hazırlamaya kalkışcaktı. Sanki “inzivaya çekilsin, ortalık durulsun, o bu sürede tatil yapsın” dercesine bir de babasına ''Yasin bundan sonra daha iyi yaşayacak'' dendi. Alınanlar oldu, tayin edilenlerler, soruşturma açılanlar… Bir askere top atıldı, bir polise. Arada sırada ara pas olarak ''sivil'' toplum örgütlerine. Bu süre zarfı uzadı da uzadı. Soruşturmalar, dosyalar derken Muhsin Yazıcıoğlu da işe karıştı.

Soruşturmalar, dosya istemleri, TBMM derken adeta bir çığlık gibi oldu dava. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Hrant Dink ve öldürülmesinin ardından ailesinin avukatlarının yaptığı beş başvuruyu birleştirerek, değerlendirmeye başladı ve hükümetten cevap bekledi. Bu sırada medar-ı iftiharımız Ogün Samast, önünden geçmekte olan Dink ailesini "Bekleyin, 5 yıl sonra görüşürüz" diyerek tehdit etti. Avukatların talepleri üzerine mahkeme Ogün Samast hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi. Tanık Mesme Havva yine bu duruşmada olay sırasında Ogün Samast'ın yalnız olmadığını söyledi.
 
Gariptir bir çocuktan kahraman yaratan adaletimiz, yine bir ilahi komedyaya imza attı. Sanki terzi artık biraz daha karanlık tarafa ağır basıyordu. Ersin Yolcu ve Ahmet İskender'in tahliyesine karar verdi. 20 sanıklı kumpanya 3 kişilik orta oyununa dönüştü hem de bu 3 kişiden biri daha çocuktu. Özel bir savcı ekibi atanmayacak kadar ''zıbartılmış'' bir adamdı Hrant Dink. Her zaman yağında kavrulan adaletimizin temeli askeriye mi polit mi yoksa bir çocuk muydu bilemedik. 4 sene içinde ne değişti derseniz sanık sandalyesinde oturanlardan başka hiç bir şey, bir de oldukça fazla soruşturma dosyası kağıdı, unutmadan bir de bu hani biz diye bahsettimiz bir grup vardı ya ellerinde siyah pankartlarla bekliyen insanlar. İşte o siyah pankartlardaki sayılar değişti.
 
Ben yine 19 Ocak'ta Agos'un önünde olacağım, yine adalet diyeceğim, yine katili bildiğimi söyleyeceğim.Ve umarım bu rezaletler kumpayası siyah pankartlara 5.senesinde hala adalet istiyoruz diye taşınmayacak. Birgün Ermeniler güzel günler görecekler, Türkler de buna tanık olacak sanıksızın.


Etiketler: insan hakları, nefret suçları
nefret