12/03/2012 | Yazar: Erdal Partog

Anayasanın değişebileceğini düşünen tüm vekiller erkekliğin değişebileceğini düşünmüyor. Asri yasalar değişirken erkekliğin yasası hep hüküm sürüyor.

Erdal Partog | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Erdal Partog
Geçen hafta sonu 4+4+4 eğitim reformu alt komisyonundan geçti. Bu kanun, erkeklik manzaralarının en güzel örneklerinin icra edildiği sırada yine erkeklerin kararı ile geçti. Yani geçen hafta sonu hem kanun geçti hem de erkekliğin ne kadar başarılı bir siyasi manevraya sahip olduğu gözler önüne serildi. Ancak kimse erkeklik manzaralarını nedense görmek istemedi. Oysa kral çıplaktı. Erkekliğin çıplak bir siyasetin amacına dönüştürüldüğünü bir avuç insandan başka da gören olmadı.
 
Çünkü bütün haber kanalları bu haberi iki partinin çekişmesi olarak verdi. Erkekliğin adı bir kez bile geçmedi. Medyada ve siyasette hâkim algı kendi demokrasi anlayışları ile oldukça uygundu. Çünkü AKP ve CHP milletvekilleri birbirlerine girmenin bir hak olduğunu düşünüyordu. Çünkü birileri istiyor diğeri istemiyorsa güçlü olan zorla diğerinin elindeki oyuncağı alır. Bu yüzden hakkın bir erkek tavrı olduğu kesindi. Yani erkeklerin sözlerinin geçerliliği başka erkekler tarafından tehdit edildikleri zaman yaşanan hep kavga olmuş oluyor. Her şey yerini erkeklik tahakkümüne bırakıyor. Bu tarz hâkim erkeklikte söz uçar, küfür ve kaba kuvvet kılırsa haklı yine erkek olur. Sözünü ve düşünceni belirtme erkekliğin bir aracına dönüştürülür.
 
Mecliste yaşanan kavgaya geri dönecek olursak yaşını başını almış adamların dün mecliste erkekliklerini bir güzel konuşturması hiç de şaşırtıcı değildi. Bu kargaşada kimler yoktu ki meclisin neredeyse bütün tanıdık simaları ordaydı. Kimse kavga etmenin ya da bağrışmanın bir erkeklik meselesi olduğunu düşünmüyordu. Çünkü herkes kabahatin kendilerinde değil karşı tarafta olduğunu düşünüyordu. Hal böyle olunca bir kanun tasarısı erkekler için erkeklerin kendi aralarındaki erkeklik yarışına dönüşmüş oldu. Bunu başlatan da Tayyip Erdoğan oldu.
Tayyip Erdoğan bu yasanın mutlaka bir an evvel geçmesi gerektiğini söylediği günden itibaren AKP milletvekilleri başkanlarının bir sözünü iki etmeden öyle de olsa böyle de olsa kanunu komisyondan jet hızıyla geçirmiş oldu. Tayyip Erdoğan bir erkek olarak uzlaşmadan ve karşılıklı konuşmadan yana olmadığı için kanun da yine erkeklerin erkek siyaset anlayışının gölgesinde başarı ile komisyondan geçti.
 
Buradaki dert insanlarla oturup konuşmak değildi. Çünkü erkek siyasetinin ana karakteri ağızlarında çıkan sözün bir erkeklik sözü olduğuna inanmış olmaktan geçiyor. Dediğim dedik çaldığım düdüktür o kadar… Böylece erkek sıkça sözün bittiği yerde sopasını çıkarmaktan çekinmez.
 
Tabii ki siyasi iktidarın bu sopasına ana muhalefet partisinin erkekleri pabuç bırakacak değil ya onlar da bildik erkek uzlaşmazlıkları ile sopalarını göstermiş oldular. Sonuç ne peki bileğine güvenen kazanmış oldu. Kaybeden pehlivan misali ana muhalefet partisi erkekleri rövanş için şimdiden kendilerini hazırlıyorlardır bile.  Siyasette yaşanan bu eşsiz erkeklik manzaraları meclisin demokrasinin değil erkek egemen zihniyetinin talimhanesine dönüştüğünü gösteriyor. 
 
Dünyadaki birçok meclis gibi bizim meclisimiz de erkeklik talimlerinin yapıldığı bir siyasi arenaya dönüşüyor. Soru önergeleri, kanunlar ve tasarılar havada uçuşurken kimse erkekliğin yazılı olmayan tahakkümü için çalışmıyor. Anayasanın değişebileceğini düşünen tüm vekiller erkekliğin değişebileceğini düşünmüyor. Asri yasalar değişirken erkekliğin yasası hep hüküm sürüyor.
Meclis konuşmalarında sürekli sağa sola laf atmalar, birilerinin üzerine yürümeler, bıyık altından gülüşmeler yani erkekliğin tüm performansını TBMM’nde görmek mümkün. Başbakan’ın duruşu ve yürüyüşü, dediği dedik sattığım sattık tavrı erkekliğin en katmerlisi. Bunun yanında CHP Başkan Yardımcısı Muharrem İnce’nin ya da MHP ve BDP meclis başkanlarının sürekli sıralarından bir komutan edasıyla ileri doğru atılmaları meclisin erkeklik açısından zenginliğini gösteriyor. Sadece bunla da kalsa oh diyeceğim kimi feminist ve LGBT oylarını alan Sırırı Süreyya Önder’in bir milletvekilinin üzerine yürüme performansı ise bir nostalji filmindeki erkekliğinin karesi gibi.
 
Belki bunlar gibi daha nice örnekler verilebilir. Ancak derdimiz örnekten çok meclisteki erkeklerin sokaktaki erkeklerden farklı olmadığına vurgu yapmak. Erkekliği siyasi bir iktidar olmasına rağmen işleri siyaset olanların bunu okuyamamasına, demokrasinin zayıf halkası olan erkekliğin her şeyi bulandırmasına şaşmıyoruz. Erkekliğin siyasetin üstünde demoklesin kılıcı olarak dolaştığına da.
 
Uzlaşmak yerine bileğinin gücüne inanmış erkeklerin kuruduğu partiler yine siyaseti de erkeklik ile biçimlendirmişlerdir. Erkeklikleri üzerine konuşamayan siyasetçiler halk için çıkaracakları yasalar üzerinde uzlaşması ise neredeyse imkânsız görünüyor. Çünkü erkeklik kendini ispat etmek için başka bir erkekliği alt etmek üzerine kurulmuş maalesef. Bu erkek aklı ister istemez bizim siyasilerimizin siyaseti nasıl algıladıklarının da bir göstergesi olmuş oluyor. Sağcısından solcusuna meclis altında erkeklerin uzlaştıkları tek şey erkeklikleri maalesef.  Ancak bu uzlaşma hegemonik bir tekel anlayışı ile monarşik bir tavır aynı zamanda. Ortak erkekliğin monarşisi. Hal böyle olunca erkeklik de siyasetin ana omurgası olmuş oluyor.
 
Siyaset öylesine monarşik bir erkek tahakkümüne tabii ki siyasette yer almak isteyen kadınları da kendilerine benzetmek konusunda oldukça ustalaşmış durumda. Bunun en bilindik örneği eski başbakan Tansu Çiller’dir. Çiller kaldığı kısa dönem iktidarında toplumsal erkekliği siyasi olarak kullanmış erkekliğin meşruiyetini bir kadın olarak bir kez daha perçinlemiştir. Özellikle savaş ve şiddet merakı onu erkeklerin gözünde bir kahramana bile dönüştürebilmiştir.
 
Geçmişin asker kökenli vekillerinden bugün İslam ya da Kemalist kökenli vekillere geçmiş olsak da erkekliğin dilinin ve tavrının değişmediğini görüyoruz. İster Atatürkçü ister İslamcı isterse liberal olsun erkekliğin siyasette hiç sorgulanmayan bilakis sanki hepsi bir ağzından yemin etmişçesine erkekliğin çeşitli performanslarını bayraklaştırmaktan çekinmediklerini görüyoruz. Ancak bu erkeklik mirasının siyaset ve siyasetçi bağlamlında ne gibi sonuçlara yol açtığını görmek gerekir. Çünkü erkek akılın binyıllardır savaşlara karar veren akıllar olduğunu biliyoruz. O büyük savaş kararlarını alan ve uygulayanların erkekler olduğunu da biliyoruz. Çünkü erkekler erkekliklerini konuşmazlar sadece farklı performanslarla sadece ve sadece icra ederler.
 
Daha lise yıllarında öğrenilen erkeklik replikleri yaşları 50 ve 60 olan milletvekilleri için ilk gençlik yıllarındaki gibi taptazedir. Okulda arkadaşlarına omuz atan ya da çelme takan erkeklik, mecliste de aynı şeyleri yapmaktan çekinmez. Erkekliğin bu üzerine düşünülmez ve konuşulmaz hali bizleri gerçek demokrasiden hep uzakta tutar.
 
Siyasetin her iktidarı sorgulayan, halkın mutluluğunu düşünen etik değeri erkeklerin erkek siyaset geleneğinin basmakalıp tavırlarından bir türlü kurtulamaz. Onun içindir ki bin yıllardır hep aynı sorunlar etrafında dolanıp duruyoruz. Erkeklerin kendilerini ya da erkekliklerini konuşmadıkları oranda siyaseti de çapsız bir uğraşa dönüştürüveriyoruz.
Bugün meclis çatısı altında yaşananlar yeni değil, eskiden var olan benzerlerinden sadece biri, bundan sonra da benzerleri ile karşılaşmamız muhtemel. Yine erkek vekiller küfredecek, birilerinin üzerine yürüyecek ya da topluca bir yeri basacak. Çünkü erkeklik, sözü değil bedeni ve kaba kuvveti bilir bunu da erkek akılla süsleyerek herekse servis eder. Bu erkeklikten dünya barışı çıkması ise imkânsızdır.

Etiketler: yaşam, siyaset
Nefret