05/08/2022 | Yazar: Yunus Kara

Topluluk dayanıklılığı kavramı, queer sosyal hizmet uzmanlarının- birlikte hareket ederek, hak savunuculuğunu ortak bir zeminde gerçekleştirmelerinin herkesin yüksek yararına olabileceğini savunuyor.

Sosyal hizmet ile açılmalı hallerimiz Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

İllüstrasyon: Vardal Caniş / 'Onur Yürüyüşü' çalışmasından kesit, 2021

Sosyal hizmet alanında yer alan queer bir sosyal hizmet uzmanı ve akademisyen olarak hem içsel hem de dışsal süreçlerimi (kırgınlıklarımı, kızgınlıklarımı, utançlarımı vd.) yönetebilme üzerine çalışıyorum (benim gibi bunun üzerine çalışan birçok meslektaşım olduğunun da farkındayım). Bu “çalışma” sürecinin çoğu zaman tek taraflı olarak devam etmesinin kolay olmadığını da eklemem gerekiyor. Sonuçta, toplumdaki diğer insanların kendi benlikleri, kurumsallaşmış LGBTQİA+fobi, cinsiyetçilik, heteronormativite ve Türkiye’deki sosyal hizmet mesleğinin queer alana -bir türlü gerçekleş(e)meyen- bakış açısı olduğu yerde duruyor, kendilerini “harika” bir biçimde hatırlatıyor. Bu yazımda sadece sosyal hizmet alanına odaklanacağım. Gerçi sosyal hizmet alanı -bizlere lisansın ilk yıllarından beri öğretildiği üzere- toplumdan ve sosyolojik olarak yaşanan durumlardan/olgulardan bağımsız da sayılamıyor değil mi?

Farklı araştırmalar, cis-heteroseksüel meslektaşlarımıza oranla daha yüksek depresyon, anksiyete, madde kullanım bozuklukları ve intihar amaçlı olmayan kendine zarar verme davranışları sergilediğimizi gösteriyor. Bunun yanı sıra başka araştırmalar, güçlü yönlerimize de atıfta bulunarak, queer sosyal hizmet uzmanlarının yaratıcı, becerikli/yetenekli ve en önemlisi de dirençli/dayanıklı olabildiğini ifade ediyor.

Tam bu noktada topluluk dayanıklılığı kavramı ön plana çıkıyor ve bütün meslektaşların -özellikle queer sosyal hizmet uzmanlarının- birlikte hareket ederek, hak savunuculuğunu ortak bir zeminde gerçekleştirmelerinin herkesin yüksek yararına olabileceğini savunuyor. Bu kavram, sosyal hizmet mesleğinde farklı kavramlarla (hak savunuculuğu, bağlantı kurucu, köprü olma işlevi vd.) örtüşüyor ancak sosyal hizmet mesleğinin ve dolayısıyla sosyal hizmet uzmanlarının bunu tam anlamıyla gerçekleştirebilmesi mümkün olamıyor. Bunun nedeni, büyük ihtimalle, queer sosyal hizmet uzmanlarının ve LGBTQİA+ alanının, mesleki camiada çok fazla dillendirilmese de “marjinal” olarak görülüp kabul edilmesi. Uluslararası mesleki kuruluşların ve yapıların, çeşitli birlik çağrılarına rağmen, hâlâ tüm meslektaşlar olarak birlikte hareket edemiyor, Türkiye’deki sosyal hizmet mesleğinin ve disiplininin LGBTQİA+ alanını “görmezden” gelmesinin -birçok çaba olmasına rağmen- önüne geçemiyoruz.

“Queer sosyal hizmet uzmanlarının ‘dert yanma’ları, aslında kendilerine, müracaatçılarına, meslektaşlarına ve mesleğe olan bağlılıklarını ifade ediyor olamaz mı”

Yukarıda bahsettiğim engellemeleri; görmezden gelinmeleri; mesleki bütünlüğü, dayanışmayı ve dayanıklılığı oluşturma noktasında hala yol kat etmemiz gerekliliğini göz önünde bulundurduğumuzda sosyal hizmet ile açılmalı haller içerisine girmemiz bana mantıklı geliyor. Çünkü queer sosyal hizmet uzmanları olarak alanda yaşadığımız zorlukları, sorunları ve belirlediğimiz çözüm önerilerini farklı ortamlarda bahsetme ihtiyacı duyuyoruz. Bu ortamlar özellikle sosyal hizmet uzmanlarının ve öğrencilerinin bulunduğu ortamlar olabiliyor. Çoğu kişi için “dert yanma seansları” olarak adlandırılabilen bu ortamlar, aslında queer sosyal hizmet uzmanları olarak çözümleri, atılabilecek adımları belirleme noktasında hepimize çok şey ifade ediyor. Diğer yandan bunları, eleştirel sosyal hizmetin, radikal sosyal hizmetin ve baskı ve ayrımcılık karşıtı uygulamanın ilke ve esaslarının gerçekleştirilmesi yönünde bir çaba olarak görmemiz gerekmez mi?

Bazen sosyal hizmet uzmanları olarak, kendini açma davranışını -belki de açılmalı halleri-, klinik düzeyde düşünüp sadece müracaatçı ile olan ilişki bağlamında olması gereken bir durummuş gibi algılayabiliyoruz. Terapötik ilişkiyi ve danışanlarla fiziksel olmayan bağları güçlendirmek için kullandığımız açılma hallerini, kendi benliğimize, meslektaşların birbirlerine, sosyal hizmet alanına ve disiplinine yönelik gerçekleştirebileceğimizi de unutuyoruz. Queer sosyal hizmet uzmanlarının “dert yanma”ları, aslında kendilerine, müracaatçılarına, meslektaşlarına ve mesleğe olan bağlılıklarını ifade ediyor olamaz mı? Çok basit olarak belirtmek gerekirse, bahsi geçen anlatımlar, etik ilkelerimiz ve mesleki sorumluluklarımız çerçevesinde değer verdiğimiz şeyler için mücadele etmeye ve söz üretmeye çabaladığımızı gösteriyor.

“Neler yapabiliriz, hangi dayanıklılık, direniş ve örgütlenme biçimlerini geliştirebiliriz sorularına ortak bir zeminde yanıtlar aramalıyız”

Sosyal hizmet mesleğinin, kırılgan/dezavantajlı gruplara destek vermesinin yanı sıra, onları güçlendirmeye teşvik etmesi de önemli bir husus. Bazen bu hususu alanda çalışan sosyal hizmet uzmanları olarak kendimize yönelik gerçekleştiremiyor oluşumuz da dikkat çekilmesi gereken başka bir konu. Tüm meslek elemanlarına yönelik süpervizyon kapsamında herhangi bir uygulama/girişim yapılmazken ya da var olanlar yetersiz kalırken, spesifik olarak queer sosyal hizmet uzmanlarını -süpervizyon bağlamında- düşünen var mıdır diye size sormak istiyorum. Öncülüğünü ve hazırlığını gönüllü meslektaşlarımızla birlikte gerçekleştirdiğimiz bir süpervizyon yönergesi de mevcuttu ve bu yönerge LGBTQİA+ alanında çalışan farklı sivil toplum kuruluşlarına iletilmişti ancak bu yönergenin genişletilebilmesi de maalesef mümkün olamadı. Sanırım bu noktada, kendi ellerimizle, kendimize bir engel yaratmış olduk. Türkiye’deki sosyal hizmet alanının bu konuya eğilmeyişi ya da eğilmek istememesi de bambaşka bir konu tabii.

“Evet, birçok alanda birçok eksiklik var. Şimdi ne yapacağız?” sorusunu duyar gibiyim. Bu soruyu çoğu kez farklı ortamlarda, sosyal hizmet uzmanları meslektaşlarımızla tartıştığımızı söylemek istiyorum. Bana göre, bundan sonra, günümüze kadar deneyimlenen ayrımcılıkları, kendimizi ve mesleğimizi kanıtlama çabalarını, eksiklikleri, var olmaya ve dayanışmaya yönelik attığımız adımları; yani farklı zamanlarda, farklı mekanlarda, farklı anlamlandırma biçimleriyle oluşturduğumuz hikayelerimizi kabul etmemiz gerekiyor. Bu kabullenmenin “Bulunduğumuz düzlem böyle, yapacak bir şey yok” mantığıyla olması gerektiğini ifade etmiyorum. Düzlemin ve şartların farkında olarak neler yapabiliriz, hangi dayanıklılık, direniş ve örgütlenme biçimlerini geliştirebiliriz sorularına ortak bir zeminde yanıtlar arayarak, kolektif hareket etmemiz gerektiğini anlatmak istiyorum. Bunları yaparsak hem kendimize hem müracaatçılarımıza hem de sosyal hizmet alanına olan sorumluluğumuzu yerine getirmeye bir adım daha yaklaşmış olabileceğimize inanıyorum.

Umarım, bu yazıyla birlikte tüm meslektaşlarımızın ve sosyal hizmet alanının bir araya gelmesi ve queer bir kurtuluşun yaratabilmesi mümkün olabilir.

Sevgi ve dayanışmayla!

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: insan hakları, sosyal hizmet
Dijital