04/09/2012 | Yazar: Canan Koca

Sporcu bedenlerini, spor eylemi ve sporcu kimliğinden ayrı düşünmek, spora ilişkin cehaletin göstergesi. Spora yabancı zihniyet hangi bedenlerin kabul edilebilir, hangilerinin kabul edilemez olduğu sorgulamasını hep yapıyor

Canan Koca | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Canan Koca
Sporcu bedenlerini, spor eylemi ve sporcu kimliğinden ayrı düşünmek, spora ilişkin cehaletin göstergesi. Spora yabancı zihniyet hangi bedenlerin kabul edilebilir, hangilerinin kabul edilemez olduğu sorgulamasını hep yapıyor.
 
TRT spikeri, 2012 Londra Olim-piyatları’nda 100 metre engelli yarı finalini koşup yanına gelen Nevin Yanıt’a sorar: “Hava soğuk, yağmurlu, bunun olumsuz bir etkisi oldu mu?” Nevin’in cevabı: “Bütün sporcular aynı koşullarda koşuyor, eşitiz. Şu stadyuma bakın, nasıl koşulmaz burada?” 1976 Montreal Olimpiyatları’nda, dünya jimnastik tarihinde ilk tam puan alan Romen jimnastikçi Nadia Comaneci’nin, 1980 Moskova Olimpiyatları’nda performansını bitirdikten sonra skor tabelasında derecesi 9.95 iken skor 9.85 olarak değiştirilir. Nadia’nın antrenörü bunu komplo olarak değerlendirirken, yıllar sonra Nadia bir röportajında, paralel barda yaptığı bir hatanın bu değişikliğin yolunu açtığını söyleyerek sorumluluğu kendi üstüne alıyordu. Nevin ve Nadia’nın sözleri, onların güçlü sporcu kimliklerinin ifadesi. 
 
Kadınların korkusu 
Sporcu kimliği, kişinin kendisini sportif performansı ve sporcu rolleriyle kimliklendirme düzeyi. Sporcuların spor hayatında yaşayabileceği sorunlarla başa çıkma stratejileri, sporcu kimliği ile yakından ilişkili. Güçlü sporcu kimliği performansın itici bir gücü de olabilir, sadece performansın değil sporcunun yaşamının yıkıcı bir gücü de. Örneğin, yüksek düzeyde antrenman yapılıp bedenin zorlanması, ilaç kullanım sıklığının artması ve yeme bozuklukları gibi işlevsiz pratiklerle kendini gösterebilir. Anoreksia ve bulimia gibi yeme bozukluğu komplikasyonları ve diğer hayati semptomlar nedeniyle birçok elit sporcunun kariyerlerine son verdikleri (Örneğin, olimpik jimnastikçi Nadia Comaneci, olimpik yüzücü Dara Torres) ya da hayatlarını kaybettikleri biliniyor. 
 
Sporcunun hayatını karartabilecek bu işlevsiz pratiklerin yaşanmasında, kadın sporcuların yaşadıkları sporcu kimliği (kaslılık) / kadın kimliği paradoksunun etkisi yadsınamaz. Birçok feminist spor bilimci, kadın sporcuların toplumsal heteronormatif normlarla şekillenen estetik ve ince bir beden ile sportif performans için gerekli olan kaslı beden arasında yaşadıkları paradoksu anlamanın gerekliliğine işaret ediyor. Örneğin, Mosewich ve arkadaşlarının (Journal of Applied Sport Psychology, 2009) çalışmaları kapsamında görüştükleri kadın sporcular, spor ortamlarında kaslı bedenleri ile gurur duyarlarken spor dışı ortamlarda erkeksi olarak algılanmalarına neden olacak düzeyde bir kaslılıktan korkuyorlar. Kadın sporcuların bu korku nedeniyle performansları için gereken kuvvet antrenmanlarını yapmaktan kaçındıklarına kişisel olarak tanığım. 
 
Erkek zihniyetin marifeti 
Bu paradoks hemen her kültürde kadın sporcunun şu veya bu düzeyde kaslılık ve kadınlık ile müzakere etmelerine neden oluyor. Bu müzakerede kıyafetleri ve makyajlarıyla kadınlıklarını vurgulayan kadınlara yönelik kadınlıklarından bir şey eksilmediği için toplumsal bir hoşgörü oluşurken, bazı kadın sporcular sadece erkeğe benzediği, yani kadınlığı eksik diye cinsiyet testine tabi tutuluyor. Kadınların erkekliği zorlaması, spor kurumlarında da hâlâ kabul edilemiyor ki IOC 2012 Londra Olimpiyatları’nda çift cinsiyetli kadın sporcuların yarışacakları cinsiyet kategorisinin belirlenmesine ilişkin bir yönetmelik yayımlıyor (Bkz. Pınar Öztürk’ün Londra Olimpiyat Oyunları adlı yazısı, Radikal 22.07.2012). 
 
Konu elbette ki, kadın sporcuya yönelik heteroseksist ve cinsiyetçi bakışla ilintili. Hele ki toplumsal cinsiyeti bırakın, cinsiyetin toplumsal bir kavram olduğunun tartışıldığı (Judith Butler) günümüzde bedene yönelik hiçbir tartışmayı toplumsaldan bağımsız yapmamak lazım. Fakat spora, dahası performans sporuna yabancı olan bir toplumsal zihniyetin bakışı da konuyla yakından ilişkili. Bu nedenle performans sporu bağlamında sporcu kimliğine dair bir anlayışın zihinsel haritalarımızda yer alması gerektiği kanısındayım. Çünkü sporcu bedenlerini, spor eylemi ve bu eylemde kazanılan sporcu kimliğinden ayrı düşünmek, spora ilişkin cehaletin de göstergesi. Profesyonel spora yabancı zihniyet hangi bedenlerin kabul edilebilir hangilerinin kabul edilemez olduğu sorgulamasını her daim yapıyor. Maalesef kadın sporcu bedenleri, spor eylemini ve sporcu kimliğini anlamazlığın ekseninde gidip gelen söylemlere ve yargılara hep maruz kaldı. Geçen hafta magazin yazarı Yüksel Aytuğ’un yazdıkları, sosyal medyada kadın sporcuların cinselliklerine yönelik yorumlar ya da gazetelerde yayımlanan cinsel içerikli kadın sporcu fotoğrafları bu zihniyetin ürünleri. 
 
Gözlenen bedenler 
Gelelim kadın sporcuların paradoksuna. Kadın sporcuların paradoksunu anlayabilmede bedenin bir disiplin ve kontrol nesnesi olduğunu ileri süren Michel Foucault’nun yaklaşımı zihin açıcı olabilir. Foucault’nun modern zamanlarda iktidarın işleyişini anlatmak için kullandığı panoptikon metaforu bağlamında kadın sporcuların bedenlerinin de sürekli bir gözetim ve denetim mekanizması tarafından gözlendiğini ve düzenlendiğini söyleyebiliriz. Panoptikon, gözlem ve denetimin bireyler (kadın sporcular) tarafından içselleştirilmesine de gönderme yapar. Sandra Bartky (1990) metaforu kadına özelleştirerek kullandığı “Panoptikon olarak kadın” yaklaşımı ile beden üzerindeki toplumsal ve kültürel düzenlemenin kadın tarafından bedensel ve zihinsel olarak içselleştirildiğini ve bunun kadınlar için hareketi kısıtlı bir yaşam alanı yarattığını ileri sürer. Bu kısıtlı hareket alanında her zaman egemen söylemler yeniden üretilmez. Kadın sporcuların kadın kimliği ve sporcu kimliği ile müzakerelerinde bazen egemen kadınlık söylemleri içselleştirilip kadınlık vurgulanır bazen de bir direnç sergilenir. Biraz da hikâyenin bu yönünü anlamaya çalışmak lazım. Bırakalım kadın sporcuların kadınlığını sorgulayanları, onların kimlik paradoksu yaşamalarını besleyenleri ve bundan beslenenleri, bu dirence odaklanalım. Kadınlık ve erkeklik, sporculuk ve kadınlık ikiliklerine indirgenen tartışmalardan vazgeçip kadın sporcuların sportif performanslarını kutlayalım, çünkü erkek sporculardan daha zor, paradoks oyunlarıyla dolu bir macera onlarınki. 
 
CANAN KOCA:  Hacettepe Üni., Spor Bilimleri ve Teknolojisi Yüksekokulu

Etiketler: yaşam, spor
Nefret