04/07/2022 | Yazar: Aras Örgen

Aktivistler olarak, sosyal adaletsizlik, ekolojik yıkım ve diğer birçok acil soruna müdahale etme telaşımızda bazen kendi sağlığımız ve esenliğimiz (wellbeing) de ikinci planda kalabiliyor.

Sürdürülebilir bir aktivizm mümkün! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

İllüstrasyon: Kunduz

17 Mayıs Derneği 2021 Ağustos ayında ‘Esenlik Programı’nı başlattı. LGBTİ+ aktivistlerin ve kurumların esenlik halini arttırmaya yönelik tasarlanan programda, bireysel ve kurumsal destekler ile esenlik halinin arttırılması, aktivistlerin çalıştıkları kurumda esenlik konusunun öne çıkarılması, programın diğer faaliyetleri ile birlikte LGBTİ+ İnsan Hakları Savunucularının sistematik olarak maruz bırakıldığı ayrımcılığa ve şiddete karşı güçlendirilmesi hedefleniyor. Program ile birlikte, en temelinde aktivizm yürütürken, kişilerin ve kurumların tükenmediği ve kendilerini iyi, sağlıklı ve üretken hissettikleri sürdürülebilir bir hak savunuculuğu modeli hedefleniyor. Peki sürdürülebilir aktivizm ve esenlik ile olan ilişkisi ne anlama geliyor? Bu yazı ile birlikte hem yukarıda bahsettiğim kavramlara ve ilişkilere değinip, Uluslararası Af Örgütü Avusturalya Şubesi’nin hazırladığı ‘Sürdürülebilir Aktivizm ve Öz-bakım’ adlı yayından aktivizmin sürdürülebilirliği ve sürdürülebilir olmadığı durumlarda neler yaşanabileceğine dair bazı kısımların çevirilerine ve aktivistler için önerilere de yer vereceğim. Bu yazı her ne kadar büyük ve anlamlı bir konuya giriş niteliğinde olsa da başlamanız için yeterli olacağını umuyorum. Hem kendinin hem de içinde olduğun çevrenin esenliği için, öz ve kolektif bakım hakkında bilgi edinmek için daha fazla zaman ayırmaya değer bir konu lubunya! İyi okumalar!

Hak Savunucuları ve Esenlik

Hak savunucularının esenliği, aktivizmin sürdürülebilirliğine dair önemli bir kilit nokta olarak son yıllarda tüm dünyada kabul edilen ve üzerine çalışmalar yürütülen bir konu haline geldi. Özellikle Türkiye gibi güvensiz, zor ve tehlikeli yerlerde çalışan hak savunucuları, tükenmişlik, travma sonrası stres bozukluğu, anksiyete ve depresyon deneyimleme riskine daha açık bir hale geliyor. Böylesi bir ortamda çalışma yürütmeye çalışan hak savunucuları aynı zamanda insan hakları savunma pratiği kültüründe sıkça karşılaşılan; ‘cesaret’, ‘adanmışlık’, ‘fedakârlık’ ve ‘kendi yerine başkasını düşünme’ gibi değerler nedeniyle de ‘öz-bakım’ kavramını kendi hayatlarında pratik edemeyebiliyor veya bunun gerekliliğini göremeyebiliyorlar. Hatta kendilerine bakım için zaman ayırdıklarında kendilerini ‘suçlu’ bile hissedebiliyorlar.

Aktivistler olarak, sosyal adaletsizlik, ekolojik yıkım ve diğer birçok acil soruna müdahale etme telaşımızda bazen kendi sağlığımız ve esenliğimiz (wellbeing) de ikinci planda kalabiliyor. Bu ikinci plana itilen esenliğimiz, aslında hem kendi sağlığımız hem de içerisinde bulunduğumuz topluluğun sağlığı için oldukça önemli. Bunun yanı sıra esenliğin kendisi de aslında bizim aktivizm yürütürken hem ihtiyacımız hem de hedefimiz olan bir yerde konumlanıyor. Her ne kadar üzerinde ortaklaşılmış tek bir tanımı olmasa da esenlik; duygusal, fiziksel, psikolojik, ruhsal, sosyal ve ekonomik iyilik hallerini kapsayan bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Bu kavram, yukarıdaki iyilik hallilerini hem bireysel hem de kolektif olarak algıladığımız ve ölçümünü de bireysel öz değerlendirmeler ve/veya grup/topluluk içi değerlendirmeler aracılığıyla gerçekleştirdiğimiz, üzerine politika yürüttüğümüz bir alan haline geliyor. Özellikle esenliğimizi düşünürken bireysel ve örgütsel yaptığımız değerlendirmelerde, öz-bakım ve kişinin iyilik hali ile ilgili olarak ‘Sürdürülebilir Aktivizm ve Öz-bakım’ rehberi konuya şöyle bir giriş yapıyor:

“İnsan hakları aktivizmine olan tutkumuz ve bağlılığımız dünyayı değiştirirken, adalet ve özgürlük arzusu bizi harekete geçiriyor. Aktivist olarak yaptığımız her katkının bizi buna bir adım daha yaklaştırdığını biliyoruz. Çünkü umursadığımız ve adaletsizliklerin yaşanmasına seyirci kalmıyoruz. Hareket olarak, tutkumuzu ve adanmışlığımızı sürdürmenin bazen zor olabileceğini biliyoruz. Aktivistler olarak, birçok duygu ve travmalar ile uğraşırken, bir yandan da bizim görüşlerimizi paylaşmayan insanlarla da etkileşime giriyoruz. Tam da bu noktalarda bazen kendimize dönmeden çok fazla yük alabiliyoruz. Bunun sonucu olarak da hem fazla zaman harcıyoruz hem de kişisel hayatlarımızdan bedel ödeyebiliyoruz. Kendimizi değerlendirmeden bunları yaptığımızda da zihinsel ve fiziksel sağlık sorunlarla karşılaşabiliyoruz ve kişisel ilişkilerimiz dahil hayatımızın diğer alanlarında kendimizi ihmal edebiliyoruz.”

(Uluslararası Af Örgütü Avustralya Şubesi, 2020)

*Yazının bundan sonraki kısmı ‘Sürdürülebilir Aktivizm ve Öz-bakım’ adlı yayından çevrilmiştir.

Sürdürülebilir Aktivizmin Önemi ve Aktivistler için 9 Hatırlatma

Aktivizm bazen bizi uzun sürede üzerimizde negatif etkileri olabilecek durumlara maruz bırakabiliyor. Sosyal bir değişim uzun zaman alabiliyor ve bu değişim konularında hayatımızın tamamını adalet arayışı için harcayabiliyoruz. Bu değişime ulaşabildiğimizde de kazanımlarımızın geriye dönmemesi için uğraşmamız da gerekebiliyor. İstediğimiz değişimleri gerçekleştirmeden önce, haksızlıkların başkaları veya kendimiz üzerindeki etkilerine de tanık oluyoruz. Bu travmatik bir deneyim olabilir. Hükümetler ve şirketler gibi zorlu rakiplere karşı çalışma yürütüyoruz ve genelde onlar daha fazla kaynağa sahip olabiliyor ve çoğu zaman da kaynaklara ve güce sahip oldukları hissine kapılabiliyorlar. Özellikle de arkalarında ‘genel ahlak’ ve kamuoyu varsa. Hükümetler ve devasa şirketler aslında değişimi hayata geçirme gücüne sahip olabilirler, ancak genellikle ilk etapta adaletsizliğin de nedeni onlar olabilir ve kendilerine yanıldıklarını kabul ettirmek genellikle büyük bir çabadır.

Kamuoyuna muhalefet ederken çok zaman harcayabiliyoruz. Bu bizi eleştiriye, sözlü veya fiziksel şiddete ve ayrımcılığa maruz bırakabiliyor. Bir konuda kamuoyunu lehimize çevirsek bile, diğer konularda hâlâ muhalefette olabiliyoruz. Bu yüzden bazen kamuoyunu kazanmak bazen bitmeyen bir savaş gibi gelebiliyor. Buna ek olarak, değişim için çalışanlar arasında da görüş farklılıkları ve doğru yaklaşımın ne olması gerektiği konularında anlaşmazlıklar olabiliyor. Aktivistler olarak, çatışmalara yol açabilecek birçok farklı kişilik tipiyle karşılaşıyoruz. Diğer insanlarla çalışmak zorunda olduğumuz herhangi bir durumda olduğu gibi, her zaman onlarla aynı fikirde olmayacağız veya anlaşamayacağız.

Herhangi bir çeşit çatışma olmadan aktivist olmak pek mümkün görünmüyor. Yaptığımız şeyin tüm amacı adaletsizliğe karşı çıkmak olduğundan, karşı taraftan da her zaman bir geri tepme olabilir. Aktivistleri ‘cesur’ yapan da budur: ‘Doğru olanın bu olduğunu bildiğimiz için kendimizi çatışmaya açmayı seçmek.’ Konunun doğru tarafında olduğumuza dair bilgimiz genellikle devam etmemiz için yeterlidir. Ancak bu stres veya travma ile birlikte de gelebilir. Tam da bu noktada çok fazla aktivist kendi öz bakımını görmezden gelebiliyor ve ardından yorgunluk, tükenmişlik yaşayarak aktivizmlerinden uzaklaşmak zorunda kalabiliyor.

Kendi öz bakımımızı görmezden gelmemizin birçok nedeni olabilir. Bazen bir anın içinde kaybolabiliyoruz. Tutkumuzun bizi kazanana kadar savaşmaya ittiği ve zafer geldiğinde dinlenmek için zaman olacağı düşüncesi bizi o anın içinde kaybettirebiliyor. Bazen de kendimizden çok başkalarının iyiliği için endişeleniyoruz. ‘Diğer insanların’ çok daha fazla acı çektiğini görüyoruz ve ‘diğer insanların’ savaşmaya devam etmemiz için bize güvendiğini ve durarak onları hayal kırıklığına uğratamayacağımızı düşünüyoruz.

Bu tür düşünceler aktivizm kültüründe her ne kadar yaygın olsa da burada aktivizm kültürünü daha pozitif bir hale döndürmeye yönelik çalışan aktivistler olarak aklımızda tutmamız gereken şeyler hazırladık. Bunları sadece kendinize daha iyi bakmak olarak görmeyin. Bu aynı zamanda, diğerlerinin de faydasına olacak şekilde bir aktivizm yönünde değişimin de savunulması anlamına geliyor. Çünkü hepimizin birbirimizi kollamasına ihtiyacı varken hareketlerin de uzun süre mücadele edecek kişilere ihtiyaçları olabilir. Buna erişmek için de daha iyimser, dayanıklı ve öz-bakımı önceleyen aktivistlere ihtiyacımız var. İşte bu nedenle aşağıdaki 9 hatırlatmayı hazırladık:

Sağlıklı Bir Aktivizm için Her Aktiviste 9 Hatırlatma

1-    Birey olarak dünyanın yükü bizim omuzlarımızda olmamalı. Bir hareketin parçasıyız ve mücadeleyi birlikte paylaşıyoruz. İhtiyacınız olduğunda yardım isteyin. Yardım hazır değilse, her şeyden önce bu desteği oluşturmaya odaklanın.

2-    Önce kendinize bakmazsanız, başkalarına yardım edecek enerjiye ve esnekliğe sahip olmak daha zor olacaktır. Bunu uçak güvenlik ipuçları olarak düşünün, başkalarına yardım etmeden önce kendi oksijen maskenizi takın.

3-    Esenliğiniz diğerlerininki kadar önemlidir. Endişelenmeye değer olmak için kişisel olarak adaletsizlikler yaşamak zorunda değilsiniz. Kendinizle ilgilenmek için zaman ayırmanızda bir sakınca yok.

4-    Kendi hızınızı ayarlamak ve dinlenmek için zaman ayırmak sorun değil. Siz dinlenirken, hareketteki diğerlerinin siz tekrar hazır olana kadar savaşmaya devam edeceğine güvenin.

5-    Aktivist olarak geçireceğiniz süreyi sınırlandırma hakkına sahipsiniz. Aktivizminizin dışındaki şeylerin de tadını çıkarabilirsiniz. Uzun vadede enerjinizi ve coşkunuzu koruyabilmek için ihtiyaç duyduğunuzda aktivizminize ara verin.

6-    Enerjinizi dünyadaki yanlış olan her şey yerine birkaç konuya odaklamak da bir sorun yok. Neyi yapacak gücümüzün olduğu konusunda gerçekçi olmalıyız. Tüm sorunları çözmek sizin sorumluluğunuzda değildir. Aynı anda pek çok işle uğraşmaya çalışmaktansa bir şeyi iyi yapmak bizim için daha iyidir.

7-    Bizim tarafımızdan bir şeyleri görmeye ikna edemeyeceğimiz insanlar olabilir. Bu bir başarısızlık değil, sadece dünya böyle. İkna edebileceğiniz insanlara odaklanın.

8-    Harika bir aktivist olmak için herhangi bir konuda uzman olmanıza gerek yok. Mümkün olduğunda öğrenmeye karar verin, ancak bir konu hakkında diğerlerinden daha az şey bildiğiniz için daha az aktivist olduğunuzu düşünmeyin. Tutku ve bağlılık, bir aktivistin en önemli nitelikleridir.

9-    Olumlu yönde değişimin çok uzun zaman alabileceğini kabul etmeliyiz. Yol boyunca aksilikler, hayal kırıklıkları ve isteksizlikler olacak. Aktivizm, sonu olan bir şey değil, devam eden bir süreçtir. Ancak yaptığımız her şey, bir sonraki aktivistin mücadeleyi üstlenmesini kolaylaştırıyor. Sonunda kazanıyoruz ve dünya aktivizmimiz için daha iyi bir yer oluyor. Fark yaratıyoruz.

Sürdürülebilir Olmayan Aktivizmin Etkileri

Bazı aktivistler, kendilerine gerçekçi olmayan beklentiler koyma eğiliminde olabilir. Bununla birlikte idealize edilmiş, her şeyi dert edenin ve haksızlar için mücadeleye devam ederken hayattan zevk almayı doğru bulmayan bir aktivist imajı da sürdürülebilir olmayan bir aktivizm sunar. Aktivistler olarak her zaman uymaya çalışmamız gereken ilkeler olsa da aktivizmi nasıl yapacağımız yalnızca bizim seçimimizdir. Her birimiz aktivizmimize ne kadar vermek istediğimize karar veririz, buna bizim adımıza başkaları karar veremez. Bazı şeyleri diğerlerinden daha az yaparsak, bu bizi daha az aktivist yapmaz. Bu sadece kapasitemiz olan şeyi yaptığımız anlamına gelir. Bir aktivist olarak kendi gerçekçi versiyonumuzu bulmak, aktivizmimizin sürdürülebilir olduğundan nasıl emin olabileceğimizi de bize gösterir.

Yaptığımız her katkının mücadeleye eklendiğini ve etkisi olduğunu unutmayın. Öz bakım uygulamadığımızda, duygusal ve fiziksel travmaya yol açabiliriz. Ancak kendimizi mutlu ve sağlıklı bir yaşamdan da mahrum ettiğimizi hatırlamak daha önemlidir. Sürdürülebilir bir aktivizm için çaba göstermezsek tükenmişlik, eşduyum yorgunluğu ve üstlenilmiş travma gibi sonuçlarla birlikte stres, suçluluk, izolasyon, hayal kırıklığı, mutsuzluk, tatminsizlik gibi duygular da deneyimleyebiliriz.

Şanslıyız ki bu durumları bazen erkenden saptayabiliyoruz. Bu koşulların nasıl tanımlanacağını öğrenmek, bir aktivist için hayati becerilerdir. Yaşadığımız olumsuz duyguların üstesinden gelmek için plan yapmalıyız ve onlarla başa çıkmak için kendi kişiselleştirilmiş yolumuza sahip olmalıyız. Bunun için ise; dayanıklılık (resilience) üzerine düşünmek ve okuma yapmak, pozitif iç konuşmalar yapmak, iç ve dış farkındalığımızı (mindfulness) geliştirmek ve kendimiz için bir öz bakım planı oluşturmak birkaç yöntem olabilir.

Kaos GL Dergisine ulaşın

Bu yazı ilk olarak Kaos GL Dergisinin Kesişimsel Aktivizm dosya konulu 182. sayısında yayınlanmıştır. Dergiye kitapçılardan veya Notebene Yayınları’nın sitesinden ulaşabilirsiniz. Online aboneler dergi sitesinden dergiyi okuyabilir.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.

 



[i] Bu yazıda bir kısmının çevirisi yapılan rehberin tamamına İngilizce olarak; https://www.amnesty.org.au/wp-content/uploads/2020/02/207-sustainable-activism-self-care.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.


Etiketler: yaşam
Dijital