22/02/2009 | Yazar: Umut Güner

‘Görüşmemiz süresince benimle göz teması kuramaması, muayene odasının  kapısını açık bırakarak yüksek sesle beni dışarıda bekleyenlere teşhir edercesine sorduğu mahrem sor

‘Görüşmemiz süresince benimle göz teması kuramaması, muayene odasının  kapısını açık bırakarak yüksek sesle beni dışarıda bekleyenlere teşhir edercesine sorduğu mahrem sorular…’
 
Rapor almaya nasıl karar verdin?

Askerlik ilkokul çağından beri korkulu rüyamdı. Daha ilkokuldayken, yaşadığımız toplumda her erkeğin vazifesi olarak görülen birtakım "sorumluluklar", çocuk aklımı bulandırmıştı: yetişkin olmadan önce sünnet olmam, Anadolu Lisesi sınavlarını başarıyla geçmem, ÖSS'den yırtabilirsem iyi bir üniversite derecesiyle vatana millete hayırlı bir evlat olmadan önce son olarak askerlik yapmam gerektiğini düşünüyordum. Elbette bu mutlu tablonun nihayetinde evlenip çoluk çocuk sahibi olmak da vardı... Çocuk halimle gelecek tahayyülüm buydu anlayacağın: başıma birtakım işlerin gelmesini beklemek, büyüyüp yetişkin olmak için gerekli şeylerdi. Bunları hayal etmek bile o zamanlar soğuk terler dökmeme neden oluyordu. Nitekim sünnet olmamla birlikte, bu sorumlulukların hoşuma gitmeyecek birtakım badireler olduğunu iyice idrak ettim. Hoşuma gitmemişti sünnet olmak... Kendimle baş başayken kendimi meşgul ettiğim oyunların hiçbirisine benzemiyordu, sünnet olurken yaşadıklarım... ‘Oldu da bitti maşallah, nazar değmez inşallah’ diyen çevremdekiler, benim sevinemediğim bir olaya benden çok tezahürat ediyorlardı. Anadolu Lisesi sınavlarına ağır hazırlık süreci, lisede oğlanların kızlardan ayrı girdiği beden eğitimi dersleri, ÖSS öncesindeki korkunç süreç derken; ergenliğin ağır koşullarında eşcinselliğimin de farkına varmıştım. Ortaokulda teneffüslerde futbol oynamamak için attığım taklalar, beden eğitimi dersleri öncesi testesteron kokan o soyunma odalarından kaçmak için bulduğum sahte sağlık raporları, ergen erkeklerin neredeyse hepsinin oybirliği ile kabul etmiş olduğu dünya tasavvurunu pek içime sindiremediğimi gösteriyordu.
 
Eşcinsel olduğu az buçuk çakılan bir ergenken, okulun koridorlarını bana zindan eden erkeklerle 18 ay, üniversiteye gittiğin takdirde sus payı olarak belki 6 aya indirilebilecek bu zorunlu seyahat fikri uykularımı kaçırıyordu. Askere gitmek, bu saydığım duygusal işkence süreçleri sonucunda asla kabul etmediğim bir şey oldu. Gittiğim takdirde, onlar gibi olmadığım anlaşıldığında, türlü aşağılamalarla, tacizle, şiddetle örülü günler geçireceğim belliydi...
 
Yani önce askere gitmemeye karar verdim. Sonra bunun için ne yapabileceğimi düşünmeye başladım. Askere alınmamı erteleyen üniversite sürecinde, eşcinsel harekette aktif yer almam da vicdani ret politikasından haberdar olmama vesile oldu. Gündelik hayatın militarist duvarlarının dışında başka bir dünyanın mümkün olduğunu görmüş oldum. Vicdani reddi düşünmedim değil; ama bunun Türkiye'de sivil ölüm demek olduğunu biliyordum. Vicdani reddini açıklayanların taze ve onurlu bir yaşam için attıkları kararlı adımların önemini kavrayamayacak bir insan değilim. Yalnız reddimi açıkladığım takdirde üzerime çullanacak o erkek dünyadan son kertede nefret ettiğim için, onunla uğraşacak gücü kendimde göremediğim, hatta mücadele sürecinde tükenebileceğimi bildiğim için bunu göze alamadığımı itiraf etmeliyim.  Üstelik öğrenciliğin sağladığı birtakım sınırlı imkanlarla yurtdışına çıkmak da istiyordum. Başka insanların neler yaptığını, başka dünyalarda neler olduğunu görmek istiyordum. Vicdani reddimi açıkladığım zaman, bu dünyanın hayallerimin peşinden gitmem için bana izin vermeyeceğini biliyordum. Vicdani reddini açıklayanların hayalleri benimkilerden önemsiz değil elbette. Ama bazılarımızın başka mücadele yolları bulması gerekiyor. ‘Acaba vicdansız mıyım?’, ‘Acaba kötü bir insan mıyım?’ diye düşündüğüm zor bir sürecin ardından rapor almaya karar verdim…
 
Belki küçük burjuva hayallerime sadık biri olarak bu kararı almıştım, ama öbür türlü kendimi ilelebet mutsuz kılacağımı biliyordum. Bu kararımla kimin rapor alacağı veya kimin vicdani ret yapacağı yönünde akıl veren biri gibi de gözükmek istemiyorum. Bu açılmak gibi; kişinin kendi inisiyatifiyle alması gereken bir karar. Neyse, işte böyle hissiyatlarla 2008 temmuz ayında Türkiye'de kayıtlı olduğum yüksek lisans programından kaydımı aldırarak "pembe tezkere" denilen kişiliğimin, vicdanımın üzerinden geçen süreci başlattım.
 
Rapor alma sürecinde neler yaşadın?

Öncelikle rapor almak isteyen herkesin yapması gerektiği gibi daha önce raporu almış insanların deneyimlerini dinledim. Biraz olsun fikir sahibi olmadan başlatılmaması gereken bir süreç. Kayıtlı olduğum yerel askeri şubesine daha önce tecilimi kaldırmak için gitmiştim. Pembe tezkere sürecinin başlaması için ise sevk döneminde bir daha uğrayıp askeri bir hastanenin psikiyatri bölümüne sevkimi istedim. Bu süreçte yanımda bir arkadaşım da vardı. Bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Bu kurumlara yalnız gidilmemesi psikolojik olarak daha dirayetli olmanıza yardımcı oluyor. Askerlik şubesinde bakaya kalmış veya askerlik yaşı gelmiş bir sürü erkeğin garip bakışları, yerel şube komutanının aşağılayıcı tavırları ve askeri şubenin bahçesinde komutanın eşi olarak ayrıcalıklı bir konuma sahip olduğunu düşünen ve diğer insanları aşağılayan bir kadının düpedüz homofobik sözleri ile karşılaştım. Utanmasını bilmeyen insanlar karşısında olduğum hissiyle, beni utandırmaya çalışan bu insanların yaptıklarının bana zarar vermemesi gerektiğini düşünmek yardımcı oldu. Sizi aşağılamaya her an hazır bu kişiler, sizin suratınızın düşmediğini, kayıtsız kaldığınızı gördüklerinde hem siz kendinizi iyi hissediyorsunuz, hem de onların hevesleri kursaklarında kalıyor. Beni askeri şubede, daha kolay rapor alındığını bildiğim bir hastane yerine daha kötü şöhretli bir hastaneye sevk ettiler. Gerekçe, komutanın emriyle 2008 senesi sevklerinin tümünün o hastaneye yönlendirilmiş olmasıydı.
 
Senden fotoğraf istendi mi? Fotoğraflar nasıl istendi?

Askeri hastaneye sevk edildiğim günün ertesi günü gittiğim Hastanede, ziyaret ettiğim, doktor yemini ettiğini varsaydığım insan, ilk bakışta derdimi anladığını ve kendisine fotoğraflar ibraz etmem gerektiğini söyledi. Yanımda götürdüğüm, daha önce açık eşcinsel kimliğim ile gazetelerde yer almış birden fazla fotoğraflı röportaj haberini elinin tersiyle itti. Benden istediği kadın kıyafetleri içinde çektireceğim bir adet fotoğraftı.  Kendisine bu fotoğrafı herkesin getirebileceğini, bunun için eşcinsel olmak gerekmediğini belirttiğimde, beni daha kötü bilinen bir askeri hastaneye sevk etmekle tehdit etti. Sürecin uzamasını istemediğimden, üstelik kadın kıyafetlerine bürünmenin kati surette aşağılayıcı olduğunu düşünmediğimden, yakında bulunan evime gidip arkadaşlarımın da yardımıyla 45 dakika içinde çektiğim fotoğraflardan bir tanesini imzalayarak(!) kendisine teslim ettim. Kadın kıyafetleri içinde, eşcinselliğimden bir kanıtını kendisine utanarak teslim edeceğimi varsayan bu doktor olduğunu iddia eden kişi, hızım ve tereddütsüzlüğüm karşısında bozguna uğramıştı. Görüşmemiz süresince benimle göz teması kuramaması, muayene odasının  kapısını açık bırakarak yüksek sesle beni dışarıda bekleyenlere teşhir edercesine sorduğu mahrem sorular… Oysa ki bunlar onun utanacağı bir şeye işaret ediyordu: kendisi düpedüz homofobikti. Ertesi gün kurula çıkmam gerektiğini söyleyerek yapmam gereken formalite işleri izah etti. Bir sonraki gün kurula çıktığımda ise askerliğimin "psikoseksüel bozukluk zemininde anksiyete reaksiyonu" tanısı ile bir sene tecil edildiğini öğrendim. Eşcinselliğimin yeni bir ismi olmuştu, askeriye eşcinselliğimi böyle görmek istiyordu demek...
 
Tecil verme gerekçeleri nelerdi?

Kurula 1 sene sonra hiçbir şeyin değişmeyeceğini, bu kararlarının gerekçesini öğrenmek istediğimi söylediğimde kurul başkanı ve doktorun emri ile iki er tarafından dışarı çıkarıldım. Bana verebilecekleri bir cevap yoktu. Çünkü eşcinselliğin düzelebilecek bir hastalık olmadığını onlar da benim kadar iyi biliyorlardı. Sahneye koydukları oyunun mizanseninde doktorculuk oynamaları, bir tanı koymaları gerekiyordu. Eşcinselliğin kadın kıyafeti içerisinde çektirilen bir fotoğrafla ispatlanmadığını onlar da çok iyi biliyorlar; ama benden istedikleri fotoğraf ve akabinde verdikleri bir senelik tecil ile bana eşcinselliğim nedeniyle psikolojik işkence uygulayabileceklerini ve bu sürecin zor olduğunu göstermek istiyorlardı. Ellerinde ileride ifşa edebilecekleri, tehdit mekanizması olarak kullanıp beni gerektiğinde yıldırabilecekleri bir belge olsun diye benden o fotoğrafı istediler.

Eğer gerçekten hasta olduğumu düşünen bir kurum olsa karşımdaki tedavi yolumu ve reçetemi de elime tutuştururdu. Benim bu süreçten anladığım şey bu; hasta olduğumu düşünmüyorlar. Bende gördükleri, kendileri gibi olmayan, sonsuza dek nefret edebilecekleri, hatta yok saymak isteyecekleri biri. Askeriye, bunu gördüğü herkese istediği gibi işkence etmek istiyor. Buna da kısaca homofobi ve transfobi demek boynumuzun borcu...
 
Bir sene sonra ne olacağını düşünüyorsun? Sence gene tecil mi olacak?

Ağustos ayında yine aynı süreci yaşamam gerekiyor. Askeri şubeye gidip hastaneye sevk istemek, sonra hastanede doktor karşısına çıkmak.
 
Bu sefer 600 soruluk o meşhur testi çözdürebilirler, yani farklı yöntemlerle bir daha aynı süreçten geçip kurul karşısına çıkacağım.
 
Bir kere daha tecil vermeleri olası, ama vermeyebilirler de...
 
Ama tüm bu süreç işledikten sonra artık alnıma "askere gidebilir’ damgası vuracaklarını sanmıyorum...


Etiketler: insan hakları, askerlik
Nefret