07/01/2022 | Yazar: Kardelen Yılmaz

Hayatını feminist bir yaşam kurmak üzerine şekillendiren, kendi güvenli alanını feminist bir yerden kuran, feminizm herkes içindir bir o kadar da biricik deneyimlerdir diyen bir hukukçu olmuşum, otuz yaşına gelmişim. Yumurtalarımı dondurmak için eşim olması gerektiğini görüyorum ilgili yönetmelikte.

Tıbbın kutsallığı, hukukun üstünlüğü: Bunlar hep illüzyon Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

‘Herkes kanunları bilmek zorundadır, kanunları bilmemek mazeret sayılmaz’ gibi bir bilgi yıllardır kafamın içerisinde kim bilir nereden aklımda kaldı, ne kadar güncel ve doğru bir bilgi emin değilim. Ancak doğruluğu değişmiş olsa bile, ‘kanun koyucu’muz bizim bilmemiz gerektiğini kabul ederek bir tavır sergiliyor bize bundan eminim. O zaman şu soruyu sorarım: Peki kanun koyucu beni biliyor mu?

7 senelik avukatlık deneyimimde kendimle ortaklaştığım tek şey hukuku sevmiyor olmam. Hukukun faydasına, iyiliğine, doğruluğuna, gerçekçiliğine ve yöntemine dair düşüncelerim genel anlamda olumsuz. Sanki zaten bana ait olan bir şeyin elimden alınmasından dolayı hukuk bana ait olan şeyi, tekrar bana vermek için buna hak diyor da, vermesinin şartlarını yazıyor bir de. Benim için hukuk bu. Bu sebeple de kendimi iyi bir hukukçu/avukat gibi görmüyorum. Ya da beklenen hukukçuluğu sergilemediğimden kendimi daha yetersiz hissediyorum. Ancak bu durum artık beni rahatsız etmiyor. Bu yetersizlik hali, hukukun üstünlüğü dediğimiz kavramın illüzyonundan beni kurtarıyor, evet bu bir illüzyon.

Severiz çünkü bir şeyleri üstünleştirmeyi. Hak, hukuk, yasalar bu anlamda çoğumuzun ortaklaştığı ve saygı duyduğu bir şey. Ancak bu üstünlüğün kimi zaman bize buyurduğu şeyleri anlamakta zorlanıyorum. Ne buyuruyor mesela?

Bu aralar kafamda deli sorular var. Bedenimizin kime ait olduğuna ilişkin bir aydınlanma yaşıyorum otuz yaşıma yeni bastığım şu günlerde. Hukukun bedene müdahalesi, bedene yaklaşımı ve bedeni tanımlayışı. Doğduğumuz an bir doktor cinsel organıma bakarak bana kadın ya da erkek diyor, bununla birlikte  ‘kendince bu cinsiyetlere uygun olduğunu varsaydığı’ bir cinsel organ göremiyorsa organa müdahale ediyor sırf kadın ya da erkek diyebilmek için. Tıbbın kutsallığından bir çoğumuz kabul ediyoruz bunu sorgulamıyoruz çok. E zaten ikili cinsiyete de uygun yetiştiriliyoruz, herkesin bildiği doğru bu. Sonrasında hepimiz hayatımız boyunca o doktorun atadığı cinsiyet ile kabul ediliyor, atanan cinsiyetin toplumsal rollerine uygun hayat yaşamaya zorlanıyoruz. Ve özellikle atanan cinsiyetimiz ile beyan ettiğimiz cinsiyetimiz birbirine uygunsa ve bir de diğer atanan cinsiyetle sevişmek istiyorsak, yasaların bedenimize sahip olduğunu anlamamız çok çok geç olabiliyor. (cis- hetero ayrıcalığı diyorum kısaca)

Kürtaj, yumurta dondurma, cinsiyet uyum operasyonları, interseks bedenlere yapılan hormonal ve cerrahi müdahaleler. Bunlar yalnızca benim dikkatimi çekenler. Hepsinin ortak noktası, ikili cinsiyet anlayışına uygun bir tıp - hukuk birlikteliği. İkili cinsiyet anlayışına ek olarak kendisine erkek denenlerin tahakkümüne alan açmış bir birliktelik bu. Dönüp dolaşıp konu evliliğe getiriliyor çünkü. Ne mana?

İşte tam bu noktada: ‘peki kanun koyucu beni biliyor mu?’ sorusunu soruyorum tekrar. Hayatını feminist bir yaşam kurmak üzerine şekillendiren, kendi güvenli alanını feminist bir yerden kuran, feminizm herkes içindir bir o kadar da biricik deneyimlerdir diyen bir hukukçu olmuşum, otuz yaşına gelmişim. Yumurtalarımı dondurmak için eşim olması gerektiğini görüyorum ilgili yönetmelikte. (bana bu bilgiyi sarhoşken, isyan ederek veren kişiye de teşekkürlerimi iletirim çok yerinde bir isyandı) Zaten yumurta ve spermden elde edilen embriyoların başka adaylarla kullanılamayacağını belirtiyor ve yumurta ve sperm sahiplerinden hep ‘eş’ diye bahsediyor.

Yani ben doğurma ya da doğurmama hakkımı bir erkeğe bağlayacak kadın mıydım? Diye soruyorum. Sonra bir bakıyorum bu hak bana ait değil. ‘Eş’imin olması halinde kullanabileceğim bir hak. Hukuk yüzünden aşık olamıyorum yahu. Hukuk, erkek denilen şahsa tahakküm hakkı vermiş zaten buna sinirliyim, bir de bu erkeğin, erkeklikle birlikte konforlu yaşamını sürdürdüğünü bilmek aşık olmama engel oluyor. Bütün öfkemi kusuyorum erkeğe. Hukukun bana vermediği doğurma/doğurmama evlenme/evlenmeme hakkının acısını, bu durumdan çok da rahatsız olmayan, durumun farkında bile olmayan erkekten çıkarıyorum. Hakkımdır, çıkarmaya devam edeceğim. Beni seven böyle sevsin.

Kürtajdan bahsetmiyorum bile. Dillere düşmüş yıllardır kürtaj hakkı. Cinayet diyenler vicdan yaptıranlar, kürtaj için gidenin ailesine haber verenler(ne mana?) ortalık karışık bu konuda. Benim doğuracağım, benim dokuz ay taşıyacağım ve bana atadığınız cinsiyetin yegane rolü olan annelikten ötürü bakımının neredeyse tamamının bana kalacağı, bakımını başkalarına uygun yerine getirmediğimden ötürü bir de yargılanacağım, tüm bunlara rağmen bir de iyi bir insan yetiştirmeye kendimi zorlayacağım bir konuda kimse bana vicdan yaptırmasın, kolay değil o işler.

Ben bu konulardan haberdar olsam bile benim, hukukun bedenim üzerindeki haklara sahip olduğunu fark edip öfkelenmeye başlamam, başıma gelme ihtimalini düşünmekle başlıyor. O ana kadar ak pak geldim belki de, tıp-hukuk işbirliğini henüz fark edemedim ve daha bir sürü insan fark etmedi.

Bir de medeni kanunumuzun ‘cinsiyet değişikliği izni’ var tabi. Benim cinsel organıma baktınız cinsiyet atadınız. ‘Ben bu değilim ki’ diyebilmem için aylarca doktora görünmem, bana bir tanı konması ve muhakkak ameliyat olmamı şart koydunuz. Evli olmamam gerektiğini belirttiniz bir de tabi muhakkak evlilik bir yerlere iliştirilmeli çünkü mesele cinsiyet ise.

Arkadaşlar niye?

Bundan kimin yararı var?

Neyi koruyoruz?

E atamasaydınız cinsiyet?

Gelelim bedenimizin hukuk eliyle doğumdan itibaren bize ait olmadığına net bir şekilde karar verdiğim meseleye. İnterseks bedenler.

Biz genellikle insan hakları kapsamında sağlıktan bahsederken hep deriz ki, sağlık hakkına erişim, sağlık hizmetine erişim. İntersekslerin yaşadıklarını öğrendiğimde, kimsenin henüz sağlık hizmetine erişme isteği yokken, sağlık sektörünün zorla kendisine eriştirdiğini fark ettim. Sırf cinsiyet atayabilmek için, küçük yaşlarda cerrahi müdahalelere maruz kalan, hiçbir hayati tehlikesi olmamasına rağmen cinsiyet atama işlemini bir ‘tıbbi gereklilik’mişcesine kabul eden ve hayatı boyunca belki hormon kullanmaya mecbur bırakılan, yapılan müdahale sonucu yaşamak istediği şekilde yaşayamayan, yaşam kalitesi düşen, uzun süre sağlık sektörüyle muhatap olmak zorunda kalan, istemediği bir bedende yaşayan interseksler var. Tıp-hukuk işbirliğinin, sonuçlarına asla bakmadan, etkilerini gözlemlemeden, çeşitliliğe ve farklılığımıza kucak açmadan en acımasızca müdahalesidir bu. Kim diyebilir bedenim benim, bedenim benim kontrolümde, bedenimle ben istediğim gibi yaşarım.

7 senede benim geldiğim nokta budur. İnsanlara avukat olarak, umut aşılamaya çalıştığım, hak hukuk, yol yordam göstermeye çalıştığım bu hukuk sisteminde Aslı Alpar’ında çizdiği gibi ‘o insan hakları bu ülkeye gelecek’. Öyle bir gelecek ki tüm çeşitliliğimizle, farklılıklarımızla, biricikliğimizle ve ortaklıklarımızla o hukuk bizi kapsayacak. Ben bu amaçla, çok da kendimi yeterli görmediğim ve hatta keyif almadığım mesleğimi yapabiliyorum. Ancak böyle bir amaçla hukuk dönüştürebilir, geliştirebilir bir şey haline gelebiliyor kafamda. Aksi halde herkesin bilmekle yükümlü olduğunu düşündüğümüz bu kanunlar, yönetmelikler, hükümler, karineler vesaireler bizi tanımayan, bizi bilmeyen, bizi görmeyen, bizimle hiç alakası olmayan bir otoriteye dönüşüyor. Nerede görülmüş benim otoriteleri üstün kabul ettiğim?

Lubunyalık benim için öncelikle erilliklerimizden arınmak, sonra bize atanan cinsiyetle örtüşen cinsiyeti beyan etmiş olsak bile hukukun atadığı cinsiyetin aslında benim beyan ettiğimle, yaşadığımla örtüşmediği fark etmek. Dilimizle, bakışımızla, söylediğimiz şarkıyla, ettiğimiz küfürle kimseyi incitmemeye özen göstermek ve kapsayıcı olmayı ilke edinmek.  O yüzden benim inancım öncelikle, bir gün herkes lubunya olacak sonra hukuku değiştireceğiz.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: insan hakları, sağlık
Dijital