14/01/2014 | Yazar: Nora Leggemann

„Uf, yine bir prenses babası tarafından rasgele bir tiple evlenmeye zorlanması gerekecek‘ diye düşündüm.

Benim adım Nora, Berlin’den geliyorum. Kaos GL’de yarım yıl için bir staj yapiyorum ve aynı zamanda Türkçe öğreniyorum. Sonuncu için, haftada iki gün bir Türkçe kursuna gidiyorum. Ama Türkçe kursumda, sadece Türkçe öğrenmem... Bunu hakkında şimdi biraz anlatmak istiyorum.
 
Bildiğim kadarıyla, ders materyalleri genellikle çok tutucu ve normatiftir. Mesella, ilk öğretim ders kitaplarında, (hetero)normatif değerler ve fikirler her yerde karşımıza çıkar. Yabancı dil kurslarında da aynı durum var – mesella, benim Türkçe kursumda. Derslerde, inanılmaz çok heteronormatif ve seksist örnekler yüzünden, bazen biraz sinirleniyorum. Alıştırma cümlelerinde, neden kadınlar hep rejim yapmak istiyorlar ve erkekler telefonda sürekli „pardon canım, geç kalacağım, toplantım uzadı“ diyorlar?
 
Benim ders kitabımda, dokuzuncu bölümde, geniş zaman anlatılıyor. Kitabıme göre, geniş zaman genel kuralları ve durumları anlatır. Bu dilbilgisi konusu anlatılırken, örnek olarak cinsiyet rolleri ve cinsiyet stereotipleri veriliyor. Bu bölümün başlığı Erkekler Mars’tan, Kadınlar Venüs’ten. Bir alıştırmada, mesella, sekiz tane cümle var. Her cümlenin arkasında, erkek ve kadın seçenekleri var ve biz hangi cinsiyet genellikle hangi cümle kullanır seçmelidik:
 
Alıştırma:
                                                                                Erkek                 Kadın
1.            Yemekte ne var? Çok açım!                           
2.            Hiç kıyafetim kalmadı!                                                                                        
3.            Pazartesi rejime başlıyorum!
4.            Sen kilo mu aldın?
5.            Çoraplarım nerede?
6.            …..........................
 
Ben, maalesef, hangi cümlenin hangi cinsiyete ait olduğunu çok iyi biliyordum. Çünkü tabiki (ve tekra maalesef), bütün cinsiyet stereotiplerini çok iyi biliyorum. Ama „doğru“ cevapları bilmeme rağmen, sık sık diğer cevap seçtim. Çünkü bu kadar çok stereotipi yeniden üretmeye dayanamadım. Beraber kontrol ettiğimizde, egemen stereotiplere uymayan bütün cevaplarım düzeltildi: „Hayır Nora, bu cevap yanlış, bir hata yaptın. Cümleyi anlamadın mı?“
 
„Ama ben bazen yemekte ne var? Çok açım diyorum!“ dediğim zaman, herkes „tamam, Nora, belki sen böylesin“ diye cevap verdi. Diğerler kendi stereotiplerini sorgulamayıp, onun yerinde benim garip olduğumu düşünüyorlardı. Ama neyse, en azında, stereotiplerin her zaman ve her yerde doğru olduklarından şüphelenerek belki onları tehlikeye atıyordum. Belki.
 
Geçen hafta, Türkçe öğretmenimiz bize masal başlangıçları anlatıp bizden bir devam yazmamızı rica etti. Öğretmenimizin masalının başlangıcı şöyleydi:
 
Bir varmış, bir yokmuş, küçük ve fakir bir köyde genç bir adam annesiyle yaşarmış. Annesi hastaymış ama hiç ilaç alamazlarmış çünkü çok fakirlermiş. Günün birinde, kralın bir atlısı köye gelmiş. O köy meydanında durup köylülere kraldan bir haber getirmiş: „Bizim en sevgilimiz, kralımız artık çok yaşlandı. Bu yüzden, yerine geçecek birini arıyor. Bu vesile ile, kralımız bir hafta sonra sarayda büyük bir yarışma düzenleyecek. Bu yarışmayı kazanan kişi prensesle evlenip kral olacak“.
 
Fakir adamın annesi oğluna „Sen saraya gitmelisin. Bu yarışmada zafer kazanırsan, bütün üzüntümüz ve endişemiz sona erecek“ demiş.
 
Bunun üzerine fakir adam yola düzülmüş. Ama saray çok uzaktaymış ve fakir adam biraz yürüdükten sonra bitkin düşmüş. Bir ağacın altına yatıp uyunmuş.
 
Öğretmenimiz anlatmayı bitirdiği zaman, herkes yazmaya başladı. „Uf, yine bir prenses babası tarafından rasgele bir tiple evlenmeye zorlanması gerekecek“ diye düşündüm. Ve çünkü zavallı prensese bu ataerkil ve heteroseksist dünyadaki hayatını biraz güzelleştirmek istiyordum, ayrıca bir heteronormatif ve seksist masal daha yazmak istemiyordum, masala böylece devam ettim:
 
Uyandığı zaman, bir kızın onun tarafında oturduğunu görmüş. Kız ona „Sen de prensesle evlenmek istiyor musun?“ diye sormuş. Fakir adam „Evet“ diye cevap verdiği zaman, kız ağlamaya başlamış. „Neden ağlıyorsun?“ diye sormuş fakir adam. Kız „Ben ağlıyorum çünkü ben de prensesi çok seviyorum ve o beni seviyor. Birkaç yıldan beri bir çiftiz, çok mutluyuz. Ama kral çok homofobik, bu yüzden prenses şimdi bir erkekle evlenmeye zorlanıyor“ diye cevap vermiş.
 
Fakir adam biraz düşünmüş, sonra „Bir fikrim var“  demiş. „Aslında, ben prensesle ilgilenmiyorum. Bana sadece para lazım çünkü çok fakirim ve annem hasta. Bu yüzden bu yarışmada zafer kazanmalıyım. Böyle yapabiliriz: Sen bana yardım et. Beraber kolayca kazanabiliriz. Ben prensesle evlenip kral olacağım. Resmi, prenses benim karım olacak. Ama gerçekten, biz sadece arkadaş olup siz bir çift kalacaksınız. Ne düşünüyorsun?“ diye sormuş. 
 
Kız çok mutluymuş, „tamam, böyle yapacağız“ demiş. Ve gerçekten, kızın yardımıyla, fakir adam yarışmada zafer kazanmış. Ve çünkü o çok iyi bir insanmış, sözünü tutmuş. Bu yüzden, prenses ve onun akıllı kız arkadaşı bir çift kalabilmiş. Genç kralın annesi saraya gelmiş ve onlarla kalmış. Ve çünkü kral ve kraliçeye çocuklar lazım, çok fakir çocuğu evlat edinmişler. Böylece hep beraber çok yıl mutlu yaşamışlar.
 
Bu hala bir devrim değil, biliyorum. Çünkü kahramanlar mevcut sistemi kökten sarsmamışlardı. Fakat, bu (hetero)normatif sınıfta daha eleştirel bir yazı yazmaya cesaret etmedim...
 
Ama belki daha cesaretlenip, direnişimi genişletebilirim. Ve gelecek defa, prenses belki bir genel grevi düzenleyecek, ya da kız arkadaşıyla tüyecekler ve ikisi beraber homofobi ve zorla evlendirilmeye karşı feminist bir örgüt kuracaklar. Bir Türkçe kursunda sadece Türkçe öğrenmeyip, aynı zamanda heteronormatifite karşıtı direnişimi tecrübe edebilirim. 

Etiketler: insan hakları, eğitim
Dijital