15/02/2010 | Yazar: KAOS GL

Utanmadım! Utanmıyorum! Utanmayacağım...

Utanmadım! Utanmıyorum! Utanmayacağım...

Cinsel kimliğimden utanmıyorum! Saklamıyorum da... Bu hayat benimse eğer, kendi kabul etmişliklerim çerçevesinde utanmadan, sıkılmadan sonuna kadar savunarak göğsümü gere gere yaşamaya devam edicem...
 
Sahnede alkışlanıp, sokakta taşlandığımız bir toplumda yaşıyor olsak da, pek çok kişi eşcinsellere ‘hastalıklı’ gözüyle baksa da, kimileri korksa, kimileri baskı yapsa da "biz buyuz ve DEĞİŞTİREMEZSİNİZ!"
 
Sosyal hayatta sürekli horlanan, dışlanan, kimliğini açıkça ifade ettiğinde işinden çevresinden olan ve neredeyse yaşama alanları olabildiğince daraltılan, kabul edemeyişlikler sonucunda her gün birilerimizin canı alınan bizler... Acaba bize sıra ne zaman gelecek? Ne zaman alacaksınız bizim canımızı!
 
Yaşanılan tüm sosyal homofobiye rağmen uzmanlar gerçeği ortaya koyuyor: "Cinsel yönelim, kişinin kendisinin seçip değiştirebileceği bir durum değil" BİTTİ!
 
Kimliği ve algıları saklayarak yaşamak, özgürlüğe vurulmuş en büyük darbe değil midir? Böyle darbeler altında yaşamaya çalışan bir eşcinsel, ne için orduda olacak? Sosyal hayat kimlik yüzünden yaşama şansı neredeyse vermezken, emir komuta zincirinin olduğu bir ortam buna nasıl izin verecek? Horlanmayacağını, aşağılanmayacağını, eline silah almak istemediğinde, öldürmek istemediğinde buna kim tamam diyecek?
Vatan özgürlüğü, vatani görev?
Ya bireysel özgürlüklerimiz? Kendini özgürce ifade edemezken daha, hangi savunmanın içinde olmalı? Eşcinselleri, seçimleri konusunda bıraktığımız savunmalar yeterince vatani görev bence.
Bizler o algılarımızı genişletmek için kendi yaşamlarımız ile zaten mücadele içindeyiz. Bu durum zaten insanlık adına çok daha elzem bir görev değil midir?
 
Savaşın en kanlı günlerinden birinde, Mehmet, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü görür. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altında oldukları bir gündür. Mehmet teğmenine koşar ve
“Teğmenim, fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?” der.
“Delirdin mi?” der gibi bakar teğmen ve
“Gitmeye değer mi? Arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma.” der.
Mehmet ısrar eder. Teğmen:
“Peki. Git o zaman” der.
İnanılması güç bir mucize gerçekleşir. Mehmet o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaşır, onu sırtına alır, koşa koşa sipere geri döner ve birlikte siperin içine yuvarlanırlar. Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene eder. Sonra onu sipere taşıyan Mehmet’e döner ve
“Sana, değmez, hayatını tehlikeye atmana değmez, demiştim. Bak haklı çıktım. Bu zaten ölmüş.” der.
“Değdi teğmenim” der Mehmet.
“Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?” der.
“Gene de değdi komutanım. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak dünyaya bedeldi benim için.” diyen Mehmet, arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarlar teğmene:
“Mehmet, geleceğini biliyordum!” demişti arkadaşım. “Geleceğini biliyordum!”
 
Bu nedenleson sözler çok önemlidir.Çünkü insan yaşamının ve varoluşunun anlamı çok derindir. İnsanın varoluşu; hayatta kalma uğruna verilen o sefil mücadelede değil, inanmak ve isteminin gücünde yatmaktadır. Değişimi gerçekleştirmek için kişi göğsünde taş gibi bir yürek taşımalıdır. Bu yürek ruhsal sıkıntılara ve çöküşe doğru giden hayatı yok etme gücünü, kişinin kendisinde bulması anlamına gelir. Böylece yükselen yeni hayat kendine bir yer bulup serpilebilir.

Sonsöz; “her şey sende gizlidir.”
 

Etiketler: insan hakları, askerlik
Nefret