29/09/2009 | Yazar: Yıldırım Türker

Fransa Calais’de ‘cangıl’ adlı mülteci kampını polis bastı. Herhangi bir anda dünyada kaçak dolaşan insan sayısı 30 milyona ulaşabiliyor.

Yıldırım Türker | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Yıldırım Türker

Fransa Calais’de ‘cangıl’ adlı mülteci kampını polis bastı. Herhangi bir anda dünyada kaçak dolaşan insan sayısı 30 milyona ulaşabiliyor.

Bütün insanlık tekâmülü; demokrasi, insan hakları, dinler, düşünürler, gen teknolojisi, modernite, postmodernite vesaire, göçmen çocukları karantina altına almaya yararmış meğer.
Her ülkenin uygarlığı kendine. Kendine kadar. Son olarak Fransız polisinin çoğunluğu Afganistanlı 276 sığınmacının kaldığı kampı basıp hepsini gözaltına almasıyla dünyanın kapıları bir kez daha insanlığın yüzüne çarpıldı işte.

O görüntüler, bir uyarı gibi, bir acıklı masal gibi, insanların his dünyasını sarsmaya yayınlandı dünyanın her yerinde.
Amerika’nın bütün müttefik batı güçleriyle el ele vererek kurtarmış olduğu halktan insanlardı, Calais’de ‘cangıl’ adı verdikleri kampta sığınanlar.
Sınırlar. Batının uygarlığı da doğununkinden farksız. Yegâne güvencesi sınırlarının pekliği, pekinliği.
Öyle bir uygarlık ülküsü ki, gücünü, koparan, parçalayan, ayrı eden sınırlardan alıyor.
Şimdi sıra Fransa’nın gözaltına aldığı göçmenlerden 135’ini ne yapacağını izlemekte. 135 çocuğu. 5 Mart 2007 tarihli yasa, koruma sorumluluğu getirdiği için çocuk yaştaki göçmenlerin sınırdışı edilmelerini yasaklıyor.
Demek ki o çocuklar büyüyene kadar Fransa tarafından özel barınma bölgelerinde tutulacak.
Hayata, batının uygar hayatına hiç bulaştırılmadan, orada kara kara büyüyecekler.
Ailesinden uygarlık tarafından kopartılmış, kimsesiz küçük insanlar.
Nitekim, kimi Fransız yetkililer, çocukların bir kısmının konuldukları barınaktan kaçarak göçmenlerin kaldığı sığınaklara döndüğünden yakınıyor.
Bütün insanlık tekâmülü; demokrasi, insan hakları, dinler, düşünürler, gen teknolojisi, dev bilimsel adımlar, modernite, postmodernite vesaire, bu çocukları karantina altına almaya yararmış meğer.
Afgan çocuklarını.
Yardımlaşma örgütü Cimade, Katolik Yardım Örgütü ve Uluslararası Af Örgütü (UAÖ), Calais’deki Sangatte Barınma Bölgesi gibi bölgelerin ortadan kaldırılmasına tepki göstererek, bu tür girişimleri ‘etkisiz’ bulduklarını açıkladılar: ‘İnsanların barınaklarını yıkmak, kampın daha da dağılıp genişlemesi, burada barınan göçmenlerin mafyanın kucağına bırakılması ve temelde hiçbir sorunun çözülmemesi anlamına geliyor.’

Onlar, şu dünyada yatacak yeri olmayanlar. Bir yerde soluklanıp, sadece hayatta kalabilmek için yollarda tükeniyorlar. Onlar, mülteci. Onlar, insanın ancak romanlarda, abartılı macera filmlerinde yaşayabileceği ölümcül serüvenlere atılan vatansız kalmışlar. Onlara mülteci demek yaşayakalma mücadelelerini meşrulaştırır korkusuyla kaçaklar diye adlandırılıyorlar çoğunluk.
1951 tarihli Cenevre Konvansiyonu’na göre mülteci, ‘Kendi ülkesi dışında bulunan; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi görüşü sebebiyle zulüm görmekten haklı nedenlerle korku duyan ve ülkesinin korumasından yararlanamayan ya da yararlanmak istemeyen veya zulüm korkusu nedeniyle oraya dönmek istemeyen kişidir.’

Uluslararası Göç Örgütü’nün 2000 başında yaptığı araştırmaya göre, herhangi bir anda yeryüzünde kaçak olarak dolaşan insan sayısı 15 milyonla 30 milyon arasında değişiyor. Bu rakamlara bakıldığında 70’li yıllara oranla 90’larda dünyadaki göç hareketinin dört kat artmış olduğu görülüyor. 2000’li yılların dünyasının, insanın güvenliği konusunda son derece korkutucu bir yola girdiği düşünülecek olursa bu rakamda ciddi bir patlama olacağını tahmin etmek zor değildi.

Fransa, İngiltere’ye bir şıklık yaptı, Afgan mültecilerinin kampını dağıtarak. Çünkü İngiltere de onları istemiyordu.
İtalya daha birkaç hafta önce yine bir grup mülteciyi karasularından uzaklaştırıp ölümün kucağına yollamıştı.
Yunanistan deseniz, o da sabıkalı ülkelerden.

Türkiye, mülteciler konusunda sürekli gündeme gelen köprü ülke. Dünyayı önümüze koyabilsek, doğudan batıya, güneyden kuzeye doğru döndüğünü görebiliriz neredeyse. Günden güne artan kitlesel bir nüfus hareketi batıyı ve kuzeyi kaygılandırıyor kuşkusuz. Doğunun batıyla, güneyin kuzeyle arası iyice açıldıkça; uygarlaşan dünyanın yeni düzeni bu uçurumu iyice derinleştirdikçe yollarda soluklanamadan kaçak yaşayan milyonlara milyonlar katılıyor. Dünyanın mültecileri, nüfusu en kalabalık ulus olarak sayımlara yakalanmadan, şu dünyaya eğreti tutunarak kısa süren hayatlarını tamamlamaya çalışıyor. Önemli bir kısmının yolu Türkiye’den geçiyor. Birkaç yıl önce ABD Dışişleri Bakanlığı’nın insan kaçakçılığına ilişkin raporunda kara listeye alınan 23 ülkeden biri olan Türkiye, coğrafi koşullarının denetime elvermemesi, doğusunda sorunlu ülkeler olması nedeniyle her yıl on binlerce mülteciye istemeden ev sahipliği yapıyor. Onları görmezden gelerek, kırılıp tükenmelerine göz yumarak.

Türkiye, 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi’nin ilk imzacılarından.
Sözleşme, imzacı ülkelerin mültecilere vermesi gereken hakları tanımlıyor.
Buna göre, taraf devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden mültecilere, vatandaşlarına uyguladıkları muamelenin aynısını uygulamak zorunda.
Örneğin aile yardımları, çalışma saatine göre ücret, fazla mesai ödemeleri, ücretli tatiller, çıraklık ve mesleki eğitim, kadınların ve gençlerin çalışması ve toplu ücret görüşmelerinden yararlanmaları gibi...

Devamla, sosyal güvenlik ile ülkesinde yasal olarak ikamet eden mültecilere, genel olarak aynı koşullardaki yabancılara yönetmeliklerce sağlanan, toprakları üzerinde ikamet edeceği yeri seçme ve özgürce seyahat etme hakkını tanıma, ülkelerinde bulunan ve geçerli bir seyahat belgesine sahip olmayan her mülteciye kimlik kartı çıkarma...

Sözleşme imzacı devletlere, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden mültecilere, ulusal güvenlikleri veya kamu düzenleri ile ilgili engelleyici ciddi sebepler bulunmadıkça, kendi toprakları dışında seyahatlerini temin edecek seyahat belgeleri vermeleri, ülkelerinde yasal olarak bulunan bir mülteciyi, ulusal güvenlik veya kamu düzeni ile ilgili sebepler dışında sınır dışı edemeyecekleri gibi yükümlülükler getiriyor.
Hatırlayalım. Hatırlatalım.
 

Etiketler: insan hakları, mülteci
Nefret