18/01/2021 | Yazar: Serhat Yenisan

Bütün siyasi etiketleri şimdilik bir kenara bırakarak özeleştiri yapmaya başlamamız gereken bir geçiş aşamasında olabiliriz.

Uyumlu olmak zorunda değiliz, politik olarak uyumlu hareket etmemiz yeterli Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

1995 yılında, Fransa’da, toplu taşıma çalışanları uzun bir greve gittikten sonra, grevin politik amacı tartışma konusu haline gelir: Kısa vadeli pragmatist çıkarlar güden bu insanlar, ortak iyinin peşinden gidebilecek bir vizyona sahip midir? Yani asıl tartışma bu insan grubunun “toplumun geleceğini belirleyecek özel imtiyazlara sahip olup olmadığı” üzerine döner. Fakat daha sonra “grevin başlıca itirazının, özel bir insanlar/erkekler ve kurumlar gurubunun, toplumun geleceğini belirleme şeklindeki özel imtiyaza sahip olup olmadığına karar vermeye yönelik olduğu” giderek daha açık hale gelir.*

Kendimize koyduğumuz antikapitalist hedeflere ulaşmak mevcut şartlarda olanaklı değil. Bugün kurtuluş geleneklerimizi ve kullanışlı “görünen politik varsayımlarımızı bile sorgulamamız gereken bir süreçten geçiyoruz.” [1] Yine de gündelik direniş odaklarımızdan vazgeçmemize ve tepkiye dönüşmeyen öfkemizin daha fazla bunalıma dönüşmesine gerek yok. Bütün siyasi etiketleri şimdilik bir kenara bırakarak özeleştiri yapmaya başlamamız gereken bir geçiş aşamasında olabiliriz.

Tarih bize yatay örgütlenmelerin önderlik hiyerarşisine evirildiği bir miras bıraktı. 1960 ve 70’li yıllarda, Amerika’daki feminist hareketler bu temsiliyet sorununu benzersiz şekilde eleştiriye tutmuştu. Kadınlar, temsiliyetin ya da dikey, hiyerarşik bir örgütlenmenin, zorla elde edilen demokratik kazanımlara zarar vereceğini düşünüyordu. Bu yüzden katılımcılığı ve yatay örgütlenmeyi savundular. Geleneksel örgütlenme yapıları içerisinde bastırılmaya çalışan LGBT aktivizmi de asla dikey hiyerarşiler kurmadı. Hatta önderliği koşullara göre kullanılabilecek bir araç olarak bile görmediler.

Sonuçta beyaz-cis-hetoro erkeklere ait bir iktidar devamlı azınlıkların haklarını ve çıkarlarını koruduğunu iddia edebiliyor. Buna benzer bir temsil sorunu hiyerarşik önderlik yapıları için de geçerli. Oysa katılım ve çoğulculuk temsiliyetin panzehri olarak, katılımcı demokrasi de merkezi önderliğin alternatifi olarak savunulabilir halde. [2]

Erica Edward “karizmatik önderliğin şiddetine ait üç temel biçim tahlil eder:” Diğer aktörlerin etkisizleştirilip susturularak geçmişin tahrif edilmesi; demokrasiyi imkansız hale getiren otoriter yapıların inşa edilmesi ve karizmatik önderliğe içkin düzenleyici hetero-normatif erkeksiliğin devreye sokulması. [3] BLM karizmatik önderliğin yerini bu şekilde tekrar onaylayan temsilleri reddetti. Siyahi hareketlerin hafızasındaki hiyerarşik deneyimlerin sonuçlarını bir tarafa bırakırsak bunun temel nedeni; anonim hesapların koreograflığının anti demokratik bir öndelikten çok daha faydalı olmasıdır.[4] (BLM’da elbette sadece önderlik hiyerarşileri değil, cinsiyete dayalı hiyerarşiler de reddedildi.) Gezi sırasında patlak veren anonim hesapların bu koreograflık görevini nasıl üstlendiğini anımsarız. Geçen süre zarfında bunların büyük çoğunluğu farklı aktivizmler benimsemiş olsa da, güncel feminizm ve LGBT aktivizmi bu koreograf hesapların en etkili şekilde nasıl kullanılacağına dair bize çok fazla şey anlatıyor. Koreograflık bir dizi soru ve davayı düzenlemenin belki de en etkin yolu.

Bütün dikey hiyerarşiler somut yatay örgütlenmelerden üretilse bile, bu somut hareketlerle aralarında kapanması olanaksız bir boşluk ortaya çıkar. Politika ise bu boşluğu kapatmak adına bir kısa devre kurma girişimidir. Sonuçta anonim şekilde hareket eden ya da sadece temsil görevini üstlenen bireyleri, politik hareketlerin hem kurucusu hem de engeli haline gelecek bir tekillikle (ya da önderlikle) özdeşleştirmek zordur. Politik hareket, zaten görmezden gelinenin ortaya serildiği bir özneleşme sürecidir ve dışlanmışların payını imlemeye çalışır. Ranciere’e göre haklardan yoksun olmamız bizim haklarımızı soyut birer ide yapmaz. Fakat belirli somut öznelere ait yüklemler de değildir bu haklar.

Hem bu hakların (insan/erkek hakları) hem de karizmatik önderliğin totolojik bir yapısı vardır. Demokrasinin demosu bastırarak, politik aşırılıkları indirgemesi gerekir. İşin mantık dışı tarafı şudur: Her iktidar ve önderlik hiyerarşisi kendi meşruiyetini, iktidarını fiili hale getirdikten sonra izah eder. Başka şekilde söylersek; onun işleyişi, meşru zemininin kanıtıdır; hükmetmesi gerektiğini açıklayan şey, onun işleyişidir. Demokrasi de aynı şekilde işler. Demosun iktidarı, demokrasiye meşru bir zemin sağlarken, aynı iktidarın altını oyar. Demos hükmetmek için yeterli vasıflara sahip olmayanlar anlamına gelir. Yani burada demokrasiye içkin bir ötekilik söz konusudur. Bu içkin yarık sayesinde, “demokrasi, durmadan yeniden başlayan ve hükmetme pratiğince dur durak bilmeden tıkanan bir dissensus pratiğini imler.”[5] Hükmetme pratiği politik olanın sınırlarını silikleştirerek fiili hale gelir. Böylece politik olan tasfiye edilir ve insansızlaştırılır. Çıplak yaşam ise devlet otoritesi ya da önderliğin iktidarına kaydedilir. Burada yitip giden bir istisna ve bu karşıtlıkla kurgulanan bir bütünsellik ortaya çıkar. Bu politik olanı, apolitik veya toplumsal yaşamla kirlenmekten koruma girişiminin nihai sonucudur.

Günümüzde ortada daha az maddi mal ve daha fazla hizmet ya da iletişim üretme eğilimi vardır. Bu da “ticari mallar ve aldatıcı fetiş” arasında sallantılı bir gerilime işaret eder.[6] Kapitalizm “insani iletişim ağı üretir ve üretimin içeriği bizzat bu kapitalist form aracılığı ile ortaya çıkmaya başlar.” Söz konusu bu “gayri maddi emek” komünist iktidarla göreceli olarak aynı şeydir. Her ne kadar tüketim alışkanlıklarımız, az maaşlı, yasadışı ve güvencesiz çalışma koşullarına bağımlı olsa da, bu üretim biçimi, bütün diğer formalara baskın hale geldikçe, çoklukların ayrışmamış yaşam formu olan, kriz anlarında uygulanabilir, edimsel bir komünizm idesine varabiliriz. (Elbette bunun yeni bir totalitarizm biçimi olacağına dair spekülasyonlar da yapılabilir.) Yani burada yaşananlar, “varlığın önderlik tarihinde, örtük olarak bulunan bir vaadin” (ya da tehdidin) gerçekleşmesi değildir. Fakat bu komünizm idesi, işlerin boka sardığın söylemek için başkalarının ağızlarına ihtiyaç duyduğumuz sürece ya hapishanededir ya da komadadır.

Politik özneler açısından alternatif bir tarih çoktan gerçekleşmiştir. Politik özneler olarak, bu alternatif tarihi “olması gereken çizgiye” doğru çekmeye uğraşıyor ya da gerçek tarihin kendisini gerçekleştirmesi için uğraşıyor gibiyizdir. Bu alternatif tarih, daima geçmişte yapılan bir dizi hatanın sonucu olarak ortaya çıkar. [7Yani 50 yıl önce yapılmış bir özeleştiri için hala geç kalmış sayılmayız. Böylece karizmatik önderliklerle kurgulanan direnişlerin politikanın sınırlarını nasıl belirsizleştirdiğini (ya da gereğinden fazla belirgin hale getirdiğini) daha net şekilde görebiliriz. Her çoğulcu protestoda öncülük dayatanların da bu eleştiriyi acilen yapmaları gerekebilir.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.



[1] Michael Hardt -Antonio Negri, Meclis, çev: Akın Emre Pilgir. Ayrıntı 2019

[2] a.g.e s36-7

[3] Alıntılanan yer: a.g.e. s36-7 Erica Renee Edwards, Charisma And The Fictions Of Black Leadership

[4] a.g.e. s38

[5] Dissensus, çev: Mustafa Yalçınkaya, İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2020. s. 40

[6] a.g.e., s. 67

[7] Bu “alternatif tarih” fikri Zizek’e ait.


* Rancière, Jacques, Dissensus, çev: Mustafa Yalçınkaya, İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2020. s. 84.

 


Etiketler: yaşam, siyaset
Nefret