20/06/2022 | Yazar: Ali Bulunmaz

Onur Ayı’nı Kaos GL dergisi “Kesişimsel Aktivizm” sayısından yazılarla kutluyoruz.

Yaşamın rengi ve özgürlük için bir mücadele Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Dönemin New York Times muhabirlerinden ve sıkı bir Cumhuriyetçi olan Ted Green, 1960’ta Demokrat Parti kongre üyesi olmak için girdiği seçimi kaybeden Gore Vidal’in kapısını çalıyor. Siyaset, seçim ve ABD Başkanlığı faslından sonra Green, Kent ve Tuz romanı üzerinden Vidal’in cinsel yönelimine getiriyor sözü; yazarı sıkıştırdığını düşünüp “Neden eşcinselliği yüceltiyorsunuz?” diye soruyor. O âna kadar büyük bir sabırla tüm soruları yanıtlayan Vidal, “yüceltmiyorum, eşcinsellerin toplumda var olduğunu hatırlatıyorum; başka sorunuz yok sanırım” diyerek nazikçe uğurlamaya koyulduğu Green’e aynı nezaketle bir öğüt veriyor: “Her şeyden önce insan olmak gerek, diğer tüm kimlikler sonra gelir, öğrenmeye buradan başlayabilirsiniz...”

ABD’de tohumu 1950’lerde atılan ve 1960’larda filizlenen toplumsal-kültürel dönüşüm, 1970’lerde hem Vidal’in vurguladığı hümanizmin hem de cinsel yönelimlerin özgürce ifade edilişine evrilmişti. Tabii bu dönemde, söz konusu harekete karşı tepkiler geliştirilmiş, cinsel kimlikler kadın-erkek olarak sınırlandırılmaya ya da Louis Althusser’in “geçirimsiz kompartımanlar” metaforuna benzer biçimde dar ve muhafazakâr kalıplara sıkıştırılmaya çalışılmıştı.

Rita Mae Brown, 1973’te yayımlanan ve başkarakteri Molly Bolt olan Yakut Orman romanıyla Vidal’in tavrından ve 1970’lerdeki isyandan; insan olmaktan ve kişinin bedenini, benliğini, arzularını keşfetmesinden yana zar attığını duyurmuştu.

‘Kendinden başka kimseyi dinleme evlat’ 

Yakut Orman; evlatlık olan, akranlarının kendisiyle alay etmesini ve köklerini önemsemeyen Molly Bolt’un çocukluğuyla açılıyor: “Nasıl, nereden geldiğin kimin umurunda ki? Benim umurumda değil, hem de hiç değil. Doğmayı başarmışım ya önemli olan bu” diyen Bolt; kendisini evlat edinen aileyle sorunlar yaşıyor, özellikle de üvey annesiyle. İkili devamlı sürtüşüyor ve bir bakıma kimlik savaşına sürükleniyor.

Arkadaşlarıyla oynayıp konuşurken toplumun dayattığı yaşam biçimiyle ters düşüşü, Molly’nin lezbiyenliğini keşfettiği bir zaman dilimi olarak hayatının dönüm noktası hâline geliyor. Üvey annesi ise Molly’nin koca bulmak için öğrenmesi gerekenleri göz ardı etmesinden, emirler verdiği oğlanlarla sokakta oynamasından ve arabaları parçalamasından dert yanıyor.

Molly’nin dertleri ise bambaşka: Çevresindeki herkese bir an evvel benliğini, özgürlüğünü ve cinsel yönelimlerini kabul ettirmek. Tabii kızların kızlarla ilişki kuramayacağı ve evlenemeyeceğine dair kanıksanmış ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyeceği düşünülen “fikirler” sürekli karşısına çıkıyor. Bu durum, siyahlar ve beyazları kesin çizgilerle ayıran yazılı ve yazısız kurallara benziyor. Molly, bunlara karşı büyük bir başkaldırı başlatıyor; yaşamın rengine ve özgürlüğe inandığını her fırsatta dile getiriyor.

Brown, romanı karşıtlıklar ve toplumsal kuralların kısıtlayıcılığından çok, Molly’nin birey olma ve cinsel kimliğini inşa etme süreci üzerine kurgulamış. Hâl böyle olunca Molly, kendisine dayatılan ya da dayatılmak istenen rollerden sıyrılarak ilerliyor. Okulda, arkadaş çevresinde, oturduğu bölgede ve aile içinde bunun mücadelesini veriyor; hayatın rengini ve özgürlüğü arıyor. Siyah-beyaz, erkek-kadın ve hetero-eşcinsel ayrımlarını aynı yoldan geçerek yok etmeye uğraşıyor. Dolayısıyla bu çaba, ister istemez politik bir eylem hâline geliyor.

Üvey babasının “kendinden başka kimseyi dinleme evlat” öğüdü ise çevresindeki kutsallaştırılan heteroseksüelliği komik bulan Molly’nin çabasına ivme kazandırıyor. Etiketlerin ve önyargıların üzerine giderken hayallerinin ve arzularının peşine takılıyor.

Heteroseksüel yobazlık yerine tutku  

Molly’nin büyüme ve cinsel kimliğini etrafına kabul ettirme süreci, aynı zamanda lezbiyenliğini sınırsızca yaşama ve önüne çıkan engelleri aşma dönemi olarak da kurgulanıyor Brown tarafından. Kuralları ti’ye alma ve kalıpyargılara öfkelenme de bu kurguya dâhil.

Neredeyse tek destekçisi olan üvey babasının ölümünden sonra Molly’nin arasının daha da açıldığı annesinden işittiği galiz küfürler ve “Tanrı’nın kurallarına karşı geliyorsun” tarzındaki muhafazakâr cümleler, genç kızın üniversite yıllarında özgürlüğüne ve arzularına dört elle sarılmasını sağlıyor. Bu sarılış, bir inadın ürünü değil, doğru yolda olduğunu fark ederek attığı bir adım; özgür ve tutkulu benliğinin inşasındaki sağlam bir parça.

Molly, tanıştığı ve kendisinden yaşça büyük bir kadınla aşk, lezbiyenlik, cinsel kimlik ve erdemler üzerine konuşurken “artık insanların benliği yok, belki de hiç olmadı, bu yüzden kendilerini konumlandırdıkları nokta cinsiyetleri” diyerek bir kez daha özgürlüğe, arzu ve tutkulara atıf yapıp insanları sınıflandırmanın ya da kalıplara sıkıştırmanın ve heteroseksüel yobazlığın saçmalığından bahsediyor. İkili arasındaki fantezi tartışması ise romanın bam teli çünkü bu, Molly’nin lezbiyenliğine farklı bir açıdan bakmasını sağlıyor. Okur da söz konusu tartışma sırasında “yakut ormanı” esprisini kavrıyor.

Brown; Vietnam Savaşı’nın, 1960’larda ABD’de ayrımcılığa ve haksızlıklara karşı filizlenen gösterilerin, 1968’de Chicago’da düzenlenen protestoların, haklar ve özgürlükler için hayata geçirilen eylemlerin fonda yer aldığı romanda, Molly Bolt’un kendisini keşfini ve bu süreci hor görenlerle giriştiği mücadeleyi getiriyor okurun karşısına. Bu sırada Molly, hem erginleşip kendisini buluyor hem de ailesiyle ilgili karanlıkta kalan noktalara dair hayatî bilgiler ediniyor. Kısacası yazar, isyanı ve sevgiyi, başkarakter Molly aracılığıyla anlattığı büyüme hikâyesinin en önemli parçaları hâline getiriyor.

1970’lerde özgürlük ve aşk hareketlerinin ete kemiğe büründüğü ortamlardan bugüne göz kırpıyor Molly. Tabii Brown da…

Yakut Orman, Rita Mae Brown, Çeviren: Dılşa Ritsa Eşli, Umami Kitap, 214 s.      

Kaos GL Dergisine ulaşın

Bu yazı ilk olarak Kaos GL Dergisinin Kesişimsel Aktivizm dosya konulu 182. sayısında yayınlanmıştır. Dergiye kitapçılardan veya Notebene Yayınları’nın sitesinden ulaşabilirsiniz. Online aboneler dergi sitesinden dergiyi okuyabilir.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.

 


Etiketler: kültür sanat
bülten