25/09/2009 | Yazar: Can Başkent

Robert Nozick, ünlü kitabı "Anarchy, State and Utopia" [Anarşi, Devlet ve Ütopya]'da "Eşitlik, Kıskançlık ve Sömürüye" koca bir bölüm ayırmıştır.

Can Başkent | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Can Başkent

Robert Nozick, ünlü kitabı "Anarchy, State and Utopia" [Anarşi, Devlet ve Ütopya]'da "Eşitlik, Kıskançlık ve Sömürüye" koca bir bölüm ayırmıştır. Kıskançlığı "Bende yoksa başkasında da olmasın" şeklinde özetledikten sonra Nozick, bu tanım itibariyle kıskançlığın tuhaflığı üzerine gider. Fakat tüm argümanlarından önce, Nozick gene de kıskançlık savunucularının odak noktasını vurgulamadan geçemez: Kıskançlık, eşitliğin altını çizmektedir. 

Bu yazıda, Nozick'in takip ettiği değil, ihmal ettiği yolu izleyeceğiz. Eşitlikçilik ve kendine güven duygularıyla kurulan aleni bağın benzerini, ama bu sefer negativist manada, kıskançlık ve eşitlikçilik arasında kuracağız. Fakat ele alacağımız kıskançlık mevhumunu, hemen belirtelim, tesadüfî insan özellikleriyle ilişkilendirileceğiz. Tesadüfî insan özellikleriyle kast ettiğimiz, doğuştan gelen ya da adaletsiz dünyanın şans dediği kimi özelliklerin sebep olduğu kazanımlardır. Mirasyedi olmaktan tutun da, güzel olmaya dek birçok beşeri özelliği "tesadüfî" (accidental) olarak niteleyeceğiz.
 
Fakat elbette, yukarıda sıraladığımız özellikler ve benzerlerinin tesadüfî olmadığı iddia edilebilir. Örneğin, miras yediler, sahip oldukları zenginliği atalarının çalışarak kazandığını ve dolayısıyla emeğin değerini iyi bildiklerini vurgulayıp, ahlaki eleştirilerden muaf olmayı dileyebilirler. Benzer şekilde belki de kimi hayır kurumlarına yüklü meblağlarda bağışlar yaparak bu şansın diyetini ödediklerini düşünebilirler. Benzer şekilde, güzel erkek ve kadınlar da, aslında "güzelliğin" toplumsal güzellik anlayışına ve kavrayışına uymak için harcanması gereken emekle doğru orantılı olduğunu söyleyip; ağda yaparak, tıraş olarak sarf ettikleri zamanla kozmetiğe harcadıkları paranın da birer emek olduğunu iddia edebilirler. Dahası, naif bir estetik zihniyetle, güzelliklerini teşhir ederek dünyadaki estetik mutluluğu artırdıklarını da öne sürebilirler.
 
Özgürlüğün olduğu kadar, eşitliğin de felsefesi olan anarşizm, eşitliğin tesadüfî nitelikler zemininde ihlal edildiği noktalara da önemle değinmelidir. Zira yukarıdaki naif örneklerde kendini açık ettiği gibi, tesadüfî insan özellikleri, öyle ya da böyle en nihayetinden hep mülkiyete indirgenmektedir. Güzel memelerim, kaslı kollarım, kabarık banka hesabım, bir aidiyet ve bu aidiyetin getirdiği eşitsizliğe işaret eder.
 
Bu yazıda değineceğim kıskançlık, insanın kendini mülkleştirmesine bağlı olarak ortaya çıkan kıskançlık. İnsan suratının nesneleştirilip, kimi dışsal itkilerle "güzelleştirilmesi" ve bunun "bedenim benimdir" olarak özetlenecek, hayatımda duyduğum en anti-feminist sloganla somutlaştırılması, kaygılarımı özetleyen örneklerden sadece bir kaçı.
 
İnsanların ilişkilerde birbirlerini kıskanmaları aşina bir kalıptır. Ancak, kıskançlığı analiz etmeden önce, neyin kıskanıldığını anlamanın önemli olduğunu düşünüyorum. Kıskanılan, evvela bedendir. Güzelliğin sergilenmesi, bedenin "başkalarıyla" paylaşılması, temelde bedenin mülkiyetleştirilmesinden kaynaklanmaktadır. Zira mülk bizimdir ve onunla istediğimizi yaparız. Zaten, bu patoloji "bedenlerimiz bizimdir" sloganında da acınacak şekilde kendini belli eder. Kapitalizmin bir oyunu dediğinizi duyar gibiyim... Kıskanılan diğer bir husus da sevilenin "başkalarına" gülümsemesi, diğer bir deyişle, sosyalleşme sürecinde bireyin ve bedenin gene ama gene metalaştırılması, nesneleştirilmesi, bir komodite formuna sokulmasıdır.
 
Dolayısıyla, ilk temel iyimser tespitimiz, kıskançlığın mülkiyete karşı reflektif bir his olduğudur - zira kapitalizmde en ağır suçlar, belki de bu nedenle, mülkiyet suçlarıdır. Mülkiyete dair reaksiyonun doğal ve umulur bir şey olduğunu düşünüyorum. İşin içler acısı kısmı, mülkiyet mevhumunun anarşist cenahlarda dahi fark edilir olmasıdır. İş gerçek metalara gelince, elbette mülkiyete karşıyız: üretim araçlarının kamulaştırılması gibi... Ancak, kapitalizmin sonradan metalaştırdığı ve bunun sonucu olarak da mülkiyet kiplerini üzerinde kullandığı nesneler söz konusu olunca birden avanak bir çelişki görülüyor. Bu çelişkiden kurtulmanın belki de ilk yolu, bedenin neden sahiplenemeyeceğini görmek olacaktır.
 
Bedenim, o halde, neden benim olamaz?
 
Dilbilimsel olarak, Türkçenin sondan-eklemeli bir dil olması, "bedenim" sözünün semantik incelemesini zorunlu kılıyor. Benim biyolojik işlevlerimi gördüğüm vücut/beden anlamında kastedildiğinde, "benim bedenim" söz öbeğinde politik bir sorun gözükmemektedir. Garda, tren beklerken, gelen trene yönelip "İşte benim trenim", örneğinde de malum, trenin mülkiyeti özneye ait değildir. Dolayısıyla, "-im" iyelik eki, her zaman bir aidiyet veya mülkiyet anlamı vermez. Ancak, sahte-feminist hareketin diline pelesenk olan "bedenlerimiz bizimdir" sloganında açıkça, bedenin bir mülk olarak yüceltilmesi ve sonrasında da bu yüce mülkün sahibinin, bedenin içinde yaşayan insan olduğu ilan edilmektedir. Elbette, bona fide, bu sloganın acılar dolu kadın sömürüsü tarihinin bir sonucu olduğunu ve bu sloganı atanların çok da büyük bir kabahati olduğunu düşünmemeye çalışıyorum.
 
Fakat çok tuhaf bir şekilde, yazmaya bile utanıyorum aslında, bu garip slogan, ilk etapta, bedenim benimdir, istediğime, istediğim şekilde kiralarım, gibi bir anlama yol açıyor. Dolayısıyla, bir beden-politikası olarak düşünüldüğünde, bunun bir "özgürleşme" olduğunu düşünmüyorum.
 
Daha önce defalarca değindim. "Özgürleşmeyle", "serbestleşme" arasında fersah fersah fark vardır. Batılı ultra-kapitalist ülkelerde yaşam oldukça "serbesttir", ama anarşizmin tebeşir tozlarını solumuş kimse, bunun özgür bir hayat olduğunu iddia edemez.
 
Benzer şekilde, reaktif bir şekilde ortaya çıkan '68 Paris'inin özgür cinsellik hareketleri, belki de politik ufuksuzluk nedeniyle, serbest cinselliğe yol açtı - cinsellik özgürleşmedi, sadece serbestleşti. Elbette, bu bile bir kazanımdır, itirazım yok.
 
Ancak, anarşizmin talepleri ve öngörüleri (hayır hayır, toplum mühendisliği yapmıyorum ya da anarşizmin deterministik olduğunu iddia edecek de değilim); bu noktada ciddi bir ayrım ortaya koymalı. Zira bedeni mülkiyetleştirdiğiniz zaman, emin olun, birileri o mülke sabotajda bulunacaktır. 
 
Teşekkür: Nozick'ten faydalanabileceğim öngörüsü nedeniyle H. Ünlü'ye teşekkür ederim.


Etiketler: kadın
Nefret