14/02/2011 | Yazar: Ayşen Candaş

Seçim sürecinin ve ertesinin ana konusu yeni anayasa.

Ayşen Candaş | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Ayşen Candaş

Seçim sürecinin ve ertesinin ana konusu yeni anayasa. Özgürlükçü Anayasa Platformu üyesi Ayşen Candaş geçtiğimiz günlerde düzenlenen toplantıda usül ve katılım meselesine dair 14 "olmazsa olmaz" saydı. Aktarıyoruz.
 

Türkiye ilk kez darbe ürünü olmayan bir anayasayı yazma sürecine giriyor ya da bu şansı edindi.

Acaba yeni anayasanın barış getirmesi, uzlaşma ürünü olması ve kimseyi dışlamayan, her kesimi kapsayan nitelikte yani çoğulcu ve demokratik olmasını nasıl garanti altına almaya çalışırız? Katılımın adil olmasını sağlayacak garantili bir metod var mı?

Kısa cevap: hiçbir metod ve önümüzde örnek olarak duran hiçbir ülkenin anayasa yazma süreci buradaki ortamda nasıl uygulanıp nasıl sonuç vereceği baştan belli olmayacağı için garantili değil. Türkiye de, her başka ülke gibi, kendine özgü tarihinin koşulları ve kendi güç dinamikleri içinde bu sürece giriyor ve en katılımcı görünen metodlar burada tıpatıp uygulansa bile kimin ne etkinlikte katılacağına göre buranın koşulları içinde istenirse pekala garabet yaratabilir. Bu ihtimal daima mevcut. Mucizevi, her ülkede garantili sonuç verecek bir anayasa yazım metodu maalesef bulunmamakta.
 
Ama:
Hangi metodun, kimin ne şekilde katılımı sağlanarak uygulanacağı ve nasıl bir çerçevede katılım sağlanacağı had safhada önemli. Zira Anayasa yazımına kimlerin nasıl bir yasal ve kurumsal çerçevede ve ne etkinlikte katılacağı yani katılımın nasıl olacağı içeriği de büyük ölçüde belirleyecek. Anayasa son raddede yeni seçilecek Meclis tarafından, adına kurucu meclis densin veya denmesin, kurucu meclis işlevi görecek bir meclis tarafından son şekli verilip onaylanacak.

Birçoğumuz uzun süredir yeni, demokratik ve eşitlikçi bir anayasanın hangi katılım mekanizmalarıyla Türkiye'nin kurumsal ortamı ve güç dinamikleri içinde barışı tesis edeceğini, ve demokratik ve kapsayıcı sonuç vereceğini araştırıyoruz. Benim bugün ifade edeceğim fikirlerin büyük bölümünü dile getiren ve benim de mensubu olduğum bir grup var, bugün söyleyeceklerimin en azından büyük bir kısmının bu grupta savunduğumuz ilkeler olduğunun altını çizerek başlamalıyım.

Söyleyeceklerim anayasa yazımına katılımın adil ve demokratik olmasının prosedürel koşulları meselesine dair. Yeni ve demokratik bir anayasa isteyenler olarak bizler, 12 Eylül anayasasının kanun, kurum ve kurullarının elinden çıkma bir çerçevede katılımda adaletten dem vurmanın prosedürel açıdan bile ne kadar sorunlu olacağının vurgulanmasının önemine inanıyoruz. Bu sebeple seçimlere dek 12 Eylül ürünü olan ve birazdan anahatlarını özetleyeceğim yasal ve kurumsal çerçevenin anayasa yazımına katılımımızı anlamlı kılacak şekilde değişmesini talep etmeliyiz. Etkin katılım mücadelesini, oyunun oynanacağı kuralları demokratik iradeyi yansıtacak şekilde değiştirme talebiyle başlatmalıyız.  

Bu amaçla neler yapılmalı?  önem ve vehamet sırasına göre sıralarsak:
1. En önemli ve en vahim mesele yine ve hep! SEÇİM BARAJI!

12 Eylül anayasasının ruhu, 12 Eylül zihniyetinin düğümlendiği kurumların en başında SEÇİM BARAJI geliyor. Seçim barajı 12 Eylülün ne olduğunu ve ne yapmaya çalıştığını iyi özetleyen ve bu amaçları en etkin şekilde hayata geçirmiş bir metod. Seçim barajı marifetiyle hem Kürtlerin ve koca bir bölgenin nüfusunun ezici bir çoğunluğunun siyasi katılımının önüne geçilmiş durumda, hem de çok çarpık bir temsil gücü Meclise girebilen partilere, özellikle de iktidar partilerine hediye edilmiş durumda. Barajın yarattığı demokrasi sorunu sıklıkla hafife alınıyor. Seçime katılan nüfusun yüzde 33'ünün oyuyla Mecliste yüzde 66 oranında sandalye kazandıran, halkın oylarını kah yoksayarak kah çarpıtarak yansıtan bir mekanizma seçim barajı. Barajı orada tutmanın resmi bahanesi: ekonomik ve siyasi istikrar. Ancak 12 Eylülün seçim barajının asıl işlevi demokratikleşmemeyi sabitlemek, barışın şartlarının oluşmamasını garanti altına almak, Kürt sorununun siyasi temsilcilerinin taleplerini seslendirilemez kılmak, ve tüm yasakları ve haklara ve halka düşman yapısıyla 12 Eylül ruhunu canlı tutmak. Unutulmamalı ki 12 Eylül istikrar için yapıldı ve istikrar getirdi. 12 Eylülden kurtulacaksak, adil temsili, kapsayıcılığı, barışı ve uzlaşmayı, otoriter düzlemde kurulu bir istikrara kurban eden seçim barajından kurtulmayı öncellemeyiz.

Niyetimiz hangi grubun hakkını adaletini aramak olursa olsun hangi platformda çalışıyor olursak olalım, bu ülkede barış ve çoğulcu demokrasi isteyen hepimizin ağızbirliği ile en fazla vurgulamamız ve oldubittiye getirilmesine izin vermememiz gereken konu seçim barajı. Türkiye tarihinin en önemli seçimi olmaya aday bu seçim sürecinde barajın halihazırdaki meclis tarafından kaldırılmasını talep etmemiz ve seçime sonra gidilmesini sağlamamız bu konuda diretmemiz gerekiyor. Geçici bir anayasa değişikliği ile baraj ortadan kaldırılabilir, bu gayet mümkün. Unutulmamalı ki Haziran ayında kurulacak meclisin temsil gücü olağan bir meclisten de kat be kat üstün olmalı, çünkü olağan yasama faaliyeti değil anayasa yapacak. Barajla, hem de yüzde 10 gibi örneği bulunmayan bir baraj oranıyla seçime gidilerek yapılacak anayasa, katılımcı olamayacağı için maalesef ne sivil ne barışçı ne demokratik ne de prosedürel açıdan meşru olabilir. Baraj, meşruiyeti daha en baştan, henüz içerik konuşulmamışken bile, zan altında bırakıyor.

2. Seçim barajı  meselesine benzer şekilde, şu anda zaten yetersiz ve fevkalade eksik olan haklarımızı icra etmeye çabaladığımız ortam 12 Eylül yasalarının izin verdiği ve emrettiği çerçevede oluşan bir ortam. Milletvekili Seçim Kanunu, Siyasi Partiler Kanunu, Sendikalar Kanunu, Dernekler Kanunu, 301. Madde, Ceza Kanunu, YÖK... bunlar hep 1983'ten kalma kanunlar ve 12 Eylülün ürünleri ve araçları. Katılımdan anlamlı şekilde bahis bile olması için, önce elimizi kolumuzu bağlayan yasakların ve engellerin olmaması, aksine örgütlenme ve ifade özgürlüğünün önünün açılması gerekiyor. Her örgütlenme, her fikir beyan etme, her siyasi katılım hamlesi, engellerle yasaklarla, parti kapatmalarla, hatta tutuklama operasyonlarıyla kuşatılmışken 'anayasaya geniş katılım sağladık halk yaptı anayasasını' söylemlerinin ne kadar havada kalacağını, katılım ortamının ne kadar 12 Eylül ürünü olacağını, yine hangi grubun adalet talebi bizim için öncelikliyse farketmeksizin vurgulamalı ve siyasi hakların icrasının, ifade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü gibi hakların önündeki engellerin kaldırılmasıyla mümkün olduğunu her platformda hatırlamalı ve hatırlatmalıyız. 1983 kanunlarının izin verdiği ölçüde yapılacak siyasi katılımın adil olması ihtimali bulunmuyor. Siyasi reform ilk başlangıç noktalarımızdan biri olmalı.

3. Halkın pasif, kendisine dayatılan soruya 'evet'  ya da 'hayır' diye cevap vermekten başka iradesi olmayan, örgütsüz, homojen bir kitle gibi algılandığı katılım modellerine katılım demeyi reddetmeli, aktif ve örgütlü katılım modellerini tercih etmeliyiz. Unutulmamalı ki halklar ancak örgütlendikleri nispette konuşur hale gelir, örgütlü katılım yoksa, halkın ne dediğini herkes istediği şekilde anlar ve aksettirir.

12 Eylülün yarattığı  dar çember içinde yine de canhavliyle birbirini bulup son otuz yılda örgütlenmiş bir kesim var. Halihazırda örgütlü ve yıllardır adalet için mücadele etmiş sivil toplum platformlarının uzlaşma ile ortaya koymuş olduğu anayasa taslakları var. Bu taslaklar sendikaların kadın platformlarının örgütlü kesimin anayasanın içeriğine dair fikirlerinin ve demokratik uzlaşmalarının ürünü. Bunların anayasa taslağının yazımı esnasında başlangıç metinleri olarak öncellenip rol oynaması önemli. BDP'nin siyasi süreçten dışlanmış şimdi de KCK operasyonlarıyla iyice gayrımeşrulaştırılmak istenen bir parti olarak artık özgür bırakılması, anayasa yazım sürecine katılımı ve anayasa yazımına katacakları aynı şekilde öncellenmeli. Kısacası örneğin BDPnin, kadın platformunun sendikaların katılımına, ana referans noktaları olarak, anayasanın katılımcılığını ölçeceğimiz kıstaslar olarak yaklaşmalıyız. Örgütsüz katılım modellerini reddetmeli, aksine seçimlere dek yasakların kaldırılmasını talep ederek maksimum düzeyde örgütlenmiş toplumun katılımına önem vermeli ve dikkat çekmeliyiz.

4. Sivil toplumun her ülkede olduğu gibi burada da toplumdaki ayrışmaları birebir aksettiren parçalı bir yapısı olduğunu unutmamalı, sivil toplum katılımının, örgütlerin katılımının vurgusunu yapmalı ama bunu yaparken neyin savunulduğunun örgütten örgüte değişebileceğini de unutmamalıyız. Sadece çoğunluğun bir fikrini, bir kimliğini, ya da sadece bir çeşit talebini seslendiren, kendi içinde homojen sivil toplum örgütleri katılırsa 'sivil toplum katıldı' denecektir ama, 12 Eylülün mağdur etmiş olduğu gruplar, yani çoğunluğun milliyetçilik, militarizm, ataerkillik, çevre duyarsızlığı, homofobi gibi ortaklaşmış olabilecek birtakım noktalarını paylaşmayan sivil toplum, pekala sesiyle talebiyle dışlanmış olabilir! Hangi Sivil Toplum katılıyor ve ne etkinlikte katılabiliyor? Bu soruyu sürekli aklımızda tutmalıyız. Varolan hak ihlalleri grafiği gözönünde bulundurulduğunda toplumsal barış açısından katılımı had safhada önem taşıyan gruplar var. Örgütlü kadın platformları ve BDP katılabiliyor mu? Din ve inanç bağlamında çoğunluktan ayrışan gruplar örneğin Aleviler katılabiliyorlar mı? İnsan hakları Derneği, sendikalar, meslek odaları katılabiliyor mu? LGBT örgütleri: KAOS GL ve Lambda gibi örgütler, Yeşiller ve çevreciler katılabiliyor mu? içeriğe etki edecek şekilde seslerini çıkarmalarına izin veriliyor mu? yoksa çoğunluğun eğilimleri içinde seslerinin bastırılmasına susturulmalarına izin mi veriliyor, yoksa hiç mi katılamıyorlar???? Bu sorulara her aşamada dikkat edilmeli. Yoksa 'benim halkım ve benim sivil toplumum onay verdi anayasaya katıldı' denecek bir şekil bulunup, belli kimlikleri önceleyip, diğerlerinin adalet arayışına kulaklarını kapatan ilk üniformasız yazılmış dışlayıcı Anayasa da oluşabilir pekala, bu ihtimal dikkate alınmalı. Anayasa yazım hikayeleri arasında hüsranla sonuçlanan örnekler de vardır, unutulmamalı.

5. Siyasi gücün son raddede en belirleyici güç olacağı akıldan çıkarılmamalı. Anayasaların son raddede Mecliste onaylandığı unutulmamalı. Örgütlü sivil toplumun katılımı, örgütlerin komisyonlarda yerine göre katılımcı yerine göre gözlemci olması, eğer son raddede onların taleplerini Mecliste dillendirecek temsilcileri yoksa, hatta esamesi okunur derecede yoksa, sadece ve sadece dışlayıcı bir metni şeklen meşrulaştırmaya da yarayabilir. Meclise temsilci sokulması meselesinin önemini ne kadar vurgulasak azdır. Anayasa metninin içeriğinin çoğulcu ve demokratik olup olmayacağını son raddede meclisteki temsil oranları birebir etkileyecek. Bu mesele gözden kaçırılmayıp anayasa yazım sürecinin her aşaması için, demokratikleşmeye ve barışa en fazla katkı yapabilecek, kimseyi dışlamadan her kesimin temel haklarını en etkin şekilde savunacak grupların temsilcilerinin, meclisteki temsil oranını arttırmayı hedefleyen bir çaba harcanmalı. Anayasaları halklar fiilen yazmaz, son raddede hep halkın temsilcisi olanlar son taslağı oluşturup imza atar. Mecliste bu toplumun çoğulcu yapısını ve çeşitli kesimlerin demokratik taleplerini aksettirecek bir temsilci kadrosunun olması ve çoğunluğun siyasi temayüllerini ya da kimliğini paylaşmayan bu güne dek dışlanmış ve ayrımcılığa uğramış grupların mümkün olan en geniş ölçüde temsili had safhada önemli. Anayasanın çoğulcu bir içeriğe kavuşmasında en önemli rolü oynayabilecek olan gruplar Meclise taleplerini dillendirecek temsilci gönderme yönünde hareket etmeliler, sonucu belirleyecek hedefin Meclisteki güç dinamiği olduğu gözden kaçırılmamalı.
 
6. Uzun süredir temel haklar ve siyasi reformlar konusunda Avrupa demokrasilerinin standartlarında taleplerde bulunan örgütlü toplum, Anayasa taslağının yazım sürecinin her aşamasında temsilci bulundurmayı hedeflemeli. Meclis dışında anayasa yazımında rol oynaması muhtemel iki çeşit komisyon geliyor akla. Biri aldığı kararların bağlayıcı olmayacağını düşünebileceğimiz danışma kurulları, diğeri ise sözünün nispeten ağırlığı ve bağlayıcılığı olacak olan Meclis Anayasa Komisyonları. Çoğunluğun temayüllerini ya da kimliğini paylaşmayan, dışlanmış sesi duyulmayan grup ve kesimlerin taleplerini temsil eden örgütlü sivil toplum, danışma kurullarında da Meclis Anayasa komisyonlarında da yapabildiği ölçüde temsilci, bu olmadığı takdirde de mutlaka gözlemci bulundurmalı, yerine göre kota talep etmeli.
 
7. Danışma kurullarının hangi örgütlerden ne kadar temsilci alacağı örgütlü sivil toplumun üzerinde uzlaşacağı bir prosedürle belirlenmeli.

8. Meclis Anayasa komisyonlarında oy hakkı olmayacak olan örgütlü sivil toplum gözlemcilerinin eşit söz hakkı olmalı.

9. Bağlayıcı kararlar alması beklenilir olan Meclis Anayasa Komisyonu üyelerinin meclisteki sandalye sayısına göre değil, seçimde alınan oy oranına göre oluşturulması sağlanmalı, bunun için gereken yasa değişikliği varsa yapılmalı.

10. Haklar konusunda bugün durduğumuz yerin değiştirilmesinin ancak bu haklar daha fazla genişletilecekse meşru olduğu hatırlatılmalı. Kültürel ve sosyal hakların ve pozitif ayrımcılığın tanınması, ayrımcılıkla ilgili maddeye 'cinsel yönelim' ve 'yaşa bağlı ayrımcılığın' eklenmesi, sendikal hakların Avrupa standartlarına kavuşturulması gibi değişiklikler hakların genişletilmesi demektir. Yeni anayasa, kimsenin etnik kimliği,  dili, cinsiyeti, cinsel yönelimi, dini inancı ya da inançsızlığı,  siyasi görüşü,  yaş ya da engellilik hali nedeniyle ayrımcılık görmeyeceği,tüm canlıların yaşam hakkına ve dünyaya  saygılı,  barış içinde demokratik bir yaşamı güvenceye almalıdır. Kürtlerin  kimliklerinin eşit yurttaşlık temelinde anayasal güvenceye kavuşturulması,  başta anadilinde eğitim ve öğrenim hakkı olmak üzere kültürel ve siyasal haklarını özgürce kullanabilmeleri  hem barışın hem de demokratik bir yaşamın gereği. Temel haklara dair yapılması elzem olan bu tarz değişiklikler kuşkusuz demokratikleşme demek olacak.
 
Buna karşılık, kadın ve erkeğin eşit olduğu madde ABye uyum sürecinde anayasaya kadın hareketinin mücadelesi sonucu eklenmiş durumda, kadınların eşit ve farklı değil sadece farklı ama eşit olmayan bir varlık olarak ve çocuk, yaşlı ve engellilerle beraber korunmaya muhtaç, çok değerli ama bağımlı varlıklar olduğu gibi bir değişikliğin bir gerileme ve kazanılmış hakkın kaybı olacağı, kısacası demokratik meşruiyetinin olmayacağı, unutturulmamalı. Temel hakların anayasaya aktarımında Avrupa standartları gözetilmeli ve hiçbir ferdin başkasının tepeden bakan hoşgörüsüne muhtaç olmayacağı tarzda düzenlemeler yapılmalı. Bu bağlamda haklar konusunda bütüncül ve Avrupa standartlarının en üst düzeyinde haklar talep edilmeli. Madem en güçlü ülkeler arasında olduğumuz söyleniyor o zaman haklar itibariyle de en oturuşmuş demokrasilerdeki en gelişkin ve bütüncül hak manzumelerine gücümüz yeter. Hakların pazarlığa, kişi sayısına, ataerkil geleneğe göre düzenlenmesi ihtimalini imkansız kılacak talepler her platformda ve siyasi partiler aracılığıyla da mecliste etkin şekilde seslendirilmeli.

Demokrasilerde hakların özellikle de sayısı fazla olanlara karşı sayıca azınlıkta kalanların eşit özgürlüklerini koruyan önlemler ve garantiler oldukları meselesine dikkat çekilmeli. Demokratik anayasacılıktaki anlamıyla 'hak', sayıca ve farklılıklarıyla azınlıkta kalan kesimlerin her boyuttaki eşit özgürlüklerini, sayıca çoğunlukta olanların keyfiyetinden korumayı garanti altına almak, tepeden bakan ve keyfi bir hoşgörüye muhtaç olmamalarını sağlama almak demektir, bu temel prensip unutturulmamalı.

11. Gerek kadınların gerekse diğer dezavantajlı grupların topluma ve siyasete katılımının devamlılığının eşit ama farklılığı da tanıyan ve eşitliği fiiliyatta da mümkün kılacak pozitif ayrımcılık, kotalar sosyal servisler, sosyal ve kültürel haklar aracılığıyla sağlanacağı unutturulmamalı.
 
12. Toplumsal bir sözleşme olmasını ve kalıcı barış getirmesini umduğumuz yeni anayasanın ancak uzlaşma sağladığı ölçüde dayatmacı ve dışlamacı olmayacağı dikkate alınarak, anayasanın referandum öncesi Mecliste onayı için 3:5lik değil 3:4lük bir konsensüs oranı şartı aranmalı.
 
13. Sürecin her aşamasının şeffaf olması sağlanmalı
 
14. Özellikle Avrupadaki kadın örgütlerinin, sendikaların ve demokrasiyi ciddiye alan siyasi partilerin Türkiye'deki süreç hakkında bilgilendirilip süreci izlemelerine gözlemci bulundurmalarına çaba gösterilmeli
 
Bunların olmaması için esaslı sebepler yok, güç dinamiklerine dair sebeplerse var. Güç dinamiklerine dair dengesizliklerin nasıl giderilebileceğine dair bazı öneriler sıralamış oldum, bu koşulların sağlanması bu şartların gerekliliğine ikna olup olmamamıza bağlı. Bu şartlar sağlandığı ölçüde yeni anayasanın içeriği de demokrasinin devamlılığını ve kapsayıcılığını garanti altına alacak yönde şekillenecek demektir. 
 
* Ayşen Candaş, Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü öğretim üyesi.
 

Etiketler: insan hakları, sivil anayasa
Nefret