19/11/2020 | Yazar: Yıldız Tar

20 Kasım’a giderken, trans kadınların maruz bırakıldığı nefret suçları, istihdamda ayrımcılık ve eşitlik mücadelesini hatırlıyoruz…

20 Kasım’a doğru: Şarkılarımı söylüyorum dış seslere inat! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

“Kadınlığımı sorgulayan bir dış ses var. Bir de bütün bunlara inat içimde yeşerttiğim kendi sesim. Şarkılarımı söylüyorum dış seslere inat. Şarkıları yarıda kesilen arkadaşlarım için de mikrofonu bırakmıyor, bağıra çağıra söylüyorum şarkılarımızı...”

20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü’ne doğru, hem nefret suçlarını gündemleştirmek hem de trans erkeklerin, trans kadınların ve transların hayatlarını, mücadelelerini kutlamak için bir diziye başladık. Bora Güçlümen’in çizgileriyle zenginleştirdiğimiz bu dizide bir yandan hayatı kutluyor, bir yandan da yaşanan sorunlara ve çözüm yollarına bakıyoruz…

20-kasim-a-dogru-sarkilarimi-soyluyorum-dis-seslere-inat-1

Nefret suçlarının etkileri

Kaos GL’nin 2019 Nefret Suçları Raporu’na göre nefret suçları kamusal alanlarda, görgü tanıklarının gözü önünde işleniyor. Polis ise pek çok vakaya kayıtsız ya da küçümseyici yaklaşıyor. Homofobi ve transfobi temelli nefret suçlarının üçte ikisinde failler iki veya daha fazla sayıda kişiden oluşuyor. 2019’da bildirilen 150 vakadan 41’inde yani dörtte birinden fazla oranda olayda failler üç kişiden fazlalar. Araştırmanın bir diğer göze çarpan bulgusu suçların işlendiği mekânlar. Vakaların büyük çoğunluğu kamusal mekânlarda, görgü tanıklarının gözü önünde gerçekleşiyor. Rapora göre vakaların yarısında görgü tanıkları herhangi bir tepki vermezken dörtte birinde saldırganlardan yana tavır gösteriyorlar.

Rapora ulaşmak için tıklayın.

Raporda, nefret suçuna maruz bırakılan kişilerde bunun etkileri kendilerinden alıntılarla aktarılıyor. Hakaret ve sözlü saldırıya maruz bırakılan trans kadın katılımcı, “Günlerce evden çıkamadım. Arada öfke ve ağlama nöbetleri yaşadım” diyor. Sözlü saldırı ve alıkonulma mağduru lezbiyen trans kadın bir katılımcı ise nefret saldırısının etkisini şöyle anlatıyor:

“Sokak’a uzun bir süre çıkamadım. Kendime karşı bile daha sessizleştim. Evden çıkmam zaman aldı. Daha karamsar ve her an bir fobiye maruz kalma korkusu edindim. O günden buyana teyakkuz haliyle yaşıyorum.”

Şiddet pandemide de devam ediyor

Polis, geçtiğimiz günlerde İstanbul Beyoğlu Bayram Sokak’ta yaşayan 18 trans kadını evlerinden gözaltına aldı. Trans kadınlar “fuhuşa yer temin ettikleri ve aracılık ettikleri” iddiasıyla evlerinden alınarak Taksim Polis Merkezi Amirliği’ne götürüldü. Polis kadınları gözaltına alırken, “korona tedbirlerini” gerekçe gösterdi. Olay yeri tutanağında ise korona tedbirleri yer almadı. Tutanakta, “sokağın haftalardır izlemeye alındığı, ihbarlar olduğu” söyleniyor. Gözaltına alınan kadınlar sabah saatlerinde ifadelerinin ardından serbest bırakıldı.

Gözaltına alınan kadınlardan Beyrut, gece boyunca yaşadıklarını KaosGL.org’a anlattı. Gece vakti topluca gözaltına alındıklarını belirten Beyrut, “Bize ‘korona tedbirleri dolayısıyla’ gözaltına alındığımızı söylediler. Üç farklı binadan 18 kızdık. Hepimizi gözaltına aldılar. İki saate yakın hepimiz aynı odadaydık. Sonra avukat gelince bizi odalara bölüştürdüler. Sabaha kadar gözaltındaydık” dedi.

Beyrut, son dönemlerde yaşadıkları sokak olan Bayram Sokak’ta bekçilerin çok fazla yer aldığını, saatlerce sokakta aynı noktalarda beklediğini de ekledi:

“Bekçileri öne sürerek yapılan bir baskı zaten vardı. Sokakta bekçiler rutin dışında aynı yerde saatlerce bekleyip, gelen gideni dövüyorlar. Bu da bizi etkiliyor tabi. Ne olacağını bilmiyoruz.”

İstihdamda durum

Kaos GL’nin senelik özel sektör ve kamuda LGBTİ’lerin durumu araştırmasının 2019 sonuçlarına göre, özel sektörde de kamuda da LGBTİ+’lar gizlenmeye zorlanıyor, ayrımcılık işe alımdan başlıyor ve özellikle kamuda işyerinde nefret söylemi yaygın.

“Türkiye’de Özel Sektör Çalışanı Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İntersekslerin Durumu” raporuna ulaşmak için tıklayın.

“Türkiye’de Kamu Çalışanı Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İntersekslerin Durumu” raporuna ulaşmak için tıklayın.

Özel sektör raporunda trans erkeklerin ve trans kadınların eğitim hayatında maruz bırakıldığı ayrımcılıkların çalışma hayatını da etkilediği şöyle açıklanıyor:

“Trans kadın ve trans erkek katılımcı sayısının çalışma hayatının diğer alanlarında olduğu gibi özel sektörde de özellikle eğitim hayatı boyunca karşılaşılan engeller ve cinsiyet normlarından kaynaklanan ayrımcı uygulamalar nedeniyle düşük oranlarda kaldığı göze çarpmaktadır.”

“Araştırmamızın bulguları, özel sektörde çalışan LGBTİ+’ların içinde bulundukları olumsuz koşulların, kadınlar açısından daha da ağırlaştığını göstermektedir. Örneğin trans kadın katılımcılar arasındaki lisans, ön lisans ve lisansüstü mezunu oranı % 53’e düşmektedir. Hatırlatmak gerekirse, örneklem genelinde bu oran % 82,4’tür.

“Trans kadın katılımcıların hemen hepsi küçük ölçekli, büyük ihtimalle kurumsal olmayan işyerlerinde çalışmaktadır. Örneklem genelinden farklı olarak en yüksek sayıda trans kadın katılımcının çalıştığı sektör eğlence sektörüdür. Trans kadın katılımcılar arasında üst düzey yönetici pozisyonunda çalışan bir katılımcı bulunmamaktadır; çoğu işçi ve hizmet elemanı olarak görev yapmaktadır. İşe alım süreçlerinde ve işyerinde açık olma oranları örneklem genelindeki oranlardan çok daha düşük olmasına rağmen, ayrımcı tutum veya uygulamayla karşılaşma oranları örneklem genelindeki oranların çok üstüne çıkmaktadır. İşe alım süreçlerinde ayrımcı tutum ya da uygulama ile karşılaştığını beyan edenlerin örneklem genelindeki oranı % 5,2’yken bu oran trans kadın katılımcılar arasında % 13,3’e yükselmektedir. Benzer şekilde, çalıştığı işyerinde ayrımcı tutum ya da uygulamayla karşılaştığını belirten katılımcıların örneklem genelindeki oranı % 7,6’yken, bu oran trans kadın katılımcılar arasında % 26,7’ye çıkmaktadır. Açık olma oranlarının örneklem genelindeki oranlardan daha düşük olmasına rağmen ayrımcılığa uğrama oranlarının bu kadar yükselmesi, trans kadınlar açısından kapalılık stratejisinin daha zor işlediğini düşündürtmektedir. Trans kadın katılımcıların çalıştıkları işyerleri de örneklemin geneline nazaran olumlu uygulamalara daha az rastlanılan işyerleri gibi görünmektedir. Nitekim cinsiyet kimliği, cinsel yönelim ve cinsiyet özelliklerine dayalı ayrımcılıkla karşılaşmış olmanın ya da karşılaşma riskinin işyerindeki verimliliği ve iş doyumunu etkileyip etkilemediğine ilişkin soruya etkilediği yönünde cevap veren trans kadın katılımcılar, tüm trans kadın katılımcıların % 40’ına denk gelmektedir. Örneklem genelinde bu oran % 29’dur. Bu veriye paralel olarak, çalıştığı işyerine 4 üzerinden 0 ve 1 not veren katılımcıların örneklem genelindeki oranı % 42,5’ken, trans kadın katılımcılar arasında bu oran % 60’a çıkmaktadır.”

Mağazacılık sektöründe çalışan lezbiyen trans kadın katılımcı yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

“İlk yıllarımda kimse bana iş vermek istemedi hatta gelişemedim diyebilirim ama onlarla bu konu hakkında ciddi olarak konuştum. Hala yargılayanlar var fakat çoğunlukta değil. Çoğu benim gibi bireyler sırf bu mağara adamları yüzünden dışlanıyor ve hayata küsüyoruz. Bu algının değişmesi gerek.”

Kamu çalışanlarına ilişkin raporda görüşlerine başvurulan kent konseyinde çalışan heteroseksüel trans kadın katılımcı neler yapılabileceğine ilişkin şunları söylüyor:

“Kamu Kurum ve Kuruluşlarda özellikle de Yerel Yönetimlerde Eşitlik Birimleri (Kadın Erkek Eşitliği Komisyonları Değil) mutlaka kurulması sağlanmalıdır.”

Nefret suçlarına karşı örgütlenme

2006 yılının Nisan ayında Ankara Eryaman’da bir çete trans kadınlara saldırdı. Birçok trans kadın yaşadıkları Eryaman’ı terk etmek zorunda kaldı. Bir kısmı şehir değiştirdi, bir kısmı Esat’a taşındı. Saldırılar Esat’ta da devam etti. Türkiye’nin ilk trans öz örgütlenmesi Pembe Hayat Derneği’nin kuruluşu da tam bu saldırılara karşı örgütlenmeyle oldu. Saldırıya uğrayan trans kadınlar suç duyurusunda bulundu, dava açıldı. Avukatlar Senem Doğanoğlu ve Hakan Yıldırım’ın takip ettiği dava 2008’de sonuçlandı. Sanıklardan Şammas Taşdemir, trans kadınların gittikleri kuaföre yönelik baskında silahla yaralamadan 45 ay; diğer sanıklar Harun Çardak ve Ahmet Günay 40’ar ay, Kurtuluş bölgesindeki trans kadınlara yönelik silahla yaralama eylemlerinden dolayı Ahmet Günay'ın 34 ay cezalandırılmalarına karar verildi. Mahkeme, saldırganların çete olduğuna hükmetti ancak hükmü alt sınırdan kurdu. Yağma iddiasından ceza vermedi. Karar temyiz edildi. 2008’den günümüzde kadar ise yargı süreci adeta yılan hikayesine döndü. Yargıtay, 2011 yılında kararı bozdu. O sırada davaya bakan mahkemeler değişti. Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki değişiklikler ile dava bir mahkemeden diğerine gitti, geldi. Nihayetinde 2018 yılında dava yeniden Yargıtay’a gitti.

Yargıtay, 21 Eylül’de aldığı kararla yerel mahkemenin saldırganlara verdiği cezayı bozdu. Yeniden görülecek davanın ilk duruşması 17 Şubat 2021’de Ankara 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde. Yargıtay bozma kararında saldırganların “çete olduğuna ilişkin” araştırma yapılması gerektiğini söyleyerek o dönemki telefon kayıtlarının incelenmesini talep etti. 30. Ağır Ceza Mahkemesi de Yargıtay’ın bu kararına uyarak Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’ndan saldırganların birbiriyle haberleşip haberleşmediğine dair bilgi istedi. Dava yeniden görülecek ancak bir yandan davayı zaman aşımı tehlikesi de bekliyor.

18 Haziran Eşitlik Günü

Kurulduğu günden bu yana hem nefret suçlarına karşı mücadele eden hem de eşitlik mücadelesini sürdüren Pembe Hayat, bu yıl 18 Haziran’ı Eşitlik Günü ilan etti:

“İlan ediyoruz!

“18 Haziran Translarla Eşitlik Günümüz kutlu olsun!

“18 Haziran, getirilen düzenleme önerisi ile trans varoluşların sağlık otoritelerince “ruh hastalığı” olarak tanımlanmaktan çıkarılması için ilk adımın atıldığı gün.

“Bu vesile ile kaleme almış olduğumuz Eşitlik Manifestosu'nu sizlerle paylaşmaktan onur duyarız.

“Bu manifesto ile bir kez daha imtiyaz sahiplerine bildiriyoruz ki bizi susturamaz, kapatamaz, yok edemez, durduramazsınız!

“Eşit değiliz, translarla EŞİTLENECEKSİNİZ!”

Eşitlik Manifestosu'na ulaşmak için tıklayın.

2020 20 Kasım etkinlikleri

Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği’nin her yıl düzenlediği “20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü” etkinlikleri bu sene pandemi nedeniyle 21-22 Kasım tarihlerinde çevrimiçi ortamda gerçekleşecek.

Pembe Hayat tarafından bu yıl on üçüncüsü düzenlenecek olan etkinlik serisinde; nefret suçlarının hukuki ve psikososyal boyutları, sosyal medya ve nefret suçlarının ilişkisi ve benzeri konular ele alınacak. Etkinliklerde bu sene Pembe Hayat tarafından “Translarla Eşitlik Günü” olarak ilan edilen 18 Haziran ile Eşitlik Manifestosu’nun etkileri de konuşulacak. Oturumlara Jilet Sebahat, Esrarlı Gözler ve Papik Serap’ın çalacağı bir arabesk gecesi eşlik edecek. Etkinlikler “Dilek İnce Nefret Suçları ile Mücadele Onur Ödülü Töreni” ile sona erecek.

Dilek İnce’nin anısı giysi bankasında yaşıyor

Dilek İnce, Eryaman’daki saldırıların ardından dava açan trans kadınlardan biriydi. 2008 yılında Etlik’te pompalı tüfekle öldürüldü. Katili hâlâ bulunamadı. Pembe Hayat, her yıl İnce’nin anısına “Dilek İnce Nefret Suçları ile Mücadele Onur Ödülleri” veriyor. Derneğin Dilek İnce Giysi Bankası ise cezaevindeki trans kadınlara kıyafet desteği sağlamaya devam ediyor.

Pandemi sürecinde Pembe Hayat LGBTİ+ Derneği’nin LGBTİ+ mahpuslarla mektup iletişimi ve kıyafet bağışı sekteye uğramıştı ancak dernek çalışmalarına devam etmeye başladı. Bu kapsamda Ekim ayında 9 LGBTİ+ mahpusa giysi desteği sağlandı.

Pembe Hayat “Giysi desteğinin sürmesi için Dilek İnce Giysi Bankası bağışlarınızı beklemektedir!” mesajıyla Dilek İnce Giysi Bankası’nın güncel ihtiyaç listesini yayımladı:

*Makyaj malzemesi (oje, far paleti, ruj, fondöten, rimel.)

*Peruk

*İç çamaşırı (her beden) (külot, boxer, sütyen, atlet)

*Çorap

*Yüz ve vücut havlusu

*Pantolon (her beden)

*Kazak (her beden)

*Pijama (her beden)

*Eşofman altı ve üstü. (her beden)

*Yelek/hırka (her beden)

*Mont ( her beden)

*Etek (her beden)

*Elbise (her beden)

*Tayt

*Spor ayakkabı (38-39-40-41-42-43)

*Terlik (38-39-40-41-42-43)

*Topuklu terlik (38-39-40-41-42-43)

*Bot ve Çizme (38-39-40-41-42-43)

Yukarıdaki listenin dışında da giyim ürünleri kabul edilecek.

Giyilmeyecek durumda (çok eski, yırtık, yanmış, lekeli) olan kıyafetler giysi bankasına kabul edilmeyecek.

Bağışlanacak iç çamaşırlarının hiç kullanılmamış olması gerekiyor.

Dünden bugüne trans kadınların mücadelesi

Yazının sonuna gelirken, Kaos GL’nin bu yıl yayınladığı sözlü tarih kitabı Patikalar’dan üç alıntıyla sizleri baş başa bırakıyoruz:

Esmeray: Ülker Sokak’ta ne oldu?

Ülker Sokak’ta şimdi 92’de 93’te bir Hortum Süleyman geldi. Hortum Süleyman’ı tanıyorduk. Artık biliyorsunuz onun şiddetini. Hortumları vardı, üç tane ayrı ayrı hortumu vardı. Sürekli eve girerken gözaltına alınıyorduk, çevirmeden gözaltına alınıyorduk. Sokağa çıkamıyorduk, alışveriş yapamıyorduk, bakkala giderken alınıyorduk. Her yerden gözaltına alınıyorduk. Hortum Süleyman birden gitti, tayini çıktı. Biz böyle bir mutlu olduk.

96’da filan bir Habitat dönemi oldu. Ve dediler ki Hortum Süleyman gelecek. Hani çünkü direkt bir İstanbul’u temizleme operasyonu başladı. İşte kimi temizleyecekler? Sokak çocuklarını, tinercileri, e bir de travestileri temizleyecekler. Hortum’u getirecekler. Biz de dedik ki Hortum gelecek ve gidecek hani sırf onun için geliyor. Hortum Süleyman Beyoğlu’na geldi tekrardan. Ve böyle yaz dönemi olduğu için herkes tatile gitti. “Tatile gidelim, Hortum gider, evlerimize döneriz” dedik. Çok yanlış yaptık. Meğerse Hortum yerleşmeye gelmiş. Tabii ki Ülker Sokak’a ilk baskılar... Feci baskılar yani. Sokak kapandı. Sokakta sıkı yönetim vardı. Sürekli herkesin kapısının önünde polis bekliyordu. Çıkamıyorduk. Kolileri arkadan alıyorduk. O koliler de öyle azimliydi ki arkadan yerler keşfetmiştik. Şimdi düşün, beşinci kattayız. Beşinci kattan şeylerle iniyoruz, yorgan, çarşafları birbirine bağlıyoruz, iniyoruz. O aradan boşluklar var. O boşluktan diğer sokağa geçiyoruz. Diğer sokağın binasının girişinden yer keşfetmişiz, oranın kömürlüğünden öbür sokağa çıkıyoruz. Koli geliyor. Koliye de tarif ediyoruz adam o kömürlükten geçiyor, geliyor. Biz koliyi beşinci kata şeylerle çıkarıyoruz. Koliler böyle geliyordu. Böyle bir durum. Çok eğlenceliydi. Yani mesela şimdi bana o can havli midir artık nasıl bir korkuysa, nasıl bir mücadeleyse Hortum Süleyman geldiği zaman şak şak tık beşinci kattan atlayıp hop tık gidiyorduk çarşaflarla bilmem ne. Şimdi herhalde yapamam. Bir de bende yükseklik korkusu var. Yapamam diyorsun ama gayet de yapıyorsun. Hortum Süleyman bayağı ciddi baskılar yaptı. En sonunda artık kapılar kırıldı, balyozlarla bütün kapıları kırdı, evler yakıldı, kundaklandı, eşyalar sokaklara atıldı. Artık sokağa giremez olduk. Sokağı kaybettik. Sonra dağıldık. Herkes bir yere gitti.

Şevval Kılıç: İstiklal’de on yedi trans kadın kulübü vardı!

90’larda yine faşizm vardı, yine transfobi, homofobi vardı. Üstelik çok daha brutal bir faşizm vardı, daha ham bir faşizm vardı. Böylesine Batılı, kurumsal bir faşizm yokken; daha hardcore bir faşizm varken, buna rağmen İstiklal’de on yedi tane dönme kulübü vardı. Dönmeden kastım, trans kadın kulübü yani. Dönme deyince onu kastettim bu cümle içinde. Trans kadınlara özel on yedi tane kulüp vardı! Bence müzik de sanat da moda da 80’lerde 90’larda en radikal, en avangart çizgilerini o dönemde sundu. Yani beğenirsiniz-beğenmezsiniz şimdi böyle ığhyyy, 80’ler mi? Iğhyy falan diye burun kıvırıyoruz ama beş sene sonra Retro olacak, bir on sene sonra vintage olacak ya da bi şey bi şey yani. Şimdi şimdi böyle bir iklim altında çok daha farklı görmeye başladım. İşte, burada da ilk yasaklar başladı, Ankara’da yasaklar başladı, Onur Haftası’na saldırdılar, işte devlet saldırdı, üstelik de motivasyonumuz çok düştü, ne yapacağımızı bilemedik, disoriented olduk yani. Hani hangi yöne gitsek, ne yapsak bilemedik falan ama. Şekerim! Ben 80’lerde 90’larda survive ettim. Ben 80’leri 90’ları gördüm. Hiçbir şey o kadar kötü olamaz. Şimdiki daha az kötü demek istemiyorum. Şimdi çok daha bambaşka. Çok daha organize çok daha komplike bir faşizm var ve ayrımcılık var yani dört koldan böyle. Çünkü biz nasıl gelişiyorsak faşizm de gelişiyor.

Buse Kılıçkaya: Saldırılardan öz örgütlü mücadeleye

İlk oluşum, işte Eryaman süreci, Esat’taki olaylar, aynı kişilerin hem Esat’a hem Eryaman’a saldırıyor olması… Balyoz’un çıktığı dönemler. Balyoz diye bir emniyet gücü oluşturuldu. Sadece translara karşı aslında gasp masasına ait bir birim. Translara saldırıyor, transların arabalarını parçalıyor, bir emniyet birimi. Polisler var. Sivil, izbandut gibi adamlar ve transları dövüyorlar, arabalarını parçalıyorlar, yok etmeye çalışıyorlar. Tam böyle bir çatışmanın içerisinde Pembe Hayat kuruldu. Oluşum işte, ya şey diye düşünüyorsun. Oh ne güzel, kurulduk. Bundan sonra biraz haklarımız üzerinde devam ederiz. Biraz mücadeleye şöyle yaparız… Yooo tamamen bir çetenin içerisine düştük. Devletin politikaları, polisin izlediği politikalar ve çetelerin izlediği politikaların içerisinde, yaşam hakkı mücadelesi vermeye çalışan, yaşam diye bağıran transların mücadelesi ve ortada ne yapacağını bilmeyen birkaç tane bu mücadeleye inanmış aktivist. Lubunyaya gidiyorsun “Lubunya hani şu an bir eziyet görüyorsun, polisler seni darp etti, gidelim karakola şikâyetçi olalım” dediğinde o dönem şey “Ne karakolu ayol, ne hakkından bahsediyorsun lubunya, ben travestiyim ayol” diyen bir yerden örgütlenmeye başladık.

Gerçekten eğitim hakkı elinden alınmış transların olduğu veya seks işçiliğinden başka bir şey reva görülmeyen bir dönemdi. Yani bugünkü gördüğümüz gibi “Bir tane doktor trans varmış, bir tane avukat trans varmış, birisi yoga ile ilgileniyormuş translardan, aaaa birisi bir sivil toplum örgütünde çalışıyormuş” bunların hiçbirisi yoktu. Böyle hiçbir örnek yoktu hayatımızda. Sadece tek bir örnek vardı; seks işçiliği yapan trans kadınlar.


Etiketler: insan hakları, kadın, nefret suçları
Nefret