19/10/2020 | Yazar: Oğul Can

“Devletler üzerinden de düşünebilirsin bunu. Sana ait olmayan şeye sahip olma isteği. Aynı şey ilişkiler için de geçerli.”

“Aşk benim için tutkuyla sarıldığım her şey demek” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

“Tabii ki birkaç ilişki diyebileceğim sayılı ilişkimde, mesela ne bileyim partnerim vardı. Gündüzleri staja gidiyordu. Ben çaktırmadan birileriyle takılıyordum ama bu mesela ona âşık olmadığım onunla bir şey yaşamadığım anlamına gelmiyor. O aksiyonun kendisini seviyordum.”

Bu cümleler Kübra’ya ait. Tek eşlilik üzerine iki yazının ardından bu sefer mikrofon uzatan taraftayım. Yazı dizisinin bu bölümünde sorular, yanıtlar ve tek eşlilik, çok eşlilik üzerine sohbetlerimiz yer alacak.

Lafı fazla uzatmadan sizleri Kübra ile baş başa bırakıyorum…

Kısaca kendini tanıtmanı, neler yaptığını ve kendini hangi kimliklerle tanımladığını öğrenmek isterim.

Kübra ben. Kübra Uzun. İsmimin Kübra oluşumun sebebini söyleyeyim. Kübra 5 yaşında, beş senedir var. Beden yaşı değil, persona yaşı diyebiliriz. Bundan 7 8 10 sene önce MIRC'e girip chat yapıyordum, işte Banu Taksim 25 Yer Var gibi nicklerle. Sonra bir gün bakkala mı çakkala mı ne çıktım dışarı. Baktım beyaz bir şirket arabası minik, UNO gibi Fiat gibi bir şey. Üzerinde de bir şirket logosu var, Kübra Şekerleri yazıyor. Aaa ismim Kübra olabilir dedim. Eve gittim CD Kübra olmaya da başladım ondan sonra. Boyum da uzundu Uzun oldu. Kübra Uzun böyle oldu. Beş sene önce böyle artık bir kırılma noktasına gelmişti hayatım. Yetmiyordu hiçbir şey. Tüketmiştim çoğu şeyi kendi adıma. Böyle yeni bir süreç başlatmak istedim ve düşündüğünde aslında bir tepe noktası, gördüğüm ve yaşadığım şeyin farklı bir şeye dönüşebileceği üzerinden oldu. Böylelikle ismen olan Kübra Uzun cismen de Kübra Uzun olmuş oldu. Biraz ani bir karardı. Biraz yaşayarak gördüm neler olabileceğini, bu persona ve süreçle beraber diyelim. Keyifli de şeyler yaşadım keyifsiz de şeyler yaşadım. Zaten hayat böyle bir şey değil mi bir yandan da? Derken de işte yaşamaya devam ediyorum. Yani kadın olmak istediğim için ya da dişil eril enerji ilişkiler üzerine böyle bir switch, on / off gayretinde bulunduğum için doğmadı Kübra. Tamamen benim bahsettiğim gibi böyle sıfırdan yepyeni bir sayfa istedim. 35 yaşında resetledim hayatımı yani kendimi. Hep böyleydim ben. Böyle bir ani karar veririm. Yaşarken görürüm. Bende de böyle çalışıyor. Bazıları çok düşünür kurgular ondan sonra adım atar. Ben böyle adım atıp hmm demek ki böyleymiş diyenlerdenim. Kübra budur. Çalar, çizer, yazar, program yapar, şarkı söyler. Zaten hep bunları yapıyordu. Yapmaya da devam ediyor. Hareket devam ettikçe ben varım kendi adıma. Yani benim için hareket durduğu anda yaşam enerjim gidiyor ve şeyim tükeniyor. Hareket edemiyorum. Alanım kalmıyor. O yüzden sürekli bir aksiyon olmalı. Aslında Kübra'nın doğuşu da bir aksiyon böylelikle, oraya geri dönebiliriz yani. Deleuze'den çıkarsak, öyle yani aşkım.

Aşk senin için ne demek peki?

Aşk benim için tutkuyla sarıldığım her şey demek. Bu bir fincan kahve de olabilir, sahneye çıktığında yaşadığın ve yaşattığın haz da olabilir- ki bunlar oluyor anlamında söylüyorum. Aşkın iz düşümünden bahsediyorum. Birazdan soracaksın galiba ama ben şimdiden de söyleyeyim. Benim aile mefhumum pek yok. Orta okul iki ya da üçteydim babamla annem ayrıldığında. Abim ben annem kalıverdik evde. Annem sürekli işe gidip geliyordu. Evi idame ettirmeye çalışıyordu. Sonra abim genç yaşta çalışmaya başladı. Ben 95'de, 15 yaşındayken Kabataş Yatılı Erkek Lisesi'ne girdim. O andan itibaren aslında 15 yaşından itibaren biraz daha uzağım. Özel bir bağım da yok. Yani annemi ve abimi tabii ki seviyorum ama başka bir hiçbir akrabaya karşı herhangi bir fiziken ya da yoğunluğum, bağım yok. Erken yaştan itibaren tek başıma ayaklarımın üzerinde kalma durumunda olmam, zorunda olmam demeyelim, bu bir zorunluluk değildi, bu bana tam olarak bu alanın kendisini, uçsuz bucaksız alanın kendisini sağladı. Yani aslında bir de eşcinsel orientation***ım da şey değil yani burada Freud da girebilir devreye. Baba ya da model eksikliğinden dolayı mı? Olabilir, hiç olmayabilir de. Bunları hiç düşünmedim ya da ne bileyim sarılmak istediğim şeyin ne olduğunu çok net kestiremiyorum, bu soruyu hala düşündüğümde cevabını. En nihayetinde similyaya sarılmayı seviyorum ama yani. Biraz da böyle çok tanımlayamıyorum bazı şeyleri. Yani evet ben eşcinselim ama neye dayanarak eşcinselim gibi bir soruyu sorduğumda öyle bir kalırım. Net bir cevabım yok. Aslında genel olarak hayata ve yaşadıklarıma dair net bir cevabım yok. Genel olarak sadece yaşıyorum. Aşk işte benim için yaşadığım her şey. Tutkulu olduğum her şey, müzik, sahne, aldığım alkış, yaptığım seks. İlişki adına çok fazla bir deneyimim yok. Üç dört ay süren bir 7 8 ay ilişki yaşadım diyemem ama seks her zaman vardı hayatımda. 12 yaşından beri var mesela. O da bir edim olduğu için var. O aksiyonun kendisi beni çekiyordu aslında. Maddenin ya da cismin kendisinden çok yaşarken aldığım heyecan ve haz beni yönlendiren oldu. Bir önceki sorunun da bir yerinden cevabını bu şekilde verebilirim, eşcinselliğimi tanımlarken.

Ben şimdi sorduğum şeyler ve söylediklerinden şöyle bir şey görüyorum. Sen seni heyecanlandıran, seni yaşıyormuş hissettiren şeyleri yapmayı seviyorsun.

Evet bunlarla ilişki kuruyorum ve bunlara tutkuyla bağlanıyorum.

Kendini nasıl tanımladığını ya da yaşadığın duygunun aşk mı olduğu aşk olmadığı mı ilişki mi olduğu aile bağı mı olduğu bunlardan daha önemli senin o şeyi yaparken tutku duyman.

Hem öyle hem de deneyimim yok. Bir şeye bağlanıp o bağ üzerinden ilişkiyi sürdürme deneyimim yok aslında, yine aileden aldığımızda olayı. Oraya bağlamıyorum ama olayı oradan da alabiliriz. Böyle bir pratiğim olmadığı için yani yaşayarak öğrenmek adına farklı şeyler yaşamayı tercih ediyorum. Tek bir şeyi yaşayarak kendi adıma öğrenmektense ne olduğunun cevabını bulamayıp kendi adıma bulmaya çalışmaktansa sadece yaşıyorum. Demek istediğim şey bu biraz aslında.

İlişki senin için ne demek? Bir ilişkin var mı ya da olmasını ister miydin?

Yani hiçbir zaman neden babasız büyüdüm sorusunu sorup kendi kendime ah vah demedim. Evet çoğu insana nazaran ilişki adına yani beraber bir yola çıkıp o yolda adım atmak adına pek bir deneyimim yok. Ama neden yok deyip ah vah demiyorum ya da çok eksikliğini hissetmiyorum. Birtakım şeyleri hep başka şeylerle telafi ettim. Aslında belki de müziğe aldığım alkışa bu kadar sarılıyor ve ihtiyaç duyuyor oluşumun sebebi de bu bir yandan da. Birtakım eksiklikleri benzer durumlarla kapatmaya çalışmak yerine farklı durumlarla yaşadığım şeyler üzerinden tamamlamaya çalışıyorum boşlukları doldurmaya çalışıyorum. Ama bunu doldurmaya çalışırken de bundan dolayı bu oluyor gibi de düşünerek kurgulayarak değil tabi. Bu biraz daha bilinçaltı herhalde. Ama bu bende böyle oturdu, oturmuş yani. Benim için böyle olay.

Peki çokeşlilik tekeşliliğe nasıl bakıyorsun?

Bakamıyorum, daha önümü göremiyorum ayol. Bakmak ve görmek, John Berger, hadi bakalım. Nasıl bakıyorum? Tabii ki birkaç ilişki diyebileceğim sayılı ilişkimde, mesela ne bileyim partnerim vardı. Gündüzleri staja gidiyordu. Ben çaktırmadan birileriyle takılıyordum ama bu mesela ona âşık olmadığım onunla bir şey yaşamadığım anlamına gelmiyor. O aksiyonun kendisini seviyordum. Yani o aksiyon bana az geldiği için de değildi.

ask-benim-icin-tutkuyla-sarildigim-her-sey-demek-1

Peki aranızda tekeşli bir anlaşma var mıydı?

Konuşulan tekeşli bir anlaşma yoktu. 15 sene öncesinden bahsediyorum. O zamanlar şimdiki gibi değildi aslından diyaloglar. Beklenen tabii ki tekeşli olunmasıydı. En sonda söylediğimde de zaten ayrılmıştık. Sonra benim eski sevgilimle birlikte olmaya başladı ve 15 senedir beraberler. Ben bunu iki kere yaşadım bu arada, benzer bir durumu. Diğer örneğe de geleceğim birazdan. O örneği öğrendiğim an biraz kanlı bıçaklı olmuştu. Şimdi devam edelim. Yani tekeşlilik çokeşlilik öyle bir şeyim yok. Bana dayatılsa hadi oradan derim. Ben de kimseye dayatmam ama tabii ki bunu da çok yaşamadığım için bilemiyorum. Öyle tutkuyla bağlıyımdır ki onda böyle bir durum düşündüğümde kıskanabilirim de. Bunu net deneyimlemediğim için net bir cevap veremeyeceğim ama olmadı şimdiye kadar öyle bir şey aslında.

Peki hiç başkasının ilişkisine üçüncü oldun mu?

Seks işçiliği zamanında çok threesome foursome yaptım tabii ki.

Mesela evli adamlar geliyor muydu?

Tabii ki tabii ki gelmez mi? Ben çok küçükken yaşadığım eşcinsel ilişkilerden biri, seks odaklıydı yine gerçi ama yani evli ve çocukları vardı ve ben onlara yemeğe gidiyordum. Ben piyano hocasıydım aslında adamın ama takılıyorduk takır takır. Ne de güzel yemek yapardı eşi. Neydi Makedon muydu? Yaptığı hamur işi yemeği hiç unutmuyorum. Otelde, otelin birinde resepsiyonistti sanırım, hatırlamıyorum. Hatırlamıyorum şimdi, hikayeler çok ilginç. Yani çok oldu. Seks işçiliği yaptığım dönemde eşinle kavga edip bana gelip ağlayıp öyle seans alan müşterilerim vardı mesela. İki saat sadece anlatıyor bira içiyoruz gidiyor. Seksüel bir şey yaşamıyoruz. Ne yaşadıysa bana anlatıyor.

Gerçekten mi?

Tabi tabi bunu da yaşadım. Böyle birkaç partnerim vardı.

Peki neden seni seçiyordu anlatmak için?

Çünkü ben şeydim. Aslında seks işçiliğinde önemli olan kapıyı açıp parayı alıp en kısa zamanda yollamak ya müşteriyi. Ben bunu sohbetle muhabbetle o süreci halledip en sonunda şöyle bir eline boşalttırıp yollardım. Genelde olayım buydu yani. On saat götümü siktirip hadi parayı al falan filan değildi olayım yani. Mümkün olduğu kadar az aksiyon, mümkün olduğu kadar çok başka şeyler. Bir de şeydim bir yandan da öyle bir girdim ki piyasaya o fotoğraflarla. O profilde kimse yoktu o zamanlar. Bilmiyorum gördün mü hiç eski fotoğraflarımı. Bana çok ilginç mesela İsviçre bankalarından birinin CEO'su da bana geldi. Gecelik beş bin euro verip, bir fanteziyi yaşamaya. Araştırıp beni bulup sonrasında iki hafta benimle konuşup “evet bu uygundur gidebilirim”e karar verip gelmiş bana. Güven veriyordum müşterilere. Çok tırnak içerisinde bir travesti korkusuyla değil, gelen sohbete de takılmaya da dert anlatmaya da geliyordu, fantezisini hiç sınırlar olmadan yaşamaya da geliyordu. Kübra'nın da bir personası vardı. Zaten aslında seks işçiliği yaparken sahnem evimdi ve aslında her birimiz birer oyuncuyduk. Bir oyun oynanıyordu sürekli ve ben bundan zevk alıyordum. Bıraktığım, tükendiğim anda maddelerin ve başka şeylerin de etkisiyle benim için süreç kapandı. Ayda 20 30 bin lira falan kazanıyordum yani. Ama benim için şey bitti bir yerden sonra, zevki, neşesi, keyfi bitti yani. Keyfi bittiği anda da noktaladım.

Adamların tabi eşlerinin haberi yok senden.

Hayatım tabii ki haberi yok. Baya ben şeyim. Gittiği kişiyim. Görüşmek için para veriyor. Zaten tanımadığı biriyim. Bunun için para veriyor. Profesyonel bir görüşme. Seks işçiliğinde gizlilik esastır zaten. Ama kalburüstü çok müşterim oldu. Bazen allah allah diye benim de şaşırdığım çok çok insan oldu yani.

Peki şimdi son bir sorum kaldı. Nasıl ilişkilerin olduğu bir toplum tahayyül edersin? Günümüzde mesela haberlerde görüyoruz, ilişkilerin sorunlarına dair ya da şey yapılan çok övülen ilişkiler görüyoruz. O övülen ya da sürekli haberlerde çıkan ilişkilerde yaşanan sorunlar senin için kabul edilebilir mi mesela? Onların yerine nasıl ilişkiler olsun isterdin?

Magazinin bir yerine tamam olabilirim ama bir yerine de hiç olmadım, popüler olan şeye. Bence dünya bir alan ve bu alanda var olan her birimizin de alanı var. Yine Deleuze'e geliyorum bak. Zaman zaman birbirine giriyor. Aslında kendi adına var ettiğin alanı da sınırsız tutabilmeli ama sınırsız tutarken de sınırların da olabildiğinin farkında olabilmelisin. Biraz da sevgiyle alakalı herhalde bu, tutunmak ve seviyor olmakla gittiğin yolu ya da attığın adımları, alanını. Bence herkes bu alanlara öncelikle kendini ve en bazında çevresindekilere saygıyla yaşadığı sürece, saygısızlıktan bahsetmiyorum tam tersi olarak saygı derken, farkında olduğu sürece herkes birbirine ait alanın, kendine ait ve herkese ait alanın farkında olduğu sürece pek bir sorun olmayacaktır. Biz bu farkındalığı kaybediyoruz gibi geliyor. Soruların genelinde de öyle bence.

Diyorsun ki yani tekeşli çokeşli olmuş önemli değil bizim kendi alanlarımızın farkında olmak. Sınırsız olmak ama sınırların da farkında olmak.

E tabii ki. Bunlar konuşulacaksa konuşulur. Konuşulması gerekiyorsa konuşulur. Anlaşılıyorsa anlaşılır. Uzlaşılıyorsa uzlaşılır. Olmuyorsa da olmaz. Ama genelde bu alanların farkında değiliz. Konuşmuyoruz. Anlamak istemiyoruz ve hep çatışmalar bundan dolayı çıkıyor yani. Devletler üzerinden de düşünebilirsin bunu. Sana ait olmayan şeye sahip olma isteği. Aynı şey ilişkiler için de geçerli. Amerika'nın orayı bombalamasıyla benim senin alanına saygı duyup duymamam bence hiç farklı bir şey değil. Zaten sağlıklı bir şekilde yaşanmadığı için bu süreç en genelinde hepimiz adına böyle çalkalanıyor her şey gibi geliyor bana.

Ağzına sağlık aşkım.

Ne demek.

*switch: İngilizce’de açmak; kapamak; anahtar gibi anlamlara gelen kelime.

**on / off: İngilizce’de aç /kapa anlamına gelen kelime.

***orientation: İngilizce’de yönelim anlamına gelen kelime.

Dosyadaki diğer yazılar

Tekeşliliğin biyolojik açıklamalarının insan yaşamı ve düşüncesine etkisi- I

Tekeşliliğin biyolojik açıklamalarının insan yaşamı ve düşüncesine etkisi - II


Etiketler: yaşam, cinsellik
Nefret