19/01/2022 | Yazar: Özde Çakmak

Bir zamanların radikal geri kazanımı olan queer artık büyük ölçüde anaakım saygınlıkla örtüşüyor, “hem kuramsal açıdan radikal hem de başkalarının yanında oturaklı.”

Çok yaşa gey bar Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Kelly Roberts’ın Public Books’taki yazısını Özde Çakmak KaosGL.org için Türkçeleştirdi.

O kadar sessiz ve karanlıktı ki neredeyse yanından geçip gidiyorduk. Geri döndüm ve genç arkadaşıma binayı işaret ettim: Henrietta Hudson New York City’deki son lezbiyen barlardan biriydi ve 30 yaşındaydı, yani en eskisiydi. Soğuk bir pandemi kışı akşamı, yürümek ve sohbet etmek için dışarı çıktık ve adeta Mazi’yi yad ettik. “Burası Julius’… AIDS Memorial Park’ı geçince şurası Center. Bu yoldan gidince karşına Cubbyhole çıkar.” Henrietta’nın önüne gelince durduk, pencerelere ve kapılara yapıştırılan el ilanlarını okuduk. Perçinci Rosie resminin altında barın internetten takip ettiğim muğlak geleceği hakkında güncelemeler ve pandemi nedeniyle kapatılması yüzünden masrafların karşılanmasına yardım etmek için nereye bağış gönderilmesi gerektiğine dair bilgiler yazıyordu. Bunların bir devrin sona erdiğini gösteren işaretler olduğunu hissettim ama bunun ne anlama geldiğini – özellikle de bunca eşzamanlı krizin arasında – tam olarak söyleyemem.

Çağımızın kendine özgü paradoksuyla, teorik olarak her yerde gey olabilmek özellikle içinde gey olunabilen somut yerlerin azalmasına yol açtı. Son on yılda, kuir yaşam kısmen medyada artan temsil ve bilhassa gençler açısından çevrimiçi sosyal alanların erişilebilirliği sayesinde anaakım ABD kültüründe görünürlük kazandı. Bununla birlikte, ayrımcılık, homofobi ve şiddetin kökünün kurutulmasına daha çok var. Bu çelişkiler düşünüldüğünde, gey barlar kuir sosyal mekanlara yönelik müzmin ihtiyacı karşılamaya devam ediyor. Gay barlar daima kuir sosyal hayatın merkezi, bir varış ve çıkış noktası oldular: ne de olsa, “açılmak” sahneye çıkmak anlamına geliyordu.

Henrietta Hudson ayakta kalma mücadelesinde yalnız değil. Gey barların toplam sayısı istikrarlı bir biçimde azalırken (örneğin, Greggor Mattson 2007’den 2017’ye dek yüzde 36.6 düşüş yaşandığını belirtiyor), kapanmalar lezbiyen barları ve beyaz olmayan kuirlere hitap eden barları orantısız biçimde etkiledi. COVİD-19 salgınının kadınlar ve beyaz olmayan kişiler üzerindeki büyük etkisi bu eğilimin devam edebileceğini gösteriyor.

Jeremy Atherton Lin’in Gay Bar: Why We Went Out (Gey Bar: Neden Dışarı Çıkardık) adlı ilk kitabı gey barların kuir tarihteki yeri hakkında ikilemde kalıyor. Kitap Atherton Lin’in kendi kişisel tarihinde ve kuir sosyal yaşam tarihinde gay barı bir kurum olarak anlamlandırma çabası etrafında kurulu. Bellek, “ödünç nostalji,” uyarılma ve hayalkırıklığının puslu atmosferinde Los Angeles, Londra ve San Francisco’daki – yaşadığı şehirler – gey barlarda yaşadıklarını aktarıyor. Kısmen Atherton Lin’in otobiyografisi, kısmen de genel bir “gey bar” biyografisi olan çalışma tarihsel açıklamalar, fotoğraflar, söylentiler, mitler ile erken modern dönemden günümüze kişisel ve dolaylı anekdotlardan oluşan bir kolaj.

Gey Bar hem tarihi kuir mekanlara dair bir kayıt hem de kuir mekanlara iliştirilen tarihsel duygular hakkında bir açıklama niteliği taşıyor. Bu nedenle, kitap LGBTQ kuşakları için fiziksel mekanlar ve imgesel mihenk taşları olarak gey barların önemini düşünme fırsatı sunuyor. Gey barın son dönemlerinde, belirli kuir mekanlara ihtiyaç kalmaması iyi olsa da, bu mekanların kaybolmasının kötü olduğuna dair şaşırtıcı bir fikir birliği var. Fakat bu tarihsel ihtiyacı oluşturan şey tam olarak neydi? Mevcut durumun çelişkileri hakkında tarih bize neler öğretebilir? 

Fran Lebowitz yakın zamanda çekilen Pretend It’s a City adlı belgeselde, “Geyseniz, bizim yaşımızdakilerin New York’a gelme sebeplerinden biri, gey olmanızdı,” diye açıklıyor tekrar. “Şimdi ise,” diye devam ediyor Lebowitz, “her yerde gey olabilirsiniz, değil mi?” Fakat “her yerde” gey olma konsepti bazı endişe verici istatistiklerle çelişiyor. “2017 yılında,” diyor Atherton Lin, “bir anket İngiltere’deki homofobik saldırıların son dört yılda yüzde seksen arttığını ortaya koydu. Amerika’da ise, 2016 yılı Orlando’daki Pulse gece kulübünde 49 kişi öldürülmeden önce bile, geylere yönelik gelmiş geçmiş en çok şiddet vakasının kaydedildiği yıldı.” Hoşgörü ve şiddet rahatlıkla yan yana geldiğinde, “her yerde gey olabilirsiniz” lafı kulağa “hiçbir yerde gey olamazsınız” gibi gelmeye başlıyor.

Barların kapanmasıyla ilgili istatistikler, gey barlar mazide kalırsa ne kaybederiz sorusunu gündeme getirdi. BBC’de “Geylerin gey barlara hala ihtiyacı var mı?” diye soran bir yazıya denk gelen Atherton Lin bu soruyu şöyle yanıtlıyor: “BBC, ‘Gey barların hala geylere ihtiyacı var mı?’ diye de sorabilirdi.” Bazı bulgular günümüzde her ikisinin de (gey barlar ve geyler) gerekenden fazla olabileceğini öne sürüyor (Atherton Lin yakın zamanda atılan başka bir manşetten alıntı yapıyor, “Gey Olmak Demode Oldu.”) Öte yandan, geylerin ve mekanların neredeyse aşırı bol olması 1990’lı yıllardan bu yana gey alt-kültür pratiklerinin popülerliğinin (ve temellüğünün) artmasına bağlanabilir. Atherton Lin, West Hollywood’da heteroseksüel bekarlığa veda partileriyle dolup taştığı için kuir müşterilerine yönelik daha küçük, ikinci bir mekan açma ihtiyacı duyan bir gey barın durumunu anlatıyor.

Öte yandan, akışkan, ilerici ve kapsayıcı bir terim olan kuir yüzünden gey zaman zaman demode oldu. Bir zamanların radikal geri kazanımı olan queer artık büyük ölçüde anaakım saygınlıkla örtüşüyor, “hem kuramsal açıdan radikal hem de başkalarının yanında oturaklı.” Jason Chen cinsel açıdan, belli etmeden kendimizi tanımlama şeklimizin bizi zamanın içine (ya da dışına) yerleştirdiğini gözlemledi: “Kuir seçeneği varken kendimi gey olarak tanımlamam mevcut kültürel atmosferimizin ilericiliğinin gerisinde kalmak değilse bile, ona tam anlamıyla uyum sağlayamadığımı hissettiren bir nebze demodelik barındırıyor.” Kuir olmak revaçtayken, bir kuir olmanın ölümcül olduğu bu çelişkili bağlamda, bir gay bar sahibi Atherton Lin’e umutsuzca şöyle diyor, “Doğrusunu söylemek gerekirse, kabul görmediğimiz zamanlar bundan daha iyiydi.”

Ötekileştirilmek – mekansal metaforun öne sürdüğü gibi – hala ayrı (ve dikkat çekmeyen) bir yere sahip olmak anlamına geliyor. Atherton Lin yirminci yüzyılın başlarındaki arşivlerden bir polis memurunun Londra’daki Adelphi toplu konutu çevresinde loş ışıklı bir çark alanının “Oğlancı sınıfından kişilerin uğrak yeri” olduğu değerlendirmesini açığa çıkarıyor. Belki son çare, ama ne olursa olsun bir sığınma yeri; “yabancılar” olmadan kimlik ve arzuya dair çelişkilerin görüşüleceği bir yer.

Bu topluluk içi görüşmeler aksi takdirde anlatılmayacak olan tarihleri aktarma fırsatı sağladı. Gey barları muhafaza etme – ekonomik ve tarihsel açıdan – taraftarı argümanlar bu barların bir topluluk merkezi ve kuşaklararası bilgelik alanı olma rolünü vurguluyor. San Francisco’daki bir gay barın DJ’i olan Bus Station John, “Kuşaklar arasında AIDS’in yarattığı boşluktan ziyade derin bir uçurum var,” diye açıklıyor. “Eksikliklerini bunu hissedecek kadar yaşlı olanlarımız hissediyor. Fakat biz anlatmadığımız takdirde gençler onları hiç bilmeyecek.” Atherton Lin, “Biz anlatılanları dinlemek için dışarı çıkardık,” diye yanıt veriyor. “Bunu hissetmek için dışarı çıkardık. Eskiden olan biteni yaşamak için dışarı çıkardık.”

Atherton Lin bir bar taburesi üzerinde maruz kaldığı bilgelik noksanlığından bahsederek bu aktivist sağduyuyu da sorguluyor (Kitabın altbaşlığına verilen yanıtlardan birinde yalnızca, “Biz sevişmek için dışarı çıkardık,” yazıyor). Bir aydınlanma mekanı sağlamakta başarısız olmakla birlikte, gey barların Siyahları ve esmer kuirleri bir mekandan mahrum eden ayrımcı uygulamalara aktif olarak katıldığını da vurguluyor. Cáel Keegan’ın da altını çizdiği gibi, gey barlarla ilişkilendirdiğimiz anlatıların çoğu —“Stonewall”u Gey Kurtuluş’un mecazı olarak düşünmek – genellikle  “queer ve trans tarihlerin dönüştürücü gücünü en çok risk altında olan LGBTQ kitlelerinden – HIV-pozitif, işçi sınıfından, beyaz olmayan kuir ve trans kitleler - uzaklaştırıyor.”1

O halde, gey bar bir anakronizm mi, sorunlu bir geçmişin kalıntısı mı, imkansız bir ideal mi yoksa nostaljik bir takıntı mı? Ya da günümüzde hala yeri olan bir kurum mu? Gey Bar’ın verdiği yanıt çekingen bir şekilde belirsiz ve aldatıcı bir şekilde basit: bunların hiçbiri ve hepsi. Atherton Lin gey bara daha ziyade tarihi anlatmak ve kendimizi bu tarihin içinde hayal edebilmek için elimizdeki sınırlı araçların fiziksel bir tezahürü olarak yaklaşıyor. Kuir tarihi “miras alınabilir” hale getirmeye çalışan devlet-destekli girişimleri ele alırken, belki de zamanın, belleğin, kimliğin, arzunun ve mekanın birbirine girdiği alternatif bir karışıklık önerdiği için kuir tarihin resmi anlatılarla uyuşmayacağını ileri sürüyor. Kuir tarihi anlatmak önemsiz, kişisel ve geçici ayrıntıların yanında olmak, Hugh Ryan’ın ifadesiyle “tarihin, jukebox’ın yanındaki adını hatırlayamadığınız adamla aranızda geçenlerin” dışına “tarihi, incelediğiniz konuyu” örmektir.

Kuir tarih eğer bir arzu hikayesi ise, aynı zamanda arzulama tarihinin de hikayesidir. “Gey, arzu dolu bir kimliktir,” diyor Atherton Lin dalgın bir şekilde, “ve onu bir bina şeklinde seyretmenin kederli bir yanı var, bir tiyatroya baktığınızda hayalgücünüzün harekete geçmesi gibi.” Lin’in tanımına göre, bu kederli imgelem etrafımızdaki dünyayı canlandırabilir fakat buna karşılık kuir özlemle yaratılan dünya da bizi biz yapan hikayenin bir parçasına dönüşür: “Tuğlalara dokunabildiğim için şimdilik eşcinselliğin toplumsal bir inşa ya da boğucu bir icat yerine bir miras olduğuna inanıyorum. Bu yüzden, onunla aşırı özdeşleşiyorum.” Failed States adlı derginin yardımcı editörü Atherton Lin uzun zamandır mekanın ve zamanın anlatı ve özdeşleşme işlevleri olmasını inceliyor. Kurucu editör Jamie Atherton derginin amacını tanımlamak için mekansal çalışmalar yapan kuramcı Doreen Massey’den alıntı yapıyor: “Eğer bir mekan … şimdiye-kadar-olan-hikayelerin bir eşzamanlılığı ise, mekanlar bu hikayelerin derlemesidir.”

Atherton Lin aşırı özdeşlik kurma ve geçmişe dair hikayeler aracılığıyla mekanın ötesine geçme eğiliminde pek de yalnız sayılmaz.  Son yirmi yılda hizmete açık gey ve lezbiyen barların sayısında önemli bir düşüş yaşandıysa, son on yıl da onları hayalgücümüze açan araçların artmasına – Atherton Lin’in tabiriyle, “ödünç nostalji” araçları – tanık olduk. Addresses ProjectNYC LGBT Historic Sites gibi interaktif haritalar ve Evan Knopf’un kuir San Francisco haritası zamanın ve mekanın ötesinde “tuğlalara dokunma”nın bir yolunu sunuyor.  Her yerde gey olmanın başka bir yolu: bu mekanların çoğu hiçbir yerde mevcut değil, yalnızca ortak ve dağınık toplumsal hafızada yer alıyorlar.  

İnternet ve hipermetin kuir mekanlara ve zamanlara zıplamamıza izin vermeden önce son derece ham bir araç olan kurgu vardı.  Gey Bar’da yer alan alıntıya göre, June Thomas bir gey barın alamet-i farikasının “daha fazla edebiyat” içermesi olduğunu öne sürüyor: dergiler, el ilanları, rehberler ya da sağlık bilgileri içeren kitapçıklar barın dışarısına asılırdı. Fakat bunun tam aksi de doğru olabilir: gey literatürde daha fazla bar vardır. Örneğin, David Feinberg’ün Eighty-Sixed (1989) adlı kitabının yalnızca tek bir sayfasında zihnim Anvil, Paradise Garage, Ice Palace ve Mineshaft (hamamlardan bahsetmiyorum bile) gezintiye çıkıyor. Sarah Schulman’ın People in Trouble (1990) adlı kitabında lezbiyen bir aktivistin çoğu zaman düzcinsel, evli sevgilisini “Ondördüncü Sokak’ın aşağısındaki tüm lezbiyen barlara rehberli tur”a çıkarmasının benim için – romanın yayımlandığı yıl doğan bir lezbiyen – bir olanak haline gelmesi belki de tarihsel tarihsel ilerlemenin ironilerinden biridir.

Atherton Lin gibi, ben de ilk kez gittiğim lezbiyen barı hatırlayabileceğime emin değilim ama beni daha ben doğmadan önce kapanan gey ve lezbiyen barlara götüren kitapları hatırlayabiliyorum. Kuir romanlar genellikle rehber ve tarihi kayıt işlevi gördüğü için Gey Bar’ın ilk bölümünün Andrew Holleran’ın Dancer from the Dance (1978) adlı kitabına gönderme yaparak – kuir okurların ortak tarihsel belleğe ait bir yerde buluşmalarını sağlayan “postaneyi hemen geçince” ifadesi – başlaması yerinde.  Aynı şekilde, Michelle Tea Atherton Lin’in gerçek komşusu ve edebiyat yoldaşı olduğu için 2000’li yılların ilk on yılındaki San Francisco’sunu tanıyabiliyorum (resmi tarihsel zamanda, ben Doğu Kıyısı’nda ilkokula gidiyordum.) Başkalarının anılarıyla bu yollardan ben de geçtim.

Oscar Wilde belleğin “asla gerçekleşmemiş ve gerçekleşmesi mümkün olmayan şeyleri kaydeden… bir günlük” olduğunu söyler.3 Atherton Lin’e göre, anı yazmak “hayalet öyküleri anlatma” süreci, kenti “tuhaf olasılıklara” açmanın bir yolu. Ben bu yüzden bazen dışarı çıkmıyorum. Erken yatmamın sebebi bu, komodinin üzerinde duran Gey Bar gibi kitaplar. Atherton Lin yeterince dışarı çıkmadığında “kötü bir gey” olduğuna dair espri yapıyor. Benim kuşağım – yüzde 36.6 oranındaki ve sonrasında devam eden düşüş döneminde reşit olan bizler –  için, “kötü” olmak evde kalmaktan çok zamanda kalmak anlamına geliyor: geçmişte olanların tuhaf gerilimine sırtımızı dönmek. Gey barla kitapta karşılaşma olasılığınız  sokakta karşılaşma olasılığınızdan yüksek olduğunda Gey Bar gibi metinler imkansız kuir mekanların inşa edildiği hikayeler geliştirilmesine yardım ediyorlar. Havalar ısındığında ve daha fazla açık hava mekanları açıldığında Cubbyhole ve Henrietta’ya tekrar gideceğim, ama her zaman olduğu gibi yanıma bir kitap alacağım.

  1. Cáel M. Keegan, “History, Disrupted: The Aesthetic Gentrification of Queer and Trans Cinema,” Social Alternatives, vol. 35, no. 3 (2016), p. 50. ↩
  2. Sarah Schulman, People in Trouble (1990; Random House, 2019), p. 19. ↩
  3. Oscar Wilde, The Importance of Being Earnest (1895; Pocket, 2005), p. 36. 

Etiketler: yaşam, gezi/mekan, dünyadan, tarihimizden
Dijital