11/10/2020 | Yazar: Kaos GL

Kaos GL, “Diyanet’in Hutbesi Medyaya Nasıl Yansıdı?” raporunu yayınladı: Yaratılan bir “düşman” etrafında, ona ve onunla bağlantılı olan ya da olduğu iddia edilen herkese, her şeye yönelik komplo teorileri rahatlıkla dolaşıma sokulabiliyor.

Diyanet’in hutbesi medyaya nasıl yansıdı: Olumsuz duygular yaratma amaçlı komplo teorileri Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Kaos GL Derneği, medya izleme çalışmaları kapsamında “Diyanet’in Nefret Hutbesi Medyaya Nasıl Yansıdı?” raporunu yayınladı. İdil Engindeniz’in hazırladığı rapor, 19 Nisan - 20 Mayıs 2020 medya tarama verilerine dayanıyor.

Rapor, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Cuma hutbesi sırasında sarf ettiği sözlerin içinde olduğu haftadan başlayarak 19 Nisan’dan 20 Mayıs’a kadar giden bir zaman diliminde Türkiye’de yazılı ulusal ve yerel basın ile Türkçe dilinde yayın yapan internet sitelerinde LGBTİ+ bağlantılı konuların nasıl ele alındığını ortaya koymayı amaçlıyor.

Raporda, ulusal yazılı basında elde edilen bulguların yanı sıra gazete bazlı incelemeler, yerel yazılı basın ve internet sitelerinden elde edilen bulgular da yer alıyor.

LGBTİ+’larla ilgili konular daha fazla haber oldu

Rapora göre, bu süreçte LGBTİ+ bağlantılı konular diğer zamanlara göre basında daha fazla yer aldı:

“Bir aylık ulusal, yerel basın ve internet siteleri incelememiz sonucunda örneklemimiz, ulusal dağıtımda olan 325 yayın, yerel/bölgesel/özel dağıtımda olan 262 yayın ile 2513 internet yayınından oluştu. Farklı mecralardaki bu yayınları topladığımızda LGBTİ+ konularla ilgili olarak günde ortalama 103 yayın yapıldığını görüyoruz. Kaos GL’nin sadece ulusal ve yerel basını inceleyen 2019 Medya Raporu’ndaki sayılara ve örneklemimizdeki basılı yayın sayısına baktığımızda 2019 yılında günde ortalama 7 yayın varken inceleme dönemimizde bu ortalama günde 20 yayına çıkmakta.”

Bunda en büyük etken ise raporda, genelde ağırlıklı gündem konusu olmayan LGBTİ+’larla ilgili iki konunun üst düzey siyasi ve resmi yetkililerin de açıklamalarıyla gündem konusu haline gelmesi olarak açıklanıyor. Bu iki konudan biri ücretli bir dizi ve film izleme platformu olan Netflix’te yayınlanmaya başlanan Aşk 101 dizisi, diğeri ise Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın eşcinselliği ve “zina”yı mücadele edilmesi gereken unsurlar olarak gören açıklamaları. Bu konular, gündemin diğer iki baskın konusu olan İstanbul Sözleşmesi ve çoklu baro tartışmaları kapsamında da ele alınmış ve Sözleşme’nin topluma yönelik “tehlikesi” ile baroların “kabul edilemez tutumlarının”, “kontrol edilemezlikleri”nin ispatı olarak kullanılmış.

“Dayanaksız cümleler, ‘düşman’ yaratma, komplo teorileri ve olumsuz duygu yaratma amacı”

Araştırma sonuçları, bir aylık süre zarfında LGBTİ+ konuların sadece ülke içi siyasetle bağlantılı olarak ele alınmadığını da ortaya koyuyor. Dünya haberleri, sanat ve spor LGBTİ+ konulara yer verilen diğer başlıklar oldu. Genelde, bahsedilen konuyu itibarsızlaştırma amacıyla kullanılan LGBTİ+ bağlantısı, uluslararası bir şirketin itibarını olumlu yönde etkileyen bir unsur olarak da, doğrudan şirket tarafından kullanıldı:

“Yazıların geneline baktığımızda konunun ağırlıklı olarak, dayanaksız, temelsiz cümlelerle tartışıldığını görüyoruz. Yaratılan bir “düşman” etrafında, ona ve onunla bağlantılı olan ya da olduğu iddia edilen herkese, her şeye yönelik komplo teorileri rahatlıkla dolaşıma sokulabiliyor. Akılcılıktan ziyade anlık, olumsuz, güçlü duygular yaratma amacında bir yayıncılık yapıldığını görüyoruz.

“İnceleme döneminde gündem yaratan konularla ilgili olarak “olumlu” kategorisinde değerlendirebileceğimiz, ayrımcı bir dil içermeyen, LGBTİ+ bağlantılı konulara insan hakları perspektifinden bakan ya da bu konuları nötr bir şekilde yazının akışı içinde ele alan yayınların, diğerlerine kıyasla az olduğunu söylememiz gerekiyor. Ancak ayrımcı, dışlayıcı, ötekileştirici ideolojileri temel alan yayınlar gazetecilikle ilgili herhangi bir etik ilkeyi gözetme çabasında olmadığı için, karşılaştığımız durumu bir “gazeteciliği dönüştürme mücadelesi” olarak görmemek gerekmekte. Bu yayınları “toplumun / halkın sesi” olarak değerlendirmekse onlara olduğundan fazla bir önem atfetmek olacaktır. Yayınların toplumsal bir karşılığı, LGBTİ+’ların maruz kaldığı toplumsal sorunlar muhakkak olmakla birlikte bu yayınlardaki kadar güçlü bir nefretin gündelik hayatta o oranda karşılığı olmadığını iddia edebiliriz. Söz konusu yayınları daima takip edip gerek gazeteciliğe gerek en temel insan haklarına aykırı yayınlarını raporlamak, ifşa etmek muhakkak ki önemli ama asıl bakmamız gereken dönüştürebileceğimiz, ortak alanları paylaştığımız yayınlar belki de. Diğerleri için, daha iyi işleyen bir hukuk sistemi, daha iyi işleyen bir demokrasi, yani daha geniş bir çözüm gerekiyor. Dolayısıyla en çok altını çizmek istediğimiz şey hak odaklı haberciliğin hem gerçekten gazetecilik yapma çabasında olan yayınlarda artması hem de LGBTİ+’ları haberleştirme konusunda daha kapsayıcı olması gerektiği. Bunun bir kısmı Türkiye’de gazetecilerin çalışma koşullarıyla ilgili daha yapısal sorunlara dair çözümler gerektirse de bir kısmı da sadece daha fazla temas halinde olmakla değiştirilebilecek bir işleyişe dair. Umarız, diğerleri gibi bu çalışmamız da böylesi bir teması kolaylaştırmaya katkı sağlar.”

Rapora ulaşmak için tıklayın.


Etiketler: medya
Nefret