18/02/2015 | Yazar: Yıldız Tar

Bir yerde bir trans katledildiğinde daha merkezi eylem ve yanıtlar üretmemiz lazım.

HDP Eş Başkanı Yüksekdağ: İstedikleri kadar saldırsınlar LGBTİ haklarını savunmaya devam! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
“Lezbiyen, gey, biseksüel ve transların siyasi mücadele yürütmeleri gereken ve buna mecbur oldukları bir dönem geliyor. Biz de siyaset alanında bu meseleyi doğrudan merkezi siyasetin konusu haline getirmeliyiz. Her yerde LGBTİ özgürlüğünü savunmak yetmiyor. Bir yerde bir trans katledildiğinde ya da Hükümet’ten doğrudan saldırılar geldiğinde daha merkezi ve makro eylem ve yanıtlar üretmemiz lazım.”
 
“Siyasetin O Biçimi” dosyası kapsamında siyasetçilerle LGBTİ haklarını konuşmaya devam ediyoruz. Bugünkü konuğumuz Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ.
 
Yüksekdağ, LGBTİ hakikatini görünür hale getirerek toplumsal bir yüzleşme ve kabul alanı açmaya çalıştıklarını söylüyor. “Bir sorunu görünür hale getirmezseniz, o sorunla yüzleşilmesini ve aşılmasını da sağlayamazsınız” diyen Yüksekdağ’a göre LGBTİ çalışmaları kendiliğinden değil, bir iradeyi temsil ediyor. HDP’de görünürlük siyaseti ve toplumsal kabul, hesaplaşma ve yüzleşme adımları eş zamanlı yürüyor.
 
HDP’nin Kürdistan’daki LGBTİ çalışmasının zayıf kaldığı eleştirilerine ise Yüksekdağ, “Genel anlamda zayıf olduğumuz her alanı tespit ediyor ve üzerine gidiyoruz. Birçok alanda olduğu gibi LGBTİ alanında da sorunlarımız olduğu doğrudur. Ama bu sorunlar aynı zamanda bizim müdahale ve mücadele alanımızdadır” diyor.
 
KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık’ın “marjinal” açıklamasının LGBTİ’lere dönük algılanmasını sorduğumuzda ise Yüksekdağ, “Ben o sözleri tastamam LGBTİ politikamıza dönük bir eleştiri olarak algılamadım” diye cevaplıyor. Yüksekdağ’a göre Bayık’ın eleştirileri HDP’nin savunduğu politikalara değil her alandaki bazı siyaset yapma biçimlerine dönük bir eleştiri.
 
Hükümet cenahından ve bazı basın yayın organlarından gelen saldırılara ise Yüksekdağ’ın yanıtı çok net: “İstedikleri kadar saldırsınlar biz LGBTİ haklarını savunmaya devam edeceğiz.”
 
Yüksekdağ yükselen faşizan eğilimlerin ilk hedeflerinden birinin LGBTİ’ler olduğunu da belirterek, “LGBTİ alanını dolaylı bir alan olmaktan çıkarıp doğrudan merkezi bir alan haline getirmemiz gerekiyor” diyor ve ekliyor: “Her yerde LGBTİ özgürlüğünü savunmak yetmiyor. Bir yerde bir trans katledildiğinde ya da Hükümet’ten doğrudan saldırılar geldiğinde daha merkezi ve makro eylem ve yanıtlar üretmemiz lazım.”
 
“Bir sorunu görünür hale getirmek ilk adımdır”
 
HDP LGBTİ alanını temel mücadele alanlarından biri olarak tanımlıyor. Peki, bu alana dair HDP’nin çalışmaları nelerdir? Meseleyi ele alış biçiminizi biraz açar mısınız?
 
LGBTİ hakları mücadelesini hem yapısal hem de günlük siyasetin konusu olarak ele alıyoruz. Türkiye’de ve dünyada LGBTİ’lerin yaşadıklarını bir sorun alanı olarak tanımlıyoruz. Üretilmiş toplumsal cinsiyet kavramıyla tarihsel boyutlarıyla birlikte hesaplaşma ve yüzleşme süreci görüş açımızın önemli bir parçasını oluşturuyor. Bu sorunun yapısal ve tarihsel boyutuyla yüzleşme ve oradan bir dönüşümü hedefleme amacını taşıyor. Ancak bu kadar köklü bir sorun, çelişki, ezme ve ezilme alanında sadece tarihsel ve yapısal tespitler yapmak yetmez. Bunun güncel siyasetle buluşturulması kritik bir safhadır. Son yıllarda en çok zorlanılan da güncel siyaset ve güncel örgütlenme perspektifiyle buluşturma sorunudur.
 
Geride bıraktığımız dönemde biz bu iki açıdan mücadele yürütmeye çalıştık. İşin teorik ve yapısal kısımlarıyla ilgili çok fazla tartışma yürütmeyelim şimdi. İşin güncel kısmı üzerine konuşalım. Bu açıdan bakarsak bizim bakımımızdan önemli noktalardan birisi siyasette LGBTİ hakikatini görünür hale getirmek ve kabul alanını geliştirmektir. Görünür hale getirme siyasetini güncel politik çalışmalarımızda LGBTİ’lerin varlığını görünür kılarak, “LGBTİ’ler vardır” diyerek örmeye çalıştık. Bütün siyasi propagandalarımız içerisinde mutlaka bir LGBTİ vurgusu vardır. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığına karşı tutumumuzu sadece kadınlarda doğru kurmadık. Toplumsal cinsiyet ekseninde LGBTİ vurgusu da sürekli oldu. Aynı zamanda bu çelişkiler içerisinde kendimizi de LGBTİ haklarından yana, ezilenden yana bir taraf olarak tanımladık.
 
Bir sorunu, çelişkiyi, hakikati görünür hale getirmeyi başarmak ilk adım olmalıdır. Siyaset toplumla yüz yüze gerçekleştirilen bir eylemdir. Bir sorunu görünür hale getirmezseniz, o sorunla yüzleşilmesini ve aşılmasını da sağlayamazsınız. O soruna dair bir kabul alanı da oluşturamazsınız. Biz bu görünürlük tutumuna paralel olarak aynı zamanda kabullendirme siyasetini ve söylemini de gerçekleştiriyoruz. Bu çalışmalarımızın değişik yansımaları oldu. Hem genel siyasetimiz içinde LGBTİ’den doğru bir dil kurduk hem de LGBTİ’lerin özgün varlık ve mücadele alanından doğru bir dil de kurmaya çalıştık. Somutlarsam, LGBTİ yoldaşlarımızın hem kendi alanlarında mücadele etmesinden hem de partinin diğer siyasi çalışmalarına katılımlarından bahsediyorum. LGBTİ’lerin hem parti merkezi ve yapısından doğru sahiplenilmesi hem de LGBTİ alanına ilişkin çalışmaları koordineli bir şekilde yürüttük. Bu iki hat bilinçli bir tercihin ürünüdür. Bir parti ya da bir kesimin saflarında kendiliğinden bir şeyler birikebilir ama bizim LGBTİ çalışmamız kendiliğinden değil iradidir ve siyasi cesareti esas alır. Siyasi yüzleşme isteğinin ürünüdür. Haliyle kendiliğinden olan bir süreçten bahsetmiyoruz. Biz bu süreç içerisinde siyasetin temel görevinin toplumu ileriye taşımak olduğunu bildiğimiz için siyasi varlığımızı da bu amaç üzerine kurduk. Biz bir dinamiği temsil ediyoruz aynı zamanda.
 
“LGBTİ alanında zayıf noktalarımızın üzerine radikal biçimde gitmeliyiz”
 
Bu noktada son zamanlarda LGBTİ alanındaki çalışmalarından ötürü HDP’ye yönelen bazı eleştirileri sormak istiyorum. Bu eleştirilerden biri HDP’nin ve bileşeni siyasi yapıların LGBTİ meselesinde Türkiye’nin batısında farklı bir dil Kürdistan’da farklı bir dil kurduğu yönünde. Kürdistan’da LGBTİ mücadelesini yürütmediği iddia ediliyor. Bu bir gerçekliği mi yansıtıyor?
 
Gerçek bir yanı olabilir. Külliyen yanlış ve abartı olduğunu söyleyemem. Zaten bizim verdiğimiz mücadelenin nedeni de bu sorunların yaşanıyor olması. Sıkıntıların olması bana yanlış gelebilir ama asla tuhaf gelmez. Biz bunu bilerek yola çıktık. LGBTİ alanına dair toplumsal dönüşüm mücadelesinin kolay olmadığını biliyorduk. Bunun gerek örgütler gerekse de günlük siyasi ve toplumsal çalışmalarda karşımıza çıkabileceğini biliyorduk. Bizim LGBTİ alanına yönelimimizi popüler siyasi kültürün dilini oluşturma olarak görenler de oldu. Bu da yanlıştı. Bunu da tuhaf görmedik ama karşımıza çıkabileceğini biliyorduk. Bu iki yaklaşım da bizim LGBTİ politikamızın gerçeği değildir. Bütün bu sıkıntılar kırılma noktalarıdır. Ve bu kırılma noktalarının değişim dönüşüm için olması gerekir. Bazen Kürdistan’da sözünü ettiğiniz sıkıntılar şeklinde çıkar bu kırılma noktaları bazen de farklı şekillerde. Bir mücadeleye girerken zayıf noktalar olduğunu bilirsin, kırılma noktalarını hesaplarsın ve ona rağmen, hazırlanarak girersin. Bizim LGBTİ alanındaki tutumumuz budur. Nasıl ki kadın özgürlüğü mücadelesinde zorluklarla karşılaşıyorsak, zayıf noktalarımızı biliyor ve o noktaların üzerine gidiyorsak; LGBTİ alanında da çalışma yürütürken de aynı pozisyondayız. Biz bu zayıf noktaların üzerine radikal ve cesur bir şekilde girmek durumundaydık ve nitekim öyle yaptığımızı düşünüyorum.
 
Ancak gösterilen cesaret toplumsal gerçeklik ve dirençle karşılaştığında safî cesaret olarak kalmaz. Cesaret ile direncin çarpışması kırılma noktalarını açığa çıkartır. Gerek Kürdistan’da gerekse de başka bölgelerde hem LGBTİ alanında hem de genel olarak yaşadığımız sorunlar partimizin müdahale alanındaki sorunlardır. Görmezden gelme gibi bir tutumdan asla bahsedemeyiz. Biz birtakım direnç noktalarının dönüştürülebilmesi bakımından iç mücadele halindeyiz. Bu erkek egemen, heteroseksüelliği ideoloji haline getirmiş yapıya karşı hem dışarıda hem de kendi içimizde mücadele ediyoruz.
 
Fotoğraf: HDP Kongresi’nden
 
“Bayık’ın eleştirisi bir siyaset yapma biçiminedir ve doğrudur”
 
KCK’den HDP’ye gelen bir eleştiriyi sormak istiyorum. Cemil Bayık “marjinaller” söylemiyle HDP’yi eleştirmiş ve kamuoyunda marjinaller diye ifade edilenin LGBTİ’ler olduğu düşünülmüştü. Bu eleştiri hakkında Eş Başkan olarak düşünceniz nedir?
 
Sayın Bayık’ın yaptığı değerlendirme kendisinin HDP çalışmasına ilişkin görüşlerini kamuoyuyla paylaşmasıdır. Bu doğal ve anlaşılır bir durum. Ben o sözleri tastamam LGBTİ politikamıza dönük bir eleştiri olarak algılamadım. Çünkü LGBTİ politikamızın yanlış olduğunu düşünmüyorum. Doğruydu ve bundan sonraki süreçlerde de doğru bir şekilde sürdürüleceğine inanıyorum. Sayın Bayık’ın eleştirisini ben şöyle algıladım ve hak verdim: Toplumun içerisinde olmak, insanların içerisinde olmak, tepeden veya elit gibi görünen yaklaşımlardan kaçmak, vizyondan siyaset kurmamak, tabandan çalışabilmek, yaşamın bütün can damarlarının olduğu yerlerden doğru sözünü kurmak. Toplumdan kopuk olarak söylenen sözler çok anlam taşımaz. Toplumla birlikte, ikna ve kabul süreçlerini ilerleterek söz söylemek lazım. Öbür türlüsü bizi marjinalliğe götürür.
 
Marjinal benim anladığım şekliyle, kendi doğrunu ikna etmen gereken kitlelerle buluşturamama sorunudur. Bu sadece LGBTİ alanında değil diğer bütün alanlarda da geçerli bir tespit. Bir birçok konuda marjinal sayılabiliriz. Ekoloji politikamız bakımından da marjinal sayılabiliriz. Bizim programımıza baktığınızda hayal gibi görülen başlıklar var. Bütün bunları savunduğumuz için de marjinal sayılabiliriz. O nedenle aslında bu eleştiri savunulanlara dönük değil bir siyaset ve çalışma tarzına dönük bir eleştiri. Biz örneğin bütün LGBTİ’lerin kendi onuruyla, kendine dair yaptığı tarifle, özgür bir şekilde yaşayabileceği bir yaşamı bu toplumun içinde yaratabiliriz. Bu toplumun kıyısında köşesinde değil. Siyasetin görevi toplumla bütünleştirmektir. HDP eğer iyi değerlendirilebilirse LGBTİ özgürlük mücadelesinin toplumun çok daha geniş kesimleriyle buluştuğu ve buluşabileceği, sıçrama yaşayabileceği muhteşem bir kanaldır.
 
Biraz önce Kürdistan sorusu sormuştun ya, oraya yeniden dönersem bu değerlendirmeler ışığında Kürdistan toplumuyla birlikte, orayı ikna ederek ancak LGBTİ özgürlüğünün önünü açabiliriz. Orada yaşadığımız kırılmaları yaşamaya devam ederek ama geri çekilmeden, toplumsal gerçekle buluşarak dönüştürmemiz gerekiyor.
 
Bugün örneğin LGBTİ alanından kurulacak siyasi dili de belki yeniden düşünmemiz gerekiyor. Siyasette radikalizm önemli bir dinamiktir. Radikal tutum ve söylemler, buna eşlik eden cesaret… Biz LGBTİ alanında aslında bunu geliştirdik. Ama radikal siyasetin ortaya çıkardığı dil ve söylem de çok önemlidir. Radikal tutumların ortaya çıkardığı radikal refleksleri hesap ederek, o radikal refleksleri tahmin edip ona göre bir politik hat ve söz açığa çıkarmak lazım. Her politik sözün ardından ikinci ve üçüncü sözleri de hesap etmek ve hazırlıklı olmak gerekiyor.
 
HDP projesinde birçok alanda yaşanan dirence rağmen bizim bütün örgütlerimizde partili LGBTİ yoldaşlarımız çalışma koşul ve olanaklarına sahip. Yerellerden merkeze kadar her yerde LGBTİ yoldaşlarımız gerek ayrı örgütlenmelerini kurabilir gerekse de HDP siyasetine etki edebilir ve katılabilir. Nitekim birçok alanda da LGBTİ yoldaşlarımızın aktif katılımını görüyoruz. Yine aynı şekilde HDK içerisinde de çok daha geniş bir şekilde çalışma yürütülebilir. HDK bizim bir yandan paralel yapımız…
 
Paralel yapı, sevdim bu tanımı…
 
Bu da bizim paralelimiz… (Gülüyoruz)
 
O nedenle artık güzel bir eşiğe geldik. LGBTİ’lerle etkileşim ve temas safhasındayız. Bizim partili trans arkadaşlarımız falanca il örgütünde çalışıyor. Hem kendi çalışmasını yürütüyor hem de parti çalışmasına katılıyor. Bizim bakımımızdan tehlikeli olan bana kalırsa LGBTİ’lerin merkeze hapsedilmesi olurdu. LGBTİ’lerin yerel örgütlerimizde, doğrudan çalışmanın parçası olarak yer alması daha zordur ama olması gereken de budur. Toplumsal dönüşüm için bu gereklidir. Geldiğimiz aşama itibariyle de bu noktalarda da zorlanmıyoruz artık. Daha doğal bir dengemiz var. Farklılıkları görme, bu farklılıkların ezilenden doğru temsilcilerine ve politik hattına saygı duyma artık bir kültür haline dönüşüyor. Bizim geliştirmek istediğimiz bu. Bir siyaset ve kültürü en başta kendi içimizde hem de toplumsal yapıda geliştirmek için varız.
 
Bunun riskleri yok mu? Elbette ki var. Mesela erkek egemen, gerici, faşist zihniyet çıkıp “Size geyler, translar oy veriyor” diyor. Böylece bir psikoloji örgütlemeye çalışıyorlar. Toplumun geriliğini kışkırtmaya ve bizim bu toplumun geriliğini dönüştürmeye dönük devrimci, demokratik mücadelemizi kırmaya çalışıyorlar. Bu erkek egemen devlet ev sistem zihniyetini kendisini en güçlü sandığı ama en zayıf noktasından yani heteroseksist, homofobik erkek tarafından yakalayıp oradan aşmaya çalışıyoruz. Bu da genel anlamıyla bizim devrimci, demokratik mücadelemiz açısından çok kritik bir halkadır.
 
“İstedikleri kadar saldırsınlar LGBTİ haklarını savunmaya devam edeceğiz”
 
Güncel siyasette bu bahsettiğiniz yaklaşımlar yeni bir trendin başlangıcı gibi. Bülent Arınç’ın sözleri gibi ifadelerle birlikte LGBTİ haklarını savunan siyasi partilere dönük alaycı yaklaşımlarla kendi tabanını konsolide etme eğilimlerinin arttığını görüyoruz. Genel seçimde muhtemelen bu tarz saldırılar artacak. HDP’nin bu saldırılara karşı planı nedir? Nasıl göğüsleyeceksiniz?
 
Bizim ona cevabımızı zaten Selahattin Bey verdi. Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasında nasıl konumlandıysak aynı şekilde konumlanacağız. Yeni Yaşam politikamızı nasıl ifade ettiysek aynı şekilde devam edeceğiz. Hatta genel seçimlerde her başlığı daha da kapsamlandıracağız. LGBTİ özgürlüğü alanı da bir siyasi başlık olarak kendimizi yeniden ve daha güçlü anlatacağımız bir alandır. İstedikleri kadar saldırsınlar, istedikleri kadar kem sözlerle bir duruşu sarsmaya çalışsınlar biz yenilenmiş ve daha güçlendirilmiş bir LGBTİ hakları söylemiyle yola devam edeceğiz. Bu tip siyasi operasyonlarla karşı karşıya gelmek bizi asla geriye savurmaz. Alanda politika ürettiğimiz LGBTİ arkadaşlarla birlikte kararlaştırdığımız politik hattan ilerlemeye devam edeceğiz.
 
Bu süreçte HDK ve HDP içindeki LGBTİ yapılarının değil bütün LGBTİ örgütlerinin görüşlerini alarak ilerleme fikrindeyiz. Beklenti ve taleplerini dinleyip karşılıklı aktarımlarla daha geniş bir hat oluşturma niyetindeyiz. O nedenle bu tarz söylemler karşısında geri adım atmak bizim parti geleneğimizde yoktur.
 
Parti geleneğinden bahsetmişken, Meclis’te cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini savunan ilk partinin devamcısı sayılabilecek HDP, genel seçimlerle birlikte artması beklenen yeni Anayasa tartışmalarında nasıl tutum alacak? HDP ve CHP’nin bütün çabalarına rağmen AKP ve MHP blokajına toslayan Anayasa’da cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği talebi konusunda neler yapacaksınız? Bu blokajı aşmak nasıl mümkün?
 
Bu sorun siyasetteki güç ilişkilerinin değiştirilmesi sorunundan bağımsız bir sorun değil. Biz bu konuda genel söylemleri tekrar ederek sonuç elde edemeyiz. Şu an birçok kritik sorunun çözümü bakımından bir dönemeçteyiz. Sadece LGBTİ özgürlük hareketinin taleplerinin güvenceye alınması bakımından değil, birçok meselede çok kritik bir süreçteyiz. Kürt sorunu, Alevilerin talepleri bunlara örnek. Farklı ulus ve inançların karşı karşıya kaldığı ayrımcılık… Bütün bu alanlarda tarihi bir dönemeçteyiz.
 
2015 genel seçimlerine bütün ezilenlerin güç birliğiyle gitmeyi hedefliyoruz. Önümüze konan barajları aştığımız zaman kendi anayasamızı yapmak için bir güce ve müdahale alanına sahip olacağız. AKP Hükümeti çoğunluğu sağlayıp kendine Anayasa yapmak istiyor. Bizim planımız da bu yaklaşımı bozmak. Bu siyaseti bozmamız gerekiyor. AKP’yi eğer kendi başına bırakırsak AKP kendi egemenlik planlarını ağır biçimlerde güvence altına alacak bir Anayasa hazırlayacak. O nedenle Türkiye ve Kürdistan’ın bütün ezilenlerinin birleşik mücadele gücünün bu dönemde ayaklanması gerekiyor. Kadın hakları bakımından da LGBTİ hakları bakımından da HDP’nin barajı geçmesi sadece vekil sayısının artması anlamına gelmeyecek. AKP’nin kendi keyfine göre bir Anayasa yazmasını engellemek anlamını taşıyacak.
 
LGBTİ özgürlüğü bakımından anayasal kazanım çok önemli bir yerde duruyor. Toplumsal gericiliği ve ayrımcılığı aşma noktasında bir temel oluşturabilir. Toplumu bütün derinliklerine kadar değiştirmek ve dönüştürmek anayasal kazanımlarla birlikte çok daha mümkün olacak. Anayasal kazanım kritik bir yerde duruyor. Hep birlikte barajı aşarsak, o maddeleri de hep birlikte yazacağız.
 
“LGBTİ mücadelesini dolaylı bir alan olmaktan çıkarmalıyız”
 
Türkiye’deki genel atmosfere baktığımızda büyük bir yılgınlık da görüyoruz. LGBTİ özelinde de iki temel gelişme korkutucu bir geleceği işaret ediyor. İlki İç Güvenlik Yasası ikincisi ise ayrımcılık alanında hiçbir adım atmayan AKP’nin LGBTİ cezaevi projesi. Böylesi bir atmosferde HDP’nin çalışmaları bir yana LGBTİ hakları açısından genel durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Birçok dünya ülkesinde siyasi gericilik ve faşizmin en çok yükseldiği anlarda en fazla hedef alınan kesimler olmuştur. LGBTİ’ler de bu kesimlerden birisi. LGBTİ’lerin kendilerini açık ve örgütlü bir şekilde ifade etmediği dönemlerde bile ciddi saldırılar oldu. Bugün de gerici faşizan yapı tırmandıkça, işçiler ocaklarda öbek öbek ölüyor, kadınlar hem ölüm hem aşağılanmayla karşılaşıyor, ilan edilmiş cinsiyet kimliği dışında cinsiyet kimliği olduğunu ifade eden bireyler translar nefret saldırılarına maruz kalıyor. Bu dönem bu üç alanda saldırıların arttığını görüyoruz. Üzücü olan tarafı bu kıyıcı ve baskıcı politikalar içerisinde LGBTİ’lere ve özelikle translara dönük saldırılar yeterince görünür hale gelip bir mücadele odağına dönüşemiyor. Bunun üzerine düşünmemiz ve harekete geçmemiz gerekli. Daha geçenlerde bir trans kadın intihar etti. “Trans cinayetleri politiktir” diyoruz ama bunu söylemek tek başına yetmiyor. LGBTİ özgürlük mücadelesinin dolaylı politik bir alan olmaktan çıkması ve doğrudan politik alan haline gelmesi gerekiyor. Meseleyi bu şekilde ele almamız lazım. Artık Hükümet Sözcüsü doğrudan saldırıyor LGBTİ’lere. Bu saldırılar belli karargahlardan yönetiliyor, özel cezaevleri yapılıyor. Devletin bütün kurumlarından gelen bir saldırı ve siyasi muhataplık var. Artık devlet siyasi muhataplık kuruyor. Lezbiyen, gey, biseksüel ve transların siyasi mücadele yürütmeleri gereken ve buna mecbur oldukları bir dönem geliyor. Biz de siyaset alanında bu meseleyi doğrudan merkezi siyasetin konusu haline getirmeliyiz. Her yerde LGBTİ özgürlüğünü savunmak yetmiyor. Bir yerde bir trans katledildiğinde ya da Hükümet’ten doğrudan saldırılar geldiğinde daha merkezi ve makro eylem ve yanıtlar üretmemiz lazım.
 
Son olarak sizinle ESP Genel Başkanı olduğunuz dönemde yaptığımız röportajda, “Homofobik birinin devrimciliği sorgulanır” demiştiniz. Biz de Kaos GL olarak HDP Eş Başkanı olmanızı “HDP’de homofobik birinin devrimciliğini sorgulama dönemi” şeklinde haberleştirdik. Hala geçerli mi bu sözleriniz? Aynı netlikle bu cümleyi söyleyebiliyor musunuz?
 
Daima. O söylem de pratik de devam ediyor. İddialı konuşmayayım ama o söylem ve pratiği geliştirmeye çalıştığımı da söyleyeyim. O söz politik konjonktürel bir söz değildi. Bu devrimciliğin temelleri ve felsefesine ilişkin bir mesele. Eğer birileri homofobikse “fıtrat”ında devrimcilik yoktur. Toplumsal cinsiyet ayrımı ezen ezilen ayrımının yaşandığı ilk çelişki alanıdır. Biz devrimciliği de bu süreçten öğrendik. Birileri homofobik kalmaya devam ediyorsa devrimciliğini kendisi sorgulamak zorundadır. Sorgulamıyorsa da bilmelidir ki onun devrimciliği sorgulanacak ve yargılanacaktır.
 
*Siyasetin O Biçimi’nde yarın: Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ile söyleşi
 

Etiketler: yaşam, siyaset
Bayram