21/10/2020 | Yazar: Ares Berfan Hür

Böylece tuhaf bir uzaylı olduğuma inanarak büyüdüm; dünyada kadın ve erkek olmayan tek kişi bendim: BAŞTAN AŞAĞI YANLIŞTIM!

Kimliğin doğru ve sana ait! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Transmaskülenlik dosyamızın dördüncü konuğu Birleşik Krallık’tan Calley. Calley, bu dosya kapsamında bizle hayat hikayesini paylaştı ve biz de KaosGL.org okurları için Türkçeleştirdik.

Calley’le tanışın:

kimligin-dogru-ve-sana-ait-1

Adım Calley. 45 yaşındayım (ben de inanamıyorum). 45 sanki yaşlıymış gibi. Bazı günler yaşlı hissediyorum. Ama birçok açıdan gerçek yaşamım, gerçek ben çok daha genç. 

Kendimi bildim bileli beni herkes yanlış anladı. Doğuşta kadın atandım ama hayatım boyunca kadın olmadığımı biliyordum. ‘Kadın’ kelimesinin hiçbir noktası bana uymuyordu. Bu nedenle ‘yanlışlık’ olduğumu düşünerek büyüdüm. 

Ergenliğimde televizyonda bir trans erkekle ilgili belgesel görmüştüm. Doğuşta kadın atanmıştı ama erkek olarak yaşıyordu ve uyum ameliyatı geçirmişti. Bu benim için her şeyi değiştirdi, bu şekilde öğrendim transların varlığını. Ama hiçbir yanım erkek de hissetmiyordu benim. Henüz dillendiremediğim sorunun yanıtının bu olmadığını hemen anladım.

Ben internet olmayan bir çağda büyüdüm. O zamanlar şimdiki gibi değildi. Her şey çok farklıydı. Romantik anlamda kızlardan hoşlandığımı biliyordum. Ancak televizyondan, okuldan vesaire gey olmanın yanlış olduğunu da öğrenmiştim. Mesaj netti. Yani gerçek kendim olarak yaşayamayacaktım, trans olsam dahi. Ama erkek olmadığımdan, öğrendiğim kısıtlı, ikili sisteme dayalı translık anlayışı nedeniyle, trans olamayacağım gün gibi açık geliyordu bana. Böylece tuhaf bir uzaylı olduğuma inanarak büyüdüm; dünyada kadın ve erkek olmayan tek kişi bendim: BAŞTAN AŞAĞI YANLIŞTIM!

Otuzlarımın ortasında, tamamen tesadüfen, YouTube’da bir agender/nonbinary (cinsiyetsiz) kişinin toplumsal cinsiyet kimliğini anlattığını izledim. İşte buydu! Bu bendim! Böyle olan tek kişi ben değildim. 45 yaşında olduğuma inanamıyorum dememin sebeplerinden biri bu: sadece on yıldır açık ve doğru kimliğimle yaşayabiliyorum. Bu nedenle 45 yaşında olmak bana tuhaf geliyor!

Birleşik Krallık’ın göbeğinde yaşıyorum. Burada yaşadığım için çok şanslı olduğumun farkındayım. Tamamen şartlara bağlı, burada doğduğum ve kalmayı tercih ettiğim için sahip olduğum ayrıcalıkların farkındayım. Toplumsal cinsiyetim, cinsel yönelimim veya inançlarım nedeniyle yargılanmıyorum. Ama Birleşik Krallık’ın birçok açıdan diğer progresif ülkelere yetişmesi gerek. Tamamen nonbinary açısından bakılırsa, kimliğimde cinsiyetimi X olarak yazdıramıyorum ve kimliğimi her göstermem gerektiğinde cinsiyetimin resmi olarak kabul görmediğini kabul etmek zorunda bırakılıyorum.

On yıl önce BK eşitliğe, anlayışa doğru ilerliyordu. Geyler, translar, “Beyaz İngiliz” kökenli olmayanlar kabul görmeye, kendini rahat hissetmeye başlamıştı. Ancak son yıllarda, bence Brexit’in pis, sağcı kafasıyla beraber, bu anlayış ortamı yok oldu. Bu ülkeye zenginliğini katan kültürel çeşitliliğe sırt dönüldü; azınlıklar korku içinde, kendi evlerinde diken üstünde yaşıyor, yargılanıyorlar.

Dünya kadın olduğuma inanırken (ve ben hayatımın hiçbir noktasında kadın olarak hissetmezken) benden beklenen davranışlar, giymem gereken giysiler, erişimim olan işler vesaire bana uygun değildi. Kızlar ağaçlara çıkamaz, aksiyon oyunları oynamazdı. Okul formam etekliydi. Kızlara sahnede verilen roller banal ve sıkıcıydı. Kızların dans gösterilerinde tayt, bedeni saran tulumlar giymesi gerekiyordu. Kızlar masa başı işlerde çalışırdı; kamyon süremez, tiyatroda sahne arkasında teknik işlerle uğraşamazdı. Bu yüzden kendimi “Erkek Fatma” ve daha sonra da gey olarak tanımladım. O zamanlar bana uyan ve erişimim olan tek kimlikler bunlardı. 1980’lerde, 90’larda beni anlatan kelimeler yoktu, veya vardıysa da benim karşıma çıkmamıştı.

Büyümek bu yüzden ağrılı bir deneyimdi.

Bedenim geç gelişti, bu da benim işime geldi. Haliyle! Regl ve meme çıkarma sırası bana geldiğinde kahroldum. Demek ki gerçekten kızım, diye düşündüren, resmi belgelerdi bunlar. O ana kadar belki de dedikleri gibi kız değilimdir, diye diye kendimi idare etmeyi başarmıştım. Ergenlik bedenimle ilişkimi daha da bozdu; şekilsiz kıyafetlerle bedenimi saklamak için istemediğim kadar nedenim oldu. Aydan aya her reglimde kendimden daha da nefret eder hale geldim. Sutyen meselesini hiç açmayalım, yıldızımız hiç barışmadı! Ha sutyen takmışım, ha yüksek topuklu pırıl pırıl stilettolar giymişim; ikisi benim için bir.

Ergenliğimin başından nonbinary/agender topluluğunu keşfime kadar geçen sürede bedenime karşı duyduğum hıncı benden başka kimse anlamadı. (Kendime bile kabul ettiremiyordum; kendime karşı duyduğum nefreti mantıklı şekilde açıklayamıyordum.) Kendi “halkımı” bulduğumdan bu yana neredeyse 10 yıldır üst ameliyatımı olabilmek için doktor doktor geziyorum, değerlendirmelere alınıyorum, kimlik bekçiliğine ve resmiyetlerin getirdiği sınırlara maruz kalıyorum. Hala da yolum var. Canımı sıkıyor bu iş. Umuyorum ki bir gün istediğim bedende olacağım. Ama o zaman bile kimliğimde kadın yazacak!

Kadın stereotipine uyduğum gibi bir izlenim veren her şeyi reddederek büyüdüğümden ‘cinsiyetsiz’ işlere yöneldim hep: müşteri hizmetleri, satış, muhasebe... Bu işler her cinsiyetten insan kabul etmesine rağmen kadın olarak kabul edildim, öyle muamele gördüm (eril yöneticiler tarafından seksüelize edilmek dahil!).  90’larda işyerleri rezaletti.

20’lerimin ortasında tiyatro teknikerliği ve kamyon şoförlüğü gibi tipik olarak çok ‘erkek’ bir dünyaya dahil işlere girmeyi başardım. Erkek olmayan tek çalışan bendim, çok mutluydum! Erkeklerden biriymişim gibi muamele görüyordum; kot, yakalı tişört, kapüşonlu (doğal kürküm) giyebiliyor, merdivenlere tırmanıyor, kamyonet sürüyordum. Her şeyi hoşuma gidiyordu. 

10 yıl kadar bu işte çalıştım. Sonra bir trafik kazası geçirdim ve yorucu zihinsel sorunlar çalışmama engel oldu.

İş haricinde kalbimden, ruhumdan gelen şeyleri sanata çeviriyorum. Sanatımda genellikle kendimi çiziyorum - cinsiyetsiz, kot ve kapüşonlu giyen (dediğim gibi, kürküm bu!) birini resmediyorum. Sanat bana kendimi dünyanın beni görmesini arzuladığım şekilde ifade etme olanağı sağlıyor: Kadın değil, varsayılan cinsiyet yok... Meme de yok! 

Trans biri olarak toplum içine çıktığımda yaşadığım en büyük sorun cinsiyet atanması. Natranslar herkesin cinsiyetini sürekli varsaydıklarının gerçekten farkında değiller. “Nabersiniz kızlar”, “günaydın beyefendi,” “size ne ikram edeyim küçük hanım”... Bu konuşmaların kibar olduğu öğretiliyor bize. İşin aslıysa şu: Biz translar her cinsiyet atamasında koca bir tokat yiyoruz. Hayalimdeki dünyada görünüşümüz cinsiyetimize dair bir gösterge değil. Hayallerimde herkes kendi cinsiyetini bulana kadar sadece insan olarak kabul görüyor, ‘they’ zamiri kullanılıyor.*

Karşılaştığım bir diğer zorluk, bunu üzülerek söylüyorum, trans topluluğundan kaynaklı. Hormon kullanmıyorum, kullanmaya niyetim de yok. Fakat trans topluluğu içinde dahi hormon kullanmayanları ayıplayanlar oluyor. Yaşadığım disfori korkunç seviyede ve “dişi” bedenimin nefret ettiğim birçok yanı olmasına rağmen testosteron kullanımıyla oluşacak bazı değişiklikler de bana bu korkunç disforiyi yaşatacak, biliyorum. Hormonların bedenimizi nasıl etkileyeceğini seçemiyoruz, ben de bu nedenle bu riski almıyorum. Yine de bazı transların diğer transları hormon almadıkları için ayıplamasını aklım katiyen almıyor. 

Okuyuculara tek bir mesajım var: Kimliğin doğru ve sana ait. Sen, sen olmaya devam et!

Calley’nin işlerine instagram.com/calileo_fandango adresinden ulaşabilirsiniz.

*Çevirmen notu: Günümüzde standart İngilizcede cinsiyetsiz “o” zamiri bulunmuyor. “Onlar" anlamındaki “they” eskiden cinsiyetsiz “o” anlamında kullanılırken modernizmle beraber kaybolmuş. Bu nedenle nonbinary mücadeleyle birlikte “they” kullanımı yakın zamanda tekrar kullanıma sokuldu ve yavaş yavaş dil otoriteleri tarafından da kabul görmeye başladı.


Etiketler: yaşam, dünyadan
Nefret