06/10/2020 | Yazar: Ali Erol

Eylül ayının homofobik nefret “köşe”leri Akşam, Milat, Yeni Şafak, Star ve Akit yazarlarından…

Muhafazakâr yazarların LGBTİ+ nefreti “köşe”lere sığmıyor! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Homofobik nefret söylemiyle bendini aşıp “köşe”lerine sığmayan gazete yazılarını okumaya devam ediyoruz…

Eylül ayının cinsiyetçi ve homofobik nefret “köşe”lerini Akşam, Milat, Yeni Şafak, Star ve Akit yazarlarından seçtik.

Akşam’dan Emin Pazarcı “LGBTİ renkleri”ni homofobik nefretine bahane ediyor!

Akşam gazetesi köşe yazarlarından Emin Pazarcı, “Pislikten medet umanlar” başlıklı yazısında, “sahtekar bunlar” dediği “atatürkçüler”e yönelik güya eleştiri adı altında sayıp söven diliyle “LGBTİ”ye de değmeyi ihmal etmemiş!

“Kuru bir “Atatürkçülük” tutturmuş gidiyorlar…” diye saydıran Akşam köşe yazarı, hızını alamayınca, “LGBTİ renkleri” dediği gökkuşağını da homofobik nefret diline dahil etmekte sakınca görmüyor: “Kirletiyorlar Mustafa Kemal’i. Her türlü kötü amaçları için tepe tepe kullanıyorlar. Hatta heykelini LGBTİ renklerine boyayıp ayaklar altına bile alabiliyorlar.”

Akşam yazarının homofobik nefret söylemiyle andığı söz konusu “LGBTİ renklerine boyanan Atatürk heykeli” tartışması geçen senenin sonunda gündeme gelmişti. İzmir'in Urla ilçesindeki Zeytinli Köşk'ün sahibi iş insanı Turgut Kahraman, evinin bahçesine renkli Atatürk heykeli inşa etmiş ancak birçok rengin yer aldığı heykel, Akşam yazarının bugün manipüle ederek andığı tartışmalara yol açmıştı. Kahraman, heykel için, “Atatürk'ü bütün Anadolu'nun renkleri ile yapmanın doğru bir çalışma olduğuna inanıyorum” diye konuşmuş; Urla Belediye “Heykelin belediyemiz ile alakası yok” açıklaması yapmıştı.

Akşam yazarının homofobik nefret söylemine bahane ettiği heykelin “LGBTİ renkleri” ile ilgisi olmadığı görülürken belki “zeybek” çağrışımı akla gelebilir, “heykel” açısından da İlhan Koman’ın “Akdeniz” heykeli hatırlanabilir en fazla.

“LGBTİ renkleri”nin bir heykeli “kirlettiğini” söyleyen Akşam köşe yazarı Emin Pazarcı, “Hayat bu... İnsan yaşadıkça nelerle karşılaşıyor!” notuyla resmini paylaştığı şarkıcı Devran Çağlar’ı, vefatının ardından “rahmetle” anmıştı. “İnsanların unutamadığı dönemler ve isimler vardır...” diyen Pazarcı, şarkıcı için, bir kez daha, “o sıkıntılı günlerimde "Gel sana birkaç şarkı söyleyeyim" der, derdimi paylaşmaya çalışırdı.” paylaşımı yapmıştı.

Milat’ın ak sakallı dedesi cinsiyetçi ve homofobik nefretiyle yaftalarken kendinden geçiyor!

Milat gazetesinin ak sakallı dedesi Muhammed Özkılınç’ı ırkçı, cinsiyetçi ve homofobik söylemleriyle kardığı “nefret kokteyli” kesmeyince, “şehvetperest’liğin, ateizmin, LBGT ahlaksızlığının her türlüsü” diye saydırmak yerine doğrudan “Ahlâk teröristleri” diyerek yaftalamada yeni bir aşamaya geçiyor.

Milat köşe yazarı, bir kadın sığınağı vakfını, kadına yönelik şiddete karşı önerilerinden hareketle “suç örgütü” olarak adlandırıyor. “Ahlâk terörü yuvası” ithamında bulunduğu vakfın şiddete karşı faaliyetlerini hukuk tanımaz ithamına gerekçe sayan köşe yazarı, “savcılar göreve” çağrısında bulunmayı da ihmal etmiyor: “LGBTİ ve ötesi ilişkileri telkin ediyor. Yani erkek erkeğe, kadın kadına vs.”

Yeni Şafak yazarı “oğlancılık ve lezbiyenlik” nakaratına bağlamadan köşesini kapayamıyor!

Akit’le yarışan Yeni Şafak köşe yazarlarından Ergün Yıldırım, heteroseksüel ailenin “namus, sadakat, mahremiyet, ahlak gibi değerlerinin bozulması”ndan dert yandığı yazısını gene pek sevdiği “oğlancılık ve lezbiyenlik” nakaratına bağlamadan tamamlayamıyor.

Yeni Şafak köşe yazarı, gene daha önceki yazılarında, marifetmiş gibi, İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkanlar olarak, kadına şiddeti savunmadıklarını, karşı çıkılanın ““toplumsal cinsiyet eşitliği” ve eşcinsellik” olduğunu söylerken, “Ailemiz medyatik barbarların saldırısı altında” başlıklı yazısında, “İnsanın bir zamanlar uğruna hayatını adadığı ve hayatına kıydığı namus”un sıradanlaşmasından yakınıyor.

LGBTİ+’ları “namussuz” ve “sapkın” ilan etmeyi analiz sanan, hakareti kendine hak gören Yeni Şafak köşe yazarı Yıldırım, mottosu haline getirdiği cinsiyetçi ve homofobik nefret söyleminden “aile” savunusuna merhem aramaya devam ediyor: “Bir de toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle meşrulaşmaya başlayan oğlancılık ve lezbiyenlik gibi tutumlar var. Bunlar da aileyi gereksiz ve anlamsız hale getiren fitneler. Feminizm de ailenin erkeğe iktidar alanı ürettiğini düşünüyor. Aile bu kadar çok yönlü saldırılar altında.”

Star köşe yazarından homofobik nefrete klişe kılıf: “‘emperial- şeytanî güçler’”!

Cinsiyetçi ve homofobik nefret söylemi üretme, yayma ve teşvik etmede birbirleriyle yarışan muhafazakâr yayın organlarından Star, İstanbul Sözleşmesi ve LGBTİ+ toplumuna karşı nefret nakaratlarına Selahaddin E. Çakırgil ile devam ediyor.

Star köşe yazarı Selahaddin E. Çakırgil, “‘Emperial-şeytanî güçler', nasıl da mâsum çalışıyorlar” başlıklı yazısında, “‘emperial- şeytanî güçler’”in deşifrasyonu bahanesi altında bildik cinsiyetçi ve homofobik söylemlerden menkul bir “nefret kokteyli” hazırlamış.

Star köşe yazarının bir avukat arkadaşı, “Ben İstanbul Sözleşmesi’ni okudum, filan harflerden oluşan grupla ilgili tek kelime bile yok..” demiş! Köşe yazarı, durur mu, “Olmayabilir, ama, ‘Kimsenin cinsel tercihine karışılmayacağı’na dair bir söz de yok mu? Bu ‘şemsiye’ cümlenin altında bütün sapkınlıklar toplanmış olmuyor mu?” diyerek avukat arkadaşının ağzının payını vermiş: “Cevap, suskunluk!..”

Manipülasyon, dezenformasyon ve provokasyonda Star köşe yazarını, uygulanmayan İstanbul Sözleşmesi keser mi, ayrımcılık bahanesine, cinsiyetçi ve homofobik nefretine vesile bulmak için “3 sene önce”ye gidiyor: “Van’da arkadaşlarla konuşurken, aktarılan bir bilgi vardı. Avrupa Birliği temsilcilerinden birileri Van’a gelmişler, ‘Sivil Toplum Kuruluşları’yla bir toplantı yapmışlar ve ‘Bizimle ortak çalışmayı kabul ederseniz, size AB fonlarından şu kadar malî yardım yaparız..’ demişler. Önerilen malî yardım da bayağı büyük.. Yalnız, bu ortak çalışma için bir ‘AB ile işbirliği taahhüdnâmesi’nin imzalanması gerekiyor. STK’ların çoğu imzalıyor. Bizim arkadaşlar bakıyorlar ki, orada, ‘Herkesin cinsel tercihine saygı gösterileceği ve buna engel olunması halinde ortak mücadele verileceği’ gibi beyanlar da var. Bu ‘cinsel tercih’ hikâyesinin altında, açıkça yazılmasa bile, ‘homo… ve pedofili’ vs. gibi yığınla cinsî sapıklıklar koruma altına alınmak istendiğini bilen arkadaşlarımız, ‘Bu maddeyi çıkarın, imzalayalım..’ diyorlar; onlar da, ‘Asla!..’ diyorlar. Çünkü, asıl hedef, o..”

Dilipak’ın cinsiyetçi ve homofobik nefretinin sonu yok!

Nefret söylemi üretme, yayma ve teşvik etmede iktidarın “yaygın medya organı” halini almış olan Yeni Akit’ten köşe yazarı Abdurrahman Dilipak, İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik manipülasyon, dezenformasyon ve provokasyonlarında, memleketin milli sporlarından bedava LGBTİ+ sövgüsüyle yetinmeyip, Sözleşme’yi savunan kadınlara hakaret edince AKP’li kadınlar kendisi hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.

Akit köşe yazarı Dilipak hakkında ayrıca Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu, İstanbul Sözleşmesi’ni savunan kadınları fahişelikle suçlayan yazısı ve daha sonra bu yazıyı savunmak için yazdığı “İnanmamanız gerekmez mi idi?” başlıklı yazısı nedeniyle Onur Kurulunun görüş ve kararı doğrultusunda üyelikten çıkarılmasına karar verdi: “Dilipak’ın “İnanmamanız gerekmez mi idi” başlıklı yazısında “kadınlara yönelik daha önce kullandığı fahişe kelimesinin aslında kadınları değil, LGBT bireylere yönelik yazdığını ifade ettiği, savunma yaparken, nefret söylemini pekiştirdiği” görüldü.”

Gazeteciler Cemiyeti’nden ihraç edilen Akit köşe yazarı, TGC’nin mektubunu twitter hesabından duyururken, paylaşmasının ardından, yetinmeyerek, ihraç gerekçesi olan “savunma yaparken, nefret söylemini pekiştirdiği görüldü” açıklamasını, bir sonraki twitter paylaşımıyla haklı çıkartmaya devam etti. İhraç edilme gerekçesini gözden geçirmek yerine, Akit köşe yazarı, TGC ile eşcinselleri karalamaya ve suç örgütleriyle birlikte anmaya devam etti.

Yeni Akit’in cinsiyetçi, transfobik ve homofobik nefret “köşe”lerinde haftanın gündemi, konusu Akit yazarları için fark etmiyor. Akit’ten Dilipak, Eylül ayını, “Politik fay hattı” başlıklı köşe yazısıyla açıyor: “Bu ahlaksızlıklar konusunda ülke tam bir paradoks yaşıyor. Bir yandan taciz, fuhuştan şikâyet ediliyor, öte yandan LGBT+ için pozitif ayırımcılık savunuluyor. Dini nikâhla çok evlilik yasaklansın diyenler, evlilik dışı her türlü ahlaksızlığı savunabiliyorlar.”

Dilipak’ın, “Kimse yazmayınca siz yazıyorsunuz.” dediği, “Korku ile umud arasında” başlıklı yazısında yazdığı: “Bugün İstanbul sözleşmesi ve LGBT konusunda yaşananlar da benzer bir durum değil mi? Yine gücüne, parasına, itibarına, makamına, ilmine güvenen “müstekbirler topluluğu”, “tekasür ehli” bir tarafta, bir tarafta Hakkı, adaleti savunanlar!”

AKP’li kadınların kendisi hakkında açtıkları davayı “Davalarda son durum ne?” başlıklı köşe yazısına taşıyan Dilipak’tan bildik cinsiyetçi ve homofobik nefret nakaratları: ““Toplumsal cinsiyet”, “Cinsel tercih” ve “Cinsel yönelim”e takmışlar kafayı.” Akit yazarı, “Yahu benim de annem, hanımım, kız kardeşim, kızım, gelinim, yeğenim var.” diyor ve devam ediyor: “Biri çıkıyor beni kadın düşmanı ilan ediyor. HKP’ye göre, İstanbul sözleşmesini savunanlara “Fahişe” demişim. Bir başkası “İstanbul sözleşmesi” kapsamında “Pozitif ayırımcılık” yapılan LGBT+ türevlerine demişim. Bu arada “Onur” yürüyüşünde, ellerindeki pankartlarda kendilerine “Fahişe” diyenler değil mi bunlar.”

İstanbul Sözleşmesini destekleyenlerin oranını %70 veren kamuoyu araştırmalarına katılanlara yönelik manipülasyon, dezenformasyon ve provokasyonlara doyamayan Dilipak, “Toplumsal cinsiyet” de ne ola ki!” başlıklı köşe yazısında, “Bir “toplumsal cinsiyet” muhabbetidir gidiyor.” diyor ve cinsiyetçi ve homofobik nefret muhabbetine devam ediyor: “Ben potansiyel olarak ne olabilirim, duygusal yönelimim nedir, hangi cinsiyeti tercih etmeliyim, bir cinsiyet tercih etmeli miyim, böyle bir zorunluluğum var mı, hepsini denemem mümkün mü? LGBT+ böyle bir şey işte. Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Transseksüel ve +, yani sen her ne isen. Ne idüğün belli değil ya. Panda sex de olabilirsin.”

“+)’ın önü var, sonu yok! Şimdi yaygın şekli ile LGBTIQA: “Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Transseksüel, İnterseksüel, Queer ve Ally” kullanılıyor ama, bunun devamı da var. Aseksüel de var mesela, Ensest de Pedofili de Humanoidsex de var. Göstermecilik (exhıbıtıonısm), gözetlemecilik (voyeurısaa), transvestizm, fetişizm, sadizm ve mazoşizm ve 300’den fazla cinsel tercih ve yönelim sözkonusu. Mesela Transgender, travesti ve transseksüelin karması. “Cinsel kimlik”, “Cinsel tercih” “cinsel yönelim”, “Cinsel Rol” (Gender Role - Toplumsal Cinsiyet / Erkeksi roller ve kadınsı roller) CrossDresser, Drag Queen, Queer, Ally, İnterseksüel, say sayabildiğin kadar. “+”, bulamıyorsan uydur. Sapkınlıkta sınır tanıma yani.”

Dilipak, “Bir kişiye yapılan bir haksızlık, bütün bir topluma yöneltilmiş bir tehdittir..” başlıklı, İstanbul Sözleşmesi ile ilgili hakkında açılan davaya dair yazısında da “LGBTİ+’lar”ı unutmadı!

Akit köşe yazarının, “Gıda ve sağlık fıkhı” başlıklı yazısında da “konu” gene “LGBTİ+”: “Faizi çok konuşuyoruz da mesela İstanbul sözleşmesinin içinde gizli bir düzine blok haram var, yoksa tek başına LGBT+’dan bir düzine haram çıkar. Bir İslam ülkesinde böyle bir yasa nasıl oy birliği ile kabul edilir. “GENDER” ne oluyor, Mü’min bir insanı nasıl “BİREY” olarak tanımlarsınız.”

Dilipak, ““İstanbul sözleşmesi”ne, CEDAW’a, Lanzarote’ye, LGBT’ye dikkat!” diyor ve “Hitler’in rüyası: Transhumanizm” başlıklı yazısında, cinsiyetçi ve homofobik nefret söylemini komplo bulamacına katmaya devam ediyor: “Yani LGBT, İstanbul sözleşmesi, dinde reform tartışmaları, gerici, irtica, mürteci söylemleri, sapık cemaat olayları durup dururken ortaya çıkan hadiseler değil.”

“Birey”in “tehlikeli bir kavram” olduğunu söyleyen Akit köşe yazarı, “Trans Humanizm’in insanımsısı!” başlıklı yazısı ile cinsiyetçi ve homofobik söyleme devam ediyor: “Bugün, “İstanbul Sözleşmesi” çerçevesinde “toplumsal cinsiyet” temelinde kavramsallaştırılmaya çalışılan, insanı yaratılıştan gelen biyolojik cinsiyeti, kadın ve erkek dışında, bir ya da birden fazla, “yönelim” ve “tercih” olarak zaman içinde farklılıklar gösterecek bir tercih olabilir.”

HaberTürk köşe yazarı Nagehan Alçı’ya, “DEAŞ’ın saldırı planı”yla ilgili, “Çok vahim saldırı planları ele geçirdik. İstanbul Taksim’deki LGBT derneklerine de saldırı planlıyorlarmış Nagehan Hanım. Taksim’in ortasındaki bu dernekleri hedef alacaklarmış. Bu planları yaparlarken çok geniş çaplı ve iyi düşünülmüş bir operasyon ile suçüstü yakaladık.” şeklinde konuşan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu, Akit köşe yazarı göreve çağırıyor: “Gender pasaportumuza, kimlik kartlarımıza yazıldı. İçişleri Bakanı Soylu, soyumuza yönelik bu tehdit konusunda ne düşünüyor acaba? Diyanet İşleri fetva kurulu ne düşünüyor bu konuda acaba! Yoksa bu konularda nötr mü davranmalıyız! Türkiye’de herkesin kimliğinde o “birey” olarak tanımlanan kişinin “toplumsal cinsiyet” anlayışı ile “cinsel tercih ve/veya yönelimi” resmen kayıt altına alınıyor ve devlet bizi böyle tanımlıyor. Yazıktır, günahtır ya hu! Bunun sorumlusu kim, bunun vebalini kim yükleniyor?”

Dilipak, İstanbul Sözleşmesi’nden alıntıladığı “cinsel yönelim” ifadesini bir “tehdit” olarak göstermek için Ağustos ayında köşesine taşıdığı Kaos GL Derneğinin Türkçesini yayımladığı, Birleşmiş Milletler’in “Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği” konulu “Herkes Özgür ve Eşit Doğar” kitapçığını bu kez de, “Kadının adı mı dediniz?” başlıklı yazısı ile Sözleşme’ye yönelik cinsiyetçi ve homofobik nefretinin aracı olarak sunuyor.  

““Toplumsal Cinsiyet”, “Cinsel Yönelim” ve “Cinsiyet Kimliği”ni, “Uluslararası insan hakları sözleşmelerini anlamak için yayınlanan rehber kitapçıkta, bu 6 kelimelik, 3 kavram 61 sayfada açıklanıyor” diyen Dilipak, Kaos GL Derneği’nin çevirip yayımladığı BM kitapçığının “içindekiler” bölümünün başlıklarını bir kez daha köşesinde paylaştı: “BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nce yayınlanan rehber kitapta “Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda ‘Cinsel Yönelim’ ve ‘Cinsiyet Kimliği’ni” tanımlamak üzere LGBT BİREYLERİNİN İNSAN HAKLARI’NIN KORUNMASINA DAİR DEVLETLERİN BEŞ TEMEL YASAL YÜKÜMLÜLÜĞÜ başlığı altında ele alınan konular şöyle: “1-Homofobik ve transfobik şiddetten korunması, 2- LGBT kişilere yönelik işkencenin ve zalimane, insanlık dışı ve onur kırıcı muamelenin önlenmesi, 3- Eşcinselliğin suç olmaktan çıkarılması, 4-Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı ayırımcılığın yasaklanması, 5- İfade özgürlüğü, örgütlenme ve barışçıl toplanma haklarına saygı gösterilmesi.”

Akit köşe yazarı Abdurrahman Dilipak, “Tek yol devrim mi, LGBT mi?” başlıklı yazısıyla Eylül ayını kapıyor. Gene “AK Parti Kadın Kolları Başkanları 81 ilde suç duyurusunda bulunmuştu” diye yakınırken, suç duyurusunda bulunan HKP için de, ““Tek yol devrim”i bıraktılar, LGBT’cilik yapıyorlar. Biliyorum her Sosyalist böyle değil. Her sağcının da sözleşmeye karşı çıkmadığı gibi.” diye de ekliyor.

Gazeteciler Cemiyeti’nin, “kadınlara yönelik kullandığı fahişe kelimesinin aslında kadınları değil, LGBT bireylere yönelik yazdığını ifade ettiği, savunma yaparken, nefret söylemini pekiştirdiği” gerekçesiyle ihraç ettiği Akit yazarı, “50 yıllık bir gazetecilik geçmişim var” diye yakınsa da, huyundan vazgeçmeyeceğini açık ediyor: “Sağda-solda birileri LBGT’lilere gösterdiği anlayışı bize göstermedi. Ötekilere pozitif ayırımcılık, bize mahkemeler düştü bu paylaşımda. Hani Basın Özgürlüğü, Demokrasi diyordunuz! Ne oldu? Meğer, Nasreddin Hocanın dediği gibi “Taşları toprağa bağlamışlar, (ne diyeyim şimdi) birilerini sokağa salmışlar.”!?”

Akit yazarlarının homofobik nefreti “köşe”lere sığar mı!

Akit’ten bir başka köşe yazarı, aynı zamanda Yeni Akit Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Ali Karahasanoğlu, “AK Partili kadınlar”a karşı Abdurrahman Dilipak’ı savunduğu “Partisinin ve babasının hatırına!” başlıklı köşe yazısında, AKP milletvekiline sitem ederken “LGBTİ”lerin payına gene hedef gösterilme ve nefret söylemi düşüyor: “LGBTİ’lerin ahlaksızca afişlerini birinci sayfalarından verip, “Onur yürüyüşü yaptılar” diye yazan Cumhuriyet gazetesine layık görmemiş..”

Akit Yazı İşleri Müdürü, “Bekri Mustafa Ayasofya’ya imam olduysa!” başlıklı köşe yazısında Dilipak’ı savunmaya devam ederken bu kez hedefinde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ni alıyor ve Dilipak’ın hakaretini cinsiyetçi ve homofobik küfre çeviriyor: “Sokaklara çıkıp, “Orospuyum, size ne?” diyenlere.. “Beden benim değil mi, ister ..., ister ...” diye afiş taşıyacak kadar rezilleşen LGBTİ mensuplarına yönelik eleştirileri sebebi ile, Dilipak’ı kadınlara karşı kötü dil kullanma ile itham ediyorlarsa.. Karşımızdakiler öyle rezil ki, kendileri afişi taşıyor, “Orospu” diye yazıp, ok ile kendisine işaret veriyorsa..”

Akit Müdürü, “İstanbul Sözleşmesi yaşatmaz ama, şu kesin: Halil Sezai öldürür!” başlıklı köşe yazısında da sözü “gayliğe, lezbiyenliğe” getirmeyi ihmal etmiyor: “Hani, kadına karşı şiddeti önleme adı altında; gayliği, lezbiyenliği meşrulaştırmak için çıkarılan İstanbul Sözleşmesi var ya.”

“Baroyu böldünüz, TTB’yi de mi bölelim?” başlıklı köşe yazısında, gene bildik ayrımcı dil ve homofobik nefret nakaratları: “Barolar tek kalmalı idi ki, eşcinsellere sahip çıksınlar.. Başörtülü avukatlara kapıyı göstersinler. Eşcinselleri, gayleri, lezbiyenleri ise, kapıda karşılayıp, içeriye buyur etsinler.. Türk Tabipler Birliği de bölünmesin.. “Başörtülü doktor istemiyoruz” gösterileri yapsınlar.. Ama sıra eşcinsellere gelince.. Eşcinselleri ölümüne desteklesinler.. Aman ha aman.. Türk Tabipleri Birliği bölünmesin..”

Türk Tabipleri Birliği (TTB) karşıtı kampanyaya bir başka Akit köşe yazarı Hacı Yakışıklı, “Tabipler Birliği ama Türk mü?” başlıklı yazısı ile katılıyor: “Peki, TTB bu doktorlara ne gibi meslek gelişimi katkısı yapıyor? Hiç! LGBT’den tutun TSK karşıtlığına kadar her gayr-ı milli açıklamayı yapıyorlar ve bunu sanki tüm doktorlar böyle düşünüyormuş gibi veriyorlar! Ülkesini, milletini, geleneklerini seven bir doktor çıkıp da lezbiyenleri, gayları, eşcinselleri “normal bireyler” gibi savunmaya kalkmaz!”

Akit köşe yazarı Ali Karahasanoğlu, “‘2. baro geleneğe aykırı’ diyenlere soralım, sizin örfünüz gaylik mi?” başlıklı yazısında gene kendi soruyor, ayrımcı dili ve homofobik nefret söylemiyle gene kendi cevaplıyor: “Eşcinsellere destek veren baro açıklamaları, geleneklerimize çok mu uygundu? Bir tane açıklamanı, bir tane itirazını duymadık biz senin, gaylere, lezbiyenlere, homoseksüellere destek veren baro açıklamalarına karşı..”

İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik manipülasyon, dezenformasyon ve provokasyonlarına cinsiyetçi ve homofobik nefret söylemleri ile devam eden Akit köşe yazarlarından Vehbi Kara, “Aileyi Yok Etmek Maksadıyla Ankara’da Kotarılan Kararlar” başlıklı yazısında bildik nakaratları tekrar ediyor: “Derhal bu ahlaksız gidişe bir son verilmelidir. Bu konuda yapılacak işlerin başında da bu aileyi yok etmeye çalışan sözleşmeden çekilmek gerekiyor. Çünkü eşcinsellik başta olmak üzere cinsi sapıklıkları önleyecek en önemli işlerden bir tanesi erkeklerin erkek gibi ve kadınların da kadın gibi görünmesi gelmektedir… Bu konuda Kuran’da Lut kavminin başına gelenler zikredildiği gibi hadislerde eşcinsellik konusu üzerinde önemle durmamızı gerektirmektedir… Ne üzücüdür ki İstanbul Sözleşmesi’nin maddelerinden bir çoğu: LGBT adı verilen sapık güruha karşı bunları koruma amaçlı maddelerdir.”

 

 


Etiketler: medya
Nefret