08/03/2020 | Yazar: Deniz Gedizlioğlu

Toplumun kadın olmaya dair fikirleri şaşmaz biçimde erkeklere duyulan çekim ve erkekler için ulaşılabilir olmayı içerdiğinden, lezbiyenlik bu heteroseksüel cinsiyet mutabakatını istikrarsızlaştırarak tehdit ediyor.

Non-binary lezbiyenliğin savunusu adına Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Deniz Gedizlioğlu, Sasha Carney’nin Broadsatyale.com’daki yazısını KaosGL.org için Türkçeleştirdi.

“LOL o ne ya???”

“Artık sözcüklerin de anlamı kalmadı.”

“Kurtaracağımız dünya buysa bence Amazonlar’ı bırakalım yansın.”

Bunlar, Ağustos 2019’da Pink News, kimliklerini açıktan konuşmaya cüret eden üç non-binary lezbiyenle yaptığı röportajı Twitter hesabından yayınladığında verilen yanıtların bazıları. İki buçuk dakika süren bu YouTube videosunda, üçü de tekil “they” zamirini kullanan Ash, Tortor ve H, kendi deneyimlerini tariflemek için en uygun terimin “non-binary lezbiyen” olduğunu savunuyor. Video sosyal medyada insanları öyle bir ayağa kaldırdı ki, gerçekten de Amazon ormanlarının yandığı bir videodan bahsedildiğini zannetmek mümkün.

[Üçüncü tekil şahıs zamiri “o,” İngilizcede erkek (he) ve kadın (she) olarak cinsiyetlendirilmiştir; bu yüzden birçok non-binary insan, çağdaş dilde daha çok “onlar” anlamında kullanılmasına karşın, eski İngilizcede tekil kullanımının bolca görüldüğü cinsiyetsiz “they” zamirini benimsemektedir. -çev.]

Öncelikle, Britanya’daki bir LGBTİ+ haber sayfası olan Pink News’u yakından takip eden biri değilim, zira sitenin başarısı daha çok sömürgeci bir kraliyet geleneğinin kuir üyelerini ya da Boris Johnson’un yeni politikalarıyla beraber ırkçı şiddeti iyice arttırmış olan polis memurlarının başına takacağı “cinsiyetsiz şapkaları” alkışlayan sansasyonel haber başlıkları ve Snapchat hikâyelerine dayanıyor. Buna karşın, aynı haber sayfası non-binary lezbiyenliğin geçerliliği adına bir argüman sunarak kuir takvimiyle on yıllar gibi gelen uzun bir zamandır LGBTİ+ topluluğunun içinde alttan altta kaynamakta olan bir tartışmayı da alevlendirmiş oldu: Aynı anda hem non-binary hem de lezbiyen olunabilir mi?

“Hayır” diyenlerin temel argümanı şu şekilde ilerliyor:

1) Lezbiyenler, yalnızca kadınlara çekim duyan kadınlardır.
2) Non-binary insanlar kadın değildir.
3) Otomatik olarak, lezbiyen biri non-binary olamaz veya tam tersi.

Non-binary insanların varlığı düşünüldüğünde, kulağa makul bir argüman gibi geliyor. Hatta hem lezbiyen hem de non-binary kimliğine saygı gösterdiği de ileri sürülebilir. Ancak temel sorun, bu argümanın “non-binary” ve “kadın” kavramlarının tamamen ayrı iki kategori olduğu varsayan önermesinden kaynaklanıyor. İyi niyetle yaklaşan pek çok cis insan [“sis” şeklinde okunur], “non-binary”yi katı bir üçlü yapı içine yerleştirerek, yine tamamen sabit ve birbirinden ayrı görülen “kadın” ve “erkek” kategorilerinin tam karşısındaki, tek bir “üçüncü cinsiyet” olarak düşünüyor.  

[“cis”: Sahip oldukları cinsiyet kimliği, doğumdan hemen sonra beden fizyolojisine bakılarak kendilerine atanan cinsiyetle örtüşen insanlara denilir. –çev.]

İşin aslı “non-binary,” kelimenin gerçek anlamıyla anlamıyla “ikili olmayan” çeşitli cinsiyet kimlikleri için kullandığımız dilsel bir kısayol. Birçok non-binary insan, aynı zamanda daha spesifik başka terimler de kullanıyor; genderkuir, agender, neutrois, bigender… Daha da önemlisi, ikili olarak tanımlanmış “kadın” ve “erkek” cinsiyetleriyle bire bir aynı ilişkiyi kuran pek az non-binary insan olmalı. Non-binary topluluğu, ortak bir terminoloji ve ortak çıkarlar yoluyla birlikte dursa da, aslında cinsiyetli varoluşun şahane bir spektrumunu içermektedir. Başka bir deyişle, herhangi bir non-binary bireyin kendisini kısmen kadınlıkla özdeşleştirmesi tamamen mümkün.

Öyleyse, diyelim ki “non-binary” kategorisinin yapısı karmaşık ve “ikili sistem içinde” düşünmeye eğilimli olduğumuz cinsiyetlerle uzlaştırılması kısmen olası. Peki bu durumda “kadın” kategorisine ne olacak? Ya da “lezbiyen?” Bu kategorileri birbirinden ayrı ve basit tutmak önemli değil mi?

Kötü niyetli bir amacı olmasa da, bu soruların temelinde kadınlığın hiçbir zaman karmaşık bir yapıya sahip olmadığı varsayımı yatıyor. Chandra Mohanty, “Batılı Gözlerin Hapsinde: Feminist Akademi ve Sömürgeci Söylem” başlıklı makalesinde (Under Western Eyes: Feminist Scholarship and Colonial Discourse), kadınların “hâlihazırda vücut bulmuş, kendi içinde tutarlı bir grup,” yani “toplumsal ilişkilere girmeden önce de var olan bir grup” olduğu varsayımını eleştiriyor. Buna göre, bu varsayım “kadınların tam da bu ilişkiler tarafından üretildiği” gerçeğini görmezden geliyor; başka bir deyişle bir insanın kadınlığı, içinde var olduğu ve doğası gereği bunlar tarafından kurulduğu belirli toplumsal ve politik koşulların gerçekliğinden koparılamaz. Mohanty’nin çalışması “üçüncü dünya kadını”nın inşasına odaklansa da bu argüman cinsiyet için de geçerli olacaktır. Kadınların toplumsal olarak erkeklerle olan (ve olmayan) ilişkilerine göre tanımlanmaya zorlandığı bir dünyada, erkeklere çekim duymayan bir kadın kaçınılmaz olarak farklı bir kadınlık deneyimine sahip olacaktır. Bu durumda “kadın” kavramı sabit bir cinsiyet kategorisiymiş gibi davranmak, lezbiyenlerin somut deneyimlerini tamamen görmezden gelmek demektir.

Kendi lezbiyen arkadaşlarımla konuştuğumda, lezbiyenlerin kadınlıkla tekrar tekrar pekişen, karmaşık bir ilişkisi olduğunu gördüm. Cis bir lezbiyen olan arkadaşım Lexie’ye göre, “eşcinsel olmak kendi içinde zaten cinsiyet rejimine kafa tutan bir şey.” Lexie’nin bununla kastı, lezbiyenlerin cinsiyet rejimine uygun birçok özelliği olamayacağı ya da lezbiyenlerin kadın olmadığı değil. Daha ziyade, non-binary bir lezbiyen olan Tony’nin de açıkladığı gibi, “lezbiyen kimliğinin büyük bir kısmı, toplumun kadın olmanın anlamı hakkında taşıdığı fikirleri altüst etmek üzerine kurulu.” Toplumun kadın olmaya dair fikirleri şaşmaz biçimde erkeklere duyulan çekim ve erkekler için ulaşılabilir olmayı içerdiğinden, lezbiyenlik bu heteroseksüel cinsiyet mutabakatını istikrarsızlaştırarak tehdit ediyor. Bundandır ki cis, trans ya da non-binary pek çok lezbiyen, erkeklere çekim duyan kadın arkadaşlarına karşı ciddi bir yabancılaşma hissettiklerini aktarıyor.

Lezbiyenlerin cinsiyet rejimine kafa tutmak konusundaki uzun geleneği, non-binary kimliğiyle sık sık örtüşüyor. Bunların belki de en ünlüsü, komünist aktivist ve yazar Leslie Feinberg’dir. Kimliğini butch bir lezbiyen olarak tanımlayan Feinberg, aynı zamanda kendisini ne kadın ne de erkek olarak görüyordu; kendisinin “trans” olduğunu söylüyor ve farklı ortamlarda değişimli olarak “she,” “zie,” “he” zamirlerinin hepsini kullanıyordu. Feinberg’in 1993’te basılan yarı otobiyografik romanı Stone Butch Hüznü’nün (Stone Butch Blues) ana karakteri Jess de hem kadın olarak görülmekten ötürü büyük rahatsızlık duyuyor, hem de daha ilerleyen bölümlerde, erkek olduğuna kolaylıkla inanılması da aynı derecede canını sıkıyordu. Jess’in kadın kimliğini açıkça reddetmesine karşılık, hiikaye boyunca kendisini bir lezbiyen olarak tanımlıyordu, ki bu kitap bugün hâlâ başlıca butch metinlerinden biri olarak kabul edilir. 

Non-binary lezbiyenliğe yöneltilen eleştirilerin büyük bölümü, “she” zamirini (“o” - kadın) kullanmayan Feinberg ve Jess gibi lezbiyenleri hedef alıyor. Bu öfkeden en çok nasibini alanlarsa “he” zamirini (“o” - erkek) kullananlar oluyor; birçok kişi bunların kendilerini kabul edemeyen trans erkekler olduğunu iddia ediyor. Elbette bir zamanlar kendisini lezbiyen olarak tanımlamış pek çok trans erkek ya da tam tersi de var, bu insanlara deneyimlerini sorgulamadan destek vermeliyiz. Ancak meseleye gerçek anlamda kapsayıcı bir bakış, bu zamir ve sözcüklerin içinde özü gereği cinsiyet belirten bir şey olduğu düşüncesini yıkmaktan geçecektir. Bunlar, en nihayetinde kültürel olarak maskülenlik/erkeklik (“he”), feminenlik/kadınlık (“she”) ya da “cinsiyetsizlik” (“they,” “zie” vs.) ifade eden, insanlar tarafından cinsiyetlendirilmiş gösterenler. Butch bir lezbiyen, tıpkı saçını kısa kesip maskülen kıyafetler giyebileceği veya daha maskülen olduğunu düşündüğü bir isim alabileceği gibi, ister butch cinsiyet ifadesinin, isterse non-binary kimliğinin bir parçası olarak, “he,” “they,” ya da istediği herhangi bir zamiri kullanabilir. Bir başka non-binary lezbiyen arkadaşım Dov, şöyle yazmış: “Geleneksel olarak ‘maskülen’ görülen bir isim kullanıyorum ve cinsiyet ifademin bu kısmına yönelik herhangi düşmanca bir tavırla karşılaşmadım.” Fakat Dov, “he” zamirini yalnızca yakın arkadaşlarıyla kullanıyor: “Cinsiyetle kurduğum ilişki mahrem kalsın istiyorum.” Lezbiyenliği tarihsel hiçbir bağlama oturtmadan ikili cinsiyet sisteminin içine sabitlemeye çalışan bir dünyada, bu anlatıdan ayrılan herhangi bir deneyim konusunda açık davranmak gerçekten de zor olabilir.

Burada kuir teoriyi, lezbiyen topluluğunun tarihini ve kişisel deneyimleri ne kadar açsam da non-binary lezbiyen teriminin “dikkat çekmek için” ortaya atılmış bir laf ya da “kimlik politikasına” aşırı odaklanmış bir kültürün arada kalmış bir çıkmazı olduğunu düşünenler daima olacaktır. Bu insanlar için, sözü tekrar Pink News röportajındaki Ash’e veriyorum: “Günün sonunda, non-binary lezbiyen yalnızca sözcüklerden oluşan bir terim. Bunlar var olan bir deneyimi anlatmak için kullanılan dilsel araçlar. Dolayısıyla birilerinin çıkıp non-binary bir lezbiyen olamayacağımı söylemesi benim için hiçbir şey ifade etmiyor, çünkü öyleyim.” Dov’un hisleri de benzer: “Cinsiyet ve kimlik karmaşık yapılar ve herkes bunlara aynı perspektiften bakmıyor. Benim için, deneyim daima kâğıt üstündeki teoriden daha değerli ve tüm bu fikir yürütmeler öncelikle saygı ve empatiye dayalı olmadıkça hepsi dağılıp gitmeye mahkûm.”

Tanıdığım bütün kuir insanlar gibi benim da karışık bir açılma sürecim oldu; beyan etmeyi seçtiğim kimliklerin içinde hiçbir zaman yüzde yüz rahat hissetmedim. Cinsiyetçiliğe uğradığım deneyimler beni feminizme, feminizm biseksüelliğe, biseksüelliğim non-binary bir cinsiyet kimliğine, non-binary kimliğim ise kendimi –her zaman tam üstüme oturmasa da– bir lezbiyen olarak tanımlamaya götürdü. Cinsiyet ve cinsellik deneyimlerinin kolaylıkla örtüşerek birbirini daha karmaşık hâle getirdiğinin çok iyi farkındayım. O yüzden, bu yazıyı okuyup non-binary lezbiyenlerin var olmadığına karar verirseniz bundan rahatsızlık falan duyacak değilim. Çünkü bizler varız. Ve emin olun, kullandığım sözcüklerin anlamını gayet iyi biliyorum.


Etiketler: kadın, yaşam, cinsellik
Nefret