01/09/2020 | Yazar: Ezgi Epifani

Etraftaki en gürültülü, en gururlu kuir şehir San Francisco’da büyümek, cinsiyetin ondan ne anlam çıkartırsanız o olduğunu bana yeterince belli etmişti.

Trans kadınlar cis kadınlar için hiçbir tehdit oluşturmuyor ama onları dışlarsak biz onlar için tehdit oluştururuz Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

San Francisco Belediye Konağı, Onur Ayı için gökkuşağı ışıklarıyla aydınlatılmış. Fotoğraf: Cultura RM Exclusive/Wonwoo Lee/Getty Images

*Rebecca Solnit’in 11 Ağustos 2020 tarihli ve https://www.theguardian.com/commentisfree/2020/aug/10/trans-rights-feminist-letter-rebecca-solnit linkli yazısını Ezgi Epifani KaosGL.org için çevirdi.

**Ç.N.: ‘Mansplaining’ teriminin mucidi ve Bana Bilgiçlik Taslayan Adamlar (Man Explain Things to Me) kitabının yazarı, 59 yaşındaki Amerikalı yazar Rebecca Solnit’in kelimeleri sizlerle…

Trans kadınlara karşı ürkek ve saldırgan olan değerli kadınlar,

Hayatımın en büyük şanslarından biri olarak, içinde büyüdüğüm ve hayatımın çoğu vaktini orada geçirdiğim San Francisco, altın çağında etraftaki en gürültülü ve en gururlu kuir şehirdi. Hetero bir kız olarak bile, hatta özellikle hetero bir kız olarak, bu gerçekten sonuna kadar faydalandım. İlk gey barıma burada, ergenliğimdeki en nazik insan olan gey bir erkekle on dört yaşlarındayken gittim. Onun arkadaşı olan drag kraliçeler de nazikti ve o günden sonra kuir topluluğun içinde ve etrafında geçen kırk küsur yıl boyunca ekseriyetle deneyimlediğim nezaket oldu. Nezaket ve özgürleşme deneyimledim diyorum çünkü herkesin açıklık getirdiği cinsiyetin sen ondan ne yaparsan o olduğuydu ve biyolojinin kader olmadığıydı ve bunu bilmek oldukça faydalı bir şeydi.

Transfobinin Amerikan sağında ve İngiliz bilmemnesinde patlama yaptığını izlerken, kendi deneyimim üzerine düşündüm. San Francisco yüz yıldan beridir muhalif, asi ve kuir insanlar için bir sığınak şehir oldu o yüzden tüm yetişkin hayatımı neredeyse her yerden daha fazla transın olduğu bir yerde geçirmiş olduğumu düşünüyorum. Transfobikler, eğer translar huzur içinde yaşar ve yasal olarak tanınır hatta hakları olursa bunun korkunç sonuçları olacağına dair bizi sürekli uyarıyorlar ancak en azından bir ölçüde bu korkunç geleceğin gerçekleştiğini ve hepimizin gayet iyi olduğunu düşünüyorum.

Buna rağmen, çoğu feminist olduğu sanılan insanlar korkutucu “ama şöyle olursa”larla gelmeye devam ediyor. Onlara cevabım şudur: Trans kadınlar cis kadınlara tehdit oluşturmuyor ve feminizm insan hakları savunuculuğunun bir alt kategorisidir. Bunun anlamı, herkesin insan haklarını bilhassa diğer kadınların haklarını savunmuyorsan, üzgünüm ama feminist olamayacağındır.

Bize 1972’de klasik çocuk albümü Free to Be You and Me’yi (Sen ve Ben Kendimiz Olmaya Özgürüz) veren ikinci dalga feminizmdi ve dikkatinizi çekmek isterim ki albümün adı Kendim Olmaya Özgürüm Ama Seni Ben Tanımlayacağım değil. O zamanlar cinsiyetin gerçekten ikili olduğunu ve genitaller tarafından tanımlandığını sanıyorduk; bilim o zamandan beri daha çok zekileşti ve şimdi cinsiyetin kromozomların, hormonların, birincil ve ikincil cinsiyet özelliklerinin ve diğer şeylerin karmaşık bir etkileşimi olduğunu biliyoruz. Diğer şeylerin bazıları iç çamaşırı içinde değil beyindedir. Ayrıca oldukça kayda değer sayıda kişi interseks doğuyor ve bazıları doğumda yanlış cinsiyetlendiriliyor. Her halükârda, ne erkek ne kadın asla hava geçirmez kategoriler değildiler. Amerika Yerlileri’nden Hindistan’a kadar kültürler, cinsiyetlenmenin başka yolları olduğunu uzuncadır kabul etmektedirler. Bu karmaşıklık ve akışkanlık bir nimet olabilir ve feminizm “kadın”ın roller, ilişkiler, görünümler ve seçeneklerimize getirilen kısıtlamalar tarafından katıca sınırlandırıldığı bir kategori olmamasını talep ettiğinde kabul ettiği şeylerdir.

Hayatımın bu noktasında şair ve fotoğrafçı, doktor ve hemşire, iklim aktivisti, profesör ve tarihçi olan trans arkadaşlarım ve ikili cinsiyet dışı (non-binary) arkadaşlarım, biseksüel, gey ve lezbiyen arkadaşlarım var. Bir de Sisters of Perpetual Indulgence (Daimî Hoşgörü Kız Kardeşleri) olan gey bir Budist rahip arkadaşım var, bu da San Francisco’ya dair gururla bahsettiğim örneklerden biridir. Ben hiçbiri adına konuşmuyorum; çoğu kuir ve trans güçlü ve etkili biçimde zaten konuştular ancak belki cis hetero bir kadının diğer cis kadınlara söyleyebileceği faydalı bir şey vardır ki bunu ayrıca damardan feminist olan biri olarak da söyleyeceğim: Hetero ya da değil, cis ya da değil, kadınlar için her zaman ve hâlâ büyük tehdit olan hetero erkekler ve ataerkidir. 

Her kategori sızdırıyor ve her kuralın istisnaları var ancak kadına karşı şiddette aslan payı tecavüzün, ev içi şiddetin, tacizin ve cinayetindir. Trans kadınlar hakkında gerçekten tuhaf korkulardan biri diğer kadınlara kötü şeyler yapmak için kadın numarası yapan erkekler olduklarıdır ancak bu, ya tüm dünyada kadınlara ardı arkası kesilmeden korkunç şeyler yapan cis hetero erkeklerden korkudur ki o zaman sorun hâlâ cis hetero erkeklerdir ya da trans kadınların ne olduğu konusunda derin bir yanlış anlamadır. Ve evet, kadınlara zarar vermek isteyen erkekler kadın kılığına girebilir ama evimize girmek için tamirci veya sağlık görevlisi numarası da yapabilirler ki yapmışlardır ve henüz tamirci veya acil sağlık görevlilerini yasaklamış değiliz. 

Hetero erkeklerden bitmek bilmeyen sokak tacizi ve tehditle karşılaşmış bir genç kadın olarak, Castro Bölgesi’ne vardığımda rahat bir nefes alırdım çünkü güvende olacağıma inandığım tek yer orasıydı. Kırk yıl sonra tüm bunlar üzerine düşünürken anladım ki, barlarda ve kulüplerde, sokak partilerinde ve protestolarda (ve evet, kamuya açık tuvaletlerde) trans kişiler etrafında onları hiç fark etmeden çok fazla zaman geçirmiş olmalıyım ki belki de asıl nokta bu. Tamam, 2015’te San Francisco’nun son lezbiyen barı Lexington Club’un son gecesinde kalabalıktaki çoğu hoş genç erkeğin trans erkek olduğunu adım adım fark ettiydim.

Ataerki cinsiyetin sabit olmasını yeğler ve ataerkil şiddetin en çok yaptığı yeterince itaatkâr olmayan kadınları, yeterince hetero olmayan erkekleri ve çizginin dışına çıkan herkesi cezalandırmaktır. Amerikan sağının sınır duvarlarıyla ve herkese yerini bildirmek için katı cinsiyet tanımları ve ırk ayrımcılığıyla saplantılı olması bir tesadüf değildir. Ayrıca, tuvalet meselesiyle ilgili konuşmak zorunda olduğumuza bile inanamıyorum ki bu kıtada bu, kesin surette sağcıların tabanlarını kışkırtmak için kullandığı bir meseledir. Kırk küsur yıldır bu muhtelif cinsiyetlerin bulunduğu olağanüstü şehirde kamusal tuvaletleri kullanıyorum ve de yerel ve ulusal gazeteleri okuyorum, ek olarak çok fazla okul öğretmeni ve öğrenci ebeveyni tanıyorum ve tüm bu zaman boyunca trans bir kadının ya da genç kızın kadın tuvaletinde bir şekilde tatsızlığa sebep olduğunu görmeyi bırakın ne işittim ne okudum. Bu, burada hiç kimsenin kaygı duyduğu bir şey gibi de görünmüyor. Şu 2020 yılında, İngiltere’de hâlâ tuvalet mevzusu üzerinden yaygara koparılıyor. 

Kadınlara karşı bu kadar çok gerçek şiddet varken, hayali belki de “teorik olarak olabileceği” varsayılan şiddete odaklanmak üzücü bir vakit kaybıdır. Trans kadınlar cis kadınlara hiçbir tehdit oluşturmuyor ama biz onları ötekiler ve paryalar yaparsak (ve erkek tuvaletlerini kullanmaları için direterek korkunç bir şekilde tehlikeye atarsak) bizler onlara karşı tehdit oluruz. Trans kadınlar tehlikeli hayatlar yaşıyorlar çünkü cinsiyet uyumsuzluğu sayısız şekilde cezalandırılıyor. Ataerkiden bahsediyorum, genellikle cis erkekler tarafından katledilen siyah trans kadın oranı korkutucudur.

Ayrıca, trans olmayı seçen gençlerin fikirlerini değiştirebileceklerine dair de bir yaygara var. Fikrini değiştiren insanlar eminim vardır. Ender olduklarını hepimiz biliyoruz ve bu insanlar Cadılar Bayramı kostümleri gibi cinsiyetleri üzerlerinde deniyor değiller çünkü bu onlar için kolay bir şey değil. Cis heteroluğun en kolay ve en teşvik edilen oluş biçimi olduğunu hepimiz biliyoruz ve eğer bazı genç kadınlar ataerki egemenliği altında kadın görünmekten yılmışlarsa, üstesinden gelinmesi gereken ataerkidir. Diğer bir deyişle, burada daha fazla feminizme başvurulabilir.

Başka bildiğim de, kendilerine atanan cinsiyet, cinsiyet kimlikleriyle uyuşmamış çoğu kişi eskiden hayatlarının daha sonraki aşamalarına kadar uyum şansı veya cesareti bulamıyordu ve öncesinde oldukça harap edici, çaresiz hayatlar sürüyorlardı. Çoğu, bu konu hakkında kitap yazdı dolayısıyla konu hakkında bilgilenmek isteyen bilgilenebilir. İnsanların daha erken uyum sürecine girebilmeleri harika bir şey ve sözünü ettiğim geçmiş vakalarda ebeveynler ve tıp uzmanları bu kararları verirken aşırı derecede dikkatli olmaya eğilimliydiler. Bu ebeveynlerin birkaçı benim arkadaşım ve ailem ve çocuklarına gelince, her şey yolunda gitti. Hepimizin onlara güvenmesi ve bunun bizim değil onların meselesi olduğunu anlamamız gerek.  

Son olarak, Dünya’da 4 milyar kadın ve genç kız var ve bizler, silinme gibi bir tehlike içinde değiliz. Ancak, bir kadının ne olduğuna yönelik herkese tek kalıp yaklaşım da var. Bazılarımızın bazı özel uzuvları yok ya da farklı ya da kromozomal veya hormonal anomileri var. Türlü türlü biçim ve tarzlarımız var (trans kadınlara karşı tuvaletlerde devriyeye çıkmak bazı cinsiyet uyumsuz cis kadınların taciz edilmesine ve aşağılanmasına sebep oldu). Mesele rahim veya meme sahibi olmak ya da regl olmak veya çocuk doğurmak değil çünkü kadınlar damızlık değildir (özür dilerim ama şehrimle övünmeyi durduramıyorum; doğum yapan ilk erkek San Francisco’dandı). Bazılarımız meme aldırma ameliyatı ya da rahim aldırma ameliyatı olduk; eminim herkesin kadın olarak kabul ettiği Angelina Jolie her iki ameliyatı da oldu. Bundan çok daha fazla çeşitlilik var çünkü doğa sonsuz biçimde yaratıcıdır ve cinsiyet, iki kilitli kutudan çok bir spektrumdur ve bir sirktir.

Silikon Vadisi San Francisco’yu kahvaltı niyetine yemeden önce, dünyadaki en kuir şehirden biri olmakla gurur duyuyordum. Şimdi, ülkemle ilgili tiksindiğim başka çok fazla şey olsa da, Elizabeth Warren’ın başkanlık yarışını desteklemiş olduğum için gururluyum. Desteğimin nedenlerinden biri Warren’ın trans hakları üzerine, Amerika’daki diğer bütün ulusal adayların hepsinden çok şey söylemiş olmasıdır. Brooklyn, devasa bir Trans Siyahların Hakları Değerlidir (Trans Black Rights Matter) yürüyüşü örgütlediği, San Francisco 1966 Compton Kafeterya İsyanı’nın (Compton Cafeteria Riot) (üzgünüm New York, bizim ayaklanmamız Stonewall’dan üç yıl önceydi ve trans kadınların yeni bir şey olduğunu düşünen herkes bilsin ki, trans kadınlar 1960’larda gerçekleşen bu iki isyanın da merkezindeydi) anısına dünyanın ilk trans kültürel bölgesine sahip olduğu için gururluyum. Haziran’da, Amerikan Yüksek Mahkemesi mucizevi şekilde iş yerinde trans ve kuir haklarının korunmasına hükmettiği için çok sevinçliyim. Buna dair güzel şeylerden biri bu hükmün temelinin, 1964 Medeni Haklar Kanunu’na (Civil Rights Act) dayanmasıdır. Uzun zaman önce ırksal adalet için ayağa kalkanlar toplumsal cinsiyet adaleti için de zemin hazırlamıştır.

Hepsi birbiriyle ilişkili ya da belki de biz öyleyiz ve bu iyi bir haber.

En iyi dileklerimle,

Rebecca


Etiketler: kadın, yaşam, dünyadan
Nefret