09/02/2022 | Yazar: Gözde Demirbilek

Herhangi birinin şiddete maruz bırakılması, hiçbir zaman haklı bir yerden çıkmadı. Maruz kalmak bizim suçumuz değil.

Yani, feminist öz savunma neye benzer? Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Bu yazı “Baskı Sistemlerini Hacklemek ve Hayati Güçlerimizi Korumak: Nefs-i Müdafaa İçin Feminist Bir Çerçeve” çalışması için Christy Alves Nascimiento’nun kaleme aldığı “So, what is feminist self-defense?” yazısının Türkçe çevirisidir.

Kendini savunma, şiddetin hedefi olduğumuzda zararı azaltmak için kullanılabilecek teknikler ve araçlar sistemidir. Feminist bir bakış açısıyla, kişisel sınırlar koymayı ve zarar görmemek için elimizdeki kaynakları kabul etmeyi ve benimsemeyi içeren gönüllü ve bilinçli, kişisel ve kolektif bir eylemdir. Nefsi müdafaa pratiği; çevremiz ve kendimiz hakkında bir farkındalığı, belirlediğimiz sınırlarla ilgili olarak zarardan kaçınmayı ve istersek şiddetten bağımsız olarak yaşamak için temel ihtiyaçlarımızı karşılayabilmeyi içerir.

Kendini savunma bir sistemdir, çünkü teknikler, kullandığımız araçlar ve diğer kaynaklar birbiriyle bağlantılıdır. Biri etkinlik diğerini etkiler. Bir mobil cihaza sahip olmamız örneğin; bedensel huzur ve zihin sağlığı hakkında bir mesaj atmak, telefon etmek veya bir gönderi yazmak, üye olduğumuz dayanışma gruplarından destek istemek.

Bizim çevremizle etkileşim halinde olan duruşumuz ve tonumuz, başka bir yönden şunu da tetikleyebilir: Çevremizde potansiyel olarak negatif yüzleşmeye sebep olan rehberler, cis-hetero erkek olmayan kişileri çaresiz, mantıksız, bilgisiz ve ataerki olmadan kendisi için neyin iyi olacağını bilemeyen ve hayatını yönetemeyen pozisyonlarda yansıtır. Ancak, cis-hetero erkek olmayan kişiler, öz savunma bilincini dayanışma gruplarında yansıtacak kapasiteye zaten sahiptir.

Dayanışma grupları karmaşık bir şekilde bizimle bağlantılıdır. Etkili öz savunmanın kabulü araçlara aşina olmamızı gerektirir, sahip olmayı seçtiğimiz teknikler ve kaynaklar bizim için kullanılabilir. Ayrıca bu araçlar bizi kendimizi vermeye davet eder, daha fazlasını keşfetmek için merak izni davet eden araçların sorumluluğundadır.

Tekvando üzerine çalışma yürüten SheFighter’ın kurucusu Lina (Ürdün), öz savunma tekniklerini kullanmak zorunda kalmamak için geliştirdiğimizi söylüyor: “Kodlamadan anlıyorsanız veya açık kaynaklı yazılım kullanmayı taahhüt ediyorsanız çok daha fazla aracınız var.”

Teknikler ve araçlar hakkında bilgi sahibi olmak elimizdekileri kullanıp kullanmayacağımıza dair karar verme noktasında bize yetki verir. Bu kaynakları nasıl kullanacağımız konusunda deneyim sahibi olmadığımız zaman dayanışma gruplarımız yeni bilgilerle karşılaşır. İkinci olarak, savunmamızın etkili olmasını sağlayan şey kendimizi savunma kapasitemize olan inancımızdır. Nefsi müdafaaya feminist yaklaşım, toplumsal cinsiyete dayalı her türlü şiddetin ortadan kaldırılmasının mümkün olduğuna ve şiddetle mücadele için attığımız adımların bu ortadan kaldırılmasına katkıda bulunduğuna dair derin, kişisel ve kolektif bir inanca bağlanmayı içerir. 

Örneğin, Lina’nın kendini savunma stratejisinin temel bir parçası, kasıtlı olarak, toplumsal cinsiyet rollerinin katılımcılar üzerinde yarattığı şartlı inançlarını yıkmak için önden güven inşa etmeyi içerir. Bu bir uygulamadır, çünkü kendimizi şiddete karşı korumanın “hızlı bir çözümü” yoktur. Davranışlarımızı değiştirmek ve geçmişten gelen savunma kapasitemiz tarafından bilgilendirilen kararlar almak, kendi hafızamız ve inancımızı sorgulamayı gerektirir.

Güney Afrika’nın Durban kentindeki yerel aktivistlerle yaptığımız bir atölye çalışması kişisel ve kolektif - bireysel ve kolektif benlik ikiliğini ortadan kaldırmaya başladığımız çalışmaydı. Farklı nefsi müdafaa tanımlarıyla boğuşurken odadaki katılımcılar tarafından yinelenen fikir, öz savunmanın aynı zamanda başkalarını korumakla ilgili olduğuydu. Bu fikir, örneğin kendi toplulukları içindeki kimlik mücadelesi, topluluğun mücadelesi ile iç içe geçmiş olan; küçük yerleşim yerlerinde yaşayan insan hakları savunucularının karşılaştığı gerçeklikle yankılanır. Benzer şekilde, deneysel bir alan olan internet de kolektif kültürü oluşturur.

Kolektif bakım kültürünün nihai hedefi, çalışmanın sonunda kendini savunmuş hissetmedir. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin önlenebilir olduğu inancıyla gelen siyasi sorumluluğu günlük uygulamalarımız ve çalışmalarımız aracılığıyla somutlaştırdıkça, bunun farkına varmaya başlarız. Bu iş kendimize olan inancımızla başlar. Böyle başlar çünkü cinsiyete dayalı şiddetin bizimle birlikte sona ereceği kararını biz vermek zorundayız. Öz savunma pratiğine katılmaya niyetli değilsek başkalarını korurken mesafeyi eşit kurma sorumluluğumuzu da sağlıklı bir şekilde yerine getiremeyebiliriz.

Kişisel sınırların belirlenmesi hem kendimiz hem de çevremiz hakkında bir farkındalık gerektirir. Öz farkındalık sayesinde, neyin ve kimin bizi rahatsız ettiğini hissedebiliriz. Bu farkındalık, bizim için şiddetin ne olduğu ve başkaları tarafından nasıl muamele görmek istediğimiz konusunda çizgiyi nerede çizdiğimiz üzerinde düşünmemize de yardımcı olur. Keşfettiğimiz veya yaşadığımız yerler ve alanların farkında olmak, karşılaşabileceğimiz buz dağının suyun üstünde kalan kısmını görmemize yardımcı olur. Ayrıca, kendimizi savunmamız gerekirse, bu alanlarda kullanabileceğimiz kaynakları belirlememize de fayda sağlar. Açıkça ifade edilmiş sınırlara sahip olmak, herhangi bir potansiyel riski en aza indirecek kararlar vermemizi sağlayabilir.

Bir çalıştayda yakın bir partnerinin beklentilerini etkiler davranışları üzerine çalışan bir katılımcılardan biriyle karşılaştım. O katılımcının kendinden emin olmadığı zamanlarda istenci sorgulanırdı ve verdiği kararlar itaatkar bulunduğu için insanlara mantıksız gelirdi. Kendi iradesinde yanlış bir şey olmadığını ancak o yakın partneriyle kişisel sınırlar oluşturma ve hayatın için iyi hissettirecek seçimler yapma üzerine gerçekleştirdiği konuşmada anladı. Topluluk sağlık ve travma çözüm uygulayıcısı Cynthia (Lübnan) ise Aikido’nun bize zarar vermek isteyen birinin temasını engelleyebileceğini söylüyor. Sadece kendimizi korurken değil karşı verirken de ama bunu oyunlaştırarak (yer vererek, karşılığını bekleyerek) değil kendimizi koruma bilincinde olarak.

Kaynaklarımızı kullanmak

Öz savunma, haberdar olduklarımızın sorumluluğunu alarak savunmayla gerçekleşebileceği gibi önlenemeyen bir hareketlilikte kontrolsüz şiddetin ortaya çıkışında cereyan edebilir.

Kaynak eşitsizliği olduğunda, veri eksikliği insan hakları çalışmalarını birbirinden uzaklaştırır. Kaynağa eşit erişemeyenlerin şiddete karşı öz savunma esnasında diğerlerine oranla büyüyen sorumluluğu “becerikli olmak”la ilgilidir. Oysa şiddete karşı duruş sergilerken; içimizde ve çevremizdeki kaynakların etkinliği bizim farkındalığımıza bağlıdır. Kendimizi savunurken onları kullanmak, tek yöntem olduğunu göstermez. Ön göremediğimiz herhangi bir fiziksel saldırının sonucunda, eğer saldıran biz değilsek kendimizi suçlamamalıyız. Herhangi birinin şiddete maruz bırakılması, hiçbir zaman haklı bir yerden çıkmadı. Maruz kalmak bizim suçumuz değil, şiddet gerçekliğimizin bir parçasıdır.

Orijinal dili İngilizce olan “Baskı Sistemlerini Hacklemek ve Hayati Güçlerimizi Korumak: Nefs-i Müdafaa İçin Feminist Bir Çerçeve” çalışmasını buradan inceleyebilirsiniz.


Etiketler: yaşam, dünyadan
bülten