04/10/2022 | Yazar: Gaye Özdemir

İncelikli araştırmaların sıra dışı görsellerle kurgulandığı Aşk, Mark ve Ölüm’ü 14 – 16 Ekim tarihlerinde İstanbul’da Pembe Hayat Kuir Fest kapsamında izleyebilirsiniz.

“Aşk, Mark ve Ölüm” üzerine Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

(Spoiler alarmı)

İllüstrasyon: Gaye Özdemir

“Aşk, Mark ve Ölüm” filmiyle Yönetmen Cem Kaya, Türkiye’den Almanya’ya çalışmak üzere göçenlerin sosyal hayatları üzerinden oluşan müziğin doğuşu ve yaş alışının seyrini sunuyor bize.

1961 yılında işçi bulma kurumu kuyruğundaki heyecanların Almanya’ya varır varmaz solduğunu görüyoruz. Koğuşlarda kalan, türlü sosyal etkinlikten mahrum bırakılan, gelecek kaygıları perçinlenen, sılaya özlemi artan insanları anlatıyor Âşık Metin Türköz ve ekliyor,  “O ağır çalışma koşullarını, o memleket hasretini çekene ‘gesi bağları’mı çalıcam?”.  “Alamanya Destanı”* işte böyle doğuyor. Hicvi başlığından malûm türkü vesilesiyle, ot yatakta yatmakta, banyo - tuvalet için fabrikaya gitmek zorunda olmakta, konsoloslukta komisyoncuların kazıklarından kaçmakta yalnız olmadıklarını söylüyor kendi gibi gurbetçilere. Türkiye, İtalya, Yunanistan ağırlıklı olmak üzere birçok ülkeden gelen işçileri “lüzumlu musibet” olarak adlandıran Almanlar’ın onlarla nadiren kaynaştığı yer ise Stuttgard’daki genelevler oluyor.

Plak ve kaset mağazası işletmecisi yeni çıkan kaset haberini alır almaz mağazaya koşan gurbetçilerin, birer tane değil, memlekete dönecekleri zaman için eşi dostu da düşünerek üçer beşer kaset aldıklarını ifade ediyor. Yoksulluğun Almanya’ya mecbur ettiği** gurbetçilerin Köln Bülbülü Yüksel Özkasap’ın ifadesiyle “kader beraberliği” taşıyan bu şarkıları birlikte dinleyebilmekle, söyleyebilmekle acıları hafifliyor.

1973’teki petrol krizinin getirdiği ekonomik zorlukla Almanya’nın baş etme yöntemi işten çıkarmalar oluyor ve tesadüfî olamayacak şekilde musibetler lüzumsuzlaştırılıyor. Almanya tarihinde görülmemiş grevler gerçekleşiyor. Bu grevleri eşsiz yapan özelliklerden biri 300’den fazla iş yerinde neredeyse eş zamanlı gerçekleşmesi, diğeri ise sendikaların desteği olmadan gerçekleşmesi. Sıla hasretiyle bezeli göç müziği işçi ve insan hakları temalarıyla başka bir destan hicvi ortaya koyuyor. Türkiye’de 12 Eylül faşist darbesinin ardından hakkında çıkan davalarla toplam 200 yıl hapsine karar verilen Cem Karaca turne için bulunduğu Almanya’da kalarak bu göç müziğine adeta eşik atlatıyor.***

Filmin, “Mark” bölümünde 70’lerin sonu 80’lerin başındaki düğün ve gazino furyası karşılıyor bizi. Yasalar sıkılaşmadan ailesini yanına aldırmaya çalışan gurbetçilerin, duvar döneminde kapatılmış bir metro durağını Türkischer Basaar’a dönüştürmesini izliyoruz. Türlü ihtiyacı karşılayan pazarın çevresi gazinolarla doluyor. Bağlama virtüözü İsmet Topçu o dönem yapılan düğünlerin çok, şaşalı, şenlikli yine özellikle çok oluşunu tahayyül edebilmemiz için bir ölçü veriyor: “beni virtüöz yapan belki de o düğünlerdi.”
Türkiye’deki her yörenin kültürüne hâkim olmayı gerektiren düğün şarkıcılığı da gurbetçilerin müzik dünyasına yeni boyut katıyor. Şarkılarla hem kendini bulan hem kendinden geçen gurbetçilerin bonkörlüklerini ses sanatçısı Uzelli şu ifadelerle aktarıyor: “Öyle bir mark dökülürdü ki patron ödeyene kadar iki üç kere çıkardı o gecenin parası”. Birçok şarkıcının markalaşmasına vesile olan düğünler adeta beklenen konser etkinliklerine dönüşüyor. Derdiyoklar**** isimli disco folk grubu da öne çıkan isimlerden.

80lerin sonundaysa yeni jenerasyonun hali pür melali belirginleşiyor. Almanya’da ve Türkiyeli ailede dünyaya gelen çocukların devlet politikalarınca izole edilmiş hayatlarını izliyoruz. Meslek arzusu olan çoğu gencin kaçınılmaz şekilde işçi olacaklarını (yapılacaklarını) öngörebildikleri bir hayat akıyor gözümüzün önünden. Berlin Duvarı’nın yıkılışıyla artan izolasyon politikaları, sokakta kendini ırkçı saldırılarla göstermeye başlıyor. 10 yıl içinde giderek artan kundaklama saldırılarının haberlerdeki yansımalarını görüyoruz. 93 yılında Solingen’de yaşanan olay dönüm noktası oluyor. Tutulan yasın hemen yanı başında korku ve öfke beliriyor. Büyük bir yürüyüş düzenleniyor. Hicvin yetersiz kaldığı, isyanın ve suyun yönünü değiştirmek için bir şeyler yapmanın elzem olduğu bariz. Sokaklarda artık yalnız yürümeme kararı alan gruplardan hip-hop ve rap grupları doğuyor. Killa Hakan, Erci E., Kabus Kerim ve gurbetçilerin  müziğine yön veren birçok ismin tanıklıklarıyla o dönemi dinliyoruz.

İncelikli araştırmaların sıra dışı görsellerle kurgulandığı Aşk, Mark ve Ölüm’ü 14 – 16 Ekim tarihlerinde İstanbul’da Pembe Hayat Kuir Fest kapsamında izleyebilirsiniz. Müzik arşivimize dev armağanlar toplama vaadinin yanı sıra yurt dışına giden yarenlerimizin veda partileriyle gelen kalakalma hissini de, kaldığımız yerin göçmeniyle temasımızı, mesafemizi de düşünmemize alan açacağı aşikâr.

*Alamanya Destanı

**Almanya’ya Mecbur Ettin Yoksulluk Beni

***Mein Deutscher Freund

**** Liebe Gabi
*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: kültür sanat, yaşam, çizim
nefret