02/10/2022 | Yazar: Miran Koçkır

Uzun zamandır LGBTİ+lar üzerinden aile kavramını tartışmaya açan ve LGBTİ+lardan “ailelerini” korumaya çalışan hiçbir örgüt veya kişi Ahmet Yıldız’ı ağzına dahi almıyor. Daha önce almadıkları gibi. Ahmet Yıldız’ın öldürülmesi bu “kutsal aile” imajını zedelemiyor mu? Yoksa idealize ettikleri aile kavramı LGBTİ+ları kapsamıyor mu? Bu değilse Ahmet Yıldız’ın 14 yıldır adalet beklemesi neden hiçbirini rahatsız etmiyor?

Daha kaç duruşma? Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Yazı hakkında uyarı: Bu yazı uzun zamandır travmatize edilen LGBTİ+ları tetikleyebilir. Bu yüzden okumadan önce bu yazının Ahmet Yıldız’ın cinayet sürecinden bahsedilirken bu süreci detaylandırdığı ve okuyanın kişisel hayat yolculuğunda ilişkilendirebileceği tetikleyici kısımların olabileceğini dikkate alınız.

LGBTİ+ hareketi içerisinde en çok bilinen davalardan birisi ne diye sorsak büyük ihtimalle Ahmet Yıldız ilk akla gelenlerden birisi olur. Öldürülmesi üzerinden 14 yıl, ölümü üzerine açılan davada ise 13 yılı geride bıraktık. Yeni duruşma 6 Ekim’de görülecek ve sanık koltuğu yine boş kalacak!

Bir türlü ilerleme kaydedilmeyen davada, hakkında yakalama emri verilen sanık babanın 2013 yılında boşanma davasının sonuçlandırıldığı biliniyor. İnterpol tarafından aranan firari baba hakkında açılan boşanma davasının nasıl kabul edildiği ve davanın nasıl sonuçlandırılabildiği de önemli detaylarından birisi.

Peki Ahmet’in katillerinin bulunması için daha kaç duruşma gerçekleşmesi gerekiyor?  

Ahmet Yıldız’a ne oldu?

Ahmet Yıldız İstanbul’da kardeşiyle beraber yaşarken kardeşine eşcinsel olduğunu söylüyor. Bu yüzden evden ayrılıyor. Daha sonra annesi Ahmet’in eşcinsel olduğundan şüphelenip Ahmet’in bilgisayarının şifresini kırdırarak özel fotoğraflarına ve bilgilerine ulaşıp eşcinsel olduğunu anlıyor. Bu babasının kulağına gidiyor.

Eşcinsel olduğu öğrenilince Annesi ve babasıyla zoraki olarak dışarıda buluşan Ahmet’e annesi, eşcinselliğin bir “hastalık” olduğu ve “tedavi olması” konusunda ısrar ediyor. Ahmet bu duruma tepki gösterince babası silahını gösteriyor. Bunun üzerine telefon trafikleri başlıyor. Aile başlarına gelen tüm kötü olaylardan Ahmet’i suçluyor. Ahmet bir süre telefonlarını açmasa da duygusal ve psikolojik şiddet mesajlar ve aramalar yoluyla devam ediyor. Bu arada aile tedavi olmaması durumunda şiddet eylemlerini fiziksel şiddete dönüştürecekleri tehditleriyle bu tacizlerini devam ettiriyor. Bunun üzerine cinayet işlenmeden kısa bir süre önce Ahmet savcılığa başvuruyor.

Tehditleri eden baba cinayete günler kala Ahmet’in evinin etrafında dolanmaya devam ediyor. Ahmet’in sevgilisi ise Ahmet olmadığı zamanlarda birilerinin zile bastığını ancak dışardan kapıya baktığında kimseyi göremediğini söylüyor. Ahmet’in savcılığa başvurmasına rağmen hakkında hiçbir koruma tedbiri alınmıyor.

Ahmet Yıldız, 2008 yılında evden dışarıya bir şeyler almak için çıktığında herkesin gözü önünde katlediliyor. Cinayet günü babasının telefon sinyalleri evinin etrafında kaydediliyor. Ancak her şey ortadayken Ahmet Yıldız’ın davası cinayetten neredeyse bir yıl sonra açılıyor.

İlk duruşmalar da Lambdaistanbul ve çeşitli kurumların müdahillik başvuruları (Ahmet’in eşcinsel olduğu için öldürüldüğü dava dosyasında bile bu kadar netken) kabul edilmiyor. Daha sonra başvuran hiçbir kurumun veya aktivistin kabul edilmediği gibi…

Duruşmalar saniyeler sürüyor çünkü sanık durumundaki baba (hangi ülkede olduğu bile biliniyorken ve İnterpolle aranıyorken hatta Türkiye’de boşanabilmesine rağmen) bir türlü bulunamıyor. Hakimler, savcılar ve heyettekiler değişiyor ama değişmeyen tek şey Ahmet’in katili veya katillerinin hiçbir ceza almadan hayatlarına devam ettiği gerçeği…

Ahmet'in öldürülme nedeni neydi?

Uzun zamandır LGBTİ+lar üzerinden aile kavramını tartışmaya açan ve LGBTİ+lardan “ailelerini” korumaya çalışan hiçbir örgüt veya kişi Ahmet Yıldız’ı ağzına dahi almıyor. Daha önce almadıkları gibi. Ahmet Yıldız’ın öldürülmesi bu “kutsal aile” imajını zedelemiyor mu? Yoksa idealize ettikleri aile kavramı LGBTİ+ları kapsamıyor mu? Bu değilse Ahmet Yıldız’ın 14 yıldır adalet beklemesi neden hiçbirini rahatsız etmiyor? Bunlar basit ve artık gereksiz sorular belki. Çünkü acının “rengi” olduğunu yıllardır LGBTİ+ cinayetlerinden biliyoruz. Ama bu insanlara en ufacık inanan ve nefreti ortaklaştıran insanlar bu en basit sorulardan sorgulama başlamalı.

Ahmet Yıldız’ı gerçekten kim öldürdü? Eşcinselliği bir hastalık olarak gösteren ve tedavi edilmesini isteyen düşüncenin bu cinayette bir payı yok mu?

Ahmet’in kime nasıl bir zararı vardı? Kendi ayakları üzerinde durmaya ve kendi hayatını yaşamak isteyen bir insanın kime zararı olabilir? Asıl “dayatma” Ahmet Yıldız gibi yüzbinlerce LGBTİ+lara her gün yapılmıyor mu? Bu cinayetler sizi rahatsız etmiyorken ve öldürülenlerin acılarını paylaşmaktan bile korkar hale getiriyorken gerçekten “hastalıklı” olan şey ne? Bu nefret sürecinin vardırılmak istendiği yer neresi gerçekten?

Nefret kimi yaşatabilir ki?

Nefret söylemlerinin nefret suçlarına neden olabildiği hakkında onlarca araştırma ve yazı bulabilirsiniz. Birilerini sevmek veya sahiplenmek zorunda değilsiniz. Ancak en temel haklardan birisi olan yaşam hakkına saldıran bu söylemlere en ufak desteğiniz bile varsa ne yaptığınız hakkında en basit yaklaşımla bir sorgulamaya geçmeniz gerekmektedir. Bunu yapmanız için daha kaç Ahmet Yıldız’ı bu cinayetlerde kaybedeceğiz?

Nefret çok zaman isteyen, çok tüketen ve yıpratan bir duygudur. Bu duyguyla savaşmak hem kendinizi hemde sevdiklerinizi koruyan ve güçlendirmenize sağlayacak.

Bizleri bir arada yaşatan temel “değer” dini, etnik, cinsel, cinsiyet veya diğer kimliklerimizden çok herkesin hakkını koruyan temel “toplumsal sözleşmeler”dir. Yazılı olsun olmasın herkesin yaşam hakkı “kutsal”dır. Herkes temel hak ve özgürlüklere amasız sahip olmalıdır. Kimsenin yaşamına ve yaşam tarzına müdahale edilmemelidir!

Ahmet’e ve diğer tüm LGBTİ+lara ölümü reva gören, yaşam haklarını ve yaşayış biçimini hedef gösteren, ölüm çağrıları yapanlar hiçbir din veya özgürlüklerin arkasına sığınamaz.

Ahmet’in katilleri örgütlü kötülüğü, nefret’i örgütleyenler ve bunun sıradanlaşmasına sebebiyet verenler olarak genişleyen bir bütünle değerlendirilmelidir. Ahmet’in adalet çığlığına amasız karşılık vermelidir.

HEVİ LGBTİ+ Derneğinin çağrısına kulak verip 6 Ekim 2022, saat 12:20 de Kartal 5. Ağır Ceza Mahkemesinde Ahmet’in 14 yıldır bekleyen adalet çağrısına ses vermek insan haklarını savunan herkes için “ama”sız bir tutum almak anlamına da gelecektir. Herkes elinden gelen dayanışmayı sergilemeli ve bu davanın zaman aşımına uğramaması için “#AhmetYıldız’aAdalet” demeye devam etmelidir.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.

* Bu yazı, Avrupa Birliği'nin mali desteği ile hazırlanmıştır. İçeriğin sorumluluğu tamamıyla KAOS GL’ye aittir ve AB’nin görüşlerini yansıtmamaktadır.


daha-kac-durusma-1 


Etiketler: insan hakları, nefret suçları, aile
nefret