06/11/2022 | Yazar: Yıldız Tar

Ülke genelinde yayın yapan LGBTİ+ karşıtı medyanın haberleri katlanarak ve çoğalarak yerel medyaya da sirayet ediyor. Gazeteler; aynı gazetenin farklı isimlerine dönüşüyor.

Gizli öznelerden ezelî düşmanlara medyada LGBTİ+’lar Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Kaos GL Derneği olarak 15 yıldır sistematik bir şekilde medyayı izliyoruz. Bunun öncesinde de, Kaos GL dergisi çıkmaya başladığı 90’lı yıllardan itibaren, medya, medyadaki nefret söylemi, ayrımcı dil ve LGBTİ+’ların eşit ve özgür özneler olarak kendilerini gerçekleştirmelerinin önünde engel oluşturan her türlü içerik Kaos GL’nin radarına takıldı. Bu raporun ilerleyen bölümlerinde detaylı olarak tartışacağımız gazete kupürleri hem dergide yayımlanıyor, hem de Kaos GL’nin arşivinde konu bazlı bir şekilde saklanıyordu.

2000’li yıllara gelindiğinde, medya izleme kendini başlı başına bir alan olarak inşa etti ve bu alanda haftalık, aylık ve senelik, hem niteliksel hem de niceliksel raporlar yayımlamaya başladık. Peki, derdimiz neydi? Medyayı neden izliyoruz?

‘İzlemek’ ya da ‘gözlemek’ kelime anlamıyla edilgen konumları işaret etse de, yaptığımız edilgenliğin ötesinde bir iş; nefret söyleminin, ayrımcılığın ve önyargının çetelesini tutuyoruz. Çetele tutmakla kalmayıp, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılığın yaygın olduğu medyayı dönüştürmek için, bir yandan da hem dergi hem de KaosGL.org internet gazetesi üzerinden yayın hayatımızı sürdürüyoruz. Başka bir dil, başka bir habercilik, başka bir dünya mümkün diye çıktığımız yolda çeyrek asrı aştık bile. Bir bölümünde bizzat içinde olduğum, bir bölümünü ise dışarıdan izlediğim bu yolculuğun tamamını aktarmak bu yazının kapsamını aşar. Ancak bazı köşe taşlarından bahsetmek, Türkiye’de basının LGBTİ+’ları nasıl yazdığını ya da yazmadığını anlamamıza olanak tanıyabilir.

Medyayı neden izliyoruz sorusuna ilk yanıt, LGBTİ+’ların medyada neredeyse görünmez olması. Kendiniz hakkında en ufak bir bilgiye ulaşabilmek için gazete sayfalarını çevirmeniz yetmiyor; bu bilgiye ulaşmanın yegâne yolu ‘sizin gibiler’i bulmak. Birçok LGBTİ+ kişi için hayatına sahip çıkmanın ilk adımı kendine benzeyen birilerini, bir kitaba saklanmış ufak bir pasajı bulmak.

“Meydan Larousse’ta homoseksüel kelimesini bulmuştum. İşte, eşcinselliğin hastalık olduğunu söylüyordu. (...) Ben o homoseksüel kelimesini bulduğumda inanılmaz rahatlamıştım. Çünkü beni tarifleyen bir şey vardı. Hani hastalık diyor, şu diyor, bu diyor ama… Böyle bir-iki paragraflık bir şey. Ha, ben buyum diyordum. (...) Annemler evde olmadığında bazen o maddeyi açıp okuyordum. Aa, evet ben buyum deyip geri kapatıyordum. Sonra (...) o maddeyi okuyor olmam anlaşılır diye, ansiklopedinin hep aynı yeri açık olacak diye bir sürü sayfasını okuyordum. Sırf annem anlamasın orayı okuduğumu diye."

(Umut Güner’le mülakat; Yıldız Tar, Patikalar: Resmî Tarihe Çentik (Kaos GL, 2019), s. 15-16.)

Bu sözler, Kaos GL’nin sözlü tarih çalışması kapsamında yaptığımız bir görüşmeden. Görüşmecinin söyledikleri, kendini bulma serüveninin başlangıcına işaret etmesinin yanı sıra, çocukluğunun geçtiği 80’lerde eşcinselliğe dair bulabildiği tek izin bir ansiklopedideki bir madde olması açısından da önemli. Basında görünmez olmak sadece temsiliyetten değil, kendi hayat hikâyenize değebilecek başka hikâyelerden de mahrum bırakılmanız anlamına geliyor. Yerleşmiş, kökleşmiş, kanıksanmış ve normalleştirilmiş sansür, en doğal hakkınız olan cinselliğiniz ve cinsiyetinize dair duyabileceklerinizi, görebileceklerinizi kırk kapının ardına saklıyor adeta.

Tam buradan, sorumuzun ikinci yanıtına geçiyoruz: Sansürün, kendini işletirken kurduğu çerçevelendirme düzeneği. Bir haberin ne dediğini anlamak için kelimelere, cümle yapılarına bakmaktan çok haberin neyi, hangi sınırlar dâhilinde, hangi bağlamda, kimle konuşarak, kimle konuşmayarak, kimi öne çıkararak sunduğunu incelemek gerekiyor. Medya izlemenin belki de en çetrefilli noktası bu çerçeveyi ifşa edebilmek, bu çerçeveye gömülmüş nefret söylemini ve ayrımcılığı görebilmek.

Bu çerçevelendirme, LGBTİ+’lar söz konusu olduğunda ‘hastalık’, ‘suç’, ‘günah’, ‘anormal’, ‘sapkın’, ‘sapık’, ‘doğaya aykırı’ gibi damgalayıcı ifadeleri bazen doğrudan vererek, bazen sezdirerek işliyor. Ancak bununla da sınırlı kalmıyor – küçümseme, kalıp yargılara hapsetme, komikleştirerek aktarma, insandışılaştırma, nesneleştirme... Akla hayale sığmayacak düzeneklerin, bir çarkın dişlileri gibi tek bir hedef doğrultusunda işlediğini görüyoruz. Aynı sözlü tarih çalışmasında Özgür Azad’ın söylediği, 80’lerde gazetelere dair şu sözler, resmi ortaya seriyor:

“Şorololar, nonoşlar, dönmeler diye, 80’lerin o değişik fantastik dünyasındaki isimlendirmeler vardı. 90’larda biraz daha (...) eşcinsel falan kelimeleri; homoseksüel, daha doğrusu (...) homo’ya dönüştü bunlar. Aktüel, Tempo vardı, çok meşhur. Kapak olurdu hatta zaman zaman. Oralarda mesela yazı dizileri olurdu, röportajlar olurdu.

Bir gey bulurlardı, Taksim’de genellikle, fonda onun gezme fotoğrafları falan... Hayatları sersefil, başlarına ilerde kötü bir şey gelecek, ya da mutsuz olacaklar diye aslında ciddi de bir şantaj ve mesaj vererek, benim gibi muhtemelen genç ibnelere… O kaygılarla okurdum. Yine de ama çok büyük bir şeydi tabii ki; yani vahaydı onlara ulaşmak bile, o bilgilere."

(Özgür Azad’la mülakat; Yıldız Tar, a.g.y., s. 44.)

Özgür Azad’ın bıraktığı yerden ‘homoseksüel’in peşine düştüğümüzde, yolumuz gazete sayfalarıyla kesişiyor. Kimdir bu ‘homoseksüel’? Gazete sayfalarında cinselliğe ve cinsiyete dair tüm ‘sapma’ların üzerine boca edildiği, işaretlenmiş, işaretlendiği ölçüde ehlileştirilmiş bir türü tanımlamak üzere, şemsiye bir terim olarak kullanılıyor bu kelime. Çoğu zaman Batılı, bir tür sapkın, asla hoş kabul edilmemesi gereken, zaten kimsenin hoş kabul edemeyeceği özellikleri olan bir tür...

5 Ağustos 1955 tarihli Milliyet gazetesinde, “İsveç'te 20 kişiye bir Homoseksüel düşüyor!” başlığıyla yer alan haber, Türkiye basınında LGBTİ+’ların ele alınışında bir trendi ortaya koyması açısından önemli.

“İsveç’te 20 kişiye bir homoseksüel düştüğü” ‘bilgi’siyle başlayan haberin manşetinde, medyanın LGBTİ+’larla imtihanında sıkça başvurduğu ‘insandışılaştırma’ (dehumanization) mekanizması devreye sokuluyor. İnsandışılaştırma, en basit hâliyle, düşmanın, düşman görülenin ya da düşman görülmesi gerektiği düşünülenin, insana atfedilen nitelik, beceri ve özelliklere sahip olmamakla itham edilmesi, bu fikrin yaygınlaştırılması ve bu yolla, düşmana reva görülen her uygulamanın yaratabileceği empati duygusunun önüne geçilmesi demek. İnsandışı, tuhaf bir tür olarak görülen eşcinsellerin ve transların 12 Eylül 1980 askerî darbesi öncesinde ve sonrasında yaşadıklarına dair bir ‘acıma kırıntısı’ dahi gelişmemiş olmasında, medyanın başvurduğu bu insandışılaştırma stratejisinin payı büyük. Acıma duygusunun kendisi ziyadesiyle sorunlu olsa da, “Acımayın bunlara” cümlesi dışında bir cümle kurulmaması için el birliği yapan bir habercilik yaklaşımı çok daha kötü sonuçlar doğuruyor. Bu haberin manşetinde de ‘kişiler’ yani insanlar ile ‘homoseksüeller’ arasında dilsel bir ayrım kurulurken, ‘homoseksüeller’ nesneleştiriliyor.

Haberin spotunda, çok ilgi çekici bir konuymuşçasına 200 kulüpte “erkeklerin birbiriyle ahbaplık ettiğinden” bahsediliyor. Bu bilginin neden manşete çekildiğini anlamak için haberin girişine bakmamız gerekiyor. Haberi yazan İsveç hususi muhabiri Türel, önce “memleketimizden” son zamanlarda İskandinavya’ya çok fazla kişinin gittiğine dikkat çekiyor. Burada, kelime tercihleriyle ‘biz’ ve ‘diğeri’ ayrımı yapılıyor. Bu ayrım salt ‘bizim’ ve ‘bize ait olanın’ İskandinav ülkelerinden yani ‘Batı’dan ayrı olduğunu göstermek için yapılmıyor; aynı zamanda ayrımcılığın işleyebilmesi için önemli bir araca dönüşüyor. Bu ayrım bir kere yapıldıktan sonra, Türkiye’den gidenlerin İskandinavya’yı övmesinden şikâyet edilmesinin ardından esas gaye açığa çıkıyor: Okuru İskandinavya’daki yani Batı’daki ‘homoseksüel’ tehlikesine ilişkin olarak uyarmak! Bunu yaparken, İsveç’tekilere akıl vermekten de geri kalmıyor. Aklı başında hiç kimenin bu duruma sessiz kalmaması gerektiğini söylüyor. Bir kez daha ‘homoseksüel’ diye işaretlenen insanların yaptıklarının (haberden anladığımız kadarıyla, dans etmelerinin) akıllı insan işi olmadığı vurgulanıyor. Bu yolla, eşcinsellik patolojikleştiriliyor.

Senkronik ve kronik olarak işleyen dışlama ve içerme mekanizmaları, eşcinsel paniğini araç ve amaç olarak kullanmakta beis görmez. LGBTİ+ paniği araçtır, çünkü 80’lerin medyasında trans kadınlar için kullanılan “Beyoğlu’nda fink atan nonoşlar”, “erkekten dönme”, “kadın giysili erkek sesli” gibi ifadeler bütün bir kimliği tanımlamaya dönük kelime öbeklerine dönüşür ve bu yolla panik, varoluşları hedef gösterme ve damgalamak için bir araca dönüşür. Bu tanımlama LGBTİ+ paniğini yaratır, araçsallaştırır ve işkenceyi meşrulaştırmak üzere panikten beslenir. Bu panik aynı zamanda amaçtır; ulaşılması gereken bir merhaleyi işaret eder. LGBTİ+ paniği, bu anlamda hedeftir de. Panik araçsallaştırıldığı ölçüde, yaratılmak istenen bir şeydir. Mitolojideki kendi kendini yiyen yılan Ouroboros misali, bir yandan hâlihazırda var olan LGBTİ+ paniği araç olarak kullanılırken, diğer yandan bu haberler yoluyla toplumda bir LGBTİ+ paniği yaratılmak istenir. Panik, başlangıcı ve sonu belirsiz bir döngü hâlini alır ve bu yolla meşrulaştırılır.

Bu haberde, söz konusu paniği yaratmak için, eşcinselliğin ‘bizden olmayan’a atıldığı, dışarlıklı bir mesele olarak inşa edildiği, haberdeki aile vurgusuyla aileye karşıt olarak kodlandığı, akıllılık vurgusuyla patolojikleştirildiği ve ilk andan itibaren nesneleştirildiği görülüyor. Haberim Milliyet gazetesinde yayımlanmasının üzerinden 65 yıl geçti; bu stratejiler hâlâ basına hâkim. Ne de olsa, ortada hâlâ, ne idüğü belirsiz birtakım insanlar vardır ve bu insanların ne kadar tuhaf, marjinal ve ucube olduklarını anlatmak, gazeteciliğin gereğidir!

Haberin en önemli özelliklerinden biri de öznesinin saklı olması, yani konu ettiği ‘homoseksüeller’in ne dediğine, ne hissettiğine dair bir cümle dahi barındırmaması. Hakkında konuşulan gruba mikrofon uzatmak bir yana, bu insanlara dair herhangi bir özneleşme ihtimali bile büyük bir çabayla bertaraf ediliyor haberde. Haberin kaynağı da büyük ölçüde belirsiz. Birkaç istatistikten bahsediliyor ama bunlar da, ‘homoseksüeller’ ve dolayısıyla ‘homoseksüelliğin’ nesneleştirilmesi için araca dönüşüyor.

Yukarıda sadece birkaç örneğini verdiğimiz yaklaşıma karşı, Kaos GL dergisi ve 1993’te başladıkları hazırlıkların ardından 1994’te bu dergiyi çıkaran ekibin ilk cümlelerinden birinin bu yaklaşıma dolaylı da olsa bir cevap oluşturması şaşırtıcı değil. Derginin 1994 yılında yayımlanan ilk sayısında Derya Kurat şöyle diyor:

“Yanlış yaşadığıma inanmıyorum. Yalnızca tutkularımla yaşadım, yaşayacağım da. Çünkü benim tutkularım, yaşamın tutamağıdır. Tutkuların ötesinde bir yaşam düşünmedim. Eğer tutkularımın ve aşkın esiri olmayıp, dağların güzel gözlü kızını sevmeseydim, boş bir beden olup cansızlar âleminde yaşar giderdim. Ayıplandım onun uğrunda, gururumu ayaklar altına aldı. Suçlamadım onu ama ben de suçlu değilim. Sevmeleri kim dizginleyebilir ki? Sevmek istedim sevdim. Engel olamazdı kimse. Onunla yaşananlar geçmişte kaldı. Çünkü yaşananlar yaşandıkları yerde kalırlar. Böyle olmalı... Böyle olmalıydı bizde. Bizi konuşuyorlar, bizi eleştiriyorlar, bizi ayıplıyorlar. Biz ne yapıyoruz? Kendimizi içimizin yedi kat dibine saklıyor, sonra da unutuyoruz. Neden korkuyoruz? Neden kendimizi kendimize saklıyoruz? Hep yakınıyoruz kimse bizi anlamıyor diye ama değiştirmek için parmağımız bile oynamıyor ‘ben mi değiştireceğim’ diye. Böyle gelmiş, böyle gitmemeli."

“Bizi konuşuyorlar, bizi eleştiriyorlar, bizi ayıplıyorlar” cümlesinde işaret edilen temel faillerinden biri olan medya, belki de hiçbir eşcinsele ya da transa mikrofon uzatmayı aklına getirmediği için, Kaos GL dergisi ve sonrasında KaosGL.org internet gazetesi, kendini, derdini anlatmak için her dönem özel bir çaba harcıyor.

Kendi hikâyeni anlatmak hayatına sahip çıkmanın ön koşuluna dönüştüğünde, LGBTİ+’lara, öznesi saklanmış cümlelerdeki gizli özneler olmaktan çıkmak için o cümlelerin nesnesine de, tümlecine de, yüklemine de göz dikmek düşüyor. Özneleşmenin yolu ise, o cümleleri ters yüz edip kendi cümlelerini kurmak ve basının da o cümleleri kuracağı güne kadar, izlemekle kalmayıp dönüştürmek için eylemekten geçiyor.

Medya izleme raporlarından: 2017’den 2021’e ne değişti?

2017 yılından 2021 yılına kadar toplam haber sayısı, hak haberciliği ve ayrımcılık, nefret söylemi açısından değişim incelendiğinde; 2018 yılına göre 2019’da haber sayısında bir artış olduğu ancak bu artışın sebebinin medyada temsilin iyileşmesinden kaynaklanmadığı görünüyor. Aksine medyada nefret ve ayrımcılık daha fazla metinde yer aldı ve oransal dağılımı da arttı.

2020 ve 2021 yıllarında yayınlanan haber sayısında geçmiş yıllara göre ciddi bir artış yaşandı. Buna paralel olarak LGBTİ+’ların olumsuz temsil edildiği, nefret söylemi ve/ veya ayrımcı dil içeren metinlerin sayısı da arttı.

2021 yılında yayınlanan haberler incelendiğinde özellikle İstanbul Sözleşmesi ve Boğaziçi Üniversitesi protestoları etrafında şekillenen LGBTİ+ düşmanı kampanya ve İçişleri Bakanı’nın LGBTİ+’ları hedef gösteren açıklamalarının bu artışın sebepleri arasında olduğu görülüyor.

2021 yılı boyunca bir yandan medyada LGBTİ+ karşıtı kampanyalar yoğunlaştı. Sistematik ve organize bir şekilde yürütülen bu karalama kampanyaları hem yaygın medyada hem de yerel medyada yoğunluk kazandı. Buna karşılık LGBTİ+ haklarını gözeten yayın organlarının haber sayılarında yaşanan artış, genel tabloyu değiştirecek ölçüde değildi.

2015 yılında Hükümet’in LGBTİ+’ları, hakları ve örgütlerini daha sistematik bir şekilde hedef almaya başlaması, LGBTİ+ karşıtlığının Hükümet yetkilileri eliyle kurumsallaştırılması, yasaklar ve devletin her kademesinde kurumsallaştırılan LGBTİ+ karşıtlığı medyada da yansımasını buldu. Medyada artık tesadüfi olmayan bir LGBTİ+ karşıtlığını gözlemliyoruz. Medyadaki ayrımcılık ve nefret söylemi, Hükümet’in ve kamu görevlilerinin açıklama ve uygulamalarıyla paralel bir şekilde ilerliyor. Haliyle medyayı ve medyadaki dönüşümü anlamak için bir yandan medyadaki sahiplik ilişkilerine ve Hükümet’in medyaya olan etkisine, medyanın artan bir şekilde tek sesli bir yankı odasına dönüştüğü gerçeğine de dikkat etmek gerekiyor. Özellikle nefret söylemi ve ayrımcılık içeren haberlerin bir gazetede yayınlandıktan sonra aynı hızla hem yaygın hem yerel basında yaygınlaşması da önemli bir gerçek olarak ortada duruyor. Nefret söylemi ve ayrımcılık büyük bir hızla yankılanır ve çarpan etkisiyle yaygınlaşırken; LGBTİ+ haklarını gözeten yayın organlarının etki alanları kısıtlı kalıyor. Bunda, LGBTİ+ haklarını gözeten yayın organlarının; LGBTİ+ karşıtı kampanya odaklarına göre çok daha kısıtlı maddi imkanlara, dağıtım ağına ve siyasi desteğe sahip olması da önemli bir etken. Özetle, kamunun tutumu bu raporda açığa çıkardığımız kamplaşma ve LGBTİ+ karşıtı nefret kampanyalarında hiç olmadığı kadar belirleyici bir hale geldi.

Yıllara göre haber sayıları şöyle:

• 2017 – Toplam haber: 2388, Hak haberciliği: 1097, Nefret söylemi veya ayrımcılık: 1291

• 2018 – Toplam haber: 2278, Hak haberciliği: 1148, Nefret söylemi veya ayrımcılık: 1130

• 2019 – Toplam haber: 2643, Hak haberciliği: 1150, Nefret söylemi veya ayrımcılık: 1493

• 2020 – Toplam haber: 3459, Hak haberciliği: 1366, Nefret söylemi veya ayrımcılık: 2093

• 2021 – Toplam haber: 3980, Hak haberciliği: 1707, Nefret söylemi veya ayrımcılık: 2273

2017'de LGBTİ+’ları konu edinen içeriklerin yüzde 65’ini (1541) haberler oluşturdu. LGBTİ+’lar 657 köşe yazısında (yüzde 27) yer alırken söyleşi ve röportajlar için bu oran 115 ile yüzde 5’te kaldı. Köşe yazısı ve haberin aksine öznelerin seslerini daha fazla duyurabilmesini sağlayan söyleşi ve röportajlarda LGBTİ+’lar çok az yer alabildi. Bu durum ilerleyen yıllarda da aynen devam etti. 2018'de LGBTİ+’ları konu edinen içeriklerin yüzde 6’sını (1381) haberler oluşturdu. LGBTİ+’lar 764 köşe yazısında (yüzde 33) yer alırken söyleşi ve röportajlar için bu oran 96 ile yüzde 4’te kaldı. 2019'da LGBTİ+’ları konu edinen içeriklerin yüzde 56’sını (1473) haberler oluşturdu. LGBTİ+’lar 1037 köşe yazısında (yüzde 40) yer alırken söyleşi ve röportajlar için bu oran 82 ile yüzde 3’te kaldı. 2020'de ise LGBTİ+’ları konu edinen içeriklerin yüzde 56’sını (1473) haberler oluşturdu. LGBTİ+’lar 1037 köşe yazısında (yüzde 40) yer alırken söyleşi ve röportajlar için bu oran 82 ile yüzde 3’te kaldı. 2021’de ise LGBTİ+’ları konu edinen içeriklerin yüzde 55’ini (2175) haberler oluşturdu. LGBTİ+’lar 1605 köşe yazısında (yüzde 40) yer alırken söyleşi ve röportajlar için bu oran 87 ile yüzde 2’de kaldı.

2017’den 2021’e metin türü bakımından trendi aşağıda yer alan tablodan inceleyebilirsiniz.

 

Haber

Köşe yazısı

Söyleşi

2017

1541, yüzde 65

657, yüzde 27

115, yüzde 5

2018

1381, yüzde 61

764, yüzde 33

96, yüzde 4

2019

1473, yüzde 56

1037, yüzde 40

82, yüzde 3

2020

1726, yüzde 51

1505, yüzde 45

93, yüzde 3

2021

2175, yüzde 55

1605, yüzde 40

87, yüzde 2

 

LGBTİ+’lar 2021’de en çok siyaset (2531 metin) haberlerinde yer aldı. Siyaseti 852 metinle nefret suçları takip etti. LGBTİ’+’ların en çok temsil edildiği haberler arasında 791 metinle eğitime ilişkin haberler de yer alıyor. Geçtiğimiz yıllardan farklı olarak, eğitim haberlerinde LGBTİ+’ların daha fazla yer almasının sebebi eğitim hakkına ilişkin habercilikte bir gelişmeden ziyade Boğaziçi Üniversitesi protestolarıydı. Boğaziçi Üniversitesi protestolarına ilişkin haberlerde LGBTİ+’lar sistematik olarak hedef gösterildi. Temel hak alanlarından olan çalışma, sağlık ve barınma alanlarında ise LGBTİ+’lar kendine çok az yer bulabildi.

 

 

Siyaset

Kültür sanat

Nefret suçları

Çalışma hayatı

Aile

Eğitim

2017

773

408

704

318

Veri yok

91

2018

449

380

373

219

179

Veri yok

2019

1081

431

461

Veri yok

373

Veri yok

2020

1836

Veri yok

861

96

299

105

2021

2531

717

852

177

283

791


Öte yandan 2017’de LGBTİ’lerin konu edildiği haberlerin büyük bir çoğunluğunda LGBTİ kişilerden (212, yüzde 9) çok uzmanların (513, yüzde 22) ve politikacıların (280, 12) görüşlerine başvuruldu. 2018'de de LGBTİ+’ların konu edildiği haberlerin büyük bir çoğunluğunda LGBTİ+ kişilerden ya da örgütlerinden çok uzman ve akademisyenlerin görüşlerine başvuruldu. Metinlerin büyük bir çoğunluğunda kaynak yoktu ya da köşe yazarı sadece kendi fikirlerinden bahsetti. Bu durum 2019 ve 2020'de de devam etti. 2020'de LGBTİ+'lar hakkında yazılı basında en çok konuşanlara LGBTİ+ karşıtı sivil toplum kuruluşları da eklendi. 2021’de de LGBTİ+’ların konu edildiği haberlerin büyük bir çoğunluğunda LGBTİ+ kişilerden ya da örgütlerinden çok politikacıların, LGBTİ+ karşıtı sivil toplum kuruluşlarının, uzman ve akademisyenlerin görüşlerine başvuruldu. Metinlerin büyük bir çoğunluğunda kaynak yoktu ya da köşe yazarı sadece kendi fikirlerinden bahsetti.

Medya ve siyaset ilişkisi hiç olmadığı kadar belirleyici

Medyadaki LGBTİ+ karşıtlığı ve düşmanlığı, tesadüfi ya da rastlantısal değil. Gerek medya izleme raporlarında gerekse de diğer izleme faaliyetlerimizde belli dönemlerde kamu otoritelerinin, bakanların, Cumhurbaşkanı’nın ve üst düzey kamu görevlilerinin LGBTİ+’ları hedef alan açıklamalarına paralel bir şekilde medyada çok hızlı bir şekilde düşmanlaştırma politikalarının devreye sokulduğunu fark ediyoruz. Medyada bir yandan siyasetçilere ve topluma “LGBTİ+’lara karşı olmaları” mesajı da yer alıyor. LGBTİ+ karşıtı medya, LGBTİ+’lar ve hakları söz konusu olduğunda hem refleksif hem de proaktif bir yayıncılığı el ele yürütüyor. LGBTİ+ karşıtlığı hem bir hedefe hem de amaca dönüşüyor.

LGBTİ+’ları düşmanlaştırmak için en çok kullanılan stratejiler arasında itibarsızlaştırma, LGBTİ+ örgütlerini ve LGBTİ+’ları “marjinal”, “toplum dışı unsurlar” olarak gösterme, LGBTİ+’ları gündeme göre “Batı kaynaklı” olarak işaretleyip LGBTİ+ olmanın kendisini dışsal bir meseleye dönüştürme, LGBTİ+’ları bir kutuplaştırma aracına dönüştürme eğilimleri öne çıkıyor.

Medyada tekelleşme, sansür ve gazetecilerin tutuklanması, yargılanması gibi gerçeklerle birlikte düşünüldüğünde; LGBTİ+ karşıtlığını yayın politikasına dönüştürmüş bir blok ile karşı karşıyayız.

Buna karşılık, LGBTİ+ haklarını ve eşitliğini gözeten mecralarda ise LGBTİ+’lar yayın politikasının bir parçası değil. Gündem kendini dayattığında haberleştirme eğilimi kuvvetli. Deyim yerindeyse; LGBTİ+’ları karalama kampanyaları artık bir blok haline gelmiş LGBTİ+ karşıtı medya tarafından ortaya atıldığında buna karşı cılız sesler çıkartmanın ötesine geçemeyen bir “alternatif medya” gerçeği de önemli bir sorun olmaya devam ediyor.

Gündemi belirlemek, kendi gündemini yaratmak konularında LGBTİ+ haklarını gözeten mecralar yetersiz kalıyor. Çoğu durumda belirlenen gündem doğrultusunda anlık, sıcak haberler ve değerlendirme yazıları ile kısıtlı bir yayıncılık pratiği izleniyor. LGBTİ+ hareketinin gündemleri, çalışmaları çoğu zaman ancak hedef gösterildiklerinde “alternatif medyada” yer alabiliyor.

Bütün bu sorunlara ilaveten, özellikle son yıllarda “aile” ve “din” kavramları üzerinden soyut karşıtlıklar hem LGBTİ+ karşıtı blok medya hem de Hükümet tarafından farklı vesilelerle gündeme getiriliyor. LGBTİ+’lar ile din, eşyanın doğasına aykırı bir şekilde birbirine karşıt iki ayrı olgu gibi sunuluyor. Benzeri bir yaklaşım özellikle İstanbul Sözleşmesi etrafında şekillenen karalama kampanyalarında “aile” kavramı üzerinden karşımıza çıkıyor. Bütün bu karalama kampanyalarını 2015 yılından beri Hükümet’in LGBTİ+’ların temel hak ve özgürlüklerini hedef alan uygulama ve açıklamaları, Valiliklerin çeşitli şehirlerdeki LGBTİ+ Onur Haftası ve Yürüyüşü yasakları, Ankara’da üç yıl boyunca devam eden “süresiz LGBTİ+ etkinlik yasağı” ile birlikte düşündüğümüzde karşımıza şu sonuçlar çıkıyor:

*LGBTİ+ karşıtlığını yayın politikasına dönüştüren medya kurumları, hem siyasetçilerin LGBTİ+ karşıtı açıklama ve uygulamalarını meşrulaştırmayı kendisine görev addediyor hem de siyasetçilere LGBTİ+ karşıtı açıklamalar yapmalarını tavsiye (!) ediyor.

*Toplumdaki LGBTİ+ algısını değiştirmek, LGBTİ+ düşmanlığını ve nefreti yaygınlaştırmak için kamu görevlilerinin açıklama ve uygulamalarının yanı sıra; Hükümet yanlısı medya kurumları da sistematik ve organize karalama kampanyaları düzenliyor. Adeta LGBTİ+’lara karşı ideolojik ve politik bir mücadele yürütülüyor.

*Bu haliyle, içinden geçtiğimiz süreçte LGBTİ+’ları hedef alan nefret söylemini salt konu hakkında bilgi sahibi olmama ya da hata yapma ile açıklayamayız. Gerek medya izleme çalışmaları gerek kamunun uygulamaları, LGBTİ+ karşıtlığının bilinçli, ideolojik bir tutumun gereği görerek sistematik bir yaklaşım olduğunu gösteriyor.

*LGBTİ+ karşıtlığı, bir yandan da toplumsal cinsiyet eşitliğine dönük baskıcı uygulamalar ile el ele ilerliyor. Bu durum, medyada da yansımasını buluyor. “LGBTİ+ aktivizmi ve feminizm” düşmanlaştırılarak; mücadeleler itibarsızlaştırmaya çalışılıyor.

*Ülke genelinde yayın yapan LGBTİ+ karşıtı medyanın haberleri katlanarak ve çoğalarak yerel medyaya da sirayet ediyor. Gazeteler; aynı gazetenin farklı isimlerine dönüşüyor.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.

* Bu yazı, Avrupa Birliği'nin mali desteği ile hazırlanmıştır. İçeriğin sorumluluğu tamamıyla KAOS GL’ye aittir ve AB’nin görüşlerini yansıtmamaktadır.

gizli-oznelerden-ezeli-dusmanlara-medyada-lgbti-lar-1


Etiketler: medya, nefret suçları, tarihimizden
bülten