19/06/2021 | Yazar: Yıldız Tar

Lolipoplar ne zaman özgür olursa, işte o zaman onur yürüyüşü hak ettiği coşkuya kavuşacak. Lolipopu en iyi lubunyalar yalar, en iyi lubunyalar taşır!

Lolipop: Severiz aşko! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Fotoğraf: Egemen Kepekçi, 2019 İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü

100Sene100Nesne ekibi, Onur Ayı’nda LGBTİ+’ların kişisel ve kolektif hafızasında yer alan nesneler üzerinden bir şeyler yapma isteğiyle geldiğinde önce bir duraladım. Aklıma hep lubunya tarihimizden şiddeti ve nefreti çağıran nesneler geldi. Ne yalan söyleyeyim ilk düşündüğüm şey hortumdu. Eryaman davasına giderken bir yandan da Ülker Sokak’la ilgili yazılanları, eski röportajlarımı kurcaladıkça hortum ve trans kadınlara yaşatılan zulümle birlikte başka herhangi bir nesneyi düşünemez hale geldim.

Biraz sayfalarında gezineyim, bakalım hangi nesneler paylaşılmış diye baktığımda ise “çarşaf” üzerinden çalışmalarına denk geldim. Aynı zihinsel durumun etkisiyle olsa gerek çarşaf bana Ülker Sokak’ta 90’larda seks işçisi trans kadınların polis eve baskın yaptığında çarşafları ekleyip evlerinin arka balkonundan kaçma hikayesini anımsattı

Sözlü tarih çalışmamız Patikalar’da sevgili Esmeray’la Ülker Sokak üzerine konuşurken, çarşaftan bahsetmişti:

“96’da filan bir Habitat dönemi oldu. Ve dediler ki Hortum Süleyman gelecek. Hani çünkü direkt bir İstanbul’u temizleme operasyonu başladı. İşte kimi temizleyecekler? Sokak çocuklarını, tinercileri, e bir de travestileri temizleyecekler. Hortum’u getirecekler. Biz de dedik ki Hortum gelecek ve gidecek hani sırf onun için geliyor. Hortum Süleyman Beyoğlu’na geldi tekrardan. Ve böyle yaz dönemi olduğu için herkes tatile gitti. “Tatile gidelim, Hortum gider, evlerimize döneriz” dedik. Çok yanlış yaptık. Meğerse Hortum yerleşmeye gelmiş. Tabii ki Ülker Sokak’a ilk baskılar... Feci baskılar yani. Sokak kapandı. Sokakta sıkı yönetim vardı. Sürekli herkesin kapısının önünde polis bekliyordu. Çıkamıyorduk. Kolileri arkadan alıyorduk. O koliler de öyle azimliydi ki arkadan yerler keşfetmiştik. Şimdi düşün, beşinci kattayız. Beşinci kattan şeylerle iniyoruz, yorgan, çarşafları birbirine bağlıyoruz, iniyoruz. O aradan boşluklar var. O boşluktan diğer sokağa geçiyoruz. Diğer sokağın binasının girişinden yer keşfetmişiz, oranın kömürlüğünden öbür sokağa çıkıyoruz. Koli geliyor. Koliye de tarif ediyoruz adam o kömürlükten geçiyor, geliyor. Biz koliyi beşinci kata şeylerle çıkarıyoruz. Koliler böyle geliyordu. Böyle bir durum. Çok eğlenceliydi. Yani mesela şimdi bana o can havli midir artık nasıl bir korkuysa, nasıl bir mücadeleyse Hortum Süleyman geldiği zaman şak şak tık beşinci kattan atlayıp hop tık gidiyorduk çarşaflarla bilmem ne. Şimdi herhalde yapamam. Bir de bende yükseklik korkusu var. Yapamam diyorsun ama gayet de yapıyorsun. Hortum Süleyman bayağı ciddi baskılar yaptı. En sonunda artık kapılar kırıldı, balyozlarla bütün kapıları kırdı, evler yakıldı, kundaklandı, eşyalar sokaklara atıldı. Artık sokağa giremez olduk. Sokağı kaybettik. Sonra dağıldık. Herkes bir yere gitti.”

Biraz daha geriye gidince bu sefer 17 Mayıs’ta merdivenler üzerinden “Bugün #17Mayıs Uluslararası Homofobi, Bifobi, Interfobi ve Transfobi Karşıtı Gün. LGBTİ+'lara yönelik ayrımcılık nesneler üzerinden de açığa çıkıyor. Renkli merdivenler, küpe, çiçekli gömlek... Başka hangi nesneler bu nefretin aracı olmuştur?” diye sorduklarını gördüm. Önemli bir soruydu, ancak LGBTİ+’lar ve nesneler ilişkisini; LGBTİ+’ların nefretin nesnesi konumunda olmadıkları örnekler üzerinden anlatmak da mümkün değil mi? Cümlelerin nesnesi olmaktan çıkıp öznesi olamaz mıydık? Aynı akışta 2017 İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’ne katılanlarla yaptığım röportajın da şu ifadelerle yer aldığını gördüm:

“Polisin ‘LGBTİ+ testi’

"Yan çanta, rozet, renkli gömlek, küpe, bandana, yer yer tişört, zaman zaman şort, bazen de sadece tip yeterli! Polisin ‘LGBTİ+ testini’ geçenler, geçemeyenler yaşadıklarını

@KaosGL'ye anlattı."”

Esasen haberin başlığı “Onur Yürüyüşü’nde polisten alıktırma (!) testi” idi. Ancak sanırım genel okuyucu alıktırmayı anlamaz diye Polisin ‘LGBTİ+ testi’ diye yazmışlardı. Oysaki tam da alıktırma diyerek 2017’de üzerimize üzerimize çöken o nefrete şöyle güzel bir çelme takmayı hedeflemiştim o söyleşide:

“Ülkemiz dünyada bir ilke imza attı ve LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’ne katılmak isteyenler “alıktırmama” (ne demekse) yarışına girmek zorunda kaldı!

“Polisin yürüyüş günü her yeri abluka altına alması ve İstiklal Caddesi’ne girmek isteyenleri “tipine göre” seçmesi gün boyunca evlere şenlik diyaloglara sahne oldu. Polisin üzerinde gökkuşağı deseni olan bir kişiyi soyunmaya zorlamasından, “normal insanlar geçebilir” demesine neler neler…

“Çıplak olsan ayrı dert, giyinsen ayrı dert diyerek o gün alanda olanlara neler yaşadıklarını, alana alınmadılarsa polisin gerekçelerini, alana girebilenlerin neler çektiğini sorduk.”

Bir yandan da “LGBTİ+’lara özgü nesneler” diye düşünülemeyeceği, bu düşünce tarzının abukluğu bir yana aslında gerçeklikten kopuk olduğuyla da yüzleştim. Hafızama gelen nesnelerin çoğu bizim eğip büktüğümüz, o nesnelerin anlamını ve işlevini başkalaştırdığımız, biraz oyunbozanlık yaptığımız nesneler olmaya başladı bu sefer. Kaos’tan Umut Güner’le bu soru üzerine sohbet etmeye başladığımızda aklımıza neler gelmedi ki? Hamamda peştemali nasıl bağladığınız çok önemlidir mesela. “Arayış?” isimli kadim soruya sözlü olmayan bir cevap vermenizi sağlar. Ben, olabildiğince kısa, arka tarafı daha da kısa bağlayıp, arada da eğilirim. Buradan ne aradığımı anlamışsınızdır. Umut, parkta çakmak istemenin nasıl bir ritüel olduğunu da anlattı. Ben park kızı olmadığımdan bilmem. (Küüüür, Gezi Parkı’nın tuvaletinde bir dönem numaram vardı) Beğendiğiniz birine elinizde çakmak varken gidip, “Pardooooon, çakmağınız var mı” diye sormak incelikli bir flört eylemidir. Veya kolunuzda saat varken saati sormak. Bunun bi de “Pardooooon, burdan bizim eve nasıl gidiliyor” diye sorma şekli vardır ki, nesnelerle alakası olmadığından detayına girmiyorum…

Buralardan buralardan, kendimi biraz da ciddiyete davet ederek lolipopa geldim. Parkta alıktığım süpetlerle de alakası olabilir lolipopa gelişimin ama şimdi akademik genel ahlaka takılırım diye susuyorum.

Lolipop nedir? Yalanan bir tür şeker. Benim içinse hem şeker hem de Onur Yürüyüşleri’nin vazgeçilmez unsuru. Yürüyüşte ellerde taşınır, yuvarlaktır, hafiftir, yürüyüşten sonra çorlanıp evde duvara asılır. Çeşit çeşittir. Tek dilli değildir. Her sene değişir. Bazen “Yasak ne ayol” yazar, bazen “Alışın” der. Dile gelişimizin nesnesidir lolipop. Ve biraz da Onur Yürüyüşü ile özdeşleşmiştir bence. Başka gruplar da dövizler yerine lolipoplar taşıdı eylemlerinde tabi. Ama onlar unutuldu, biz buradayız. Ki bence onlar da Onur Yürüyüşü’nden çorladılar bu fikri ama şimdi fikri mülkiyet tartışmalarına girmek istemem. Tek diyeceğim var o da: Lolipopu en iyi lubunyalar yalar, en iyi lubunyalar taşır!

Lolipopun tarihsel seyrine (çok havalı kelime seyir) olanca ciddiyet ve araştırmacı gazeteci kişiliğimle yolculuğa başladığımda muazzam bir videoyu yeniden hatırladım: Lolipop Çakma Atölyesi | 2015 İstanbul LGBTİ Onur Haftası. 2015 İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü denildiğinde aklımıza saldırıların başladığı o yıl geliyor. Yürüyüş başlamadan yaklaşık 3 saat önce paparonların madiliği sonucunda kısa süreli gözaltına alınmış, güzelce de dayak yemiştim. Olaylar, çekim yapmamı engelleyen polisin beni itmesi, benim de “Bana dokunamazsın. Sen benim kim olduğumu biliyor musun” demem ve ardından senin gibi birine dokunmam zaten demesiyle başlamıştı. Bu beyanına cevabımın, “Dün gece öyle demiyordun kocacım” olduğundan sanırım bir güzel dövmeye başladılar. Oysaki benim dünyanın en abuk sorusu olan “kim olduğumu biliyor musun” soruma kıvrak bir cevap verip, “Kimsin” diye karşılık verseydi donakalırdım. Ne ben dayak yerdim, ne de o dayak yerken “kocacıııım” diye bağıran benle uğraşmak zorunda kalırdı. Paparonların cehalet ve düzlüğü insanı yoruyor. Dağıttığım yerden toplarsam; o gün polis o kadar sert saldırmıştı ki, yaralananlar, gözünü kaybedenler oldu. Ben o yıl İstanbul Onur Yürüyüşüne polis saldırdıktan sonra İMC TV’de yayına konuk olup “bu apaçık bir savaş ilanıdır” demiştim. O zaman gülenler olmuştu, “aman canım bir tane yürüyüşe polis saldırdı diye savaş ilanı mı olur” diye. Maalesef ki haklı çıktık; 2015'ten itibaren hükümetin adım adım gerçekten de bir plan dahilinde LGBTİ+’lara saldırdığını gördük. Ve bu saldırılar hafızamızı da etkilemeye başladı. Lolipop çakma videosunu izlediğimde bugünmüş gibi coşkulandım. Biraz da olsa hafızamı devletin esaretinden çıkarabilme gücü buldum. “Onur Haftası'na nasıl destek olabilirim, çorbada benim de tuzum olsun, yürüyüşte taşıdığım lolipopumu kendim çakayım diyenler!” için lolipop çakmanın incelikleri anlatılıyor, videonun sonunda ise atölyeye “Lambdaistanbul’da çakışıyoruz” diye davet ediliyor.

Buradan Sivil Düşün’ün İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’na söz devrine zıpladım. Lolipop burada da çok önemli bir yer taşıyordu:

“2015’ten itibaren polis müdahaleleri ve valilik yasaklarına rağmen devam eden yürüyüşlerimizin ardından, ellerinde gökkuşağı bayrakları, “Velev ki İbneyiz”, “Lezbiyenler Vardır”, “Dön-me-yiz!” gibi lolipoplarla otobüse, dolmuşa, vapura binip İstanbul’un dört bir yanına dağılan binlerce insan, sadece bu anlarda değil, yaşamlarının birçok anında bu tip kırılmalar ve güçlenmeler yaşıyorlar. Toplumla yüz yüze geliyor, ona meydan okuyor ve bir değişim fişeği çakıyorlar. Bir önceki sene yürüyüşü kenardan heyecanla izleyenler, oradan aldıkları güçle açıldıkları arkadaşları, aileleri, akrabaları hatta patronlarıyla birlikte yürüyüşlere katılmaya başladı.”

Dört bir yana dağılan lolipoplar sizi de heyecanlandırmadı mı? Zihninizde canlanmadı mı? Canlanmadıysa üzgünüm aşko, bizimle değilsin. İddia ediyorum, Onur Yürüyüşü’ne bir kez olsun katılanlar şu cümleleri okuduktan sonra evde kendi kendine slogan atmaya başlar!

Lolipoplar, herkes için aynı anlamı mı taşıyordu diye sorunca “İnterseksüel Şalala” ve “Bitopya”daki iki yazıyla yolum kesişti.

lolipop-severiz-asko-1

İnterseksüel Şalala’da 2014 yılında “Bir kıvılcım çaktık ve o ateş artık kendi kendine yanabiliyor” başlığıyla yayınlanan iyi huylu ilkel imzalı yazı bir lolipopun nelere kadir olduğunu anlatıyor:

“İçim rahat… İstediğim buydu, bu blogu kurarken, diğer intersekslere ulaşmayı düşünürken amacım ve aklımdan geçen tam da buydu. Ben ne kahraman olmak istiyorum, ne öne çıkmak. Hayal ettiğim şey bu lolipopları interseks olmayan insanların ellerinde görebilmekti işte. İnterseksler için benden başka birilerinin birşeyler yaptığını görebilmek, başka interseks yoldaşlar da tanımaktı. Bu hafta İstanbul’da olamadım, interseks paneline ve onur yürüyüşüne katılamadım ama gururla ve huzurla doldum. Şerife ve Zeynep’in paneldeki herkesin keyif ve ilgiyle dinlediği konuşmaları, ardından onur yürüyüşü fotoğraflarında bu lolipopları görmek çok iyi geldi. Bir kıvılcım çaktık ve o ateş artık kendi kendine yanabiliyor.

“Bilmezsiniz, daha bir kaç yıl önce lgbt camiada bile interseksin ne olduğundan bihaberdik, lgbt’nin “i”si yoktu, şimdi anaakım medyanın haberlerinde bile lgbt”i”yiz. Şu an kalabalık bir interseks hareketi yok belki, sadece intersekslerden müteşekkil bir örgütümüz yok, sıkıntılar asla bitmedi, daha alınacak çok yol var ama bir kaç yıl önceyle karşılaştırınca şu lolipoplar bile ay yüzeyinde yürümek kadar büyük iş aslında…

“Teşekkürler bu güzel lolipopları hazırlayan tüm Lambda gönüllüleri, teşekkürler Ali, teşekkürler Şerife ve Zeynep ve tabii ki kalbimdeki en özel yere sahip olan, tanıdığım ilk interseks yoldaşım, sevdiğim, Evrim; varlığına şükürler olsun. Ve lolipopu gururla taşıyan canım Emre’m, içine doğduğum değil seçtiğim ailemden birisisin, teşekkürler.”

lolipop-severiz-asko-2

Tesadüf bu ya, 2020 yılında Barış Azar’ın Bitopya’da yayınlanan İzmir’in Bi+ Tarihine Kısa Bir Bakış yazısında da 2014’ten bir bahis var:

“2014 yılında LeGeBİT’in de içinde olduğu İzmir Onur Yürüyüşü komitesinde yürüyüş için hazırlanan ve alanda dağıtılan lolipoplar (yuvarlak sopalı küçük pankartlar) arasında “Biseksüeller Vardır” yazılı lolipoplar da yer aldı. 2016 Onur Yürüyüşü için bastırılan bayraklar arasında biseksüel bayrağı da bulunuyordu. (Emin olmamakla birlikte topluca biseksüel bayrağı basılan ilk Onur Yürüyüşü idi.) O sene İzmir Valiliğinin Onur Yürüyüşü’nü yasaklaması nedeniyle alana indirilemeyen bayrakların bir kısmı, izleyen zamanlarda pek çok etkinlik ve eylemde kullanıldı.”

2014 lolipoplar açısından bereketli bir yıl mıydı, yoksa 2015 öncesinin o coşkusu mu lolipoplara yansıdı, bilemem. Ama lolipoplar ne zaman özgür olursa, işte o zaman onur yürüyüşü hak ettiği coşkuya kavuşacak.

Lolipopların özgürlüğü ise Ali Erol’un 2019 Haziran ayı nefret söylemini derlediği yazısında yer alan şu aşağıdaki ifadeleri değiştirmekle mümkün belki de:

“TarsusHaber.Com sitesi ise aynı haberi “LGBTİ Yürüyüşüne İzin Yok” manşeti ile verirken, bir takipçi, “LGBT nedir ya?” diye soruyor; gelen takipçi cevaplarından biri açılımı yazarken, bir diğeri, “Topiş grup” derken, başka bir takipçi devam ediyor: “kısaca lolipop bile diyebilirsin”

Kısaca lolipop diyebileceğiniz bendeniz, bu yazıyı Uluslararası Af Örgütü Türkiye Dava Gözlem Program Sorumlusu Batuhan Durmuş’un ODTÜ Onur Yürüyüşü davasından aktardığı şu kareyle bitirmek istiyorum:

“Aydın gayet enerjik bir şekilde savunmasını yaparken hâkimle sıklıkla göz teması kurdu. Savunmasını yaparken, avukatların bulunduğu masanın yanındaki koliden üzerinde “Yasak Ne Ayol” yazılı bir “lolipop” çıkartıp bunu hâkim ve izleyicilerin göreceği şekilde havaya kaldırdı.”

Onur Ayı’mız (u)mutlu olsun!

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.

 


Etiketler: insan hakları, medya, kültür sanat, yaşam