27/04/2021 | Yazar: Kaos GL

Mülteci LGBTİ+’lara sorduk: Günün nasıl geçti? Onlar yanıtladı, Arapça ve Farsça’dan çevirdik ve sizlerle paylaşıyoruz. 9. hikaye: Gündüz Bir Gece

Mülteci LGBTİ+’lar günlerini anlatıyor: Gündüz Bir Gece Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Kaos GL Mülteci Hakları Programı LGBTİ+ mültecilerin ikamet ettikleri şehirlerde temel haklara, resmi organlara ve sosyal ağlara erişimlerinin kolaylaştırılmasını hedefleyen program, bu doğrultuda program bünyesinde çalışan avukat ve sosyal hizmet uzmanları aracılığıyla hukuki ve sosyal danışmanlık sağlıyor. Bütün bunların yanı sıra çeşitli konularda eğitimler ve sosyal etkinlikler düzenliyor.

Program, 2020 yılı boyunca Farsça ve Arapça konuşan LGBTİ+ mültecilerle bir araya geldi. Bu etkinliklerin bir bölümü çevrimiçi drama atölyeleriydi. Kaos GL Mülteci Hakları Programı, mülteci LGBTİ+’larla 23, 25 ve 27 Kasım tarihlerinde tiyatro ve performans sanatçısı Gökçe Yiğitel yürütücülüğünde dramanın bir alt kolu olan ‘Hikaye Anlatımı’ atölyeleri düzenledi. Atölyelere yedi şehirden mülteci LGBTİ+’lar katıldı ve hikayelerini anlattı.

“Her günümüz değerli ve anlatmaya değer” diyerek o hikayeleri KaosGL.org okurlarıyla paylaşıyoruz. 9. hikayeyle karşınızdayız…

***

Günüm böyle başladı: acı!

Hangi taraftan yazarsan yaz yine aynı (Farsçada acı anlamına gelen dert kelimesi ‘DRD’ şeklinde yazıldığı için ne taraftan okursan oku aynı şekilde okunup aynı anlama gelmektedir.). Kelimenin bu görüntüsü de bence onun değişmez ve bariz fıtratını gösteriyor. Acı benim için acıdır, anlatılamaz, yaşayan anlar!

Acı aslında benim için çocukluğumdan beri tekrarlanan klişe bir şey. Neredeyse her ay bir kere yaşadığım şey. Neyse… acı var ve odanın köşesinde oturmuş sürekli bir fırsat kolluyor…

Yatağa yatıyorum. Gözlerimi açıyorum. Dönmek istemiyorum. Işığı sevmiyorum, sadece ona katlanıyorum. Acı ve katlanma, katlanma ve acı… acıya katlanmamak mümkün mü ki?? Eğer katlanılabiliyorsa o zaman acı oluyor, eğer katlanılmıyorsa acı da yok demek, basit bir denklem…

Katlanıyorum, hep katlandığım gibi. “Katlan, bu kadar acı ve zorluğun sonu kazanma ve sevinç” diyorlar. Ama benim için acıya katlandıktan sonra da bir şey yok. Bir şey elde edeceğim yok. Sanki bir şey de kaybetmedim. Sanki sıfırda gibiyiz, sadece acı var. Gelip işini yapıp gidiyor, seni öldürmüyor, ama rahat da bırakmıyor.

Partnerimin benim için endişelendiğini ve üzüldüğünü anlıyorum. Bu durumdan artık yorulduğunu da anlıyorum. Ben de yoruldum, yaşıyorum, ama buna ne kadar yaşamak denirse. Ona “endişelenme” diyemiyorum.

Hasta olduğumda diğer hastaları da anlayabiliyor sempati duyabiliyorum, hastalar, acizler, yorgunlar… Bu dünya soğuk bir yer ancak eğer sempati gibi hislerimizi kaybedersek daha da soğuk olur.

Öğle. Yatakta yatıyorum. Düşünüyorum, kapalı gözlerle bazen sanrılara kapılıyorum, sadece midem ağrıdığında uğradığım tuhaf şey. Aslında şöyle oluyor: gözlerim kapalı ve zihinsel bir bilmece çözüyorum. Bir elektronik devrenin bağlantı yolları kadar karmaşık bir şey. Bu sanrı veya zihinsel bilmecenin nasıl ve neden geldiği ile ilgili de hiçbir fikrim yok.

Sonunda gözlerimi açabiliyorum (aslında açamadığımdan değil de açmayı sevmiyorum). Zorla yatağın kenarına oturuyorum. Kafamı çevirip, masanın üzerindeki kol saatinin akreple yelkovanına bakıyorum. Aslında akreple yelkovanın hangi rakama işaret ettiği de pek önemli değil. Yavaş yavaş, belimi bükerek lavaboya doğru gidiyorum. Aynaya doğru duruyorum. Çökmüş olan kendimi, ruhsuz olan gözlerimi, kendime söyleyebileceğim bir sözün olmadığını, bazı şeylerin artık önemi olmadığını görüyorum.

Yatağa geri dönüyorum.

Teddy küçüktür ancak hep yatağın üzerindedir ve battaniyenin çoğunu kendi altına toplamış durumda. Ben de battaniyenin kalan kısmını kendime sarıyorum.

Telefonumu alıyorum. Teknoloji, varoluşsal gerçeğimizi değiştiren şey. Biz insanların en kötü anlarımızda bile teknolojiye, yani bu telefonlara başvurmamız, bana çok şey anlatıyor. Mesajı olmayan Telegram’ı kontrol ediyorum. Bilgi dolu olan ancak yine mesajı olmayan Instagram’a bakıyorum. Gerçekten de bu ikisinin arasındaki fark ne?! Web sitelerine girip ilgilendiğim bir konu bulup, okumaya başlıyorum. Ancak acı izin vermiyor. Yarıda bırakıyorum ve uykuya dalıyorum.

Yine gözlerimi açıyorum ve yorgunum, bir masa tenisi topu gibi karanlıktan ışığa, ışıktan karanlığa doğru hareket etmekten yorgunum. Gece olmuş ve ben gündüz uyuyordum, gündüz bir gece.

Nesne: battaniye, telefon, yastık

Eylem: uyumak

Beden parçası: beyin


Etiketler: insan hakları, kültür sanat, mülteci
Bayram