27/10/2021 | Yazar: Gözde Demirbilek

bu yazımda cinsiyet algım ve beden algımı, birlikte yorumladığımda vardığım yerlerle, bu iki algımın birbirini hiç etkilemediğini düşünerek vardığım yerler arasındaki farkları görmek için yer yer ayırmaya çalışacağım.

algıda geçirgenlik : bedenimle aramda ne var? Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

uzun süredir yapmadığım, eski sığınağım olan kendim için yazma eylemine “bedenimle aramda ne var?” ismini verdiğim beş bölümlük bu seriyle dönüyorum. kendimi bir yerden yakalamayı hedeflediğim bu serinin bazı yerlerinde yakın zaman deneyimlerimden yola çıkıp bazı yerlerinde daha geçmiş deneyimlerimi tartışarak bir trans non-binary olarak hem yaşadıklarıma hem henüz yaşamadıklarıma hem de belki yaşayamayacaklarıma maruz kalan bedenimle aramda neler olduğunu bulmaya çalışacağım. 

mevzuya giriş: bedenimle aramda ne var?

ezgi'nin beden olumlamayı konu alan deneyim yazısı çevirilerini dört yıl önce okumaya başladıktan sonraki dönemde karşıma çıkan diğer yazılarda kısaca eklenmiş tetikleyici uyarılarını challenge olarak yaşamaya başladım. bunu nasıl becerdim henüz net bir fikrim olmasa da belki çok basit bir şekilde anlatılanı daha da merak etmeme sebep oldu bu uyarılar. 

bu yüzden tetikleyici uyarımı anahtar kelimelerle değil bir paylaşım olarak yapmak istiyorum: dizinin buradan sonrasında kişisel deneyimlerim üzerine düşündüklerimden yola çıkarak kendi beden ve cinsiyet algımı açmaya çalışacağım. kafamın bu iki konuda pek berrak olduğunu söyleyemem, bu seriye bu sebepten başladım. benim anahtar kelimelerim bu yazı için: cinsiyet, beden algısı, non-binary ve açılmak olurdu. amacım bu dizide, birbirimizin deneyimlerini yorumlamadan birlikte düşünebileceğimiz bir alan yaratmak. bu yüzden yazdıklarımı okurken kendinize dair bir bağ kurarsanız, bu sizi düşündürürse ve bu konuda destek almaya ihtiyaç hissederseniz, destek alabileceğiniz lubunya derneklerine buradan ulaşabilirsiniz. yazının en sonunda listeyi göreceksiniz.

ben bu yazımda cinsiyet algım ve beden algımı, birlikte yorumladığımda vardığım yerlerle, bu iki algımın birbirini hiç etkilemediğini düşünerek vardığım yerler arasındaki farkları görmek için yer yer ayırmaya çalışacağım. 

cinsiyet algımla başlıyorum. nedense bedenime oranla daha fazla soru işareti barındırdığı hâlde üzerine paylaşım yapması daha kolay geliyor. sebebi, cinsiyetin bir kavram olarak bedene oranla daha çeşitli cinsiyet kimlikleri tarafından konuşulmak üzere sahiplenildiği hissine kapılmam olabilir. kendimden doğru da; cinsiyete dair konuşurken, konuştuğum şeyi aynı zamanda göstermiyor sadece tarif ediyor olmam olabilir. beden algısı da böyle bir şey biraz, üzerine konuşmanın neden kendin için neden zor olduğunu anlatmaya çalışırken aslında onu açmaya da başlıyorsun.

cinsiyet algıma geri dönüyorum, Genç LGBTİ+ Derneği'nin 2018 yılında ilkini gerçekleştirdiği Feminist Özne Tartışmaları Konferansı'nda "feminist alanda non-binary açılmanın sancıları" isimli bir konuşmam oldu. benim için bu etkinliğe konuşma hazırlamak sürecim gerçekten biraz çalkantılı geçti, yazının son halini etkinlikten birkaç saat önce verebildim. manen tamamlayabildiğimden emin olamadığım bu konuşma metninin içinden bir paragrafı alacağım:

"(Non-binary açıılmaya dair) Beni sıkıştıran noktalardan biri bu harekette (LGBTİ+) 'biseksüel bir kadın' olarak varlık göstermeye çalışırken ve hareketin kendisinde yönelimi fark etmeksizin kadınların bu denli geri plana düşmesini tartıştırırken; non-binary olarak açılmanın tüm bu tartışmasını yürüttüğüm şeyleri terk etmek anlamına gelebileceği düşüncesiydi. Aynı şekilde feminist hareketin çoğunlukla kadın özne odaklı bir politikayla varlık göstermesi beni otomatikman potanın dışına ve daha da savunmasız bir yere çıkarıyor gibi hissettim. 22 yıllık hayatımdan, deneyimlerimden, verdiğim tartışmalardan vazgeçiyorum ve şimdi yeni bir benlik kurmak zorunda kalacağım hissiyle cebelleşmek bu açılmanın en zor yanlarından biriydi." 

evet. bu paragrafı okuyunca neden konuşmada bir tamamlanmamışlık hissi yaşadığımı anlayabiliyorum. bu konuşmanın başlığı "feminist alanda non-binary açılmanın sancıları" olmasına rağmen önce lubunya hareketine iğneyi batırmaya girişip sonunda çuvaldızı da kendime geçirdiğimi hissetmeme sebep olan konuşmam. non-binary açılmamla birlikte içinde bulunduğum hareketlerle kurduğum bağı sorguluyorum aslında ama ışıkların söndüğü ve gölgelerin çekildiği yerde acaba non-binary açılmaya dair bugün ne söyleyebilirim?

oldu herhalde 3 yıl artık, bir bardaktan taşma açılması yaşamıştım gerçekten. serinin ileriki bölümlerinde daha ayrıntılı gireceğim ama şunu paylaşmak isterim, benim için kucakladığım yönüm açısından ilginç bir deneyim oldu:

ben 13-14 yaşlarımda kendime (lezbiyen olarak) açıldığım dönemde sorgulama yaşamadım. benim için şöyle gerçekleşti: forumlarda tanıştığım bir arkadaşım bana biseksüel olarak açıldı. onun açılmasının üzerine ben de biseksüel olarak kadınlardan ve erkeklerden eşit hoşlanmak gerektiği fikrine kapıldığım için kendimi de biraz masaya yatırarak lezbiyen olduğuma karar verdim. bunu takip eden yıllarda biseksüel olarak açıldığımda da aynı şey oldu: "öyle miyim, öyleyim".

bunu anlatırken cinsel yönelimini paylaşmakla cinsiyet kimliği beyanı vermek arasındaki farkları, bizzat deneyimlemiş bir özne olarak da, bir gerçeklik olarak tuttuğumu bilmenizi istiyorum. kendi deneyimlerimi karşılaştıracağım bu yüzden:

ne olmadığım konusunda açılmak çok zordu. 

biseksüel olarak açılırken hislerim ve deneyimlerimden yola çıkarak doğrudan bir şeye işaret etmeye çalışıyordum, kendi içinde kompleks olsa da biseksüel kimlikte açılmak bir şeye işaret etmek demekti. non-binary açılırken ise hem hakim işaret edeni hem de o işareti şaşırtmaya çalıştığında ilk akla geleni bulanıklaştırıyorsun. ikinin ötesinde bir şey vadetmeyen sistemin içinde üstelik aslında benzer ya da bağ kurabileceğin deneyimler yaşadığın birine bu ikinin dışında ama neresi olduğu belli olmayan bir yer olduğundan bahsediyorsun. işte burası, kendim için işaret etmek zorunda olmadığım için kendimi tanımladığımda rahat hissettiğim yer. benim, cinsiyetime dair neler olmadığımı göstermem de aslında bir işaret etme oluyor. ben, non-binary kimliğiyle kadınlığı ve erkekliği tartışıyorum yani aslında, biseksüel kimliğimle ise sadece biseksüellik üzerine paylaşımlarda bulunabilirim. burada koyduğum farkı daha önce şöyle ifade etmiştim: "biseksüel olarak açılmakla heteroseksüel değilim demek arasında fark var." şimdi üstüne yeniden düşündüğümde analojiyi kurduğum yer heteroseksüel değilim deneyimiyle non-binary açılmayı eşitliyorsa yanlış. çünkü heteroseksüel değilim dediğimde yine tanımlı bazı cinsel yönelimleri seçenek dahilinde tutuyorum. ama non-binary'de yine bilinmeyeni işaret ederek bilineni tartışıyorum.

konuşmadan bir paragraf daha alacağım:

"Mizojini dediğimiz ve yine 'kadın düşmanlığı' diye çevrilen bu şiddet sarmalı zaten sadece kadınlara yönelmiyor. Mizojinik şiddet soyut bir varlık olarak kadını, toplumsal cinsiyete göre tanımlıyor ve bunun üzerinden aşağılıyor. Bu noktada da öznenin beyanı önemli olmaksızın herkes mizojininin hedefi olabilir."

mizojini gerçekten sadece kadınlara yönelmiyor. ama bize mizojininin sadece kadınlara yöneldiğini düşündürecek şey ne olurdu diye düşündüğümde cinsiyet ve bedeni hiç ayırmadan yorumlamak bunu düşündürebilir gibi geliyor. bu yorumlamayı garipsemiyorum ama dayatmayı; çoğu kez denendiğinde transfobik sonuçlara yol açmış bir ısrar biçimi olarak yorumluyorum. burada beni, mizojininin hedefi hâline yapan varlığım, bedenim. mizojiniden doğru çocuklukta hoşnutsuzluk, erken ergenlikte anlamlandırma çabası, ergenlikte anladığın kadarıyla mücadele etmeye başlama ve gelinen yerde benim bu mizojiniye dair oldukça geniş bir deneyim kartelam var bedenim üstünden. kendimi anlamaya başladığım dönem erken ergenlik desek, o zamandan beri de mizojiniye düşünsel direncim var. düşündüğüm benliğin bu direnç sayesinde mizojiniye daha az maruz kaldığını söyleyebilirim ama aynı şeyi dünyaya geldiğinden beri varlık gösteren bedenim için söylemem mümkün değil. 

peki kendine ait bir cinsiyet, bedenden bağımsız düşünülebilir mi? sanıyorum bu soruya cevabım: herkesin kendi beden yorumuyla var olabildiği bir düzlemde olabilir, düşünülebilir. ama güncel şartlarda ve maruz kaldıklarımızla birlikte, cinsiyeti yorumlayışımız beden üzerinden oluyor genelde. kendine ait bir beden, cinsiyetten bağımsız düşünülebilir mi? diye sorduğumda ise, tanımlanan iki cinsiyet üzerinden konuşuyorsak, evet düşünülebilir. bunu düşündüğüm için açıldım.

algımdaki geçirgenliği anlatmaya çalıştığım bu bölümün sonunda; cinsiyet ve bedenin ayrı olduğunu düşünmenin nihai bir sonuç olamayacağını varıyorum. ama bir süreç olarak, cinsiyet ve bedeni ayrı bağlamlarda düşünmek bu arayış bitmeyecek hissini uyandırıyor. peki bu keşfin bitmemesi ne demek? keşif sürdüğü sürece beyan güncel kalmak zorunda mı? keşif sürerken beyanın güncelliğine ihtiyacın bedenden doğru kurulmadığı ne malum? bedenin, somut bir varlık olarak düşüncede yarattığı kargaşa, onun yorumunu da değiştirir.

cinsiyet ve beden arasındaki bağları; bu dizinin ifade ve ilişkilenmeyi ele aldığım bölümünde "cinsiyet: düşündüğüm, ifade ettiğim ve algılanan" olarak açarak yeniden ele alacağım. gireceğiz o konuya da, o boyutunu da içiniz el verdiği sürece birlikte düşüneceğiz. görüşmek üzere.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: yaşam
Telegram