28/01/2022 | Yazar: Yıldız Tar

Hafta boyunca farklı mecralarda yayınlanan yazıları okuduk ve sizler için seçtik. Haftasonunda ne okusam diyenlere ilaç niyetine beş yazı!

Editörün seçimi – 28 Ocak 2022 Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Kendi adını koymak – Kaos GL / Alp Kemaloğlu

Alp Kemaloğlu, Kaos GL’deki köşesinde kendi adını koymanın gücünü yazdı:

Belki de bu yüzden sokaklarda bayraklarla, şarkılarla, nidalarla, pankartlarla, çıplak bedenlerimizle, tüllerimizle, payetlerimizle var olmak istiyoruz. Bir “gerçekliğin” ölümünün dünyanın sonu olmadığı, o ölümle aynı anda sınırsız sayıda “gerçeklik” doğduğunu biz biliyoruz. Farkında olmadan her lubunya kontrol politikası olarak inşa edilmiş kurgusal gerçekliklerin görünmez kılmaya çalıştığı köşeleri aydınlatmaya bir şekilde vesile olduğunu anbean hissediyor bence. Kendisinin bir bilinmez olmadığını keşfeden lubunyanın bu keşifle gelen neşesini kim elinden alabilir ki? Ya da kimse ona lubunya demezken kendine lubunya demenin gücünü? Veya kendisine fırlatılan lubunyalıktan başka bir lubunyalık olduğunu fark etmenin bilgeliğini? Bence biz vermedikçe bunları kimse bizden alamıyor.

Yazıya ulaşmak için tıklayın.

Toplumsal cinsiyet düşmanlığının hedefleri – Sinan Birdal / Evrensel

Sinan Birdal, Evrensel’deki köşesinde toplumsal cinsiyet karşıtlığını analiz etmeye devam ediyor:

Toplumsal cinsiyet karşıtlığı 1994 ve 1995’teki Kahire ve Pekin konferansları sırasında ortaya çıkmasına rağmen hareketin esas dönüm noktası 2010 olarak görünüyor. Bu tarihten itibaren hareketin ivme kazandığını ve yeni aktörler ve müttefiklerle güncellendiğini söyleyebiliriz. Genel itibarıyla iki model öne çıkıyor: 1) Yereldeki LGBTİ+ ve feministlere karşı seferber olan hareketler; 2) Uluslararası siyasi gelişmelere tepki olarak doğan hareketler. Paternotte ve Kuhar her iki modelde ortak olan özellikleri 1) Hedefler, 2) Aktörler ve müttefikler, 3) Din boyutu ve 4) Stratejiler ve eylem repertuvarları açısından inceliyorlar.

Yazıya ulaşmak için tıklayın.

Çevirmenin Çemberi: “Okuruna Yol Arkadaşlığı Yapan Bir Kitap” – Kayıp Rıhtım / Dılşa Ritsa

Dılşa Ritsa, Rita Mae Brown imzalı “Yakut Orman” kitabını Türkçeye kazandırma serüvenini Kayıp Rıhtım’a anlattı:

Bu kitabın çevirisi sadece benim değil, ülkenin ve hatta dünyanın içinden geçtiği zor zamanlara denk geldi. Pandemi koşullarında yalnızlaştığımız, krizin umutlarımızı söndürdüğü bir dönemde bu kitabın başına geçtim. Son sayfayı çevirdiğimde ise, Molly’nin ne olursa olsun hayallerinin peşinden gitme direnci; soğuk, karanlık bir gecenin sabahına doğup içimi ısıtan güneş ışığı gibiydi. Bu kitabı okuyan herkeste aynı hissi uyandırması dileğiyle.

Yazıya ulaşmak için tıklayın.

On Parmakta On Marifet: Ece Dizdar ile Söyleşi – Film Hafızası / Rabia Elif Özcan

Rabia Elif Özcan sordu, Ece Dizdar anlattı:

Eğer bu hikâyede Eren’e maskülen Reyhan’a feminen gibi bir dosyalama yapsaydım ben bu aşkı oynayamazdım. Eren’in saçları erkeksi olsun diye kısa değildi zira, Jean Seberg misali bir görüntü istemişti Ümit, ben de hayır demedim. Bir kez bile eren maskülen olsun gibi bir konuşma geçmedi aramızda. Kime göre maskülen kime göre feminen zira? Bu skalayı kim belirliyor? Bu genellemeler çok tehlikeli. Belli davranışları belli duyguları belli beden tiplerini feminen ya da maskülen olarak tanımlamak bana artık çok absürt geliyor. Öyle kadınlar vardır ki son derece erkeğe atfedilmiş bir davranışı icra edebilir, öyle erkekler vardır ki toplum genellemeleri bakımından çok kadınsı bulunan bir duyguyu hissedebilir. Toplumun her kesimini sınırlıyor bu kalıplar. İnsan o kadar biricik kendine has ve çeşitli ki, bu tip bir dosyalama yapsaydım filmin kendine haksızlık etmiş olurduk bence. Bu tip tanımlamalardan kaçar, herkesi tek ve biricik değerlendiririm. Eren öyle biriydi, Reyhan da öyle biri. Ve birbirlerini sevdiler. Bu kadar.

Söyleşiye ulaşmak için tıklayın.

Flee değerlendirmesi – Bantmag / Esin Çalışkan

Esin Çalışkan, Sundance’den ödülle dönen, yapımcıları arasında Riz Ahmed ve Nikolaj Coster-Waldau gibi tanıdık simalar bulunan Flugt / Flee’yi değerlendirdi:

LGBTİ+’ların “Onlar için bir kelime bile yoktu.” denecek kadar görünmez olduğu bir ülkede, âşık olmak için dövüş sanatları yıldızı Jean-Claude Van Damme’ı bulduğunu hatırlıyor Amin. Şimdilerde, hep “biraz farklı” olduğunu sezdiği o çocuk, hayallerine ortak olan partneriyle evlenmek üzere. Öncesinde, içine sığmayan geçmişini birilerine duyurmak, belki de duyulmak istiyor. Hikâye boğucu, can yıkıcı biçimde insanlık onurunun en dibine, sarmallar hâlinde ilerliyor. Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali, yıllar sonra bölgeyi terk edişinin ardından mücahit gerillalar ve köktendinci Taliban’ın yönetimi devralışı, Moskova’ya kaçış, berbat konut kompleksleri, insan kaçakçıları, yolsuz güvenlik güçleri…

Yazıya ulaşmak için tıklayın.


Etiketler: insan hakları, kadın, medya, kültür sanat, yaşam
Dijital