28/10/2021 | Yazar: Gözde Demirbilek

bu yazıda cinsiyeti ifade etme ifade ve ilişkilenmeyi düşünmeye çalışacağım. bedenim yine hatırı sayılır bir rol oynuyor.

ifade ve ilişkilenme : bedenimle aramda ne var?  Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

uzun süredir yapmadığım, eski sığınağım olan kendim için yazma eylemine “bedenimle aramda ne var?” ismini verdiğim beş bölümlük bu seriyle dönüyorum. kendimi bir yerden yakalamayı hedeflediğim bu serinin bazı yerlerinde yakın zaman deneyimlerimden yola çıkıp bazı yerlerinde daha geçmiş deneyimlerimi tartışarak bir trans non-binary olarak hem yaşadıklarıma hem henüz yaşamadıklarıma hem de belki yaşayamayacaklarıma maruz kalan bedenimle aramda neler olduğunu bulmaya çalışacağım. 

mevzuya giriş: bedenimle aramda ne var?

cinsiyet beyanı, sadece ait olduğu kişi tarafından sorgulanabilir, zaten bu sorguyla gerçekleşir. bu beyan kişiden doğru olduğunda esaslığını kazanır. dış etmenler bu düşünmenin biçimini yönlendirebilir ama sorgu (hakkı) kişiye aittir. cinsiyete dair fikirlerimiz değiştiğinde beyanımız güncellenebilirliğini; daha önce verilen beyanın ne kadar tanındığından alır. bu hem bir tanınma ihtiyacı hem de tanıtma ihtiyacını içinde barındırabilir. 

bu iki ihtiyaç arasında, beyan etmediğin bir cinsiyette varlık göstermenin getirdiği deneyim farkını düşünebiliriz. bir yer hayal edelim çeşitli cinsiyetlerden insanların olduğu ve bu yere dahil olan herkesin çeşitli cinsiyetlerden insanlarla bir arada olduğunun bilincinde olduğu. böyle bir yerde tanınma ihtiyacı kişisel deneyimlerin ayrıştığı yerde kendini gösterebilir. ancak, yine çeşitli cinsiyetlerden insanların var olduğu bir yerde, cinsiyet algısında ikili bir düşünce hakimse tanıtma ihtiyacı, kurgusunu toplumsal olandan alır. (kendini) tanıtma, tanınma isteğinin dış faktörlerden etkilenmiş hâliyle ifşa olması anlamına gelebilir, yani böyle deneyimlenebilir. ifşasına kadar varlığı cinsiyet açısından üzerine düşünülmemiş bir beden, kendine dair yorumu orada bulunarak deneyimlediğinde bu tepki vermesi zor bir deneyim olabilir. size dair düşünülebilecek yanlış düşüncelerin çeşitliğini hemen fark edersiniz mesela. bir yerde açılmaya dair, tanınma ihtiyacının kişisel deneyimden değil bir yanlışı düzeltmeye ihtiyaç duymaktan gelmesi bu tanıtmayı şekillendirebilir. bu şekillenme, kendimizi ifade etmekle ilgili önceliklerimize göre de kendini gösterebilir.

kişisel olanın toplumsal olması gibi toplumsal olanın kişiselliği, bu iki ihtiyacın arasında neler var? sorusunu da beraberinde getiriyor. bu yazıda cinsiyeti ifade etme ifade ve ilişkilenmeyi düşünmeye çalışacağım. bedenim yine hatırı sayılır bir rol oynuyor.

yakın zamanda yaşadığım birkaç diyalog üzerinden düşündüklerimi paylaşacağım. bu sebeple yeniden bir tetikleyici paragrafındayız. benim bu yazı için anahtar kelimelerim (cinsiyeti) ifade (etmek), ilişkilenmek, feminen, maskülen, partner, tanınma, tanıtma ve arzu olurdu. içinde bulunduğunuz dönemde bu konulara dair okurken bağ kurar ve destek almak isterseniz, lubunya derneklerinin danışma hatları ve psikososyal destek birimlerine buradan ulaşabilirsiniz. liste yazının en sonunda. 

algımdaki geçirgenliği anlatmaya çalıştığım bu bölümün sonunda; cinsiyet ve bedenin ayrı olduğunu düşünmenin nihai bir sonuç olamayacağına varıyorum. ama bir süreç olarak, cinsiyet ve bedeni ayrı bağlamlarda düşünmek bu arayış bitmeyecek hissini uyandırıyor. peki bu keşfin bitmemesi ne demek? keşif sürdüğü sürece beyan güncel kalmak zorunda mı? keşif sürerken beyanın güncelliğine ihtiyacın bedenden doğru kurulmadığı ne malum? bedenin, somut bir varlık olarak düşüncede yarattığı kargaşa, onun yorumunu da değiştirir.

algıda geçicilik: bedenimle aramda ne var?

bir partnerimin beni feminen bulduğunu söylediği bir diyalog yaşadık. bu diyalog gerçekleşirken ben bu bulunmaya dair bir his yaşamadım ama sonra düşündüğümde öfke hissetmeye başladım. bu öfkenin nereden geldiğini düşündüğümde yeniden fark ettiğim bir şey oldu, non-binary olarak açılmak fem tarafımı biraz daha kucaklamamı sağlamıştı. ben bunu, kucaklama olarak ifade etmemden de fark edeceksiniz belki, duygulu ve kırılgan bir deneyim olarak ifade edebilirim. fem tarafımla şimdi daha güçlüyüm ama bir deneyim olarak benim için hassastı. bu diyologun içinde fem bulunmak, kendimi tariflediğim yeri tamamen görmezden gelmese de maskülen tarafımla kurduğum ilişkiye dair hiçbir şey barındırmadığı için bu görülme halinden hoşlanmadım. üstelik, feminen ve maskülen dışında taraflarım olduğunu bildiğimden, bu ihtimali de biraz ortadan kaldırıyor gibi geldiği için ifadede "karşıtı" olan tek bir yere işaret edilmekten hoşlanmadım. bu konuşmanın üzerine partnerimle bir süre sonra yeniden konuştuk. partnerim o an neden öyle söylediğini kendisinin de anlamadığını, üstüne düşündüğünde aslında öyle de bulmadığını söyledi. benim için bu konu o partnerimle konuşurken, hatalar yapıp potlar kırabileceğimiz güvenli bir alanda gerçekleştiği için daha sonra hissettiğim öfke hissinden pişmanlık duymadım. o güvenli alanı, olanı değil olanın üzerine konuşma cesareti ve sorumluluğunu istediğimizde alabildiğimiz bir yerden kurduğumuzu biliyorum.

şimdi anlatacağım hikaye çok yakın zamandan. bir arkadaşıma, başka bir arkadaşımla konuşurken planlamaktan heyecan duyduğum bir etkinliği anlattım. bu etkinlik gerçekleşecek mi gerçekleşmeyecek mi hâlâ belli değil ama üzerine bi özne hissederek başka bir özneyle konuşmak çok keyifliydi. yani, yapmasak bile ben bu etkinlik hayalinden beslendim. etkinliğin konusu trans laçoluk. laço kelimesini seviyorum, benim için anlamlarının sadece laço=tk ya da laço=beğenilen erkek olmamasını seviyorum. laço ılık da olabilir yani, t'nin kendisi koca olabilir, bunlar laçonun perfi de olabilir kendiliğinden de öyle olabilir. bu yüzden laço kelimesinin içinde kendime hem perf hem deneyim olarak yer bulabiliyorum. maskülen kelimesinde hissettiğime oranla laço, ifadeye dair toplumsal cinsiyet rollerine göre birbiriyle çatışanların çeşitliğini çağrıştırıyor. ama ben bunu anlatırken laço değil maskülen kelimesini kullanmış bulundum. yani dedim ki konu trans deneyim ve maskülenlik. arkadaşım da dedi ki "sen misin maskülen?". ben biraz düşünsem o an belki gerçekten maskülen hissettiğim bir zaman da olmamasına rağmen "e biraz da benim aşkım" dedim. ve üzerine bir daha konuşmadık. konuşmamız gerektiğini düşünmüyorum, bence "benim" diyebilmekti biraz bu etkinlik üzerine konuşmanın güçlendirici yanı.

maskülenlik meselesini biraz açıcaz. aynı partnerim, yine yakın zamanda ama bu anlattığımdan biraz daha önce, bir buluşmamızda bana daha maskülen kişilerden etkilendiğini söyledi. onun etkilendiğini söylediği yerle nasıl bir ilişki kurduğuma dair lafı dolandırmadan önce biraz da arzu diyorum:

arzu; bir şeyi isteme, istenmeyi isteme ve karşılıklı isteği deneyimlemeyi isteme ve daha türlü çeşitte cereyan edebilir. birlikte deneyimlediğimiz hâli biraz da bedenlerimizle mümkündür. temas birlikte yaşansa da arzu yorumu kendimize aittir. bir ortak deneyim alanında bedeninle var olmak, bu yüzden arzu yorumunun temellendiği yerden daha kırılgan bir hâl alabilir.

partnerim orada benimle oldukça kişisel bir şey paylaştı. ben bu sefer, kişisel olduğunun bilincinde ama duyduğum anda kendimi neresine koyacağımı bilmediğim bir ifade olduğunu düşündüm ve üzerine yorum yapmak zorlaştı. ben daha maskülen kişilerden etkileniyorum ifadesi benim için bir sürü sonuç çıkarıyor: senden etkilenmiyorum, senden etkileniyorum ama maskülen bulmuyorum, seni maskülen buluyorum ama daha maskülenlerden etkileniyorum... gibi gibi. bunun da dışında bu ilişkilenmede ben aslında paylaşımlarını düşünürken ilk olarak "onun deneyimi" olduğundan yola çıkarak kendimle ilişkilendirmeden, rızası olduğu ölçüde yorumlama haddini kendimde görüyorum. bunu da sadece romantik ya da duygusal açıdan kendimi korumak için değil politik bir sorumluluk olarak görüyorum. deneyimi, sürekli bir biçimde kurulan ilişki üzerinden yorumlamak, bağ kurmayı kesen bir şey benim için. bağ kurmak için benzer hisler ya da arzuya dair olmasına gerek yok her zaman, bazen sadece onun deneyimini duyduğum bilincinde olmanın kendisi de bağ kuruyor hissettirebilir. hissettiriyor.

ben maskülenliğin ve feminenliğin, erkeklik ve kadınlığa denk olmadığını bildiğim kadar ilişkili yorumlandığını deneyimlediğimi düşünüyorum. üçüncü ihtimalde cinsiyeti, düşündüğüm, ifade ettiğim ve algılandığım biçimiyle bedenimi ortaya koyduğum ve yorumlandığımı hissettiğim haliyle yaşamanın nasıl olduğunu bu yazımda anlatmaya çalıştım. umarım okuması zor bir paylaşım kolajı olmamıştır sizin için. buraya kadar geldiyseniz kendime dair hayli şey paylaşmış oldum, okuduğunuz için teşekkür ederim. 

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: yaşam
Dijital