30/10/2020 | Yazar: Oğul Can

“Birinin diğeriyle, başkaları ile ne yapıp ne yapmadığı üzerinden ilişki kurması bana gerçekten zarar verici geliyor.”

“Ahlakçılık, çok eşliliği konuşmayı zor kılıyor” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

“Özellikle son yaşadığım birkaç ilişkiden sonra tekeşlilik üzerine çok fazla düşünmeye başladım çünkü ilişkiyi bence tekeşlilik toksik bir hale getiriyor. Burada tek başına tekeşlilik kavramını suçlayamayız tabii ki ama partnerlerin birbiriyle yaptığı bu sözleşmenin ilişkiye zarar verdiğini düşünüyorum. Birinin diğeriyle, başkaları ile ne yapıp ne yapmadığı üzerinden ilişki kurması bana gerçekten zarar verici geliyor.”

Bu cümleler Yunus Emre Demir’e ait. Tekeşlilik dosyası; yazılar ve söyleşiler ile devam ediyor…

Bana biraz kendinden bahsedebilir misin? Neler yaparsın? Kendini hangi kimliklerle tanımlarsın?

Emre ben. 24 yaşındayım. İstanbul'da yaşıyorum. İletişim uzmanıyım. Aynı zamanda LGBTİ+ aktivizmi ve HIV aktivizmi yapıyorum. Kendimi hangi kimliklerle tanımlıyorum? Bi+'yım. Non-binary'im. Hiv aktivistiyim. Bunlar var sanırım.

Tamamdır. Peki senin için aşk ne demek Emre?

Tatlı sorular. Çok zirveden başlayıp yavaşça azalan ve belli bir yerden sonra mutlaka biten yüksek bir duygu durumu.

Nasıl bir yükseklik? Bir sürü yüksek duygu sayabilirsin. Hepsi aşk mı onların?

Benim için aşk karşılığı da olan bir şey aynı zamanda.

Platonik âşık olmuyor musun yani?

Yok, sanırım olmuyorum. Yani o yüzden benim için çok kontrol edilebilir bir şey. O yüzden aşk tanımının içinde oluyor mu emin değilim ama birine çok âşık olup daha sonra ondan hayır cevabı aldıysam o duygunun bende sürmesi bir gün falan oluyor. O yüzden karşımdaki aşıksa ben de aşığım. Hatta biri bana beni sevdiğini söylediğinde de tekrar ona başka duygular da besleyebiliyorum aynı zamanda. Karşımdakinin tavrına göre değişebiliyor benim duygum.

Anladım. Aile senin için ne demek peki?

Kendi ailemi değerlendirdiğimde aile kavramı biraz avantajlı bir yerde duruyor benim için. Çok sorun yaşamadığım bir yer kendi öznel deneyimimde ama hemen böyle kendi çeperime, onun bir tık daha geniş çeperine baktığımda ailenin ne kadar toksik bir yer olduğunu görebiliyorum. Kendi deneyimimde de dünyanın en harika ailesinde harika şeyler yaşıyorum değil ama aile elimde ne varsa şükrettiğim bir yer benim için.

Sen şu an atanmış ailenden bahsediyorsun. Peki biraz daha soyut düşünsek bunu, yani kime ailem dersin, bir aile nasıl olmalı gibi.

Ya şu ayrımdan emin değilim, seçilmiş aile atanmış aile gibi zeminlerden çok emin değilim, o diğer şeye aile demek istediğimden çok emin değilim. Diğerine aile demekteki ısrarımızdan emin değilim aslında. Ben ideal bir aile tanımlıyorsam şu an seçilmiş aile dediğimiz yere dair bir tanım yaparım aslında. O ideal aile benim için hata yaptığımda yanımda olacak kişiler değil, hata yaptığımda gerekirse karşımda durabilecek, güzel şeyler yaptığımda destekleyebilecek bir şey aile. Çok 101 şeyler gibi aslında ama günlük rutinlerde çok fazla rastlayabildiğimiz değerler değil bunlar.

Peki ilişki senin için ne demek?

Yine iki türlü cevap vereceğim buna. Hem kendi yaşadığım deneyim üzerinden hem de olması gerektiğini düşündüğüm üzerinden cevap vereceğim. Kendi deneyimlerim üzerinden baktığımda ilişki benim hayatımda şöyle bir şey. Şeyden bahsettim ya aşkın dalgalı olması ve aşağı inişe geçmesi, bu durum ilişkinin belli dönemlerinde üretkenliğimi çok fazla etkileyen bir şey oluyor. Yani o ilişkinin varlığı üretkenliğimi etkiliyor.

Olumlu mu olumsuz mu?

İki türlü de. Bazen o ilişki beni dibe çekiyor ve bunun nedeninin o ilişki olduğunu fark ediyorum. Aynı kişiler oluyor bunlar. Bazen de yukarı çıkartıyor. Benim tüm günlük rutinlerimi etkiliyor. Sosyalliğimi etkiliyor, üretkenliğimi etkiliyor, iş yapışımı etkiliyor. Her şeye şekil vermeye başlayan bir şey haline geliyor. Ben hayatımı ilişkiye göre entegre etmeye başlıyorum ama bence ideal ilişkide o ilişki dediğimiz şeyin kişinin hayatına uyum sağlaması gerekir. Kişiler birbirinin hayatına uyum sağlamalı bence idealinde. Ama benim şu ana kadarki deneyimlerim çok fazla öyle olmadı. Hayatımın tüm rutini ilişkiye göre şekillendi, ilişkinin ruh haline göre, gerginliğine göre şekillendiği bir hale geldi.

Şu an bir ilişkin var mı? Yoksa olmasını istiyor musun?

Şu an bir ilişkim yok. Ben hep isterim ilişki.

Diyelim ki bugün karşına birisi çıktı ve onun sevgilin olabileceğini düşündün. Ne beklersin ondan?

Şu an bugünden beklentim şu olur. Şu an çok fazla hayatımı düzene soktuğumu hissettiğim bir dönem ama bir rüzgâr esse devrilir o düzen. İçinden geçtiğimiz bu dönemde nasıl bir düzen olabilecekse öyle bir düzen. O rüzgârı estirmeyecek kadar hassas biri olmasını isterim çünkü aynı zamanda o düzenin de bozulmamasına ihtiyacım var hayatımda. Şu an o kişiden beklentim o hassasiyette olması çünkü aynı zamanda şu da zor -yine içinden geçtiğimiz süreçle de alakalı, genel süreçlerle de alakalı- psikolojik olarak iyi olma halini sağlamak zor ve kendimi şu sıralar iyi olma halinin içinde hissediyorum, eski kötü olduğum zamanları düşündüğümde. İlişki başladığında karşı taraftan çok fazla duygu almaya açık hale geliyoruz. Karşımızdakinin hissettiği şeyleri biz de hissetmeye hazır hale geliyoruz. Olur da bir ilişkiye girecek olursam karşı tarafın bunun kontrolünü yapabilecek olgunlukta olmasını isterim.

Peki tekeşliliğe ve çokeşliliğe nasıl bakıyorsun, geçmişteki ilişki deneyimlerin nasıldı? Çokeşli ilişkiler mi yaşadın tekeşli ilişkiler mi yaşadın?

Tekeşli ilişkiler yaşadım genelde ve bunda da yaşadığım ile savunduğum arasında farklar var. Şimdiye kadarki pratikleri ile tutarsız biriyim sanırım. Şimdiye kadarki ilişki pratiklerim tekeşlilik üzerinden gitti ama özellikle son yaşadığım birkaç ilişkiden sonra tekeşlilik üzerine çok fazla düşünmeye başladım çünkü ilişkiyi bence tekeşlilik toksik bir hale getiriyor. Burada tek başına tekeşlilik kavramını suçlayamayız tabii ki ama partnerlerin birbiriyle yaptığı bu sözleşmenin ilişkiye zarar verdiğini düşünüyorum. Birinin diğeriyle başkaları ile ne yapıp ne yapmadığı üzerinden ilişki kurması bana gerçekten zarar verici geliyor. Dolayısıyla tekeşliliğin politik olarak da etik olarak da doğru bir yerde durduğunu düşünmüyorum ama bu bir daha tekeşli olmayacağım demek değil bu arada. Hiçbir şeyin sözünü vermiyorum.

Bugün ilişkin olsa mesela tekeşli mi olursun çokeşli mi olursun?

Bugün şu anki Emre o bahsettiğim profilde biri karşısına çıksa çokeşli olur ama dedim ya aşk bende çok yüksek bir yerden başlıyor ve sonra aşksızlığa doğru inmeye başlıyor. O yüksek yerde sanki tüm düşünme yetimi kaybettiğim bir evrede oluyorum. O yüksek yerde başlayan bir şey olursa yarın birdenbire hornet tinder kapattığım bir şeye de dönüşebilir benim için.

Peki o kadar yoğun bir duygu yaşadığında seni tekeşliliğe iten şey ne?

Partnerinle çokeşliliğe dair konuşmak genelde zor bir süreç.

Nedir ama zor yapan onu? Neden partnerine karşı çok yüksek bir şey hissettiğinde tekeşli bir şey isteyebilirsin? Ona karşı yüksek bir duygu ya da aşk hissetmen neden onun başkaları ile olan ilişkisine dair bir fikir oluşturmanı sağlıyor?

Zaten tekeşli olduğum için bunu biraz rahat söyleyebilirim sanırım. Kontrol manyaklığı olabilir. Aslında bir yanılsama tekeşlilik yani partnerin sana bu vaadi verdiğinde bu sözü tutacağının bir yanılsaması. Bazen o yanılsamaya günlük rutinimde ihtiyaç duyuyorum. Şimdiye kadar hep böyle bir motivasyonum vardı. Aynı zamanda çokeşliliği konuşmak zor bir şey.

Zor kılan ne onu?

Aslında çok geleneksel ve ahlakçı bir yerden geliyor. Mesela, çokeşliliğe dair diyaloglar yaşadığımda sürekli şeyi duydum, yani başkasıyla mı yatmak istiyorsun sorusunu. Orada çok yüksek olduğum birine karşı evet cevabını vermek garip geliyor. Karşı taraftan bu evet cevabını almak da garip gelebilirdi mesela bir süre önceye kadar. Aynı zamanda çokeşliliği artık daha doğru kabul ettiğim süreçte kendimi şuna inandırmıştım, ben zaten kendi ilişkime zor zaman ayırıyorum, muhtemelen ben çokeşli takılmam ama partnerimi bu konuda kısıtlamak istemiyorum. Ama hikâye yani. O tekeşlilik yanılsamasından çıktıktan sonra tabii ki özgür cinsellik özgür aşk gibi kavramlar da politik olarak olmasa da uygulamalı hayatına girmeye başlayabiliyor. Şu an için arzuladığım ilişki pratiği eş sayılarından bağımsız olarak özgür cinselliğin ve özgür aşkın olduğu bir cinsellik pratiği ama tekeşlilik, o motivasyon ahlakçı bir yerde şekilleniyor bence.

Bir de şeyi merak ediyorum. HIV aktivistiyim dedin. Sence HIV'le yaşayan bir insanın çokeşli olmasının önünde engeller var mı? Tekeşli olmasının önünde engeller var mı? Nasıl deneyimliyor çokeşliliği ve tekeşliliği?

HIV'le yaşayanlar bu konuda ikisinin de olumsuzunu deneyimliyorlar çünkü çokeşli oldukları zaman bunun HIV'le ilişkilendirildiği bir ayrımcılık döngüsüyle karşı karşıya kalıyorlar. Bundan ayrı olarak HIV heteroseksüel çevrede çok daha büyük bir tabu. Dolayısıyla heteroseksüel biri evlenip tekeşli bir ilişki yaşamak istediğinde bunu partnerine kabul ettirme süreci çok daha zorlu oluyor benim insanlardan dinlediğim kadarıyla. Ben heteroseksüel değilim, benim öyle bir pratiğim yok. Dolayısıyla HIV'le yaşayan biri için ilişki yaşamak başlı başına bir sorun haline gelebiliyor. Tekeşli ve çokeşlilikte iki farklı ayrımcılık doğuruyor. Tekeşliyken özellikle heteroseksüeller sorun yaşıyor. Çokeşliyken de damgalama meselesi var HIV üzerinden. Bir de tekeşli ilişkiler benim gözlemlediğim kadarıyla insanların daha bir arada olduğu ve çok özel alanın olmadığı bir süreç oluyor. Bu yüzden tekeşli bir ilişkide kişinin HIV statüsünü söylememe gibi bir özgürlüğü de olmuyor. Kişinin ilaç kullandığı, hastaneye gittiği süreç bir şekilde partneriyle olduğu zaman dilimine denk geliyor.

HIV’le yaşayanların sıkça rastgele cinsel ilişkiye giren “başarısız tekeşliler” olarak stereotipleştirildiğini görüyoruz. Tabii ki böyle yapan ve hiv'le yaşayan insanlar da var. Böyle olmayanlar da var. Bir yandan aslında anlattığın şeyle de çelişiyor. Yani tekeşli ilişki içerisinde olmak isteyen ve hiv'le yaşayan biri var ama orada da engelle karşılaşıyor. Sonra bir de başarısız tekeşli stereotipine sıkıştırılıyor. Böyle bir stereotip var mı Türkiye'de de yaygın olarak peki?

Böyle bir streotip var ama bu daha çok lubunya çevrelerde senin bahsettiğin kurguda kulağımıza geliyor. Heteroseksüeller arasında fuhuş bağlantılı bir yerden bunu kuruyorlar. Çokeşli gibi bir kurgu değil de seks işçisi gibi bir yerden bağlantı kuruyorlar. Bu, çok fazla HIV'le yaşayan insanı diğer HIV'le yaşayan insanlarla ilişkilenmeye itiyor. Mesela kişi HIV statüsünü konuştuktan sonra karşı taraf da eğer pozitifse ilişkiye dair duyguyu daha yoğun hissediyor, cinselliği daha iyi yaşıyor ve ilişki safhasına daha hızlı gelindiği durumlar oluyor. Çok daha güvenli bir alan onlar için bu. Böyle ilişkilerde de tekeşlilik, çokeşlilik çok konuşulmuyor. Böyle bir itilme de var. İnsanların bilinçli olarak seçtikleri bir şey aslında ama mecbur kalınan bir şey haline de gelebiliyor birçok insan için.

Peki hiç aldattın mı veya aldatıldın mı?

Aldatıldım. Aldattım mı? Aldattım diyebilirim. Aldattım ya evet.

Peki anlatabilir misin?

Hangisini?

İkisini de anlatabilirsin. Aldatıldığın konusunda çok nettin o yüzden oradan başlayabilirsin belki.

Zaten bu arada tekeşli ilişkilerimin çoğunun kurgusu şu şekilde ilerliyor. Tekeşli olma sözü veriyoruz. Tekeşli olma ile ilgili kavgalar yaşıyoruz. Daha sonra aldatıldığımızı öğreniyoruz ikimizden birisi ve ilişki bitiyor. Yani kurgu aslında hep aynı.

Hala tekeşli ilişkilere motivasyonunun olması inanılmaz gerçekten.

Her zaman her türlü ilişkiye motivasyonum var benim. Bu arada şeyi de ekleyeceğim oraya. Hani dedim ya aldatıldığımızı öğreniyor ikimizden birimiz ve ilişki bitiyor. Bazen de şu oluyor. Aldatıldığımızı sanıyoruz ve ayrılıyoruz. Tekeşlilik sözleşmesi bence uzadığında öyle zehirli bir sözleşme ki, sürekli dozu artıyor. İlk başta başkası ile yatmayacaksın, bir sonrakinde başkası ile flört etmeyeceksin. Sonra “ver şu telefonuna bakayım”lara dönüyor. “Ona baktın, buna baktın”a dönüyor. Var oldukça daha da büyüyen, var oldukça daha da toksik bir hale gelen bir şey şimdiye kadar deneyimlediğim.

Aldatıldım dediğinde o zaman yaşadığın neydi? Başkasıyla mesajlaşmasını mı gördün, yoksa başkasıyla cinsel olarak birlikte mi oldu?

Mesajlaşmayı da gördüm, uygulama kullanmayı da gördüm. Cinsel birlikteliği de gördüm. Burada geniş bir skala var aslında. Tek tek detay vermeyeyim. Çok fazla böyle uzun ilişki yaşadığım insan yok. Üç tane saydım aldatılma hikayesi saydım, dört kişi var zaten.

Onlar kendini biliyordur. Sen nasıl aldattın peki başkasıyla?

Kendi tanımımda aldatmaktı. Fiziksel bir yakınlaşmaydı aslında. Aldatmayı şöyle bir yerden kuruyorum. Bir tarafla böyle bir sözleşmem varsa, o benim sevgilimse ve o sırada bir başkası ile fiziksel, cinsel, duygusal yakınlık kuruyorsam aldatmak diyorum. Duygusal yakınlık kurup kurmadığımı hatırlamıyorum insanlarla. Biraz daha zaman gerektiriyor benim için duygusal süreç çünkü. Ama fiziksel yakınlıkta şeyi hatırlıyorum, bir partnerimle beraberken arkadaş olduğum başka bir eski partnerimle buluşmuştum. Beş yıl önce falan oldu bu olay sanırım. Bu buluşma uzun bir buluşmaydı. Üçüncü saatinde falan bir ara öpüşmüştük. O sıra sevgilim vardı ve tekeşliydik. O yüzden aldattım.

Sonra ayrıldınız mı?

Yok haberi olmadı. Dinleyenler şimdi ben miyim diye şüphelenecek ama.

Aşkım 5 yıl önce dedin zaten herhalde anlamıştır kendisini.

Doğru. O da okumaz zaten. Okusa bu durumlarda olmazdı. Sakın bunları koyma bu arada.

Koyacağım. Hatta her yerde kesin okuyun falan diye paylaşacağım. Bir de hiç kıskandın mı kıskanıldın mı diye bir soru var. Yaşamışsındır herhalde.

Evet, tabii ki.

Anlatabilir misin en keskin ve hafızanda kalan hikâyeyi?

Kıskanıldığımı anlatacağım tabi kıskandığımı anlatmayacağım. Benim tüm partnerlerin için en büyük sorun neredeyse hep arkadaş çevrem oldu, hepiniz ucuz insanlar olduğunuz için, sürtük profilde imajlar çizen ve gerçekten sürtük insanlar olduğunuz için. Her arkadaş buluşması öncesi ve sonrası sorun oluyordu.

Arkadaşlarınla yatacaksın diye mi düşünüyor?

Arkadaşlarımla yatacağımı, onların beni yoldan çıkaracağını. Bu arada arkadaşlarımla yatmışımdır da çok uç bir şey değil o yüzden. Daha çok arkadaş kıskançlığı beni yoruyordu çünkü şöyle bir imaj var, sürekli arkadaşının seni kötü yola sürükleyeceği imajı. Bu arada doğru da. Arkadaşlarımın beni o yola sürüklemesini olumsuzlamıyorum, o yola sürükleyebilirler de. Ama oradaki sorun o sözleşmeyi yapmış olmaktan ve o sözü vermiş olmaktan geliyor. Oradaki faillikleri çok fazla kişiye yüklemiyorum, ilişkinin kendi var oluşu hatalı olduğu için. Böyle kıskançlıklarla çok uğraştım.

Ama diyelim ki gerçekten sürtük arkadaşlarla takılıp sürtüklük yapmayacak birisin, tekeşliliğine sadık kalacak birisin. Üzerinde böyle bir baskı kuruyor olması kötü hissettirmiştir herhalde.

Tabi tabi. Kötü hissettirdi zaten. En zorlayan oydu beni. Ama uzaktan durup baktığımda ilişkideki her şeyle çok uyumluydu o kötü hissetme hali. O tekeşliliğin tüm kötü hissettirdiği anlarla çok uyumluydu. O ilişkide tam olarak bu yapılırdı aslında. İlişki bozuktu yani.

AYH! Ben bu hikayeleri dinledikçe, neyse... Yani aldatmanın sınırlarının nerede çekildiği çok muğlak. Devamlı olarak duygularını ve arzunu kontrol etmek zorundasın ve bu gerçekten çok zor bir şey. Bir yerden sonra bu duygularını ve arzularını kontrol etme hali senin bireyliğini yok eden bir şeye dönüşüyor falan.

Evet. Aynen öyle.

Arkadaşlarınla peki yatıyor muydun? Sevişiyor muydun onlarla ya da sürtüklük yapıyor muydun çıkıp?

Yok hayır.

Sanırım o kıskançlık işe yarıyordu.

Kıskançlık krizi bir yerde işe yarıyor zaten. Bir noktada arkadaşlarınla görüşmeyi bırakıyorsun tekeşli ilişkide. Sırf benim yaşadığım değil bir sürü insandan da şahit olduğum oluyor.

Kıskanmışsın da. Onu da anlat.

İlla ifşa ol diyorsun. İlla seneye komitede olama diyorsun.

Ne yaptın ki yumruk falan mı attın?

Yok. O bana yapıldı biliyorsun.

Yakın zamanda yumruk atanlar da duydum.

Ha yok. Ya bu arada benimkiler de arkadaş kıskançlığı oluyordu en yoğun sanırım. O da biraz şeyden geliyor galiba. Tekeşli ilişkide partnerinin senin dışında bir hayatının olduğunu kabul etmek zor bir süreç oluyor. O olgunluğa erişmek tekeşli ilişkide zor bir başarı. Dedin ya aldatmanın sınırı nerede kuruluyor. Gerçekten de sınırı kurulmayan bir şey. Önce seksle başlıyor sonra birine göz ucuyla bakmaya kadar gidiyor. Sadece bir yerde fotoğraf görüp arzulamaya kadar gidiyor yani bu aldatmanın sınırı. O sınır da çok muğlak olduğu için yanında olmadığı her an aldatılacakmışsın gibi hissediyorsun. Aldatılma hissi de yine çok pembe dizi klişesiyle şuna varıyor. Aldatılan kişi ezikmiş fikrine varıyor benim kafamda. O duruma gelmemek için de kaygılanıyorum. Ezik miyim değil miyim? Aldatılıyorsam eziğimdir. İlişkideki ezik insan rolü bendedir fikrinde oluyorum.

Anladım. Teşekkür ederim vakit ayırdığın için. Güzel bir sohbet oldu.

Rica ederim.

Dosyadaki diğer yazılar

Tekeşliliğin biyolojik açıklamalarının insan yaşamı ve düşüncesine etkisi- I

Tekeşliliğin biyolojik açıklamalarının insan yaşamı ve düşüncesine etkisi - II

“Aşk benim için tutkuyla sarıldığım her şey demek”

“Romantik ilişki hayatın merkezindedir algısı var”

Zorunlu tekeşliliğin kısa bir tarihi – I

Zorunlu tekeşliliğin kısa bir tarihi – II


Etiketler: yaşam, aile, cinsellik
Nefret