10/12/2021 | Yazar: Yıldız Tar

Hafta boyunca farklı mecralarda yayınlanan yazıları okuduk ve sizler için seçtik. Haftasonunda ne okusam diyenlere ilaç niyetine beş yazı!

Editörün seçimi – 10 Aralık 2021 Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

İnsan hakları perspektifinden erkeklerin cinsel şiddete maruz kalması ve sosyal hizmetler – Kaos GL / Hans Knutagard

Lund Üniversitesi’nden Hans Knutagård, #eşitlikiçin insan hakları perspektifinden erkeklerin cinsel şiddete maruz kalması ve sosyal hizmetleri yazdı:

“Bir sosyal hizmet uzmanı olarak erkeğe yönelik cinsel şiddet ile karşılaştığımızda iki kavramla, suçluluk ve utançla nasıl başa çıkabileceğimizi de bilmeliyiz. Suçluluk, fail tarafından mağdurun istismarı kabul etmesi veya açığa vurmaması için sıklıkla kullandığı içsel bir duygudur. Utanç ise sosyal bağları korumamızı sağlamak için diğer insanlara karşı hissettiğimiz dışa dönük duygudur. Utanç ya bizi topluma geri çeker ya da uzaklaştırır. Utancımızı kabullenmez ve bu konuda bir şeyler yapmazsak sonucunda iki şey olabilir. Kabul edilmeyen utanç duygusu diğer insanlara karşı saldırgan davranışlar içine girmemize neden olabilir. Çoğu durumda başkalarına karşı yöneltilen şiddet ve nefret utanç-öfke vardır. Öte yandan içselleştirilen utanç kişinin kendisine öfke duymasına ve en kötü senaryoda da intihar etmesine yol açabilir. Erkeklere yönelik cinsel saldırı üzerinde çalışırken, utancın kuşaklar boyunca utanca sebep olduğunu da görüyoruz. Örnek olarak, Alaska’daki iki uzak köyde yaşayan ve ancak Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Katolik rahipler tarafından belgelenen suiistimalleri içeren John Jay raporunun (2004) yayınlanmasından sonra seslerini çıkarabilen erkekleri gösterebiliriz. Anlaşılan o ki, bu iki köydeki erkeklerin neredeyse tamamına orada çalışan bir misyoner tarafından tecavüz edilmiş. Utanç duygusu onları 30 yıldır istismara karşı sessiz kalmaya itmiş (Lobdell 2005). Bu erkekler, otuz yıl sonra yalnız olmadıklarının farkına vardılar ve bu şekilde suçluluk ve utanç duygularıyla başa çıkabildiler. Aynı şeyi başka uzak bölgelerde de bulabiliriz. Bu, sosyal hizmet uzmanı olarak bizlerin bu duygulara hitap etme, yönetilebilir hale gelmeleri için onları kelimelere dönüştürme yeteneğine sahip olmamız gerektiğini gösteriyor.”

Yazıya ulaşmak için tıklayın.

Kuir şehir: Daha kapsayıcı bir kamusal alan tasarımı için – Çatlak Zemin / Pippa Catterall, Ammar Azzouz. Çev.:Hanife Aliefendioğlu

Pippa Cattreall ve Ammar Azzouz’un kapsayıcı kamusal alan tasarımına ilişkin 120’den fazla görüşmeyle hazırladıkları çalışmalarının özeti Çatlak Zemin’de:

“Artan nefret suçları örüntüsü bağlamında, kamusal alanı “kuirleştirmek” fikri bir çözüm sağlayabilir. LGBTQ+ bireylerin tasarım ve planlama ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmanın kamusal alanı nasıl daha kapsayıcı hale getirebileceği konusunu, 120’den fazla akademisyen, tasarımcı, aktivist gibi birçok katılımcı ile gerçekleştirilen görüşmeler yaparak inceledik.”

Yazıya ulaşmak için tıklayın.

Düşbaz Kitaplar'dan yayın dünyasına merhaba: Türkiye'nin ilk drag queen romanı geliyor – Gazete Duvar / Gizem Bilkay

Gizem Bilkay, yayın hayatına kurmaca ve kurmaca dışı kitaplarla "merhaba" diyen Düşbaz Kitaplar’ı Cansu Canseven ve Gökçe Alper'le konuştu:

“Aslında Düşbaz Kitaplar’ı konuşmaya 2009 yılında başladık. Ancak o dönemde enerjimizi önce Ayrıntı Yayınları'na sonrasında da Dinozor Çocuk markamıza kaydırdık. Pandemi başlamadan bir yıl önce de Dinozor Genç yayın hayatına başladı. Biz Ayrıntı ailesi olarak doğru olduğuna inandığımız hiçbir projeden pişman olmadık ve her zaman meyvelerini de çok geçmeden toplamayı başardık. Yıllardır kitap fuarlarında ne güzel bir kitap ama Ayrıntı’ya olmaz dediğimiz o kadar çok çalışma vardı ki ancak bir türlü yoğun iş temposunda vakit ayırıp Düşbaz’ı filizlendiremiyorduk. Pandemi döneminde yayınevini bir süreliğine kapadık. Ben de bu kapanma döneminde tüm enerjimi Düşbaz’a kaydırmaya karar verdim. Kafamda şekillendirip ekibi de ikna edince sıra Düşbaz’a benim gibi heyecanlanabilecek doğru kişiyi bulmaya geldi. Aklıma gelen ilk isim Cansu idi. Cansu’nun kapısını çaldığımda onu da heyecanlandırmayı başardım. Biz mutluysak ve bizi büyüleyen kitaplarla kesişiyorsa yollarımız gerisi teferruat dedik ve işte karşınızdayız.”

Söyleşiye ulaşmak için tıklayın.

Bir muhafazakar toplum sağlığı stratejisi olarak tek eşlilik – Kaos GL / Tankut Atuk

Tankut Atuk’un yazı dizisinde bu hafta konu muhafazakar, heteroseksist HIV politikaları var:

“Sağlık bakanlığının çok yüksek saptanan ve belirlenemeyen seviyeye indirilmesi mümkün olmayan muhafazakarlık viral yükü en başta sivil toplumu ve ilaç firmalarını pençesine almış durumda. HİV alanında çalışan bazı sivil toplum örgütlerinin bakanlıkla aralarını iyi tutabilmek adına politika üretemiyor olmaları, LGBTİ+’lara değil hizmet götürmek bazen adlarını bile ağızlarına alamamaları, alanda çok aktif olmaya çalışan global ilaç firması Gilead’ın sosyal medya hesaplarında bakanlık yönetmeliklerini bahane ederek bilimsel olmayan ve ayrımcı ifadeler kullanması ve bugüne dek ‘politik ortam yüzünden elimiz kolumuz bağlı’ deyip Türkiye’de PrEP ile ilgili bir adım atmamış olması bizlere muhafazakarlığın nasıl bulaştığı konusunda bazı fikirler verebilir diye düşünüyorum. Sağlık bakanlığı, sivil toplum ve Gilead’ın temel epidemiyolojik aktörlerini oluşturduğu bu bulaş tablosunu bahsettiğim ulusal AİDS pedagojisi üzerinden de düşünmek mümkün aslında. Toplum sağlığı mesajları aracılığıyla makbul vatandaşlık inşasını üstlenen ulusal AİDS pedagojisinin tek aktörü monogamiyi öneren bakanlık değil. Sivil toplum kondom üzerine yaptığı baskıyla, ilaç firmaları da agresif test ve tedavi beklentileriyle ulusal pedagojinin diğer ayaklarını oluşturuyor. Böylece seksin ve cinselliğin açıkça ve haz temelli konuşulmadığı bir bağlam yaratan monogami-kondom-test üçlüsü HİV’i muhafazakâr, biyomedikal ve farmasötik bir kapana sıkıştırıyor. Ve bu sıkışmışlık halinin yarattığı en zararlı sonuçlardan biri konu HİV olunca akla ilk gelenin önlem ve test olması ve bu vesileyle toplum sağlının gündemine HİV+’lerden korunmaya çalışılan HİV negatiflerin alınıyor olması.”

Yazıya ulaşmak için tıklayın.

Bir Zamirin Gör Dediği – 5Harfliler / Öykü Gürpınar

Öykü Gürpınar, Fransa’da bir sözlüğün “iel” kelimesini “cinsiyet fark etmeksizin üçüncü tekil ya da çoğul şahıs belirten zamir” olarak tanımlamasının ardından kopan fırtınayı 5Harfliler’e yazdı:

“Siyasi düzlemde baskın olan son bir tutum ise, nötr zamir kullanımını woke kültürün bir uzantısı olarak yaftalıyor, Fransız toplumunun “özgün değerlerine” vurgu yaparak gençliği “bu ideolojiden kurtarmak” gerektiğini savunuyor. Bu esnada bol keseden ortaya saçılan wokisme kelimesinin de İngilizceden geldiği ve Fransızca hiçbir tanımının olmadığı kimsenin aklına gelmiyor. Burada ciddi bir çifte standart var; zira geçtiğimiz sene yine Fransız siyasi gündemini kasıp kavuran “islamosolculuk” (islamogauchisme) kavramı Blanquer başta olmak üzere hükümetin önde gelenlerinin ağzına sakız olmuşken, Üniversite Rektörleri Birliğinin (Conférence des Présidents d’Universités) yaptığı “islamosolculuk diye bilimsel bir kavram yoktur” açıklaması görmezden gelinmişti. Aynı dönemde üniversitelerde queer teori, kesişimsellik, dekolonizasyon gibi konularda gerçekleştirilen araştırmaların yine Amerikan menşeili bir çerçeveye oturduğu gerekçesiyle soruşturulması (ve açıkça söylenmemiş olsa da engellenmesi) hem Milli Eğitim, hem de Yükseköğretim bakanlıklarının gündemindeydi. Diğer yandan yine üniversitelerde ayrımcı, ırkçı, cinsiyetçi, homofobik, transfobik ve benzeri söylemlerde bulunan kişilerin verdiği seminer ya da konferansların “militanlar” tarafından engellenmesi üzerine bir “cancel culture” tartışması da patlak vermiş, “ifade özgürlüğü” soslu bir savunuyla yeni bir kararname çıkartılarak bu tür eylemlerde bulunan öğrenciler için hapis ve para cezası getirilmeye çalışılmıştı.”

Yazıya ulaşmak için tıklayın.


Etiketler: insan hakları, kadın, medya, kültür sanat, yaşam
Telegram