02/01/2023 | Yazar: Ali Erol

2022’nin gökkuşağı “köşe”lerini BursadaBugün, EnBursa, BursaHakimiyet, Bursa NormHaber, BursaSöylem, KayseriGerçek, ArtıGerçek, Evrensel, BirGün, T24 ve Cumhuriyet yazarlarıyla kapadık.

LGBTİ+’lar için Aralık 2022 gökkuşağı “köşe”leri Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Gökkuşağının hakkını veren, LGBTİ+’lara (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks) selamı esirgemeyen, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığı yapmayan, en azından homofobik ve transfobik nefret söylemlerinden medet ummayan Aralık ayı pozitif “köşe”leri BursadaBügün, EnBursa, Bursa Hakimiyet, Bursa NormHaber, Bursa Söylem, Kayseri Gerçek, Artı Gerçek, Evrensel, BirGün, T24 ve Cumhuriyet yazarlarından derledik.

BursadaBugün yazarı, LGBTİ+ karşıtı protestoların “linç” potansiyeline dikkat çekiyor

BursadaBugün köşe yazarı Atilla Sağım, 2022’nin son ayı Aralık’ta, “Ekonomik kriz yaşanırken, konu sahiden önce cinsellik mi?” ile “Siyaset+LGBT=Linç! Çok tehlikeli hareketler bunlar” başlıkları altında iki yazı kaleme aldı.

BursadaBugün yazarı, iki köşe yazısında, Eğitim-Sen Bursa Şubesinin 11 yıldır düzenlediği “toplumsal cinsiyet eşitliği” konulu resim yarışmasının yasaklanmasına varan süreçle, Nilüfer Belediyesi’nin toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimlerine karşı hükümete yakın medyanın yürüttüğü karalama kampanyalarını değerlendirdi.

Bursa yerelinden gazeteci-yazar Sağım, ilk köşe yazısına, “Türkiye'de tüm sorunlar halledildi bir tek cinsellik eşitliği ve eğitimleri kaldı geriye” gibi sorunlu bir ifadeyle başlasa da, “cinsellikle ilgili gündem devletin resmi kurumlarının içinden çıkınca gerçekten şaşırıyoruz” diyor.

Bursa Nilüfer Kent Konseyi Gençlik Meclisi’nin düzenleyeceği “Toplumsal Cinsiyet Atölyesi” etkinliğinin hükümet medyasıyla sosyal medyada hedef gösterilmesi ve İçişleri Bakanlığı’nın, “Nilüfer Belediyesi’nin LGBTİ için özel dayanışma merkezi açtığı” haberlerinin ardından Belediye’ye “inceleme” başlattığı süreci değerlendirirken “cinsellik dedikoduları” ifadesini tercih eden köşe yazarı, Belediye’nin açıklamasını aktarıyor ve devam ediyor: “Sonuç henüz belli değil ama olmuş veya olmamış hiç önemli değil yalanla haber yapmak ve bu yalana devletin en önemli kurumunun soruşturma açarak destek verme algısı yaratmaya çalışması galiba bize özgü bir hareket olsa gerek.”

Bursa Valiliği’nin, Eğitim-Sen Bursa Şubesi’nin “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” kapsamında 11 yıldır düzenlediği resim yarışmasını önce onaylayıp, adından yasaklamasına da değinen BursadaBugün köşe yazarı, soruyor: “Ülkenin her yerinde ekonomik kriz yaşanırken Bursa dâhil ülke ve şehrimizin gündeminde cinsellikle ilgili maddelerin olması ne kadar ahlaklı olduğumuzu mu yoksa gerçeklerden kaçtığımızın göstergesi mi?”

Türkiye’nin ülke olarak Yaşam Kalitesi açısından dünya sıralamasını hatırlatan, Türkiye’nin, cinsiyet ayrımcılığının en fazla olduğu ülkeler arasında yer aldığını ekleyen, ardından yüksek enflasyona dikkat çeken köşe yazarı, “cinsiyetiniz batsın” diyor: “Görüldüğü gibi cinselliğe gelmeden önce gerçek sorunların neler olduğuna bakmak gerekiyor. Toplumları çürüten eğitimsizlik ve ekonominin bozuk olmasıdır, her geçen güz eğitimde ve ekonomide çökmeyi geçtik çürümeye başladık cinsiyetiniz batsın.”

BursadaBugün yazarı, ikinci yazısına, “linç” ve yargısız infaz” ile başlıyor: “Ülke gündeminin hafta sonu manşeti "Nilüfer belediyesi'nde LGBT için merkez kuruldu" oldu ama haber yalan çıkınca troller sosyal medyada devreye sokuldu ve çamur at tutmasa da izi kalır cinsinden algı oluşturuldu. Fakat tartışma sadece basın ve sosyal medya ile sınırlı kalmadı, Bursa'da bazı sivil toplum kuruluşları Nilüfer Belediyesi önünde protesto eylemi yaptılar.”

“Mesele Nilüfer belediyesinde LGBT merkezi kuruldu mu kurulmadı mı değil, mesele 2023 seçimlerine gidilirken toplumun en hassas konularıyla siyasi linç yapmaktan başka bir şey değil. Fakat gözden kaçmaması gereken gerçek ise bu gösterilerde bir kıvılcımın gerçek linçe dönüşmesi gerçeğidir. Muhafazakâr, mukaddesatçı ve cemaat bağlantılı yapıların yöneticileri eğer din elden gidiyor yalanı ile meydanlara çıkarsa 57 kişinin katledildiği Mayıs-Temmuz 1980 Çorum olaylarının daha büyüğünü yaşayabiliriz.”

BursadaBugün yazarı Atilla Sağım, “sadece LGBT kelimesine takılıp belediye önünde protesto eylemi yapan değerli Müslüman kardeşleri”ne sesleniyor: “İnsan yerine koymak istemediğiniz LGBT bireyleri için vaktinizi harcayıp meydanlara çıkarken dini vakıf ve cemaatlerde cinsel mağdur edilen Müslüman çocukların LGBT bireyleri kadar sizlerin gözünde kıymeti yok mu? Âleme Allah'ın nizamını yaymağı rehber edinen Müslüman kardeşim birilerine yaranmak için ateşle oynama.”

EnBursa yazarı, Nilüfer Belediyesi’ne yönelik LGBTİ+ karşıtı linç kampanyasını yazdı

Bursa yerelinden EnBursa yazarı Yüksel Baysal, “Nilüfer Belediyesi’nin LGBT ile imtihanı!” başlıklı köşe yazısında, İsmailağa cemaatine bağlı Hiranur Vakfı’nın Onursal Başkanı Yusuf Ziya Gümüşel’in kızı H.K.G., babasının kendisini 6 yaşındayken imam nikâhıyla ‘evlendirdiğini’ ve çocukluğu boyunca her gün cinsel istismara uğradığını anlatarak şikâyetçi olduğu haberi hatırlatıyor ve devam ediyor: “İşte Türkiye’nin bunları konuştuğu bir dönemde, nereden çıktığı belli olmayan ama trollerin köpürttüğü, iktidarın ise yan kuruluşlarıyla destek verdiği bir linç kampanyası başlatıldı. Neymiş, Nilüfer Belediyesi “LGBT için merkez açmış!” Sosyal medyada yürütülen linç kampanyasının ardından siyasal rant devşirmek isteyen bir grup önce Nilüfer Halkevi binası önünde protesto gösterisi yaptı. Aynı grup daha sonra Görükle’de yıllardan beri faaliyette olan Gençlik Merkezi’ne baskın yaptı.”

Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem’in basın açıklamasını aktaran Enbursa ve Yurt Gazetesi köşe yazarı Yüksel Baysal, “Eşitlik Birimi sadece Nilüfer Belediyesi’ne özgü bir oluşum değil… İçişleri Bakanlığı’nın genelgesiyle pek çok belediyenin bünyesinde Eşitlik Birimi var” notunu ekledi.

“22. yüzyıla girerken insanların bireysel tercihlerinin tartışma konusu yapılması, bunun üzerinden siyaset oluşturulması çok çirkin… Elbette böyle bir şeye teşvik etmek doğru değil ama şunu sormak hakkımız değil mi? Madem öyle Cumhurbaşkanı Erdoğan neden sanatçı Bülent Ersoy’u sarayda ağırlıyor? Ayrıca Erdoğan’ın daha önce bu konuda söylenmiş sözleri var.”

“Başkan Turgay Erdem de küpürü göstermek istemedi, Fırat Yılmaz aktardı. Bir paçavra aynen şu başlığı attı: “Belediyede i….k merkezi kurdular.” AK Parti’nin de yakındığı ‘dezenformasyon’ bu değil mi?”

Bursa Hakimiyet yazarı: “Belediyenin, eşitlik birimini 'LGBT dayatma merkezi' olarak tanımlamakta neyin nesi?”

Bursa Hakimiyet köşe yazarı Aysun Karlı, “Turgay Erdem'den, Selvi Kılıçdaroğlu'na” başlıklı yazısında, “Sanırım önce 'eşitlik' kavramını iyi algılaması gerekiyor bazılarının. Bir süredir LGBT'li bireyler üzerinden... Nilüfer Belediyesine yönelik sürdürülen eleştirilere sert tepki verdi Başkan Turgay Erdem” diye yazdı.

Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem’in, “Yaşananlar siyasi bir linç girişimi ve asıl hedef CHP” sözlerini aktaran Bursa Hakimiyet yazarı, devam ediyor: “‘CHP’li Nilüfer Belediyesi LGBT için özel merkez kurdu’ diye servis edilen. Yaygarası koparılan işin temelinde ne var? Kamuoyunda yaratılacak algı ile birileri Nilüfer ilçeyi mi kazanacak? Ayrıca belediyenin, eşitlik birimini 'LGBT dayatma merkezi' olarak tanımlamakta neyin nesi? Turgay Erdem, daha önce açıklamıştı.. Bir kez daha yineledi. "Nilüfer Belediyesi’nin LGBT bireylere özel herhangi bir merkezi yoktur" Daha net nasıl söylenir Herkesin seçimi, yaşam biçimi kendine ayrıca.. Kime ne.? Bu ülkede herşeyi bıraktık. Herşey dört dörtlük.. Toplumsal ahlak bekçiliğine soyunduk. Ne çıkacak İçişleri Bakanlığı soruşturmasından? 'Sen toplumu eşcinselliğe teşvik mi ediyorsun?'diyecek. Kocaman ironi ve trajikomik. Bir şehirde böyle incik boncuklarla.. 'Tu kaka' demekle belediyeler, seçimler kazanılmaz. Boş işler bunlar boş..”

Bursa NormHaber yazarı: “Belediyenin etkinlik merkezi basıldı, gençler tehdit edildi, yıllardır çalışan ‘Eşitlik Birimi’ hedef alındı, baya baya oldu, yaşandı bunlar”

Bursa yerelinden NormHaber köşe yazarı Yasemin Ö. Güler, “Sanki LGBTİ+’yi Nilüfer Belediyesi icat etti!” başlıklı yazısında, eski seçimlerden, “AK Parti’nin pek çok LGBTİ+ destekçisi olduğunu” hatırladığını yazdı: “Bu gelişmeleri takip ederken aklımdan geçenlerin şunlar olduğunu da bugün gibi hatırlıyorum: ‘Sonunda insanların cinsiyetleri, yaşam tercihleri üzerinden siyaset yapılmaktan vazgeçiliyor galiba. Böylelikle konuşmamız gereken gerçek gündemlere yer açılacak…’”

“2002 yılından 2022 yılına gelindiğinde, yine aynı AK Parti’nin iktidarında, halen insanların cinsiyetlerinin ve yaşam tercihlerinin dünyanın en önemli meselesi olarak sofraya getirilmesi bu konuda büyük bir yanılgı içinde olduğumu ortaya koydu ne yazık ki…”

NormHaber yazarı Güler, AKP’nin ilk yıllarını hatırlatma gerekçesinin, “bugün yaşananların, yaşatılmak istenenlerin ne kadar anlamsız olduğunu gösterdiği için” kaleme aldığını söylüyor ve devam ediyor: “Nilüfer Kent Konseyi Gençlik Meclisi’nin Nilüfer Gençlik Evi’nde geçtiğimiz hafta cumartesi günü düzenlemek istediği ‘Toplumsal Cinsiyet Atölyesi’ hedef gösterilerek engellendi. Sosyal medyadan takip ettiğimiz kadarıyla etkinlik için hazırlanan merkez basıldı, merkezde bulunan gençler tehdit edildi. Nilüfer Belediyesi’nin yıllardır hiç sorunsuz çalışan ‘Eşitlik Birimi’ydi hedefteki. Son olarak belediye binası önünde Vatan Partili Cumhuriyet Kadınları Derneği üyeleri ve ülkücüler tarafında tekbirlerle Nilüfer Belediyesi protesto edildi.”

“Baya baya oldu, yaşandı bunlar… Buna bir de haberler eklendi… Tam bir curcuna… Sonunda İçişleri Bakanlığı da Nilüfer Belediyesi ile ilgili bir soruşturma başlatınca. Konunun yetkili makamlardan açıklığa kavuşturulması farz oldu” diyor ve CHP Bursa İl Başkanı’nın sözlerini aktarıyor NormHaber köşe yazarı: “Siyasi görevlerde bulunanlar, bazı sosyal medya tetikçilerinin attığı iftiralar üzerinden bir algı yaratma peşine düşmemeli. İstanbul Sözleşmesi’ni kaldıran bir siyasi anlayıştan farklı bir şey zaten beklemiyoruz.”

Bursa Söylem yazarının kafası karışık: “Evet özendirmeyelim ama bu İNSAN’ların varlıklarını da inkar etmeyelim..!”

Bursa Söylem köşe yazarı Semra Teke, “Nilüfer Belediyesine LGBT yandaşı ününü veren Bozbey’dir..!” başlıklı yazısında, “Toplumumuz tarafından dışlanan, cüzzamlı, vebalı gibi görünen, arkadaş olmadığımız, dalga geçtiğimiz, iş vermediğimiz, sevmediğimiz, saymadığımız bireylerdir LGBT’liler…” diye yazdı.

“LGBT’li olunur mu, doğulur mu tartışmasına hiç girmeyeceğim, o uzmanların işi…” ve “tedavi” gibi ifadeler, “Aileden zengin ve dışlanmamış veya gizli LGBT’li olanlar dışında hemen hepsi hayatını fuhuş yaparak sürdürüyor, çünkü normal şartlarda bir işte çalıştırılmaları söz konusu bile değil…” gibi önyargıyla karışık cümleleri de araya katan Bursa Söylem yazarı devam ediyor: “Açıkça söylemek gerekirse, hükumetin bu insanlara sadece insan oldukları için sahip çıkması, tedavi mümkünse bunu ücretsiz sağlaması, iş – meslek desteği vermesi, toplumu da onları dışlamamak konusunda bilinçlendirici programlar yapması lazım… Yok sayıyoruz, ama yok saymak olmadıkları anlamına gelmiyor…”

“Konu”nun, “belediyelerin, kent konseylerinin de işi” olmadığını söyleyen ve “özellikle Nilüfer Kent Konseyinin işi hiç değil…” diye devam eden köşe yazarı, ekliyor: “Devletin işi…”

“İşte; milleti ayrıştıran, yumuşak karnı olan bu mevzu “CHP’li Nilüfer Belediyesi LGBT bireylerine özel merkez açtı” şeklinde, küfür içerikli başlıklarla basında yer buldu, zararlı çıkan da başta Turgay Erdem ve CHP oldu… Konunun bu raddeye gelmesinin müsebbibini ben size söyleyivereyim: Önceki Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey..! Mahalle komitelerine beşte bir eşcinsel kotası getiren, LGBT Dostu Kentler Protokolü imzalayan, Festivallere cinsiyetsiz tuvalet koyan Bozbey Nilüfer Belediyesini bu minvalde ünlendirdi.”

“O bel altı manşetler hem CHP hem de Turgay Erdem için can sıkıcı hale geldi ki empati yapalım küfür yemek kimsenin hoşuna gitmez, ayrıca bu gazetecilik de değildir. Bunun adı basın özgürlüğü de değildir. O zaman küfür yazıp basın özgürlüğü ardına sığınanların her türlü özgürlük destekçisi olması beklenir…! Ayrıca eşcinselliğin suç olmadığı, sosyal demokrasiden, insan haklarından dem vurulan bir ülkede yaşıyoruz, evet özendirmeyelim, ama bu İNSAN’ların varlıklarını da inkar etmeyelim..!”

Kayseri Gerçek Haber yazarı: “Herkes işi gücü bırakmış da “milleti LGBT’li yapma” çaba ve gayretine mi düşmüş?”

Kayseri Gerçek Haber köşe yazarı Recep Bulut, “Erciyes Üniversitesi’nde Neler Oluyor?” başlıklı yazısında, “Kadın Çalışmaları Araştırma Merkezi’nde gerçekleştirilmesi planlan “Toplumsal Cinsiyet ve Spor” konulu etkinliğin Kayseri Gönüllü Kültür Kuruluşları tarafından “Sinsi Sapkınlık” olarak yorumlanarak oluşturulan baskı sonucu” iptal ettirilmesini ele aldı.

Kayseri Gerçek Haber yazarı, “Bu etkinliğin iptali “Kaç Baba Kaç” oyunu için daha önce tahsis ettiğiniz salonun iptalinden beter! Bu doğrudan doğruya sizin üniversitenizin bir etkinliği… Üstelikte sizden önce iki yıl da benzer etkinlik gerçekleştirilmiş…” diyor ve “meselenin özü”nün ne olduğunu yazıyor:

“Malum Erciyes Üniversitesi’nin İktisat Fakültesi’ne bağlı bir Kadın Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi (Kısaltılmış adıyla KAÇAUM) var… “Toplumsal Cinsiyet ve Spor” konulu bu etkinlik öğretim üyeleri ve öğrenciler arasında iki yıldır yapılıyormuş! Bu yıl ki etkinliğin konusu da “Toplumsal Cinsiyet ve Spor”…  Allah aşkına hocam herkesin namusu, şerefi, haysiyeti bu kadar ortaya mı düşmüş? Herkes “sinsi sinsi LGBT’li olma” yarışına mı koyulmuş? Herkes işi gücü bırakmış da “milleti LGBT’li yapma” çaba ve gayretine mi düşmüş? Bu ne ucuz propaganda yöntemi? Bu ne bayağılık? Bu ne saçmalık? Herkesin namus, şeref ve haysiyet anlayışı bu kadar mı ucuz? Milletin namusu, şeref ve haysiyeti bu kadar ayağa mı düştü?”

“6 Yaşında ki kız çocuğunun tarikat şeyhi babası götürüp müridine teslim ederken “gıkı çıkmayan” bu insanlar işi gücü bırakmış “Vay efendim bunlar sinsi sinsi LGBT propagandası yapıyor!” diye nasıl bu memleketin Valisini, Belediye Başkanını ayaklandırıp bu etkinliği iptal ettirebilirler? Bu memleketin Valisi, bu memleketin Belediye Başkanı, milletvekilleri ve Siyasi Parti İl Başkanları, hatta hatta bakanlar nasıl bu tür şeylere itibar ederler?  Siz o ara nerelerdeydiniz? Hiç mi o etkinliği düzenleyen, organize edenlere sormadınız; “Nedir bunun aslı astarı? Siz cidden sinsi sinsi LGBT propagandası mı yapıyorsunuz?” demediniz? Her şey bu kadar basit mi? Her şey bu kadar kolay mı? Nerede kaldı sizin ilim-irfan yuvası üniversite anlayışınız? İyi ki ortaçağ da yaşamadınız? Dünya Güneş gezegeni etrafında dönüyor diyen Galileo önce siz asardınız? O üniversite de ilim-bilim nasıl yeşerecek? Nasıl gelişecek? Nasıl barınacak?”

“Gönüllü Kültür Teşekkülleri, “o sinsi etkinliği” iptal ettirmenin “derin hazzıyla” “teşekkür açıklaması” yapmış, bu “sinsi etkinliği” iptal ettirmekte kendilerine destek veren Valiye, Belediye Başkanına, milletvekillerine, siyasi parti il başkanlarına ve hatta hatta bakanlara teşekkür ediyor… Yazılı açıklama da ne bir imla kuralı var ne bir cümle ve kelime bütünlüğü! Ne sapkını yazabiliyorlar ne de doğru dürüst bir cümle kurabiliyorlar! Ama öyle bir güçlü önsezileri var ki “sinsi sinsi yürütülen sapkınlığı” gayet iyi biliyorlar! Ahmet Taş Başkan Allah aşkına nedir bu rezalet? Sen ki yıllardır mazlumdan ve mağdurdan yana değil misin ki böyle bir açıklamaya izin veriyorsun? Sen de mi artık “gücünü” mağrur ve de “bürokratik oligarşiden” alıyorsun? İktidar olmak böyle bir şey herhalde Ahmet Başkan? Ha ne dersin?”

Artı Gerçek yazarı, “eşcinsel haklarının insan hakları olduğunu” anımsatıyor

Artı Gerçek yazarı Alp Altınörs, “Ayrımcı bir anayasa taslağı” başlıklı köşe yazısında, “Eşcinsel haklarının insan hakları olduğunu” anımsatıyor.

“Bir devlet ya laiktir ve o zaman dini inanç onun anayasal referansı olamaz; ya da laik değildir ve o zaman da dini inanç giderek tüm toplum düzeninin temeline oturacaktır” diyen Artı Gerçek yazarı, “AKP-MHP'nin anayasa teklifinin ilk maddesi, anayasanın laiklik prensibinde, geri dönüşsüz bir gedik açacaktır. İçimizdeki Taliban'ın bu gediğe yükleneceğini öngörmek ise hiç zor değildir” diye de devam ediyor.

“Teklifin ikinci maddesi zaten Medeni Kanun tarafından yasaklanmış olan eşcinsel evliliğini bu kez anayasal olarak yasaklamakla ilgilidir. Temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan bir maddedir... MHP daha da ileriye gidip cinsiyet değişikliği ameliyatını yasaklamak için bir yasa tasarısı da verdi.

Eşcinsel evliliği geçmişte pek çok ülkede yasak iken, zamanla toplumların eğilimi, eşcinsel yurttaşların da evlenme ve aile kurma hakkından mahrum bırakılamayacağı yönünde evrildi. Sadece ABD, Kanada ve Avrupa ülkelerinde değil, örneğin sosyalist Küba'da da evrim bu yönde olmuştur. Cumhur ittifakı ise, militarizmin temelini oluşturan "erkekliği" yüceltmek uğruna bu eğilimin önünü daha bugünden kesmek ve bu yasağı anayasal düzeye çıkartmak istemektedir. Çocukların okula aç gittiği bir ülkede "aileyi" eşcinsellerin zayıflattığı iddiası ise gülünçtür. Eşcinsel haklarının insan hakları olduğunu anımsatmanın yeridir.”

Evrensel yazarı: “İstanbul Sözleşmesi diyorduk, şu an Lanzarote hatırlatıyoruz”

Evrensel köşe yazarı Ayşen Şahin, “Dip ve çıta” başlıklı yazısında, “her konuyu en sığ, en dip yerinden tartışıyoruz. Evrensel insan haklarını, adalet kavramını, medeniyeti, bilimi, eşitliği en temel taşından anlatmak ve anlatabilmek için de büyük bir kavga vermek gerekiyor” diyor ve “Riyakarlık burada. Sürekli bir mevzunun en dibini gördüğümüz için çıtanın konulması gereken yere asla ulaşamıyoruz” diye de ekliyor.

“6 yaşında bir çocuktan bahsedildiği ve hâlâ durumu aklamaya çalışan hasta zihinler olduğu için biz normal koşullarda olması gereken cinselliğe dair eğitimin önemini, hangi yaşta okullarda ders olarak verilmesi gerektiğini, ergenlikle başlayan cinsel dürtüleri, sağlıklı bir cinsel yaşamın evlilik ön şartına bağlı olmadığını, evlilik kurumunun illa kadın-erkek arasında olması gerekmediğini, LGBTİ+’lar için de bir hak olduğunu, herkesin hayatını dilediği gibi yaşayabileceğini tartışamıyoruz. Biz daha LGBTİ+’ları, kadınları, çocukları hayatta tutabilme, yaşam haklarını anlatabilme derdindeyiz.”

“Biz İstanbul Sözleşmesi diyorduk, şu an Lanzarote hatırlatıyoruz. 2020 yılıydı Türkiye Düşünce Platformu diye ne amaca hizmet ettiği meçhul bir oluşum gitti 10 sayfalık rapor hazırladı durduk yere: İstanbul Sözleşmesi’nden neden çekilmeli diye... 22 Ekim 2022’de Türkiye Aile Meclisi ve Dünya Çocuk Hakları Derneği ortak bir açıklama yayımladılar ve Lanzarote Sözleşmesi’nin “çocukları fuhşa, pedofiliye, kaosa, sapıklığa sürüklediğini” söyleyerek hedef gösterdiler. Bu iki dernek de CEDAW’dan çıkılması için mücadele ediyor. Ne idükleri belirsiz, faaliyet alanları belirsiz. Tek yaptıkları icraat bu açıklamalar.”

Cedaw Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi Sözleşmesi, Lanzarote ise Çocukların Cinsel Suistimal ve Cinsel İstismara karşı Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi.

“Biz 6 yaşında bir çocuk üzerinden neyi, nasıl ve hangi beklentiyle tartıştığımıza dikkat etmek zorundayız. Çocukların hakları tartışmaya açılamaz. Bizim bu dipten çıkıp daha üst bir çıtaya taşımamız lazım. Ürken ürksün, kırılan kırılsın, hassasiyetler kaşınacaksa kaşınsın. Yoksa batıyoruz.”

Evrensel yazarı: “Toplum tarlası, giderek bir ucuz ve bedava iş gücü kampına dönüşen aileyle sürülüyor”

Evrensel yazarı M. Sinan Birdal, “LGBT+ düşmanlığı ve toplumsal kriz” başlıklı köşe yazısına, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Malatya’daki sivil toplum buluşmasında sarf ettiği, “LGBT diyorlar, güçlü bir ailede LGBT diye bir şey olabilir mi? Bunun kimlerle nasıl iş tuttuğunu biliyorsunuz. AK Parti’nin böyle bir derdi yok. Bize güçlü aile lazım” sözlerini hatırlatarak başlıyor.

“Düşünün birden düşman ilan edilmişsiniz. Daha ne olduğunu anlayamadan idam sehpasına çıkarılmışsınız... Ve bir anda aklınızdan bir soru geçiyor: Bu seyredenler ne diyor olan bitene?” diye soran Evrensel köşe yazarı, “seyirci kitle üzerine” devam ederken, ekliyor: “Boynu vurulanın hedefte olduğuna dair bir kuşku yok, ama seyircinin de hedefte olduğunu unutmamak lazım.”

“İktidarın kah “LGBT”, kah gökkuşağı olarak kodladığı tehdit izleyicilerin tümünü hedefleyen bir ara hedef, bir kısmi hedef olarak görülür. İktidar blokunun düşmanlaştırma kampanyası sadece LGBTİ+ları hedefleyen uzun erimli, stratejik bir hamle değil, kısa vadeli, taktik bir araç olarak da yorumlanmalıdır”

“Beyoğlu saldırısı gibi bir şokun ardından işçilerin grevlerinin milli güvenlik tehdidi gerekçesiyle yasaklandığını, “LGBT”lerin güvenlik tehdidi ilan edildiği bir iklime geldik. İktidarın grev yasağını “LGBT” tehdidi gibi bir kampanya malzemesi olarak sergilemeyeceği açık. Bu son LGBT+fobik konuşma İsmailağa’da patlayan çocuk istismarı skandalına bir cevap mı? Nitekim İsmailağa, iktidarın LGBT+ karşıtı sokak seferberliğinde başı çeken örgütlerden. Tarikat ve aile kurumları arasında evlenme yaşı üzerinden patlak veren çatışmada iktidar aileyi seçti, ancak aileyi yeniden, üstelik rakip tarikatların ortaklaşacağı bir model olarak, inşa ederek. Bu aile modeli iktidarın sosyal sorunu çözmeye yönelik sosyal politikasının temel birimini oluşturuyor. Asgari ücret ve EYT beklentileri karşısında iktidarın yandaş sermaye blokunda çatlaklar meydana gelmesi, Üç Harfliler Hadisesi sosyal politikanın mevcut ekonomik gidişte nasıl hasar aldığını gösteriyor. Aile, tam da bu noktada sapılan bir kavşak. Neoliberalizmin sendika ve toplum düşmanlığı devletin korporatist aygıtını da akamete uğrattığı için, AKP’nin burada kaybolan kitle sadakatini inşa ve ihya çabasında, yani sosyal politikasında aile kurumu merkezde oturuyor. Toplum tarlası, giderek bir ucuz ve bedava iş gücü kampına dönüşen aileyle sürülüyor. Aile, sadece üretim ve bölüşüm değil siyasal temsil ve katılım yükümlülüğü de artmış bir idari birim olarak karşımızda beliriyor. Aile yoksullaşırken iktidar aracındaki baskı işlevi artıyor ve baskıyı meşrulaştıran bir söylemde sembolleşiyor. Aile, yoksulluk sorununun “yönetilebileceği” bir araç olarak ne kadar yeterli olabilir? Mevcut iktidar bloku, dağılmasın diye kitlesinin etrafına tehditlerle ördüğü kale duvarlarının yoksulluk tarafından aşındırılmasını aile harcıyla tamir edebilir mi?”

BirGün yazarı: “Yapılması gereken “Evet bizim kitabımızda LGBTİQ+ hakları var” demektir”

BirGün yazarı İlhan Cihaner, “Anayasa değişikliği ve muhalefet” başlıklı köşe yazısında, “Anayasa değişiklikleri ne samimiyet testi için yapılır ne de gol atmak için yapılır” diye yazdı.

“Anayasa teklifinin “Ailenin korunmasına ve eşcinsel evliliklere engel olmaya” ilişkin olduğu iddia edilen maddesi istismarcılığın daha net bir göstergesi. Anlaşılıyor ki amaç olası bir hayır tutumunda muhalefeti “başörtüsüne karşı çıkıyor ve LGBTİQ+ savunusu yapıyor” diyerek sıkıştırmak. Yukarıda değindiğim gibi bu istismarcılığa evet denilerek karşı durulmaz. Öncelikle tüm olup bitenler herkesin gözü önünde oluyor. Eğer seçmene bir rasyonalite atfediyor isek kimin amacının ne olduğunu da görüyordur. Karşı çıkma pekâlâ güçlü argümanlarla temellendirilebilir. Yok “seçmen bu propagandaya aldanır” diyorsak zaten her iki başlıkta yeterince propaganda yapıyor iktidar. Mesela Erdoğan şimdiden “LGBT denen olay, bizim kitabımızda yok. CHP’nin kitabında var, yavru muhalefetin kitabında var" diye açıklamalar yapıyor.

Kaldı ki böyle bir propagandaya karşı yapılması gereken “Evet bizim kitabımızda LGBTİQ+ hakları var” demek değil mi? Yapılması gereken “ailenin karşısına LGBTİQ+ haklarını” koyan bu istismarcılığa cepheden karşı çıkmak değil mi? Yakılarak, öldürülerek, her türlü şiddete maruz kalarak, öldükten sonra bile en ağır ayrımcılıklara maruz kalan yurttaşlarımızın bu nefret sürecinden zarar görerek çıkacakları açık değil mi?”

T24 yazarı: “Erdoğan, LGBTİ+’lardan iç düşman yaratıyor”

T24 yazarı Mehmet Y. Yılmaz, “Erdoğan "hassasiyetinde" ne kadar samimi?” başlıklı köşe yazısında, Anayasa değişiklik teklifinde, “başörtüsü ile hiç ilgisi olmayan "aile maddesi" de var” diyor ve ekliyor: “Teklif kabul edilirse, TC Anayasa'sı, evlilik birlikteliğinin sadece – kadın ile erkek arasında yapılabileceğini hüküm altına alacak. Böyle yaparak "aile kurumunu koruyacağını" iddia ediyor.”

T24 yazarı, 14 Ekim 1985 günü Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi'nin (CEDAW) 16.2 maddesini hatırlatıyor: “Çocuğun erken yaşta nişanlanması veya evlenmesi hiçbir şekilde yasal sayılmayacak ve evlenme asgari yaşının belirlenmesi ve evlenmelerin resmi sicile kaydının mecburi olması için, yasama dahil gerekli tüm önlemler alınacaktır.”

CEDAW’ın TBMM tarafından onaylanarak yürürlüğe girmiş bir uluslararası sözleşme olduğunu hatırlatan T24 yazarı devam ediyor: “Madem aileyi korumak istiyorsunuz, aile birliğinin kuruluşundan itibaren sağlam bir zemin üzerinde yükselmesinin şartlarını yaratın. Anayasa'ya 18 yaşından küçük evliliği yasaklayan bir hüküm ekleyin.”

T24 yazarı Yılmaz, ““İç düşman yaratma” planı” ara başlığı ile devam ediyor: “AKP'nin Anayasa değişikliği teklifi, Türkiye'nin gündemine hiç gelmemiş bir meseleyi Anayasa hükmü haline getirmeyi amaçlıyor. Bu değişiklik teklifi kabul edilirse, şu anda eşcinseller dahil kimsenin talep etmediği "eşcinsel evliliği" konusunun bir daha gündeme gelebilmesi için Anayasa değişikliği gerekecek. Günün birinde milletin çoğunluğunun böyle bir talebi desteklemesi halinde, Anayasa'nın bu hükmünü değiştirmek zor olur diye düşünüyor olmalılar. Böylece halkın iradesi üzerinde geleceğe yönelik bir vesayet tesis edilecek.

Erdoğan muhafazakâr bir politikacı, dünyanın her yerindeki muhafazakârlar gibi hareket etmesinde bir tuhaflık yok aslında. Ama bunu muhafazakarlığından değil, artık kaybedeceği çıplak gözle bile görülebilen seçim nedeniyle yapıyor. Bunun Altılı Masa'da bir ayrışmaya yol açabileceğini hesaplıyor ancak bu onun için ikinci derecede bir "kazanım" sayılabilir. Asıl amaç, toplumun bir kesimi için "bir düşman" yaratmak ve o düşmanla savaşan Zaloğlu Rüstem olarak oy toplayabilmek. Erdoğan için yarattığı düşmanların kimler olduğunun çok bir önemi yok. LGBTİQA+ bireyleri ötekileştirerek, kendi otokratik yönetimi için ihtiyaç duyduğu "düşman gruplar yaratma" hedefini gerçekleştirme derdinde. İşsizlik, pahalılık, geleceğe ilişkin ümitlerini kaybetmek gibi nedenlerle öfkelenenlerin, tepkilerinin kendisine yönelmesini engellemek istiyor. Bunun için o kitleler için düşmanlar yaratmanız gerek. Bunlar "üst akıl" gibi, Yunanistan, ABD vs. gibi dış düşmanlar da olabilir ancak içerdeki düşman, otokratlar için deyim yerindeyse tadından yenmez!”

“Kimseye bir zararları olmayan, zaten bu ülkede kendilerini açıkça ortaya koymaktan bile çoğu zaman imtina eden LGBTİQA+ bireyleri ötekileştirip, düşmanlaştırarak kendisine bir hedef daha yaratmak istiyor... Otokratlar, halkı bu tür "tehditlerin varlığına" inandırarak, taraftarlarını birleştirmeyi iyi bilirler. Kitlelerin öfkesi yer değiştirir, esasen rejime yönelmesi gereken öfke, böyle hayali düşmanlara yönelir. Bölücü bir taktiktir ve toplumlarda derin acılara da yol açabilecek kadar da tehlikelidir. Ama bunlar Erdoğan'a vız gelir, tırıs gider. Onun tek derdi seçimi yeniden kazanabilmek. Bu arada birçok masum insan üzerlerine yönelen öfke nedeniyle acı çekebilirmiş, başlarına bir şeyler gelebilirmiş umurunda bile değil!”

Cumhuriyet yazarı: “2022 LGBT bireylerin hakları açısından çok olumsuz bir yıl oldu”

Cumhuriyet yazarı Ergin Yıldızoğlu, “Kadınlar için kötü bir yıl oldu” başlıklı köşe yazısında, “2022 kadınların yanı sıra LGBT bireylerin hakları açısından da çok olumsuz bir yıl oldu” diye yazdı.

“İsrail’de kurulan ve bugün yemin etmesi beklenen dinci faşist Netanyahu hükümeti, İstanbul Sözleşmesi’ne imza atmayacağını açıkladı. Yeni kurulan Netanyahu hükümetinin dinci-faşist koalisyon ortakları kurulan devletin güvenlik-adalet kurumlarını ele geçirecek, ayrımcılığı yasaklayan yasayı da kaldıracaklar. Böylece bir dükkân, işletme sahibi, inançlarına uymayan müşterileri geri çevirebilecek. “Yahudiler giremez” ilanıyla başlayan, 6 milyonluk soykırımla sonuçlanan faşizmden kaçıp gelenlerin ülkesinde, “Yahudi olmayanlara (duruma göre LGBT’ye, siyahlara vb.,) hizmet verilmez” gibisinden ilanlar asmaya olanak verecek bir yasa beklentisi, ironi ötesi bir durum olsa gerek.”

“Siyasal İslam nerede egemen olsa, orada kadın haklarına karşı cepheden bir saldırı başlıyor. Örneğin, Endonezya’da rejiminin çıkardığı yeni ceza yasası, “yaşayan yasaları” tanıyarak yüzlerce şeriat kaynaklı uygulamayı yasallaştırıyor, kürtajı (tecavüz ve ölümcül hastalık dışında) yasaklıyor, yardımcı olanlara beş yıla kadar hapis cezası getiriyor. Evlilik dışı cinsel ilişkileri yasaklıyor, böylece, LGBT çiftler, evlenemedikleri için suçlu konumuna düşüyorlar.”

“Kadın haklarını hedef alan dinci siyasetler, her zaman LGBT haklarını ve ifade özgürlüğünü de hedef alıyorlar, hızla diğer hak ve özgürlükler alanına tecavüz etmeye başlıyorlar. 2022 kadınların yanı sıra LGBT bireylerin hakları açısından da çok olumsuz bir yıl oldu. “Belirsiz zamanlar, huzursuz yaşamlar” 2023’te iyi şeyler vaat etmiyor.”

***

LGBTİ+’lara selamı esirgemeyen, en azından homofobik nefret söyleminden medet ummayan “köşe”leri okumaya devam edeceğiz: “Hep kahır, hep kahır, hep kahır, hep kahır” nereye kadar…


Etiketler: medya
nefret