08/12/2020 | Yazar: Ali Erol

Kasım ayının homofobik nefret “köşe”leri Aydınlık, Türkiye, Yeni Şafak, Doğru Haber, Diriliş Postası, Milat, Tigris, Yeni Adım ve Akit yazarlarından…

Muhafazakâr “köşe”ler kendilerine hak gördükleri hayatı, LGBTİ+’lara tanımıyor Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Homofobik nefret söylemiyle bendini aşıp “köşe”lerine sığmayan gazete yazılarını okumaya devam ediyoruz…

Kasım ayının cinsiyetçi ve homofobik nefret “köşe”lerini Aydınlık, Türkiye, Yeni Şafak, Doğru Haber, Diriliş Postası, Milat, Tigris, Yeni Adım ve Akit yazarlarından seçtik.

Aydınlık, Meltem Ayvalı: “Cinsiyetsizlik propagandası yapacaksın, heteroseksist devlete baş kaldıracaksın…”

LGBTİ+ toplumu ve kurumlarına doğrudan saldıran, manipülasyon, dezenformasyon ve provokasyonlarıyla hedef göstermeye her zaman Akit lazım değil, Aydınlık da aynı işlevi yerine getirme konusunda dünden hazır olduğunu gösteriyor.

Aydınlık gazetesi yazarı Meltem Ayvalı, ABD Büyükelçiliği Hibe Programı Proje Teklif Çağrısından hareketle, ırkçı, cinsiyetçi ve homofobik söylemle hazırladığı “nefret kokteyli”ni, “Gavurun ekmeğini yiyen kılıcını sallar” başlıklı köşesinden saçıyor.

Aydınlık yazarı, hibe programının “Uluslararası insan hakları normlarına saygıyı güçlendirmeli, cinsiyete dayalı şiddete karşı koymalı, LGBTİ haklarını desteklemeli, hukukun üstünlüğünü ve ifade özgürlüğünü teşvik etmeli, Türk medyasının ve sivil toplumun kapasitesi güçlendirilmeli” şartlarına karşı saydırırken hemen ardından “fon meselesi” tartışmasına girişiyor: “Örgütlerin bir kısmı onurunu korumak içgüdüsüyle olsa gerek fon aldıklarını gizlerken bazıları buna ihtiyaç bile duymuyor.”

Aydınlık yazarı, “köşe”sini gene yazısının başlığıyla bitirmeden önce nihayet doğrudan Kaos GL’ Derneği’ni hedef alıyor: “Kaos GL, Türkiye’deki LGBTİ+ örgütleri için kendi eliyle 194 sayfalık fon rehberi hazırlıyor. Kimler kimler yok ki! Parayı verenlerin beklentisi ne? Cinsiyetsizlik propagandası yapacaksın, heteroseksist devlete baş kaldıracaksın… Feminizm, eşcinsellik, etnikçilik, her türlü kimlikçilik kol kola gireceksiniz…”

Türkiye, Fuat Uğur: “Yeni taktik rakılı masa, lgbt bayrağı veya ateist profil dokunuşları”

Türkiye gazetesi yazarı Fuat Uğur, “FETÖ’cüleri sosyal medyada tespit etme kriterleri” başlıklı köşe yazısında, “Twitter’daki takipçilerinden sosyal medyada FETÖ’cü tespit etme kriterleri” adı altında hazırladığı “nefret kokteyli”ne kendi deyişiyle “lgbt bayrağı” profillerini de ekliyor.

Türkiye gazetesi köşe yazarı, BirGün gazetesinin aktardığı gibi, “hemen hemen toplumun tüm kesimlerini hedef aldı”: “KHK paylaşımları yapanları, Atatürk fotoğrafı kullananları, profilinde LGBT bayrağına yer verenleri ve yandaş olmayan gazeteleri okuyanları “FETÖ’cü” diye hedef gösteren Uğur, “Top sakal, ‘Demokrasi, insan hakları’ zırvalamaları, hapiste hastalanan zavallı (!)mahkûmlar için tahliye talebi, ‘Gün gelecek, devran dönecek’ sayıklamaları, KHK, Dolar kuru (ederleri 1 dolar olduğundan meraklılar) ve Tayyip Erdoğan karşısında geçirdikleri histeri krizleri” şeklinde tarif ettiği davranışların da “FETÖ’cülüğün göstergesi” olduğunu öne sürdü.”

Türkiye, Süleyman Özışık: “Sapık LGBT'cileri bile anayasada güvenceye alırken…”

Türkiye gazetesinden bir başka köşe yazarı, Süleyman Özışık, “Milletin karnı tok!” başlıklı yazısında, siyasi partilerin anayasa tartışmalarına yönelik saldırısında, “LGBT”yi de ihmal etmiyor: “Ancak biz ülkeyi onursuzca bölecek anayasa çalışmasına verdiğiniz destekleri, vaatleri, anayasanın ilk 3 maddesini neyden cesaret alarak değiştirmeye kalkıştığınızı, ülkemizi nasıl eyaletlere ayırdığınızı, sapık LGBT'cileri bile anayasada güvenceye alırken, Müslümanlar üzerine nasıl bir baskı getirmeye çalıştığınızı bilmek istiyoruz.”

Türkiye gazetesi köşe yazarı, geçen yılın gene Kasım ayında, “Sapık mı dediniz?” diye kendi sormuş kendi saydırmıştı: “Eşcinsel desen sizde, travesti desen sizde, LGBT'li desen sizde. Siz kim, bize sapık demek kim kardeş? Sapık arıyorsanız dönün kendi çevrenize bakın. Sizden âlâ sapık bulamazsınız. Bu ayak oyunlarıyla milletin inançlarına ket, mabetlerine kilit vuramayacaksınız.”

Türkiye gazetesi yazarı, Ağustos ayındaysa, İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik saldırılardan eksik kalmamış, LGBTİ+’ların eşitlik talepleri ile temel insan haklarına karşı, “Bu iş böyle giderse yakın zamanda mahalle kafelerine kadar gelecek bu sapkınlık. Bunun sonu erkek erkeğe, kadın kadına resmî nikâh istemeye kadar varacak. Bunun sonu evli iki erkeğin kimsesizler yurdundan evlat edinme isteğine kadar gidecek.” diye yazmıştı. 

Yeni Şafak, Ergün Yıldırım: Eşcinselleri yaşarken mezara gömen bir dünya anlayışı…

LGBTİ+’ları “namussuz” ve “sapkın” ilan etmeyi sosyolojik analiz sanan, (1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9) hakareti kendine hak gören Yeni Şafak köşe yazarı Ergün Yıldırım, mottosu haline getirdiği cinsiyetçi ve homofobik nefret söylemine “Papa, eşcinsellik ve Katoliklik” başlıklı yazısı ile devam ediyor.

“Türk, Sünni, Müslüman ve Heteroseksüel” sopası sallamayı pek seven, “iktidar, güç ve kibirle baştan çıkmanın” güya günahını çıkartırken bile bedelini LGBTİ+’lara ödetmeye kalkan Yeni Şafak köşe yazarı, “eşcinselliği onaylayan açıklamalarda bulunan Papa” üzerinden Katoliklik eleştirisi yapıyor: “İnsanın cinselliği kötü görülüyordu… Katoliklik, hayatı tamamen olumsuzladı. Yaşama arzusunun tamamen yasaklandığı bir toplum tahayyülü… İnsanı yaşarken mezara gömen bir dünya anlayışı. Şevki, işreti, eğlenmeyi ve gülmeyi tamamen baskılayan bir zihin.”

“Oğlancı-lezbiyen” nakaratını ağzına almadan köşesini dolduramayan Yeni Şafak yazarı güya hayatı, yaşama arzusunu savunuyor ama cinsiyetçi ve homofobik nefretiyle eşcinselleri daha yaşarken mezara gömmekten de vazgeçmiyor: “Kilisenin bu her renge ve her biçime girmesinin pratiği yükselen trendlerle bütünleşmesinde ortaya çıkıyor… Oğlancılar ve lezbiyenler özgürlük imgelerine dönüştüğünde bu defa onların yanında yer alır. Gay kiliseler bile açılır.”

Derken, yetinmez, “çocuk istismarı” suçunu bile isteye çarpıtır, gey ve lezbiyen cinselliğine yüklemeyi ahlakına sığdırabilir: “Elbette kilisenin manastır ve kiliselerde eşcinsellik, lezbiyenlik ve çocuk istismarlarıyla çalkalanan dünyası da burada önemli.”

Gey ve lezbiyenlerin de pekâlâ o güya herkes için savunduğu ama tabii ki “Türk, Sünni, Müslüman ve Heteroseksüel” için hak gördüğü hayatın her alanında eşit temsilini inkâr ederken, yetinmeyip köşesini kaparken bir de eşcinselliği, “bütün kötülüklerin anası” alkol ile beraber anıyor.

Muhafazakâr “köşe”lerden İstanbul Sözleşmesi ve LGBTİ+ toplumuna karşı nefret nakaratlarına devam

Cinsiyetçi, transfobik, homofobik nefret söylemi üretme, yayma ve teşvik etmede birbirleriyle yarışan muhafazakâr yayın organları köşelerinden Kasım ayı boyunca da İstanbul Sözleşmesi ve LGBTİ+ toplumuna karşı nefret nakaratları devam etti…

Doğru Haber yazarı Sadullah Aydın, “Taşları Bağlayıp Köpekleri Salmışlar” başlıklı köşe yazısında, “bir an önce sivil bir anayasa” çağrısı yapmasının hemen öncesinde, cinsiyetçi ve homofobik nefretiyle “sivil anayasa”dan ne anladığını aşikâr ediyor: “Zinanın serbest olduğu, eşcinsel sapkınların rahat bir şekilde örgütlenip yürüyüş yapabildikleri, her türlü günah ve haramın önünün sonuna kadar açıldığı… Gerçekten taşlar bağlanıp köpekler salıverilmiş…”

Diriliş Postası köşe yazarı Recep Yazgan, “ABD’nin Yeni Başkanı Joe Biden’a” başlıklı köşe yazısıyla yeni başkan Biden’ı “İslâm’a dâvet ediyor”: “Neslin sağlıklı bir şekilde devamına azami ölçüde ehemmiyet vererek nesillerin bozulmasına sebep olan LGBT ve diğer gayrı meşru ilişkilerin tamamını yasakla.”

Diriliş Postası yazarı Yasin Taçar, “Pardon cinsiyetiniz neydi!” başlıklı köşe yazısında, cinsiyetçi ve homofobik nefretini komplo teorileriyle harmanlıyor: “…Dünya nüfusunu azaltma projesi, LGBT aracılığıyla da farklı bir kulvarda devam ediyor. Çünkü LGBT demek ailenin yok edilmesi demek, üremenin durması demek, nesil kesikliği demek… Bugün Türkiye’de LGBT’yi, cinsiyetsizliği savunan Müslüman sayısı maalesef az değil. Cinsiyetsizlik de bunun cabası. Eğer ortada cinsiyet diye bir şey kalmazsa, LGBT de konu olmaktan çıkacaktır aile de.”

Cinsiyetçi ve homofobik nefret nakaratında sözü, aynı zamanda Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi akademisyeni olan, Milat gazetesi yazarı İsmet Emre, “Cinsiyetsiz toplum” başlıklı köşe yazısı ile alıyor: “Toplumsal cinsiyet çalışmalarının amacı toplumları cinsiyetsizleştirmek, cinsiyetsiz toplumlar oluşturarak ironik biçimde onlara kendi cinsiyetini empoze etmektir… Kadın ve erkekten aldığı yetkiyi hünsalığa devreden Postmodernizm bu yönüyle erillik-dişillik ilişkisini reddederek gücü homoseksüelliğe ve lezbiyenliğe tevdi etti. Bütün bu süreçler boyunca feminizm ve eşcinsellik çalışmaları sadece bilimsel ortamlarda değil sanat, edebiyat, sinema ve siyaset çevrelerinde de kendine yüksek perdeden temsil buldu…”

Milat yazarı Asiye Türkan, “Kıyametin provası!” başlıklı köşe yazısında araya eklemeyi ihmal etmiyor: “LGBT lobilerinin aileyi ve geleceği bitirmek için hâlâ gündemde olduğu vs. bir ortamdayız.”

Milat yazarı Muhammed Özkılınç, “Saadet'in intiharı neden?” başlıklı köşe yazısında, Türkiye gazetesi yazarı Süleyman Özışık gibi, siyasi partilerin anayasa tartışmalarına yönelik saldırısını “LGBTİ” üzerinden yapıyor: “HDP derseniz… Namus için can veren Kürt, neslini, LGBTİ gösterilerine “onur yürüyüşü” diyecek kadar aslından koparmıştır. Nitekim bu şer ittifakının hazırladığı anayasa taslağında, LGBTİ de dahil olmak üzere, inanca ve insanlığa aykırı her şey de eklenmiş gibi…”

Diyarbakır yerel basınından Tigris gazetesi yazarı Fatih Yokuş, “Musibetler ve İzmir” başlıklı köşe yazısına, “Corona virusu derken şimdi de Izmir depremi!” diye başlıyor sonra derken “Günahların umumileşmesiyle, musibetlerin ardi sıra gelmesi arasında bir bağ mi vardir?” diye de kendi soruyor, cinsiyetçi ve homofobik geleneksel nefretiyle baştan kendi cevaplıyor: “Zinanin suç olmaktan çıkması, lut kavmini helak eden livata'ya (homoseksüel) yasal zeminin oluşmasi, içkinin yaygın hale gelmesi, faizin her eve girmesi...”

Zonguldak yerel basınından Yeni Adım gazetesi, önce “Okul çatısında LGBT renkleri” başlıklı ayrımcı, homofobik ve de hedef gösteren bir haber yapıyor: “Gökkuşağı renklerinden oluşan ve tüm dünyada kısaca "gey bayrağı" olarak bilinen renklerin okul çatısına hangi amaçla boyandığı anlaşılamadı… Gökkuşağı renklerinin, LGBT bayrağına çağrışım yaptığına dikkat çeken bazı öğrenci velileri, “Bu renkler kaldırılsın, yerine şanlı bayrağımızın renkleri olan kırmızı-beyaz renkler konulsun” şeklinde görüşlerini açıklıyor.”

Aradan bir ay sonra, Yeni Adım yazarı Erhan Çakmak, “Ah şu okullar olmasa !..” başlıklı köşe yazısında, “Haberin ardından ses çıkmayınca” İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne sitem ediyor: “Özellikle son günlerde ilkokul düzeyindeki çocuklara bile musallat olan LGBT denilen sapık topluluğun bayrak olarak kullandığı gökkuşağı renklerinin anılan okulun çatısına birebir aynı şekilde, sıralı olarak boyanmasının “tesadüf” olup olmadığı yönünde oluşan tedirginliği ortaya koymaya çalıştık. Biz, ilimizde tanınan, saygın tüzel kişiliği ile bilinen, ilimiz ve ülkemiz için her meslek dalında değerli insanlar yetiştiren bu okulun yönetimini, ana okulunun çatısını bilinçli veya kasıtlı olarak LGBT renklerine boyadığını iddia etmiyoruz. Ancak “araştırılması” ya da “incelenmesi” gerektiğini düşünüyoruz.”

Akit, Dilipak: “LGBT ve İstanbul sözleşmesi ile insanlık tehdit altına alınmaya çalışılıyor”

Nefret söylemi üretme, yayma ve teşvik etmede iktidarın “yaygın medya organı” halini almış olan Yeni Akit’ten köşe yazarı Abdurrahman Dilipak, cinsiyetçi ve homofobik nefret söylemini Kasım ayı boyunca sürdürdü ve yayınladığı dört yazısında LGBTİ+’ları anmaya devam etti.  

Akit yazarı Dilipak, “Toplumsal cinsiyet denen bela” diye başladığı “Hey sen “birey”, sen “gender”!” başlıklı köşe yazısı ile İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik dezenformasyona ara vermiyor. Dilipak, İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkarken, Eşitlik İçin Kadın Platformu’nun (EŞİK) dikkat çektiği gibi, çocukların geleceğini güvence altına alan ve Türkiye’nin de altında imzası bulunan Lanzarote Sözleşmesi’ni de araya katarak saldırmaktan geri kalmıyor: “Hey kendini anne-baba zanneden bireyler, haddinizi bilin çocuklarınızın cinsel tercih ve yönelimlerine karşı “nötr kalacaksınız”, cinsel deneyim yaşı 14, anlayışlı olacaksınız. İstanbul Sözleşmesi var artık, Lanzarote var. Bizler çağdaş, özgür bireyler olacağız.”

LGBTİ+ sövgüsüyle yetinmeyip, İstanbul Sözleşme’sini savunan kadınlara hakaret de edince, AKP’li kadınlar kendisi hakkında suç duyurusunda bulunmuş, savunma yaparken de pekiştirdiği nefret söylemiyle LGBTİ+’ları kastettiğini söylemesi üzerine de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyeliğinden ihraç edilmiş olan Akit köşe yazarı Dilipak hep aynı nakarata devam ediyor: ““Fahşa” nereden çıktı şimdi, ayıp, utanmalısınız.. LGBT’ye özgürlük, cinsel tercih, cinsel yönelim konusunda özgürlük getiriyor İstanbul Sözleşmesi, zina ile ilgili 15 ayeti daha hükümsüz kılıyor.”

“Yeni Bretton Wood’s” başlıklı köşe yazısında ABD seçim sonuçları üzerine yazarken, derken: “LGBT ve İstanbul sözleşmesi gibi senaryolarla insanlık tehdit altına alınmaya çalışılıyor. Aileyi, din, ahlak ve geleneği yok etmek, kökünü kazımak istiyorlar. Sonuçta ölümü gösterip, kısırlaştırmaya razı etmek istiyorlar.”

“Biz nasıl bu hale geldik ve İstanbul Sözleşmesini savunur hale geldi başörtülü arkadaşlarımız diye…” devam eden “İçimizdeki öteki!” başlıklı köşe yazısı: “Bakın tek başına İstanbul Sözleşmesinden çekilseniz bile sonuç değişmeyecek. CEDAW üzerinden aynı yola devam edecekler. İstanbul Sözleşmesinin sembolik bir anlamı var. Ama kaldırılması gereken CEDAW, İstanbul Sözleşmesi ve Lanzarote’dir… Bu paketten, paketin içinde mündemiç, tahtında müstetir bir şekilde, sürpriz olarak bir de promosyon çıktı: LGBT+, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, cinsel tercih ve cinsel deneyim.. Ve biz üç oltayı yutarken o promosyonları da yuttuk! Şimdi bakalım bu oltadan nasıl kurtulacağız. Hem de sözleşme lobisine rağmen.”

Akit yazarı Dilipak, ““Mor çatı” niye kendini “Mor” olarak tanımlar. “Mor” yani “Erguvan” rengi. “Erguvaniler” kimlerdi. “Mor” Yahudilerin ve Masonların rengidir…” diye komplo teorilerken, son olarak “Semboller!” başlıklı köşe yazısında gene aynı nakaratları tekrar ediyor: ““İstanbul sözleşmesi”nin savunanların çoğu, oltaya takılan yeme bakıp, oltayı yutuyorlar. Altın kase içindeki bala katılan zehirden söz ediyorum. “Toplumsal cinsiyet”, “cinsel deneyim”, “cinsel yönelim”, “cinsel tercih” konusunu “es” geçiyorlar. “Gender” ve “Birey” konusunu da! Sözleşmenin arkasına saklanarak getirilen vahiyle çelişen onlarca düzenlemeyi de.”

“Ülkücü geçinen İP’lileri kurtarmak için HDP’li Baydemir sahnede” başlıklı yazısında, Akit köşe yazarı, aynı zamanda Yeni Akit Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Ali Karahasanoğlu, “ne kadar karanlık bir parti” diye HDP’yi anar da “geyler ve lezbiyenleri” atlar mı: “Şu HDP ne kadar karanlık bir parti.. Ne kadar çelişkileri içinde barındırıyor.. Emekli müftüyü alıyorlar içlerine, gaylerin lezbiyenlerin propagandasını yapan partinin milletvekili yapıyorlar.”



Etiketler: medya