06/01/2021 | Yazar: Ali Erol

2020 Aralık ayının homofobik nefret “köşe”leri Akit, Aydınlık, Millî Gazete, Yeni Asya, Diriliş Postası ve Sabah yazarlarından…

Muhafazakâr “köşe”lerin LGBTİ+ nefreti yeni yıl molası vermedi Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Homofobik nefret söylemiyle bendini aşıp “köşe”lerine sığmayan gazete yazılarını okumaya devam ediyoruz...

2020 Aralık ayının cinsiyetçi ve homofobik nefret “köşe”lerini Akit, Aydınlık, Millî Gazete, Yeni Asya, Diriliş Postası ve Sabah yazarlarından seçtik.

Akit köşeleri: “Gayler, lezbiyenlerin görünür olmaması değil, görünür olması gerekiyor imiş gibi..”

Nefret söylemi üretme, yayma ve teşvik etmede iktidarın “yaygın medya organı” halini almış olan Akit’ten köşe yazarı, aynı zamanda Yeni Akit Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Ali Karahasanoğlu, “Susayım mı, yutkunayım mı?” başlıklı, bezdirici tekrarlarıyla sündürdükçe sündürdüğü köşe yazısına İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’na laf saydırırken, arada, cinsiyetçi ve homofobik nefretiyle “geyler ve lezbiyenler” nakaratını atlar mı: “Gayler, lezbiyenlerin görünür olmaması değil, görünür olması gerekiyor imiş gibi.. Onlara belediye hizmetlerinde ayrıcalıklar tanıdık..”

Akit’in “spor” köşe yazarı Ahmet Gülümseyen de, “Engelliler ve sporda tesisleşmenin önemi; İBB örneği” başlıklı yazısında, gene İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na, “Engelliler Merkezi” açılışı vesilesiyle saydırıyor. Söz dolaşıyor geliyor, “Yuvamız İstanbul ve Gökkuşağı Renkleri” ara başlığının ardından, nihayet cinsiyetçi ve homofobik nefret nakaratına bağlanıyor: “Başakşehir ilçesinde yer alan söz konusu tesisin girişinde Gökkuşağı/LGBT’yi çağrıştıran renkler dikkatimizi çekerken, ilk aklımıza CHP’lilerin İBB’de Toplumsal Cinsiye Eşitliği Şube Müdürlüğü kurulmasıyla ilgili teklifinin, Ak Parti ve MHP İl Meclisi üyeleri tarafından reddedilmesi geldi.”

Akit köşe yazarının “dikkatini çeken”, Engelliler Merkezi’nin “Giriş kısmındaki renkler...” ne ola ki diye merak edenler için, Ahmet Gülümseyen, twitter hesabından bir de fotoğraf paylaşmış.

LGBTİ+’ların varlığını ve kent hakkını inkâr eden ayrımcı muhafazakâr siyasetin temsilcisi AKP’li meclis üyelerinin cinsiyetçi, homofobik ve transfobik nefret söylemleriyle, toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı İstanbul ilçe ve büyükşehir belediye meclislerinde sürdürdükleri muhalefetin Akit köşe yazarının aklına getirdiklerinin listesini de biz ekleyelim: “Maltepe Belediyesi “LGBT”ye mi hazırlanıyor!”, “Bu renkler konusundaki ısrar nedir?”, “Dünya KoronaVirüs İle Uğraşırken, Bizler Küçükçemece’de LGBTVirüsü ile Uğraşıyoruz”, “Gökkuşağı renklerine bürünülerek birtakım şeyler yapılmak istendi”

Eski milletvekili, Akit’ten Şevki Yılmaz’ın, ““Nankörlük Virüsünü Şükürle tedavi etmeden!”” başlıklı köşe yazısında, komployla karışık nefret kokteylinde yok yokken, cinsiyetçi ve homofobik nefret de tabii ki eksik kalmıyor: “İslami Hayata dönmedikçe afetler, virüsler, salgınlar, biyolojik operasyonlar, 5G, alçak irtifa uyduları tehditleri, Küresel Aşı oyunları, nesilleri yok eden kürtaj ve kısırlaştırma, LGBT ile aile mefhumunu yok etme, İstanbul Sözleşmeleriyle karı-kocayı birbirine düşman etme, Lanzorotte gibi sözleşmelerle sözde çocuk tacizleri duracak diye yeni tehditlere karşı zayıf düşme ve şimdi de hayvan hakları yasalarıyla yarın kestiğimiz kurbanları suç gösterebilecek uygulamaların önünü açabilecek durumlarla muhatap olmak gibi her türlü bela ve musibetler kapımızda olmaya devam edecektir.”

Akit’ten Abdurrahman Dilipak da, “CoVID ve teolojik travma” başlıklı komployla karışık köşe yazısında, cinsiyetçi ve homofobik nefret söylemine bahaneye ne hacet, hep aynı nakaratla araya LGBTİ+’ları da katmaya devam ediyor: “CoVID konusu aslında teolojik bir travmaya sebeb oldu. Takke düştü, kel göründü… Meydan LGBT’lilere kaldı. Artık insanın tanımına geldi sıra. Bir sürü “birey” doldurdu sokakları, meydanları. Bunlar “din, gelenek, ahlak ve ideolojiden izole” bir genom! Bir tür canlı. Onları Chipleyip Neuralink’e bağladığımızda, bunlar birer Siborg’a, “nesne”ye dönüşecekler. Yani insan, hayvan ve makine arası bir mahluk! Bunların dini mi olur!”

Aydınlık köşe yazarından ırkçı nefret kokteyli

LGBTİ+ toplumu ve kurumlarına doğrudan saldıran, manipülasyon, dezenformasyon ve provokasyonlarıyla hedef göstermeye her zaman Akit lazım değil ya, Aydınlık da aynı işlevi yerine getirme konusunda dünden hazır diye Kasım ayında kayda geçirmiştik.

Aydınlık gazetesi yazarı Meltem Ayvalı’nın ardından, “HDP kapatılacak sıra DBP ve HDK’da: HDP+DBP+HDK =PKK” başlıklı köşe yazısı ile hedef gösterme işini devralan bir diğer Aydınlık yazarı Murat İnce, hazırladığı ırkçı nefret kokteyline Kaos GL Derneği’ni de katıyor.

Halkların Demokratik Partisi ve Halkların Demokratik Kongresi’nin kapatılması çağrısıyla kaleme aldığı köşe yazısında Aydınlık yazarı, “Kadınların, gençlerin, LGBT bireylerin temsillerini teşvik edecek kotalar ile eşitlikçi bir yapı kurulmaya çalışır” çağrısı üzerinden hedef gösterdiği ilgili kurumları kriminalize ediyor.

Muhafazakâr “köşe”lerden LGBTİ+ toplumuna karşı nefret nakaratları

Cinsiyetçi, transfobik, homofobik nefret söylemi üretme, yayma ve teşvik etmede birbirleriyle yarışan muhafazakâr yayın organları köşelerinden 2020’nin son ayı Aralık boyunca da İstanbul Sözleşmesi üzerinden feminist kadın hareketi ve LGBTİ+ toplumuna karşı nefret nakaratları devam etti…

Millî Gazete’den Şakir Tarım, “İstanbul Sözleşmesi oyun mu?” başlıklı köşe yazısında, daha önce 1, 2, 3, 4, 5 kez tekrar ettiği cinsiyetçi ve homofobik nefret nakaratını 2020 senesinin son ayında bir kez daha yineliyor: “Kanunun çıkmasından sonra LGBTİ’lilere yeni haklar verildi. Eşcinseller dernekleşti. LGBTİ’liler “onur yürüyüşleri”ne başladı. Taksim’de, bir ramazan ayındaki toplantıda Türkiye tarihinde görülmeyen sapkın görüntüler ortaya çıktı. “Devlet bizden korksun” pankartları taşıyanlar oldu. ODTÜ’de, İzmir’de de benzer sahneler yaşandı. Müslüman bir ülkede bu cesareti nereden alıyorlardı? Şüphesiz, İstanbul Sözleşmesi’nden!”

Yeni Asya köşe yazarı Şükrü Bulut, 2020’nin son ayı Aralık’ın başında, “Feminizm bir tahrip projesi mi?”, Aralık’ın sonunda da, “Feministlerin tesettür düşmanlığı nereden geliyor?” başlıklı iki yazısında, önce, “bundan böyle çokça duyacağız” dediği toplumsal cinsiyet terimine “safsata” diyor. Uzatmadan “eşitlik”le derdinin olduğunu açık edip devam ediyor: ““feminizm” maskesi altında kadının yaratılışına, sosyal hayattaki rolüne, toplumsal varlığımızın çekirdeği aileye ve onun üzerinden temel ahlâkî prensiplere müdahale ile insanlığı bitirme hareketinin yeni ismi “Gender Mainstream” olmuş.” 

Cinsiyetçi ayrımcılık ve nefret, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığı ve homofobik nefretle karılmadıkça eksik kalır, Yeni Asya köşe yazarı da öyle devam ediyor ve aynı zamanda “Almanya İslam Konseyi Din Şurası Sözcüsü” olarak da araya Berlin’den gözlemlerini de katıyor: “Daha önceleri Amerikalı muhafazakârların gayretiyle “eşcinsellik suç“ olarak hukukta tanımlanırken, Bayan Ginsburg’un çalışmalarıyla önce suç olmaktan çıkarılacak ve sonra da “eşcinsel evliliklerin” kapısı aralanacaktı. Buna en çok sevinenler de her sene Berlin’de bir araya gelen ve neoliberallerce masrafları karşılanan dünya LBGT mensupları olacaktı.”

Yeni Asya köşe yazarı için “…bazen feminizme, bezen LGBT haklarına, bazen Diversity yapısına, bazen itilen kakılan göçmen veya serserilerin hukukuna…” fark etmez, hak, hukuk, eşitlik arayışındaki her hareket Şükrü Bulut’un aklına “müstehcenlik” getiriyor. Sonra da büyük oyunu bozuyor: “Feminizmin arkasında durarak hürriyet, liberalleşme, özgürlük, özgüven, demokratikleşme ve diversity sloganlarını kullananların, yalnızca küresel semavî din düşmanları ve demokrasi ile savaşan belli bir sermayenin oyuncakları olduklarını, artık milyonlarca medya organizesinden daha açık ve gür bir şekilde duymaya başladık.”

Diriliş Postası köşe yazarı Muzaffer Dereli, “İnsanların şeytanlarından da Sana sığınırız Yâ Rabbi!” başlıklı yazısında, tasvip etmediğine demediğini bırakmazken, geleneksel cinsiyetçi ve homofobik ayrımcı dilinden eşcinsellik de tabii ki nasibini alıyor: “TV ve internet medyasındaki görüntüler insanı dehşete düşürüyor. Hayvanların bile utanacağı sahnelerden insanlar utanmıyor. Çıplaklık en son raddesinde. Eşcinsel ve çarpık hayatlar zirvede ve en kötüsü de bütün bunların normal, hatta olması gereken budur şeklindeki söylemlerin yaygınlaştırılmaya çalışılması.”

Sabah gazetesinden iki erkek köşe yazarı da, anti-feminist, cinsiyetçi, transfobik ve homofobik nefret nakaratına 2020 bitmeden yetiştiler.

“Osmanlı’da “maşallah” mes’elesi” başlıklı köşe yazısıyla Engin Ardıç, geleneksel anti-feminist, cinsiyetçi ve homofobik nefretin cılkı çıkmış bir söylemiyle koroya dahil oldu: “Erkek düşmanı feministler, hadi daha açık konuşalım lezbiyenler, işin öyle cılkını çıkardılar ki, kadın haklarını savunan birçok akıllı uslu kadın "ben de feministim" demeye korkar oldu.”

“Lezbiyenler” nakaratını Engin Ardıç kullanınca, “Erkek dövme sanatı” başlıklı köşe yazısıyla, Sabah’tan diğer erkek köşe yazarı Salih Tuna’ya da “trans kadınlar” kalmış: “Kadın kadındır erkek de erkek... Yani, fazla da zorlamamak lazım... İmdi, trans kadınlar halter gibi fiziksel güç gerektiren spor dallarında rekorlar kırıyor denilecek. Bakınız, transseksüel serbest dövüşçü… Sorun şu ki, Fallon Fox daha önceden erkek olduğunu söylememişti…”


Etiketler: medya