29/04/2021 | Yazar: Ali Erol

Homofobik Nefret Söyleminin Mart Ayı Sosyal Medya ve İnternet Seyrinde İstanbul Sözleşmesi bahaneli LGBTİ+ karşıtı kurumsal nefret söylemini derledik

İstanbul Sözleşmesi’nin feshi kamu temsilcilerini ferahlatmıyor (!) Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Çizim: Gizem Winter / KaosGL.org için stok görsel

LGBTİ+ yurttaşları hedef alan kamu temsilcilerinin kurumsal homofobik nefret söylemi, İstanbul Sözleşmesi’nin feshinin ardından Mart ayı boyunca devam etti.

Medya çalışmaları kapsamında sosyal medya mecrası ile internet medyasını izleyen Kaos GL, internet yayıncılığında dikkat çeken, sosyal medya ortamlarında öne çıkan Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks (LGBTİ+) odaklı homofobik ve transfobik nefret söylemi üreten ve yayan haberler ile mesajların takibini yaparak kaydını tutuyor.

Cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve cinsiyet ifadesi ile LGBTİ (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks) varoluşlara yönelik ayrımcı yaklaşım, nefret söylemi üreten, yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı gösteren ifadeler içeren haber ve yorumları aylık dosyalarla raporluyor.

Homofobik ve Transfobik Nefret Söyleminin Mart Ayı İnternet Seyrine sosyal medya ve internet ortamlarına yansımış ayrımcı ve nefret ifadeleri ile doğrudan üreten, yayan ve teşvik eden medya organlarından LGBTİ+’lara yönelik cinsiyetçi, transfobik ve homofobik nefret söylemlerini derledik.

Kaos GL, homofobik nefret medyasının Mart ayı hedefi

Cinsiyetçi, transfobik, homofobik nefret söylemi üretme, yayma ve teşvik etmede birbirleriyle yarışan hükümet yanlısı ve muhafazakâr yayın organları, karalama kampanyasıyla düşmanlaştırdıkları Kaos GL Derneği’ne karşı yayınlarına Mart ayında da devam ettiler.

Diriliş Postası, Aydınlık ve Haksöz Haber “köşe” yazıları ve “haber”leriyle Kaos GL Derneği’ni hedef aldılar:

“Tam da İstanbul Sözleşmesi’nin çöpe gönderildiği gün bana ve bir yazarıma kamu dava açılması için şikâyet dilekçesiyle savcılığa başvurmuşlar. Suçumuz neymiş bakalım; ‘Türkiye’de LGBT dernekleri gün geçtikçe semiriyor, şımarıyor ve sapıklıklarını propaganda ediyor’ diye yazmışız. ‘Batılı bazı kuruluşlar ‘Lut kavminin sapık dölleri LGBT’lileri fonluyor’ demişiz. ‘LGBT’li sapıklar’, ‘Ülkemizde ahlaksızlığın öncüsü Kaos GL’ gibi cümleler kurmuşuz. Dört sayfalık şikâyet dilekçesinin çok kısa özeti; “Yazarın bu ifadeleri bir bütün olarak nefret söylemidir.”

“LGBT sapkınlığı”, “sapkın LGBT örgütleri”, “cinsi sapkınlar”, “cinsi sapkınlığı meşrulaştırmak”, “sol ve sapkın oluşumlar”, “sol-sapkın çevreler” ve “fahşa kültürü” gibi cinsiyetçi ve homofobik söyleminin serpiştirildiği nefret bülteninde doğrudan ve baştan “konu”ya giriliyor: “KAOS GL vb. sapkın oluşumlar 8 Mart’ta örgütlenerek gayrı meşru olanı meşrulaştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Bu noktada Diyarbakır gibi bir ilde dahi yürüyüş düzenleyecek cürete sahipler.”

Kamunun kurumsal homofobik nefret söylemi sürüyor

Ayrımcılık yasağı ve eşitlik ilkesi gereğince vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlayıp, her türlü tehdit ve baskıya karşı korumakla yükümlü kamu temsilcileri cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığına devam ederken, Ocak ve Şubat aylarının ardından Mart ayı boyunca da LGBTİ+ yurttaşlara yönelik homofobik nefret söylemini sürdürdüler.

Boğaziçi Üniversitesi protestoları bahanesiyle “LGBT sapkını” söyleminde bulunan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun sözlerinin ardından başlayan kurumsal homofobik nefret söylemi sağanağında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, “azgın azınlık”, “sapkın düşünce ve yaşam tarzı”, “ahlaksızlık”, “nefreti ve terörü özgürlük olarak pazarlamaya çalışanlar” sözlerini sarf etmişti.

Kurumsal homofobik nefret söylemi devam eden Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Mart ayının ilk haftasında, “eşcinsellik propagandası”, “yozlaşma”, “aşırılık”, “çirkinlik” ve “saldırı” sözlerini sarf etti: “Özgürlük ve hoşgörü gibi kavramların hiçbir şekilde eşcinsellik propagandası için yozlaştırılmasına, bu yolla ailelerimizin ve çocuklarımızın hedef alınmasına kesin olarak karşı çıkıyoruz. Vatandaşlarımızı her türlü aşırılıktan korumak devletin başlıca görevidir. Bu tür çirkinliklerin özellikle gençlere normal bir şey gibi sunulması, toplumsal düzenimize ve milletimizin asil karakterine yapılmış bir saldırıdır. Bugün bu konuda birilerine hoş görünmek için en ufak taviz verilmesi, gelecekte çok daha ciddi sorunlarla karşılaşmamıza neden olacaktır. Buna izin vermiyoruz, vermeyeceğiz."

CHP İstanbul Milletvekili, hukukçu Sezgin Tanrıkulu, Altun’un, LGBTİ+ yurttaşları hedef gösteren ayrımcı yaklaşımına, twitter hesabından, “LGBTİHaklarıİnsanHaklarıdır” etiketi altında tepki gösterdi: “Fahrettin Altun devletin tüm imkanlarını da kullanarak, çok açık biçimde uluslararası hukukta tanımlandığı şekliyle cinsel yönelim üzerinden nefret söyleminde bulunuyor ve suç işliyor.”

Cumhuriyet gazetesinin “Altun, LGBTİ+’ları hedef aldı” haberini, sosyolog Emre Kongar, twitter hesabından paylaştı. Kongar’ın paylaşımına, dadyo programcısı Cem Ceminay, “Bu açıklamaları kendi kafasına göre mi yapıyor yoksa talimat üzerine mi diye merak etmemek mümkün değil yani Dijital Dünya Çalıştayı'nda gündeme getirilecek konu bu mudur?” yorumuyla katıldı.

Sezgin Tanrıkulu’nun “LGBTİHaklarıİnsanHaklarıdır” etiketi altında, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun’un LGBTİ+’ları hedef almasına gösterdiği tepkiye, AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan, “Nesillerimizi hedef alan bu sapkınlığı kendilerince meşrulaştırma çabaları; muhalefet değil, insanlık değerlerine savaştır!” paylaşımıyla, Altun’un sarf ettiği homofobik nefret söyleminin kurumsal yeniden üretimiyle karşılık verdi. Bülent Turan’ın twitter paylaşımın altı ırkçı, cinsiyetçi ve homofobik nefret söylemleriyle doldu taştı.

haber7 isimli sitenin, Bülent Turan’ın ayrımcı dilini ve homofobik nefret söylemini “haber” adı altında yeniden üretirken kendinden geçtiği görüldü: “Sapkın LGBT’ye kalkan oldu! Cevap AK Parti’li Bülent Turan’dan geldi…”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ise LGBTİ+’ları hedef aldığı konuşmasının video kaydını twitter hesabından yeniden paylaşarak, ayrımcı dilini ve homofobik nefret söylemini savunmayı sürdürdü: “Savrulmak, taviz vermek, geri adım atmak, eğilip bükülmek yok! Değerlerimizi, milletimizi ve nesillerimizi korumak için mücadele edeceğiz. Dört bir cepheden saldırsalar da sözlerimin sonuna kadar arkasındayım!”

İstanbul Sözleşmesi’nin feshi kamu temsilcilerini ferahlatmıyor

2012 yılında ilk olarak Türkiye tarafından imzalanan ve 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi’nin imzacı devletlere getirdiği yükümlülükler olan kadına karşı şiddeti önleme, şiddetten koruma, şiddet eylemlerini kovuşturma ve mağdur destek mekanizmaları oluşturma uygulamalarını sanki Türkiye yerine getirmiş gibi, kamu temsilcileri tek taraflı feshin ardından hâlâ “sözleşmenin kadın cinayetlerini korumakla bir alakasının olmadığı… aileyi çökertmeyi amaçladığı… kadın cinayetlerini azaltmak şöyle dursun artıran bu sözleşme…” çarpıtmasına devam etmek için LGBTİ+ yurttaşları hedef alıp, homofobik nefret söylemi üretmeye devam ediyorlar. 

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı imzalı “Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden Çekilmesine İlişkin Açıklama”da, Türkiye’nin sözleşmeden çekilme kararı almasına “neden” olarak “eşcinselliği normalleştirme” gösterildi: “İstanbul Sözleşmesi, Türkiye’nin toplumsal ve ailevi değerleriyle bağdaşmayan eşcinselliği normalleştirmeye çalışan bir kesim tarafından manipüle edilmiştir. Türkiye’nin sözleşmeden çekilme kararı alması da bu nedene dayanmaktadır.”

Sözleşme’den tek taraflı çekilme nedeni olarak gösterdiği “gerekçe”sini güçlendirmek isteyen Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Polonya’dan medet umdu: “Polonya da eşcinsel grupların toplumsal cinsiyet hakkındaki fikirlerini tüm topluma empoze etme girişimini gerekçe göstererek sözleşmeden çekilmek için adımlar atmıştır.”

Polonya nakaratını İçişleri Bakanı da tekrar ediyor: “Biz egemen devletiz. İstediğimiz uluslararası sözleşmenin altına imza atarız, istediğimizden de çıkarız. Nitekim Avrupa'da bu sözleşmeyi imzalamayan birçok ülke var. En son Polonya, lezbiyen, gey, trans, bütün bunlara itiraz ettiği için, kendi toplumunu yanlış yönlendirebileceğine inandığı için buradan çıktı.”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın “gerekçe”sine destek veren Anadolu Ajansı, İletişim Başkanlığı’nın “açıklama”sıyla yetinmeyerek manipülasyon, dezenformasyon ve provokasyonda hızını alamıyor. Anadolu Ajansı, “sözleşmede yer alan "toplumsal cinsiyet" ve "cinsel yönelimler" gibi kavramlar üzerinden Türkiye'nin toplum ve aile değerlerine uygun olmayan eylem ve söylemler” kesmeyince güya “AA muhabirinin edindiği bilgilere göre” adı altında “nefret” ve “terör” kokteylleriyle karılmış, cılkı çıkmış nakaratlara bağladı: “Türkiye, aile ve kadını güçlendirme odaklı olduğu için imza attığı İstanbul Sözleşmesi'ni küresel LGBT lobilerinin ve bu lobilerle eş güdümlü hareket eden finans ve teknoloji şirketlerinin, bu sözleşmeyi düşünce ve ifade özgürlüğünü baskılayıcı, aile ve toplum değerlerini yozlaştırıcı politik bir baskı aracı olarak kullanmaya başlaması dolayısıyla feshetti. Başta LGBT örgütleri olmak üzere yurtdışından fonlanan, terör örgütleri ve uzantılarıyla birlikte hareket eden bir yapı ortaya çıkarken, bu grupların İstanbul Sözleşmesi'ni arkalarına alarak LGBT ideolojisini toplumun tümüne mal etmek istedikleri belirlendi. LGBT topluluklarının, kendi cinsiyet anlayışını İstanbul Sözleşmesi üzerinden bütün topluma kabul ettirmeye çalışırken kamuoyunda hassasiyet uyandıran milli, dini ve manevi değerlere saldırı niteliğinde söylem ürettiği, bunu eylemlerine yansıttığı, toplumun nüvesini teşkil eden aile yapısını tahrip ederek, telafisi mümkün olmayan zararlar verdiği saptandı.”

Anadolu Ajansı, İstanbul Sözleşmesi’nin fesih gerekçesini savunacam derken nihayet polis bültenine de bağlayıp LGBTİ+ kurumlarını kriminalize ediyor: “Söz konusu eylemlere "insan hakları" görüntüsü altında çocukların da alet edildiği, LGBT örgütlerinin, terör örgütü PKK ile ortak eylemlerde bulunduğu görüldü.”

BBC, “eşcinselliğe hukuki statü verilmesinin yolunu açıyor” gerekçesiyle, AKP kaynaklarına göre çekilme kararının aylar önce alındığını yazarken, Türkiye gazetesi nefret nakaratlarını tekrar etti. Türkiye gazetesi, “Aile yapımızı düşmanlık aracı hâline getiren ve yuva yıkan 'İstanbul Sözleşmesi'nden Türkiye çekildi. Fesih hazırlıkları geçen haftadan yapıldı. Bundan sonra 'Ankara kriterleri' ile yola devam edilecek” derken, homofobik coşkusunu saklamadı: “LGBT dayatmasına son”

TBMM Başkanı Mustafa Şentop da, İstanbul Sözleşmesi’nin fesih savunmasına, “Sözleşmedeki LGBTİ ile ilgili ifadeler rahatsızlık yaratıyordu” nakaratıyla katıldı.

AKP Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay, “İstanbul Sözleşmesi’ne karşı değildim” dedi ve devam etti: “Bu Ak Parti’nin muhafazakar politikasıdır. İstanbul Sözleşmesi'nden oluşan toplumsal algı nedeniyle çıkıldı. Sözleşmede eşcinselliği normalleştirici bir madde yok.”

Türkiye İnsan Hakları Kurumu (TİHEK) Başkanı Süleyman Arslan, “İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın millet iradesini yerine getirdiğini” söyleyerek devam ediyor: “Türk Ceza Kanunu'nda 'Nefret ve Ayrımcılık Suçu' düzenlemesi esnasında, gerekse 6701 sayılı TİHEK Kanunu'nun meclis görüşmeleri sırasında İstanbul Sözleşmesinde var olan 'Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği' bir nefret ve ayrımcılık temeli olarak teklif edilmişse de TBMM tarafından kabul edilmemiştir. Millet iradesince hukuken reddedilmiştir. Bu ise esasen o tarihte İstanbul Sözleşmesinin ilgili düzenlemelerinin Meclis tarafından reddedildiği anlamına gelmektedir.”

Cumhurbaşkanlığı kararıyla Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin ardından gelen açıklamalara iş dünyası da dahil oldu. ASKON Başkanı Aydın’ın, “LGBT gibi sapkınlıklar” tabiriyle sarf ettiği ayrımcı dil ve homofobik nefret söylemine Anadolu Ajansı aracılık etti.

Sendikal gongo Memur-Sen de, Kadınlar Komisyonu aracılığıyla sarf edilen cinsiyetçi ve homofobik nefret söylemiyle, Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesine destek verdi: “Sözleşme din, gelenek, aile, cinsiyet gibi pek çok konuda marjinal görüşlerin etkisinde kaleme alınmış ve alternatif görüşleri baskılamak için kullanılmıştır. Sözleşmenin parametrelerinden olan toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelim gibi kavramlar kültürel altyapıya saldırı suretinde empoze edilmiştir.”

8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında “Kadın Haklarına Dair İlkeler Bildirgesi”ni açıklayan Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM), “mücadele edilmesi gereken alanlar” arasında “cinsel yönelimler”i de saydı. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde okuduğu bildirgenin nasıl hazırlandığını anlatan KADEM Başkanı Dr. Saliha Okur Gümrükçüoğlu, LGBTİ+’ların varoluş hakları ile anayasal eşitlik taleplerini “cinsel kimlik propagandaları” olarak gördüklerini söylüyor, “tavrımız net” diyerek devam ediyor: “Konuya ilişkin bir süredir akademik çalışmalar ve araştırmalar yapıyoruz. Şiddetle itiraz ettiğimiz nokta ise bu kişilerin belli lobiler tarafından küresel sermayenin de desteğiyle kullanılması, farklı cinsel yönelimlerin teşvik edilmesi hatta propagandasının yapılması, gençlere ve çocuklara özendirilmesi. Toplumun devamını sağlamada bunları oldukça tehlikeli buluyoruz ve bununla mücadele edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu tür dayatmaların aile yapısını, neslin devamlılığını ve geleceğimizi tehdit ettiğine inanıyoruz.”

Yeni Şafak, nihayet, “Aile kurtuldu” başlığı atıyor: “81 maddelik İstanbul Sözleşmesi hem Türk aile yapısını bozduğu, hem de eşcinselliği meşrulaştırdığı gerekçesiyle çok eleştirildi.”

LGBTİ+ toplumuna, kurumlarına ve kişilere karşı cinsiyetçi ve homofobik dezenformasyona ortak olan, doğrudan üreten, yayan ve teşvik edip hedef gösteren hükümet yanlısı ve de muhafazakâr nefret medyasının cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği üzerinden LGBTİ+ varoluşları “lgbti sapkınlığı” olarak itham eden, yetinmeyip “terör” ile ilişkilendiren yayın politikası İstanbul Sözleşmesi’nin feshi ile durulur mu! Toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı “fıtratı temelden reddeden ders” manşeti Millî Gazete’den gelsin: “Eşcinsellik, toplumsal cinsiyet gibi sapkın konuların dışında feminizm söylevleri üzerinden de ilerletilen “toplumsal cinsiyet eşitliği” dersi…”

Homofobik nefret söylemiyle bendini aşan Mart ayı “köşe”leri

LGBTİ+’ların eşit yurttaşlık hakkını inkâr yetmeyince yaftalayan, hedef gösteren, kriminalize eden, düşmanlaştıran, homofobik nefret söylemiyle nihayet “terör” ile ilişkilendiren hükümet yanlısı ve de muhafazakâr medyanın “köşe” yazarları ayrımcı dillerinin idrakiyle kendilerini tanıyor: “LGBT’yi reddedenlere; ‘homofobik’, ‘bifobik’, ‘transfobik’ deniliyor…” 

Homofobik nefret söylemiyle bendini aşıp “köşe”lerine sığmayan, “nefret kokteyli” ile “terör kokteyli”ni harmanlayan gazete yazılarını okumaya devam ediyoruz. Mart ayının cinsiyetçi ve homofobik nefret “köşe”lerini Yeni Şafak, Türkiye, Milat, Akit, Diriliş Postası, haber7, Fikriyat, Yeni Söz yazarlarından seçtik: “Homofobik nefret “köşe”lerini Sözleşme’nin feshi kesmiyor, LGBTİ+’ya “terör”, TCK’ya “zina” istiyorlar”

Akit’in Mart ayı nefret söylemi listesi

Kaos GL, medya çalışmaları kapsamında, cinsiyetçi, transfobik, homofobik nefret söylemi üretme, yayma ve teşvik yayın organlarından Akit’in aylık nefret söylemi seyrini takip ediyor.

Yeni Akit’in 2021 Mart ayı listesi, LGBTİ+’lara yönelik ayrımcı dil, cinsiyetçi, transfobik ve homofobik nefret söylemleri içeren, hedef gösteren “haber” ve “köşe” yazıları ile birlikte doğrudan LGBTİ+ toplumu ve kurumlarına yönelik saldırıların takibi ve kaydından oluşuyor.

Cinsiyetçi ve homofobik dezenformasyona ortak olan, üreten ve yayan Akit’in aylık nefret söylemi Mart listesi, “Akit’in erkeklerini durdurabilene aşk olsun: Sözleşme’nin feshi yetmez!”, “Sözleşme’nin feshi kesmez, Akit’in kadınlara karşı cinsiyetçi nefreti dinmez!”, “Akit’in homofobik nefret siyaseti”, “Akit’in homofobik nefret siyaseti sınırları aşıyor”, “Akit’in kültür-sanat ve medyada nefret siyaseti” ve son olarak “Akit yazarlarının homofobik nefret “köşe”leri” başlıklarından oluşuyor.

istanbul-sozlesmesi-nin-feshi-kamu-temsilcilerini-ferahlatmiyor-1 

Kaos GL’den aylık nefret söylemi takibi

Kaos GL, sosyal medya ortamları ile internet yayıncılığında cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve cinsiyet ifadesi ile LGBTİ+ varoluşlara yönelik ayrımcı yaklaşım, homofobik ve transfobik söylem içeren haber ve gelişmeleri takibe alıyor.

Böylece Kaos GL, internet yayıncılığında dikkat çeken, sosyal medya ortamlarında öne çıkan Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks (LGBTİ+) odaklı homofobik ve transfobik nefret söylemi üreten ve yayan haberler ile mesajların aylık takibini ve irdelemesel kaydını tutuyor.

Ayrımcı, ırkçı, homofobik, transfobik unsurlar taşıyan ifadelere nefret söylemi denilmektedir. Bir gruba ya da o gruba üyeliği nedeniyle bir kişiye yönelik düşmanlıktan kaynaklanan ve o gruba yönelik düşmanlığı gösteren veya cesaretlendiren ifade biçimleridir. Nefret söylemi, nefret suçuna teşvik ya da eşlik edebileceği için, bu iki kavram birbiriyle bağlantılıdır.

Nefret söylemi, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tavsiye kararında, “nefret biçimlerini yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı gösteren her tür ifade biçimi” olarak tanımlanıyor.

Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks (LGBTİ+) terimleri ile tanımlarını, LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılık ideolojileri ve anlamlarını, insan hakları ve ayrımcılıkla ilgili terimler ve tanımlarını ve daha fazlasını, Kaos GL Derneğince yayınlanmış “LGBTİ+ Hakkında Sıkça Sorulan Sorular ve Cevapları” kitapçığında bulabilirsiniz.

Kaos GL Derneği’nin dijital ortamda yayımladığı “Homofobik ve Transfobik Nefret Söyleminin İnternet Seyri” başlıklı “2020 Sosyal Medya Raporu” işte burada

Not: Bu dizide, internet ortamı ile sosyal medyadan yapılan alıntıların yazım hatalarına dokunulmuyor; olduğu gibi alınıyor.


Etiketler: insan hakları, medya, nefret suçları
Telegram