19/02/2021 | Yazar: Ali Erol

2020 boyunca LGBTİ+ toplumu ve kurumlarına karşı ayrımcı dil ve söylemle yetinmeyen nefret medyası, Kaos GL Derneği’ni düşmanlaştırdı ve doğrudan hedef aldı.

Kaos GL, 2020 boyunca hükümet yanlısı muhafazakâr medyanın hedefindeydi! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Fotoğraf: 2001, Ankara, Kaos GL arşivinden

Hükümet yanlısı ve muhafazakâr medya, 2020 boyunca LGBTİ+ toplumu ve kurumlarına yönelik ayrımcı dil ve nefret söylemiyle yetinmedi, düşmanlaştırdığı Kaos GL Derneği’ni doğrudan hedef gösterdi.

Hükümet yanlısı ve muhafazakâr medya, sene boyu devam eden nefret yayınıyla, LGBTİ+’ların hak ve eşitlik mücadelesini hedef gösterdi, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığını meşrulaştıran homofobik nefret söylemlerine katılmaları yönünde kamu ve siyaset temsilcilerini kışkırtarak devlet destekli kurumsal homofobik nefrete aracılık etti.

Hükümet yanlısı medya organları, İçişleri Bakanlığına kayıtlı LGBTİ+ derneklerinin çalışmalarını sanki gizli ve yasadışıymış gibi gösteriyor. Nefret yayınlarıyla doğrudan hedef gösterilen LGBTİ+ dernekleri, “nefret” yetmeyince “terör” ile ilişkilendirip kriminalize ediliyor.

İçişleri Bakanlığı’na mali bildirim zorunluluğu bulunan ve düzenli denetlenen sivil toplum kuruluşlarından olan LGBTİ+ dernekleri, hem Anayasal bir hak hem Dernekler Kanunu’na göre kuruldukları bilindiği halde, ifade ve örgütlenme özgürlüklerini inkâr edecek şekilde, “sapkın dernekler” ifadesiyle nitelemekte sakınca görülmüyor.

Türkiye’nin de dahil olduğu AB ve BM fonlarından söz konusu Dernekler Kanunu çerçevesinde LGBTİ+ derneklerinin de yararlanmasını çarpıtan ve yalan üreten hükümet yanlısı medya, gene aynı Dernekler Kanunu kapsamında İçişleri Bakanlığının bilgisi ve denetimine tabi oldukları bilindiği halde, kamuoyunu yanıltmaya ve LGBTİ kurumlarını hedef göstermeye devam ediyor.

LGBTİ+ toplumu ve kurumlarını düşmanlaştıran, manipülasyon, dezenformasyon ve provokasyonlarıyla Kaos GL Derneği’ni hedef gösteren ve doğrudan saldıran nefret medyasının başını Akit çekiyor. İktidarın “yaygın medya organ”ı halini almış olan Yeni Akit, nefret söylemini doğrudan üreten, yayan, okurlarıyla takipçilerini teşvik eden ayrımcı dil ve nefrette sınır tanımıyor.

2020 senesinde, homofobik nefret yayınlarıyla LGBTİ+ kurumlarını düşmanlaştıran, Kaos GL Derneğini doğrudan hedef alan hükümet yanlısı ve muhafazakâr medya organları, Akit’in ardından, Sabah, Aydınlık, Yeni Şafak, Millî Gazete, Haber7 ve Star oldu. Ayrıca kopyala-yapıştır yay tekniğiyle Takvim, AHaber ve Doğru Haber gibi yayın organları da LGBTİ+ kurumlarına yönelik nefret yayınlarının yayılmasına aracılık ettiler.

Akit: “Sapkınların çatı kuruluşu Kaos GL”

Cinsiyetçi, transfobik, homofobik nefret söylemi üretme, yayma ve teşvik yayın organı Akit, 2020 Ocak ayında, “KAOS GL’nin Türkiye için bir tehdit haline geldiğini belirten duayen hukukçular, kapatılması gerektiği yönünde görüş bildiriyor” diye “haber”leriyle bilinen Harun Sekmen imzasıyla “nefret kokteyli”nde söylem yükseltti: “LGBTİ bir terör örgütüdür”

“LGBTİ bataklığı”, “eşcinsel sapkınlığı”, “eşcinsel şehvet maymunları”, “ensest ilişki”, “AIDS vakaları”, “kirli plan”, “siyonist lobi”, “eşcinsel lobi”, “siyonist proje”, “sapkın ilişkiler”, “iğrenç proje”, “siyonist aklı” gibi nefret kokteyli ifadeleriyle gelişen Harun Sekmen imzalı, ““Eşcinselleştirme Operasyonu” kitabının yazarı Fehmi Demirbağ Akit’e konuştu! Eşcinsellik Siyonist projedir” başlıklı söyleşi, “LGBTİ bir terör örgütüdür” hedefiyle sona eriyor: “Ülkemizde eşcinsel dernekler Siyonistler tarafından destekleniyor. Bu bir Siyonizm projesidir. LGBTİ bir terör örgütüdür. Eşcinsel sapkınlık bütün kötülüklerin anasıdır. Devlet acilen bu bataklığı kurutmalıdır.” 

Akit’in cinsiyetçi ve homofobik nefret siyasetinin Nisan ayı bahanesi, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın eşcinselleri hedef gösteren Cuma hutbesi oldu. Akit muhabiri önce kendi nefretini saçıyor: “azgın azınlık”, “LGBTİ’li onursuzlar”, “eşcinsel sapkınlığa”, “ahlaksızlar sürüsü”, “LGBTİ sapkınlara”, “Türk milletinin ahlakını yerle bir etmek isteyen sapkınlar”. Sonra da saydıklarıyla yetinmiyor bir de aynı nakarata mikrofon tutuyor: “Devlet bir an önce ne kadar eşcinsel dernek varsa kapatmalı ve eşcinsel ilişkileri suç ilan etmelidir.”

“Sapkınlar boş durmuyor” ve “Çocuklarımıza el uzattılar” ara başlıkları ile devam eden bu kez Hakkı Bilir imzalı Akit nefret bülteninde, sıra doğrudan Kaos GL Derneği’ni hedef göstermeye geliyor. LGBTİ+ derneklerin çalışmalarını “kirli faaliyet” olarak karalayan ve kriminalize etmeye çalışan Akit, haber sitesi kaosGL.org’dan alıntıladığı hak haberlerini çarpıtmaya devam ediyor: “Sapkınların çatı kuruluşu KAOS GL de boş durmuyor. KAOS GL’de yer alan bir haberde, “LGBTİ çocukları ayrımcılığın her boyutunu yaşıyor” başlıklı bir içerik yayınlandı. Yine aynı site, Aslı Alpar’ın ‘LGBTİ çocukları’ konu alan sapkın içerikli karikatürlerini ‘Onlara yalnız olmadıklarını söyleyin’ başlığıyla yayınladı.”

Nisan ayında, Kaos GL Derneği’ni doğrudan hedef alan bir diğer Akit imzası ise gene Harun Sekmen! Kaos GL 2019 Medya İzleme Raporu’nu okuyan Akit muhabirinin çıkardığı sonuç: “Akit, sapkınların korkulu rüyası” Akit muhabiri Harun Sekmen, Kaos GL Medya İzleme Raporu’nu okuyor: “Müslüman Türk milletinin baş belası LGBTİ’li eşcinsel sapkınlar”, “KAOS GL isimli sapkınlar yuvası”, “LGBTİ ahlaksızlığı”, “sapkınlık tehlikesi”, “LGBTİ’li homolar”, “Soros beslemesi eşcinsel virüsler”, “kirli planlar”, “KAOS GL isimli sapkın dernek”, “eşcinsel ahlaksızlar”, “cinsel sapmalar”, “ahlaksızlar”, “eşcinsel tehlike”, “sapkınlar”

Akit’in doğrudan LGBTİ+ toplumu ve kurumlarına yönelik saldırılarının Mayıs ayı seyrinde Harun Sekmen imzalı üç başlık yayımlandı. “Sapkın dernekler kapatılsın! Gençleri zehirliyor, aileyi parçalıyor, toplumu dinamitliyor” başlığı altında, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın ayrımcı çıkışı ve homofobik nefret söylemi vesile edilerek bir kez daha LGBTİ+ derneklerin yasa dışı bir şekilde kapatılması çağrısı yapılıyor. “LGBTİ’li sapkınlar” söylemi ile açılan provokasyon ile bir kamu kurumu olan Diyanet’in ayrımcı diline dönük itirazlar, “İslam’a ve Müslümanlara saldırı” olarak aktarılıyor. “Türk aile yapısını bozmak için Batı tarafından fonlanan sapkın derneklerin kapısına kilit vurulmalıdır” denildikten sonra “hukukçu Hasan İlter” diye tanıtılan kişinin doğrudan Kaos GL Derneği’ni hedef göstermesine aracılık ediliyor: “Yasalarımızda LGBTİ derneklerinin ve uzantılarını kapatılmalarını sağlayacak gerekli kanun maddeleri mevcuttur. Başta KAOS GL olmak üzere tüm eşcinsel dernekler bir an önce kapatılmalıdır. LGBTİ dernekleri ülkenin her yanında mantar gibi çoğalmaktadır. Üniversitelerde öğrenci kulüpleri faaliyetlerini yürütmektedirler. Başta KAOS GL ve diğer LGBTİ grupları bir an önce kapatılmalıdır.” 

Akit muhabiri Harun Sekmen’in LGBTİ+ derneklerine yönelik ayrımcı ve homofobik nefret suçu çağrısını, Akit yazarı Abdurrahman Dilipak, twitter hesabından paylaşarak bir kez daha dolaşıma soktu.

Akit, gene Harun Sekmen imzasıyla, “CHP fonluyor LGBTİ semiriyor” başlığı altında, Kaos GL ile eşitlik birimlerine sahip CHP’li belediyeleri hedef alıyor: “Sapkınların siyasi alandaki en büyük destekçisinin CHP olduğu, LGBTİ’lilerin çatı kuruluşu KAOS GL tarafından itiraf edildi. CHP’li Beşiktaş, Kadıköy ve Şişli belediyelerinin; eşcinsel LGBTİ derneklerinin tamamına finansal destek başta olmak üzere her türlü imkanı seferber ettiği kaydedildi.” HaberVitrini sitesi de Akit’in yayınını olduğu gibi kopyalayıp alıyor ve yayıyor.

Akit, “LGBTİ’li sapkınlar” adı altında sürdürdüğü homofobik nefret yayınına “Eşcinsellik terörü böyle yaygınlaşıyor” başlığı ile devam ediyor. Kaos GL bu kez de, “sapkınlığı meşru göstermek için iğrenç yayınlara imza atan” yayın organları arasında sayılıyor. “Sapkınları Haçlılar besliyor” başlığı altında gene “eşcinsel dernekler” düşmanlaştırılıyor ve Kaos GL Derneği doğrudan hedef alınıyor: “Türkiye’de faaliyet yürüten ve sapkınların çatı kuruluşu mahiyetinde olan KAOS GL’nin haçlı koalisyonundan devasa oranda fon desteği aldığı saptandı.”

Kaos GL Derneğini düşmanlaştıran Akit’in ırkçı ve homofobik nefret bültenini DiniHaberler ve Anahaberyorum internet siteleri de olduğu gibi kopyaladı ve yaydı.

Akit’ten gene Harun Sekmen, “Barolar ve odalar LGBTİ destekçisi” başlığı altında, barolar ve meslek odalarına saldırırken, “LGBTİ sapkınlar” söylemi ve cinsiyetçi ve homofobik nefretiyle LGBTİ+ kurumları bir kez daha hedef gösteriyor: “Yüzbinlerce avukatın iradesini görmezden gelen İstanbul Barosu yönetimi ise sapkınların çatı kuruluşu KAOS GL ve SPoD isimli dernekle, “Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Temelli Ayrımcılık Konulu Davalara Yönelik Sertifika Programı” düzenledi.” 

Akit, Ağustos ayında, vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlayıp, her türlü tehdit ve baskıya karşı korumakla görevli olan İçişleri Bakanlığının, LGBTİ+'ları “vatandaş”tan görmeyip kurumsal ayrımcılığa tabii tutmasına, nefret söylemine devam edip, hedef göstermesine tv organıyla aracılık etti.

KADEM’in, “Eşcinsellik ve benzeri akımlar yaradılışa aykırı, sapkın eğilimlerdir. Bu eğilimlerin toplumsal olarak görünür olmasına, teşvik edilmesine kesinlikle karşıyız.” açıklamasına ikna olmayan Akit, “Kadem 'İstanbul Sözleşmesi eşcinselleri meşrulaştırmıyor' demişti... Peki bunlar ne?” başlıklı haberde gene doğrudan LGBTİ+ kurumlarını hedef aldı: “İstanbul Sözleşmesi Türkiye İzleme Platformu denilen bir yapı oluşturan feministler ve eşcinsel sapkınlar GREVIO'yu yönlendirdiği belirlendi.” Diğer LGBTİ+ dernekleriyle birlikte Kaos GL Derneği’nin adını daire içine alıp işaretledi.

LGBTİ+ toplumu ve kurumlarına doğrudan saldıran, manipülasyon, dezenformasyon ve provokasyonlarıyla hedef gösteren Akit’in Kasım ayı homofobik ve transfobik nefret bahanesi, “Sapkınları Batı besliyor” başlığı altında geldi.

Hakkı Bilir imzalı Akit manipülasyonu, İçişleri Bakanlığına kayıtlı LGBTİ+ derneklerinin çalışmalarını sanki gizli ve yasadışıymış gibi gösteriyor: “LGBTİ sapkın eşcinsellerin, Batı kökenli dernekler tarafından fonlandığını istihbarat birimlerinin yaptığı çalışmalar ortaya çıkardı.”

İçişleri Bakanlığı Dernekler İl Müdürlüğüne mali bildirim zorunluluğu bulunan ve düzenli denetlenen sivil toplum kuruluşlarından olan LGBTİ+ dernekleri, Akit’in nefret yayınında doğrudan hedef alınıyor: “Türkiye’deki sapkınların kurduğu LGBTİ derneklerinin esas gelir kaynaklarını ifşa ediyoruz. Genel ahlak kurallarını hiçe sayan provokatif faaliyetlere imza atan homolar, Batı’dan gelen ve genelde perde arkasında kalmayı tercih eden fon merkezleri tarafından finanse ediliyor.”

Akit bu kez de Hakkı Bilir imzası altında, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığına karşı mücadele eden, Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks (LGBTİ+) yurttaşların eşit haklara erişimi için kayıtlı ve açıktan çalışan kurumları “homo dernekleri” olarak yaftalıyor, nefrete ve kurumsal ayrımcılığa hedef gösteriyor.

LGBTİ+ toplumu ve kurumlarını düşmanlaştıran Akit, homofobik hedef göstermelere ve nefret saldırılarına doyamıyor, bu kez de, “Osman Kavala'nın vakfından sapkınlara 1 milyon 384 bin lira yardım” başlığı altına kendine bir de “iç düşman” dezenforme ediyor: “Osman Kavala’nın yönetim kurulu üyesi olduğu Açık Toplum Vakfı; "lezbiyen", "gey", "biseksüel"lerle ilgili çalışmalar yapan sapkın dernek ve vakıflara 1 milyon 384 bin 380 TL para yardım yaptı.”

Üç yıldır tutuklu bulunduğu hapishaneden, gazeteci Şirin Payzın’ın sorularını yanıtlayan Osman Kavala’nın, “Delil yokluğunda her suçlama bir diğerinin kanıtı gibi kullanılmış. Suçlamalar birbirine dayandırılarak benim karanlık işler çevirdiğim algısı yaratılıyor.” sözlerini haklı çıkartır yayınında Akit, kendi hazırladığı “nefret kokteyli”ne LGBTİ+ kurumlarını da katıyor ve “terör” ile ilişkilendirip kriminalize ediyor. 

Osman Kavala, “İddianamelerin amacı suç işlemiş olanları ortaya çıkarmak olsaydı ve iddia makamı iddianamedeki kurguya gerçekten inanıyor olsaydı, Soros’un da sanıklar ya da şüpheliler listesinde olması gerekirdi. Ama amaç bu değil, Soros’un ismini kullanarak algı yaratmak. Bu şekilde Gezi protestolarının dış komplo sonucu olduğu söylemine uygun bir kurgu hazırlanmış oluyor. Kendisiyle ilgili yaygın kanaatlerden dolayı Soros’un içinde aktör olduğu bir anlatı, delile ihtiyaç olmadan da ikna edici bulunuyor.” derken, Akit, “Sapkınlara 1 milyon 384 bin 380 TL!” ara başlığı atıyor ve devam ediyor: “Kavala'nın yönetim kurulu üyesi olduğu Açık Toplum Vakfı'nın; "lezbiyen", "gey", "biseksüel"lerle ilgili çalışmalar yapan sapkın dernek ve vakıflara da 1 milyon 384 bin 380 TL para yardımında bulunduğu belirlendi.” Ardından, Kaos GL Derneği ile sivil toplumdan LGBTİ+ kurumlarını sıralıyor.

Yeni Akit’in cinsiyetçi, transfobik ve homofobik nefret “köşe”lerinden Abdurrahman Dilipak, Ağustos ayında, İstanbul Sözleşmesi’nden alıntıladığı “cinsel yönelim” ifadesini bir “tehdit” olarak aktarıyor ve “bu ifadelerin şifresi” için Türkçesini Kaos GL Derneğinin yayımladığı, Birleşmiş Milletler’in “Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği” konulu “Herkes Özgür ve Eşit Doğar” kitapçığını işaret ediyor.

Kaos GL Derneği’nin çevirip yayımladığı BM kitapçığının “içindekiler” başlıklarını köşesinde paylaşan Dilipak, Kaos GL’yi ve çeviri ve yayında Kaos GL’yi destekleyen kurumları “derin yapı” olarak kodluyor. Dilipak daha da ileri gidiyor ve İstanbul Sözleşmesi’ni “okumadan, görmeden, tartışmadan” imzalamakla itham ettiği AKP’lilere, savunmaya devam ettikleri Sözleşme’nin, Kaos GL’yi de dahil ettiği “derin yapı” tarafından hazırlandığını söylüyor!

Dilipak, İstanbul Sözleşmesi’nden alıntıladığı “cinsel yönelim” ifadesini bir “tehdit” olarak göstermek için Ağustos ayında köşesine taşıdığı Kaos GL Derneğinin Türkçesini yayımladığı, Birleşmiş Milletler’in “Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği” konulu “Herkes Özgür ve Eşit Doğar” kitapçığını bu kez de, Eylül ayındaki “köşe” yazısında, Sözleşme’ye yönelik cinsiyetçi ve homofobik nefretinin aracı olarak sunuyor.

““Toplumsal Cinsiyet”, “Cinsel Yönelim” ve “Cinsiyet Kimliği”ni, “Uluslararası insan hakları sözleşmelerini anlamak için yayınlanan rehber kitapçıkta, bu 6 kelimelik, 3 kavram 61 sayfada açıklanıyor” diyen Dilipak, Kaos GL Derneği’nin çevirip yayımladığı BM kitapçığının “içindekiler” bölümünün başlıklarını bir kez daha köşesinde paylaştı: “BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nce yayınlanan rehber kitabta “Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda ‘Cinsel Yönelim’ ve ‘Cinsiyet Kimliği’ni” tanımlamak üzere LGBT BİREYLERİNİN İNSAN HAKLARI’NIN KORUNMASINA DAİR DEVLETLERİN BEŞ TEMEL YASAL YÜKÜMLÜLÜĞÜ başlığı altında ele alınan konular şöyle: “1-Homofobik ve transfobik şiddetten korunması, 2- LGBT kişilere yönelik işkencenin ve zalimane, insanlık dışı ve onur kırıcı muamelenin önlenmesi, 3- Eşcinselliğin suç olmaktan çıkarılması, 4-Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı ayırımcılığın yasaklanması, 5- İfade özgürlüğü, örgütlenme ve barışçıl toplanma haklarına saygı gösterilmesi.”

Nefret söylemi üretme, yayma ve teşvik etmede iktidarın “yaygın medya organı” halini almış olan Yeni Akit’ten köşe yazarı Abdurrahman Dilipak, LGBTİ+ sövgüsüyle yetinmeyip, İstanbul Sözleşmesi’ni savunan kadınlara hakaret de edince, AKP’li kadınlar kendisi hakkında suç duyurusunda bulunmuş, savunma yaparken de pekiştirdiği nefret söylemiyle LGBTİ+’ları kastettiğini söylemesi üzerine de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyeliğinden ihraç edilmişti.

Dilipak, cinsiyetçi ve homofobik nefret söylemine Ekim ayı boyunca mola vermedi ve LGBTİ+’ları, yayınladığı yedi yazısında anmaya devam etti. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin, “kadınlara yönelik daha önce kullandığı fahişe kelimesinin aslında kadınları değil, LGBT bireylere yönelik yazdığını ifade ettiği, savunma yaparken, nefret söylemini pekiştirdiği” görüldü” gerekçesiyle ihraç ettiği Akit köşe yazarı, köşe yazısında ve savunmasında LGBTİ+’lara yönelik “nefret söylemini pekiştirme”ye devam ediyor.

Dilipak, İstanbul Sözleşmesi’nden alıntıladığı “cinsel yönelim” ifadesini bir “tehdit” olarak göstermek için daha önce de köşesine (1, 2) taşıdığı, Kaos GL Derneğinin Türkçesini yayımladığı, Birleşmiş Milletler’in “Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği” konulu “Herkes Özgür ve Eşit Doğar” kitapçığını, İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik cinsiyetçi ve homofobik nefretinin bahanesi olarak, AKP’li kadınların kendisi hakkında açtığı davada bu kez de “savunma” olarak sundu: “Birey’lerin homofobik ve transfobik şiddetten korunması, LGBT kişilere yönelik işkencenin ve zalimane, insanlık dışı ve onur kırıcı muamelenin önlenmesi, Eşcinselliğin suç olmaktan çıkarılması, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı ayrımcılığın yasaklanması, ifade özgürlüğü, örgütlenme ve barışçıl toplanma, haklarına saygı gösterilmesi”

Ağustos ayından bir başka Akit “köşe” yazarı, Sefa Saygılı, İstanbul Sözleşmesi’ne saydırırken araya Kaos GL’yi de kattı: “Feministler, LGBTİQ+ bireyleri ile işbirliği içerisindedirler. Ayrıca marjinal gruplar, komünistler, bölücüler ve din karşıtları tarafından hararetle desteklenmektedirler. İstanbul Sözleşmesi’ni ve 6284 sayılı yasayı anlama kılavuzuna ihtiyaç bulunmaktadır. Öncelikle feminist önderlerin söylemlerine, Mor Çatı Derneği’nin sosyal medya hesaplarına, LGBTİQ+ dernekleri ile KAOS GL internet sitesine ve kullandıkları slogan ve taşıdıkları dövizlere (yazamayacağız) bakılarak anlamak mümkün olabilir.”

kaos-gl-2020-boyunca-hukumet-yanlisi-muhafazakar-medyanin-hedefindeydi-1 

İllüstrasyon: Gizem Winter, KaosGL.org için stok görsel

Sabah: “Nefret”i “terör”le kar, LGBTİ+ kurumlarını kriminalize et

Üç yıldır tutuklu bulunan Osman Kavala davasından servis edilen dosyalarla LGBTİ+ kurumlarına yönelik karalama ve dezenformasyon yayıncılığında Akit ile birlikte hareket eden Sabah, “Osman Kavala ve şirketlerinin şaibeli para transferleri ortaya çıktı! Derneklere aktarılan paralar...” başlıklı nefret bülteniyle Kaos GL Derneği ile sivil toplumdan diğer LGBTİ+ kurumlarını hedef gösterdi. Muhammed Uzun imzalı Sabah yayınında, derneklerden bahsedilirken “lezbiyen”, “gey”, “biseksüel” terimlerinin tırnak içine alındığı görülüyor.

Sabah’ın güya “son dakika haberi” diye sunduğu servis dosya aynı gün, Sabah ile birlikte Akit, Takvim ve AHaber tarafından ortaklaşa yayılıyor. Hazırladıkları “nefret kokteyli”ne LGBTİ+ kurumlarını da katan, ardından “terör” ile ilişkilendirip kriminalize eden medya organlarından Sabah’ın “özel haber”ini, Takvim, “Sapkınlık diz boyu” söylemi ve “Osman Kavala'nın vakfından lezbiyen, gay, biseksüel derneklere 1 milyon 384 bin lira yardım”, AHaber ise “Osman Kavala'nın yönetim kurulu üyesi olduğu Açık Toplum Vakfı'ndan lezbiyen, gey ve biseksüellere yardım” başlığını kullandı.

Homofobik hedef göstermelere ve nefret saldırılarına doyamayan, LGBTİ+ toplumu ve kurumlarını düşmanlaştıran Akit hattından yayın yapan Sabah, Nisan ayında, Kenan Kıran imzalı, “Sağkan, DHKP-C terör örgütü üyesinin ölümüne üzüldü!” başlıklı Ankara Barosu’na dönük karalama yayınında LGBTİ+ Hakları Merkezi’ni hedef aldı.

Ankara Barosu bünyesinde kurulan LGBTİ+ Hakları Merkezi’nin kurulma süreci, faaliyetleri ve Ankara Valiliği’nin LGBTİ+ yasakları kapsamında maruz kaldığı yasaklama ve ayrımcı uygulamalara yönelik Avukat Doç. Dr. Öykü Didem Aydın'ın paylaşımlarını aktaran Sabah, LGBTİ+ kurumlarına karşı hazırladığı manipülasyon, dezenformasyon ve provokasyon hedef dökümünde sırayı Kerem Altıparmak'a getiriyor ve “Kaos Gey ve Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği'nin (Kaos GL) internet sitesinde köşe yazarlığı yaptığı tespit edildi” ifadelerini sarf ediyor.

Aydınlık: Irkçı nefret kokteyli

LGBTİ+ toplumu ve kurumlarına doğrudan saldıran, manipülasyon, dezenformasyon ve provokasyonlarıyla hedef göstermeye her zaman Akit lazım değil, Aydınlık da aynı işlevi yerine getirme konusunda dünden hazır olduğunu gösteriyor.

Kaos GL resmi logosunu yerleştirdiği, “bacak omza” ifadesini buzladığı bir kolaj-görsel ile servis ettiği “İşte LGBTİ propagandasının sponsorları” başlıklı imzasız bülteniyle Aydınlık, Mayıs ayında, başta Kaos GL olmak üzere LGBTİ+ kurumlarını düşmanlaştırarak hedef gösterdi: “Türkiye'de geçen ayın önemli gündem maddesi haline gelen LGBT kuruluşlarının arkasında başta ABD Büyükelçiliği olmak üzere Batılı büyükelçilerin olduğu ortaya çıktı. Türkiye'de LGBTİ alanında faaliyet gösteren Kaos GL'nin hazırladığı fon kataloğu dikkat çekici. Katalog son zamanlarda çocuklara kadar uzatılan LGBTİ propagandasının destekçilerini tek tek sıralıyor.”

LGBTİ+ kurumlarını ve Kaos GL Derneğini hedef gösteren Aydınlık yayını, “nefret kokteyli” ile “terör kokteyli” karılarak servis edilirken elçiliklerle birlikte eşitlik birimlerine sahip CHP’li belediyeler de hedefe alınıyor. Aydınlık’ın nefret yayını, Ulusal Kanal’da da tekrar edildi.

Aydınlık’ın nefret bülteni, “İşte Türkiye'de sapkın LGBTİ propagandasını destekleyen gruplar! CHP'li belediyeler başı çekiyor” başlığı ile Takvim tarafından kopyalandı ve yayıldı: “Türkiye'de sapkın LGBTİ hareketi içerisinde yer alan "Kaos GL"nin hazırladığı fon kataloğunda son zamanlarda çocuklara kadar uzatılan LGBTİ propagandasının destekçileri tek tek sıralanıyor. İşte CHP'nin de içinde yer aldığı eşcinsel projenin sponsorları.” AHaber de Takvim’den kopyalayıp yayarken, gene, “Türkiye'de sapkın LGBTİ hareketi içerisinde yer alan "Kaos GL"” söylemiyle, “Global çete LGBTİ’nin Türkiye'de propagandasını destekleyen gruplar! CHP'li belediyeler başı çekiyor” başlığını kullandı.

Aydınlık gazetesi yazarı Meltem Ayvalı, Kasım ayındaki, ABD Büyükelçiliği Hibe Programı Proje Teklif Çağrısından hareketle, ırkçı, cinsiyetçi ve homofobik söylemle hazırladığı “nefret kokteyli”ni, “Gavurun ekmeğini yiyen kılıcını sallar” başlıklı köşesinden saçıyor.

Aydınlık yazarı, hibe programının “Uluslararası insan hakları normlarına saygıyı güçlendirmeli, cinsiyete dayalı şiddete karşı koymalı, LGBTİ haklarını desteklemeli, hukukun üstünlüğünü ve ifade özgürlüğünü teşvik etmeli, Türk medyasının ve sivil toplumun kapasitesi güçlendirilmeli” şartlarına karşı saydırırken hemen ardından “fon meselesi” tartışmasına girişiyor: “Örgütlerin bir kısmı onurunu korumak içgüdüsüyle olsa gerek fon aldıklarını gizlerken bazıları buna ihtiyaç bile duymuyor.”

Aydınlık yazarı, “köşe”sini gene yazısının başlığıyla bitirmeden önce nihayet doğrudan Kaos GL Derneği’ni hedef alıyor: “Kaos GL, Türkiye’deki LGBTİ+ örgütleri için kendi eliyle 194 sayfalık fon rehberi hazırlıyor. Kimler kimler yok ki! Parayı verenlerin beklentisi ne? Cinsiyetsizlik propagandası yapacaksın, heteroseksist devlete baş kaldıracaksın… Feminizm, eşcinsellik, etnikçilik, her türlü kimlikçilik kol kola gireceksiniz…”

Aydınlık gazetesi yazarı Meltem Ayvalı’nın ardından, “HDP kapatılacak sıra DBP ve HDK’da: HDP+DBP+HDK =PKK” başlıklı köşe yazısı ile hedef gösterme işini devralan bir diğer Aydınlık yazarı Murat İnce, Aralık ayında, hazırladığı ırkçı nefret kokteyline Kaos GL Derneği’ni de katıyor.

Halkların Demokratik Partisi ve Halkların Demokratik Kongresi’nin kapatılması çağrısıyla kaleme aldığı köşe yazısında Aydınlık yazarı, “Kadınların, gençlerin, LGBT bireylerin temsillerini teşvik edecek kotalar ile eşitlikçi bir yapı kurulmaya çalışır” çağrısı üzerinden hedef gösterdiği ilgili kurumları kriminalize ediyor.

Yeni Şafak: Hedef gösterme ve homofobik nefrette Akit’le yarışıyor

Muhafazakâr merkez medyadan Yeni Şafak gazetesi, nefret söylemini doğrudan üreten, yayan, okurlarıyla takipçilerini teşvik eden Akit ile yarışıyor artık. LGBTİ+ kurumlarını kriminalize etme ve hedef göstermekte Akit’ten geri kalmayan Yeni Şafak, “Batı’nın LGBTİ aşkı!” başlıklı bir nefret bültenini Şubat ayında yayına soktu.

Vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlayıp, her türlü tehdit ve baskıya karşı korumakla görevli olan İçişleri Bakanlığının, Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseksleri (LGBTİ+) “vatandaş”tan görmeyip kurumsal ayrımcılığa tabii tutması, nefret söylemine devam edip, hedef göstermesini hatırlatan Yeni Şafak “haber”i, Anayasal güvenceyle kurulmuş LGBTİ derneklerini, “Türkiye’de eşcinselliği “cinsel yönelim” adı altında meşrulaştırmaya çalışmak” ile itham ediyor. Yetinmiyor, gene İçişleri Bakanı’nın hedef göstermesini hatırlatan ifadelerle devam ediyor: “LGBTİ derneklerine Batı’dan milyon dolarlar yağmış. ABD, Almanya, İngiltere, Hollanda, İsviçre derneklere 34 milyon dolar aktarmış.”

Yeni Şafak, hem Anayasal bir hak hem Dernekler Kanunu’na göre kurulduğunu bildiği ve “haber”inde belirtmek durumunda kaldığı halde, ifade ve örgütlenme özgürlüklerini inkâr edecek şekilde, LGBTİ kurumlarını “sapkın dernekler” ifadesiyle nitelemekte sakınca görmüyor.

Türkiye’nin de dahil olduğu AB ve BM fonlarından söz konusu Dernekler Kanunu çerçevesinde LGBTİ derneklerinin de yararlanmasını, gene aynı Dernekler Kanunu kapsamında İçişleri Bakanlığının bilgisi ve denetimine tabi olduğunu bilen Yeni Şafak gazetesi, hâl böyleyken kamuoyunu yanıltmaya ve LGBTİ kurumlarını hedef göstermeye devam ediyor: “Eşcinselliğin bir ‘hak’ olduğu tezini işlemeye çalışan sapkın derneklerin para havuzu deşifre oldu.”  

LGBTİ kurumlarını hedef gösteren, nefret söylemini doğrudan üreten, yayan, okurlarıyla takipçilerini teşvik eden Yeni Şafak gazetesi, söz konusu “haber”ini twitter ve internet sitesinde paylaşınca “okur” ve “takipçi”lerinden beklediği karşılığı da alıyor: “Bu derneklerin hesaplarına el konulsun. Devlet neden bu kadar yumuşak davranıyor.”

Yeni Şafak facebook sayfasındaki paylaşımda, “İstanbul Sözleşmesi” ile “KADEM” atışması arasında gene benzer “okur” ve “takipçi” yorumları görülüyor: “Islahları mümkünse ıslah olsunlar ıslah ları mümkün değil se helak olsun lar inşallah”, “İbneler”

Yeni Şafak’ın LGBTİ kurumlarını kriminalize eden ve hedef gösteren homofobik nefret bültenini ayrıca TevhidHaber, DoğruHaber, HaksözHaber internet siteleri de “Batı, Türkiye’deki Cinsel Sapkınlara 34 Milyon Dolar Aktarmış” başlıklarıyla aktardılar.

Yeni Şafak’ın homofobik nefret bültenini olduğu gibi kopyalayıp alan memurlarnet isimli internet sitesi de “okur” ve “takipçi”lerinin ayrımcı ve homofobik nefret söylemlerine ortak oldu.

LGBTİ+’ları “namussuz” ve “sapkın” ilan etmeyi analiz sanan, hakareti kendine hak gören Yeni Şafak’ın “sosyolog” köşe yazarı Ergün Yıldırım, Temmuz ayı boyunca kadınların ve LGBTİ+’ların eşit yurttaşlık taleplerine itiraz etti.

“Türk, Sünni, Müslüman ve Heteroseksüel” sopası sallamayı pek seven, “oğlancı-lezbiyen” nakaratını ağzına almadan “köşe”sini dolduramayan Yeni Şafak köşe yazarının, Türkçesini Kaos GL Derneğinin yayımladığı, Birleşmiş Milletler’in “Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği” kitapçığı olan “Herkes Özgür ve Eşit Doğar” kitapçığını okuduğu anlaşılıyor: “Adeta bir “batıni” tutumla yüz yüzeyiz. Nitekim BM’nin Herkes Eşit ve Özgür Doğar adlı 67 sayfalık metni bunu ortaya koyuyor. Bu metnin alt başlığı “Uluslararası İnsan hakları Hukukunda Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği” adını taşıyor. Burada İstanbul Sözleşmesi’nde geçen cinsel kimlik ve cinsel yönelimin ne olduğu açığa vuruluyor. Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ile lezbiyen, gey, biseksüel ve trans kişiler kast edildiği anlatılıyor. Hatta “interseks” bireylerden bahsedilmekte.”

Nihayet, Yeni Şafak köşe yazarının, Kaos GL Derneği’nin ismini, “Kaosa gel” şeklinde ifade ettiğini ve hedef olarak sunduğunu görüyoruz: “Kaosa gel” demek bir isyan bayrağıdır. Cinsiyetten ve cinsellikten beslenen bir isyan. Özgürlük ve birey taleplerinden beslenen bir isyan. Cinsel kimlikle ilgili değerlerimize, mahremiyetle ilgili inançlarımıza, aile yapılarımıza, anne ve baba olmanın doğal biçimlerine karşı bir isyan. Erkekle kadını birbirine saldırtan, ebeveynle çocukları birbirine düşman eden, hududullahı çiğneyen bir isyan. Neslin korunmasına ve devamına karşı bir isyan. Bu isyana karşı durmak hududullaha saygısı ve inancı olan her müminin görevidir. Aile ve neslin saadetine inana her insanın mesuliyeti.”

Millî Gazete: “Sapkın kuruluş, Eşcinsellerin Kurtuluşu Heteroseksüelleri de Özgürleştirecektir (KAOSGL) derneği”

Millî Gazete, Nisan ayında, Ali Çağlar Tınbek imzasıyla, Kaos GL Derneği resmi sitesinin ana sayfasını görsel olarak kullandı, “Sapkın kuruluşlar, küresel sermayenin eliyle özelikle İslam ülkelerini hedef alıyor.” söylemiyle “Batı'da LGBTİ Doğu'da KAOSGL” başlıklı yayınını servis etti.

LGBTİ+ kurumları ile Kaos GL Derneğini hedef gösteren Millî Gazete yayını, “İşte sapkın zihniyetin perde arkası…” diye sunuluyor, “Sapkınlığın sermayedarlığını ise Siyonist Rothschild ailesi üstleniyor.” ve “Küresel sermayenin desteğiyle sapkınlıklar ülkemizde ve dünyada hızla yayılıyor.” sözleriyle homofobik nefret söylemiyle ırkçı söylem birbirine karışıyor.

“Batı’da ILGA, Doğu ayağı ise Kaos GL’de” ara başlığıyla devam eden karalama ve dezenformasyon bülteninde, “Bir başka sapkın kuruluş olan ve Ankara’da merkezi bulunan, Eşcinsellerin Kurtuluşu Heteroseksüelleri de Özgürleştirecektir (KAOSGL) derneği ise ülkemizde faaliyetlerinin çoğunu Güneydoğu bölgesine yoğunlaştırdığı görülüyor.” deniliyor.

Mayıs ayında, bu kez imzasız Millî Gazete yayınında, “LGBT’nin destekçileri ile sözleşmenin destekçilerini Soros fonluyor!” başlığı altında LGBTİ+ toplumu ve kurumları düşmanlaştırılarak hedef gösteriliyor: “Türkiye’de aileyi yok etmek ve sapkınlığı meşrulaştırmak için yapılan her organizasyonun altında ABD ve Batılı ülkelerin büyükelçilikleri ve Soros Vakfı’nın olması dikkat çekiyor.” 

İstanbul Sözleşmesi üzerinden LGBTİ+ kurumlarına yönelik karalama kampanyasında başı çeken Millî Gazete devam ediyor: “LGBTİ alanında faaliyet gösteren Kaos GL’nin hazırladığı fon kataloğunda, ABD ve Batılı ülkelerin Büyükelçiliklerinin yanı sıra Soros’un Açık Toplum Vakfı’nın da LGBTİ eylemlerinin arkasında olduğu gün yüzüne çıktı. Kaos GL’nin hazırladığı katalogda, Alman devletinden doğrudan fon sağlayan Friedrich Ebert-Stiftung  ve ABD dış politikası doğrultusunda faaliyet gösteren Freedom House gibi kuruluşların da Türkiye’deki LGBTİ eylemlerinde etkin rol aldıkları anlaşıldı.”

“Öğretim üyesi” ve Millî Gazete yazarı Mücahit Gültekin, Şubat ayında, en temel anayasal vatandaşlık haklarını LGBTİ+’lar için tanımadığını beyan eden etti. Hak hukuk tanımazlıkta hızını alamayan “akademisyen” ve “köşe” yazarı, LGBTİ+ toplumunu ve kurumlarını kriminalize eden karalamalarına devam ederken doğrudan isim vererek Kaos GL Derneği’ni hedef göstermekte sakınca görmedi:

“Uluslararası hukuk (BM ve AB gibi yapıların oluşturduğu hukuk) Türkiye’deki iç mevzuatı biçimlendiriyor. Bunun en açık örneği Türkiye’deki ilk resmi STK olan KAOS GL’nin kuruluşudur. KAOS GL 2005 yılında kuruluş dilekçesini Ankara Valiliği’ne verdiğinde, valilik, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 56. maddesinde yer alan “Hukuka ve ahlaka aykırı dernek kurulamaz” hükmüne dayanarak kapatılması için Ankara Savcılığı’na başvurdu. Valiliğin başvurusuna Avrupa’dan anında tepki geldi. Avrupa Komisyonu, Dışişleri Bakanlığı nezdinde girişimde bulunarak, “Eşcinsellik insan haklarının çok önemli bir parçası. Valiliğin bu yaklaşımı kabul edilemez” dedi. İnsan Hakları İzleme Örgütü de devreye girdi. Tepkilerin ardından, valiliğin başvurusunu reddeden savcılık KAOS GL’nin kuruluşunu onayladı. KAOS GL, kuruluş sürecinde Hollanda ve İngiltere büyükelçiliklerinin desteğini aldı. Ankara’da KAOS GL kurulurken, hükümet ise Kızılay Meydanı’nda AB’ye üyelik için müzakere tarihi alınmasını kutluyordu.”

“Uluslararası ve ulusal sermayenin LGBT yapılara desteğini hakkıyla yazmak ancak kapsamlı bir kitapla mümkün olabilir. Burada sadece KAOS GL’nin ve TASCO’nun (Technical Assitance for Civil Society Organizations)  hazırladığı fon rehberine atıf yapmakla yetinelim. KAOS GL’nin hazırladığı fon rehberinde Türkiye’deki LGBT yapıları destekleyen 79 adet ulusal ve uluslararası şirket, STK ve devlet yer almaktadır. TASCO’nun yayınladığı rehberde ise 100 civarında ulusal ve küresel şirket, devlet, STK yer almaktadır. Bunların arasında Clinton Vakfı, Açık Toplum (Soros) Vakfı, Ford Vakfı, ABD Büyükelçiliği, Fransa Büyükelçiliği, Avrupa Birliği gibi kurumlar var. Bu ülkeler ve şirketler Türkiye’de ve dünyada toplumsal cinsiyet ve LGBT propagandası için milyarlarca dolar para harcamaktadır. Burada KAOS GL’nin kurulmasından sonra üst üste iki yıl (2005 ve 2006’da) Dünya Bankası tarafından fonlandığını belirtmek önemlidir. Dünya Bankası’nın o dönemki başkanı Irak işgalinden tanıdığımız meşhur Siyonist Paul Wolfowitz idi. Dünya Bankası’nın bu yeni kurulmuş derneğe verdiği destek “fon”dan daha öte bir anlam taşımakta, “Arkanızda biz varız!” mesajını vermektedir. Süleyman Soylu’nun bundan birkaç ay önce, ABD’nin Ankara’daki LGBT derneklere 22 milyon dolar yardım yaptığına ilişkin açıklamasını da buna ekleyelim.”

Millî Gazete’nin hak hukuk tanımazlıkta hızını alamayan “akademisyen” ve “köşe” yazarı Mücahit Gültekin, LGBTİ+ toplumunu ve kurumlarını kriminalize eden karalamalarını “Bizi bunlardan kim koruyacak?” başlıklı yazısıyla sürdürdü.

On sene öncenin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı tarafından Afyon’da düzenlenen ‘Terörle Mücadele Değerlendirme ve Koordinasyon Toplantısı’na katılmış, “psikolojik terör”, “bilimsel terör” şeklinde yeni terör tarifleri ile herkesi “terörist” ilan etmiş, yetinmemiş, eşcinselliği de, “namussuzluk”, “ahlaksızlık” ve “gayriinsanî durum” olarak saymıştı.

Mevcut İçişleri Bakanı da, herhalde rastlantıdır gene Afyon’da, “LGBTİ”yi “terör” ile aynı cümle içinde telaffuz eden, nefret söylemi oluşturan ayrımcı dile devam etmiş ve vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlayıp, her türlü tehdit ve baskıya karşı korumakla yükümlü Bakanlık’ın temsilcisi olduğu halde LGBTİ+’ları hedef göstermekte sakınca görmemişti.

“Öğretim üyesi” ve Millî Gazete yazarı Mücahit Gültekin de, “köşe” yazısına, sivil toplum kuruluşlarını “maske” takmış “underground yapılar” şeklinde itham eden tipik ve geleneksel devlet söylemini marifet gibi tekrar ediyor.

Millî Gazete’den bir başka “köşe” yazarı, Şakir Tarım, Ağustos ayında, “AK Parti nasıl anılmak ister?” başlıklı yazısında Kaos GL’yi anıyor: “Avrupa Konseyi’nin dayattığı sözleşmenin arkasında, dünyayı “tek devlet” halinde yönetmek isteyen güçler var. LGBTİ bünyesinde faaliyet gösteren Kaos GL’nin hazırladığı fon kataloğunda, Soros’un himayesindeki Açık Toplum Vakfı’nın, LGBTİ eylemlerinin arkasında olduğu anlatılıyor.” 

kaos-gl-2020-boyunca-hukumet-yanlisi-muhafazakar-medyanin-hedefindeydi-2 

haber7: “KaosGL.org sitesi”, “KaosQ+ hakemli dergi”, “Queer Teori adıyla herkese açık dersler”

haber7.com sitesi’nden Mürsel Gündoğdu, Nisan ayında, “Covid-19”dan “cinsiyetsiz, kimliksiz ve milliyetsiz yeni bir insan modeli”ne geçiyor, oradan da “queer teori”ye akıyor; “queer kuramını LGBT’lere özgü bir kimlik politikası olarak okuma tuzağına düşmeden” okurlarını “kimliksizlik”e karşı uyarıyor: “Tarihsel arka planda eşcinsel özgürleşme hareketinden beslenip ortaya çıkmasına rağmen queer teori, eşcinselliği de aşan kimliksiz ve cinsiyetsiz insan modelinden başka bir şey değil.”

“Queer kurama dair ülkemizde çeşitli yayınlar aracılığıyla bazı çalışmalar yapılıyor” bilgisini “KaosGL.org sitesi”, “KaosQ+ hakemli dergi”, “Queer Teori adıyla herkese açık dersler” gibi Kaos GL örnekleriyle geçerken, o dersi veren hocaların akademik özgürlüğü ve çalışma haklarına n’olduğunu sorma gereği duymadan sonra geri başa dönüyor.

Gökkuşağı Projesi kapsamında İsveç Uluslararası Kalkınma ve İşbirliği Kurumu SIDA tarafından Kaos GL’nin çalışmalarının desteklenmesine önce bir “ne hikmetse” iması düşen haber7.com “köşe” yazarı, güya dön dolaş gene “helak”a bağlamıyormuş gibi “Allah, plan yapanların en hayırlısıdır.” uyarısı ile de ayarı çekiyor:

“Queer kuram, yeni dünya düzeninin tasarladığı kimliksiz ve cinsiyetsiz insan modelinin ilim postuna büründürülmüş sosyal laboratuvarıdır. Bu kuramın yapılandığı ülkelerde iktidarın işleyiş mekanizmasını sekteye uğratarak kimliksiz ve cinsiyetsiz bir insan modeli için yeni direniş noktalarıyla yeni dayanışma alanları oluşturmak amacıyla her türlü yerleşik düzene direnen queer yaşamlar hedefleyen bu yapının dünya genelinde oluşum ve temellendirme süreci ise hızla devam ediyor.”

“Dünyaya format atıp yeni bir düzen getirmek isteyenler, insanı fıtratından koparıp kimliksiz ve cinsiyetsiz köleler haline getirmeye ant içmişler gibi. Bütün bunları da bilim postu altında yapıyorlar. Her alanı çalışıyor, her bir detayı en ince ayrıntısına kadar tasarlıyorlar.”

Star: “Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin kaynağı Kaos GL Derneğinin “Herkes Özgür ve Eşit Doğar” kitapçığı”

Yeni Şafak köşe yazarı Ergün Yıldırım ve Akit’ten Abdurrahman Dilipak gibi Star yazarı Resul Tosun da, Ağustos ayında, İstanbul Sözleşmesi’nde geçen “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” kavramlarının kaynağı olarak Türkçesini Kaos GL Derneğinin yayımladığı, Birleşmiş Milletler’in “Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği” konulu “Herkes Özgür ve Eşit Doğar” kitapçığını gösteriyor:

“4. maddenin 3. fıkrasında bir de cinsel yönelim ve cinsel kimlikten bahsedilmektedir. BM’nin ‘Herkes Eşit ve Özgür Doğar’ adlı metninin alt başlığı ‘Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği’ şeklindedir. Burada İstanbul Sözleşmesi’nde geçen cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ile lezbiyen, gey, biseksüel ve trans kişiler kastedildiği anlatılıyor. Hatta interseks bireylerden bahsediliyor. (E. Yıldırım, Yeni Şafak,29.7.2020) Bunun anlamı eşcinsellik, homoseksüellik ve lezbiyenliği de cinsel hürriyet adı altında kabullendirmenin yasal alt yapısını oluşturmaktır.”

Homofobik inkâr: LGBTİ+’lar fazla toplumsallaşmasın, hele hele hiç siyasallaşmasın, mümkünse yok olsunlar!

Sosyal medyada nefret kampanyaları ile birlikte LGBTİ+’ları hedef gösteren kampanyalara kamu görevlileri ile hükümet temsilcileri de katılıyor. AKP Genel Başkan Yardımcısı, Tanıtım ve Medya Başkanı ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal bu isimlerden biri. AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal, “LGBT kimliği sorun görmüyorum. LGBT’yi siyasi dil üzerinden konuşan yapıya dönüştürmek sorun. Eşcinselliğin dayatılmasına karşıyız” diyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın isteği üzerine gündeme gelen yeni sosyal medya düzenlemesini Millî Gazete, homofobik nefret söylemine emsal bir manşetle paylaştı: “Yeni sosyal medya düzenlemesi yolda! 'Nefret Suçu' detayı... LGBT sapkınlarına ve Siyonizme karşı durmak suç mu sayılacak?” Gazete, Ankara Barosu’nun sitesinden “nefret suçu” terimin tanımını aktarıyor: “Nefret Suçu; bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi nedenlerle duyulan önyargıyla işlenen, doğrudan ve dolaylı şiddet içeren suçlar olarak tanımlanabilir. Nefret Suçları literatürde bazen "önyargı suçları" olarak adlandırılmaktadır.” Tanımdaki “cinsel yönelim”in her şeyi özetlediğini söyleyen Millî Gazete, ırkçı ve homofobik endişesini açık ediyor: “Sapkınlıklara ve siyonistlere karşı sosyal medya ve diğer platformlarda verilen mücadelenin önüne sürekli olarak nefret suçlarının çıkarılması, yeni yasayla ilgili de endişelere neden oldu.”

BBC Türkçe ise LGBTİ+’ların hak ve eşitlik mücadelesini hedef gösteren, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığını meşrulaştıran kurumsal homofobik nefret söyleminin seyrinin yükselmesini “Türkiye'de homofobik söylem artıyor mu?” başlıklı bir dosya ile gördü.

Türkiye'de eşcinselliğin yasak ya da suç kapsamında yer almadığını ancak, her sene İstiklal Caddesi'nde yapılan LGBTİ+ İstanbul Onur Yürüyüşü'ne son yıllarda izin verilmezken, bazı illerde de valilik kararıyla LGBTİ+ derneklerinin etkinliklerinin halen yasak kapsamında tutulduğunu hatırlatan BBC Türkçe, kamu görevlilerinin ayrımcı ve homofobik yaklaşımlarını Kaos GL kaynağından paylaştı: “Türkiye'de tüzel kişilik kazanan ilk LGBT derneği olan Kaos GL'de yayımlanan "Onur Haftası'nda LGBTİ+'lara nefretin bilançosu" başlıklı yazıda, bir taraftan kutlamalar yapılırken, diğer taraftan ise başta kamu görevlileri olmak üzere topluluğa karşı olumsuz açıklamaların arttığına dikkat çekildi. Yazıda, "Bir yandan da Onur Haftası'nda kamu görevlilerinin LGBTİ+'ları hedef gösteren açıklamaları, medyada ve sosyal medyada nefret söylemi ve ayrımcılık da hız kazandı. Son yıllarda Valilik ve Kaymakamlıkların yasak kararlarının yanı sıra üst düzey kamu görevlilerinin LGBTİ+'ları hedef gösteren açıklama ve uygulamaları sistematikleşti" denildi.”

Türkiye’de LGBTİ+’ların tanınma, eşitlik ve vatandaşlık hakları mücadelesinin psikoloji/psikiyatri alanından sosyoloji/siyasetbilimi alanına geçiş süreci yarım yüzyılı geride bırakmışken, hükümet temsilcisinin, “daha fazla toplumsallaşmayın, hele hele siyasallaşmayın” dediği anlaşılıyor! AKP Genel Başkan Yardımcısı, “Bunu sorun olarak gören kesime ben neden sorun olarak görüyorsunuz diyemem ki” diyebiliyorken, LGBTİ+'lara kamusalda görünmeyin, hak ve hürriyetlerinizi talep etmeyin hele bir de anayasal eşit vatandaşlık diye siyasete bulaşmayın demekte ise sorun görmüyor.

“Ben kimliği sorun olarak nitelendirmiyorum ama…” diye konuşan hükümet temsilcisi, hemen ardından, hukuken de siyaseten de LGBTİ+ toplumu ve kurumlarını kriminalize edebilecek “operasyon aparatı” ibaresini/ithamını da eklemeyi ihmal etmiyor.

“Biz kimseye karşı değiliz, önyargılarımız yok” diye devam eden AKP Genel Başkan Yardımcısı, Türkiyeli LGBTİ+'ların da cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığı ile homofobik/transfobik nefrete karşı “pankart”larında çeyrek yüzyıldır yazan anayasal tanınma, hak, hukuk ve hürriyetten başka önyargıları olmadığını bilmezden ve de görmezden geliyor.

“Eşcinsel kimliği başka bir şeydir”, “kamu ahlakı” başka diyen AKP Genel Başkan Yardımcısı, Tanıtım ve Medya Başkanı ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, devamında sarf ettiği, “Bu ülkede pankart açılıp bu ülkenin bütün değerlerine, inançlarına karşı bir mücadele biçimine eğer eşcinsel ya da başka eğilimleri dönüştürürseniz ya da LGBT’yi bir siyasi parti gibi siyasal bir dil ve retorik üzerinden konuşan bir yapıya dönüştürürseniz kaçınılmaz olarak burada bir ahlak tartışmasını ya da bir kültürel tartışmayı gündeme getirirsiniz.” sözleriyle manipüle ve de dezenforme etmeye çalıştığı Türkiyeli LGBTİ+'ların “pankart”ında yazan açık seçik, net talepleri nelerdir, peki…

Anayasa’nın 10. Maddesi, İş Kanunu'nun 5. Maddesi, Türk Ceza Kanunu'nun 122. Maddesi, T.C. Anayasası’nın hak ve özgürlükler maddesi, Eşitliği sağlayan ve Ayrımcılığı engelleyen bu maddelerin özneleri “herkes” ve “kimse” olarak geçer ama söz konusu “herkes” Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliğini kapsamaz…

LGBTİ+’lar sırf cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimliklerinden dolayı hayatın her alanında dışlanıyorlar, baskı görüyorlar, eşit katılımları engelleniyor, yasal güvenceden yoksun bırakılıyorlar, yaşam hakkı ihlalleri nefret cinayetlerine kadar varıyor…

Haliyle tüm bu süreç mevcut yasalar karşısında maruz kaldıkları ayrımcılıkları tetikliyor, suç değil ama LGBTİ+’lar ayrımcılığa ve şiddete maruz kalıyor, çalışma hayatında cinsel yönelim ayrımcılığı devam ediyor, LGBTİ+’ların yaşam hakları korunmuyor; failler cezasız kalıyor, “genel ahlak” ile LGBTİ+’ların cezalandırılması devam ediyor, transfobik suçlular “haksız tahrik” bahanesiyle kollanıyor, TSK hâlâ eşcinselliği “hastalık” olarak görüyor…

LGBTİ+’ların hak ve özgürlük talepleri “toplum hazır değil” siyasi yalanı ile inkâr edilirken süreci hatırlayalım: LGBTİ+ hakları Türkiye’nin AB’ye girebilmesi için önüne konan kısa ve orta vadeli hedefleri gösteren Katılım Ortaklığı Belgesi ile başlıyor. Başbakan Bülent Ecevit’in 2001’de kabul ettiği programı AKP Hükümeti devralıyor. Türkiye’nin ilk ödevi çalışma hayatında cinsel yönelim ayrımcılığını ortadan kaldırmak! “İşgücü ve sosyal konular” başlığı altında “cinsel yönelim” temelli ayrımcılığın 2004’e kadar kaldırılması bekleniyor. Türkiye en azından çalışma hayatında cinsel yönelim temelli ayrımcılığı yasaklayan bu kriteri gündemine bile almıyor. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) AB müktesebatına uygun değiştirilmesi süreci başlıyor. Adalet Alt Komisyonu, “ayrımcılık” ana maddesine “cinsel yönelim” eklenmesinde ortaklaşıyor. TBMM öncesi aşamada AKP Hükümeti Cemil Çiçek ile itiraz edip çıkarttırıyor. Başbakan Erdoğan, 2014’te, “Demokratikleşme Paketi” ve TCK’da “nefret” saikli değişikliği açıklıyor. TCK’nın ayrımcılığı düzenleyen 122. Maddesi “Nefret ve Ayrımcılık” adını alıyor; Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği’ne gene yer verilmiyor. TCK’nın ardından “yeni anayasa” tartışmaları başlıyor; “kanun önünde” herkes “eşit” olsa da cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimliklerinden ötürü ayrımcılıklara maruz kalan LGBTİ+’lar eşitliğe dahil edilmiyor…

LGBTİ+’ların insan hakkı ihlallerine daha fazla maruz kalmamaları için yerine getirilmesi gerekli adımlar çok açık: T.C. Anayasası’nın “Kanun Önünde Eşitlik” başlıklı 10. Maddesi’ndeki ayırım gözetilmeyecek zeminler arasına “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” ifadeleri eklenmeli. Aynı şekilde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığını yasaklayan ifade Anayasa’ya açıkça kaydedilmeli. TCK’nın “Nefret ve Ayrımcılık” başlıklı 122. Maddesi’nde ayırım gözetilmeyecek zeminler arasına “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” ifadeleri eklenmeli. Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurumu, “Eşitlik İlkesi ve Ayrımcılık Yasağı”na “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” ifadeleri eklenmeli. İnsan Hakları Kurumu ve Kamu Denetçiliği Kurumu görev ve yükümlülük alanlarına giren her türlü insan hakkı, demokrasi ve hukuk ihlallerini cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli yaklaşımı gözeterek ele alınmalı. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı’nın ayırımcılık yasağını düzenleyen bölümünde "cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği" ifadeleri eklenmeli. Nefret Suçları ile ilgili mevzuat çalışmasında LGBTİ+’lara yönelik nefret suçlarına karşı gerekli cezai önlemler alınmalı; “ağır tahrik” indirimlerinin nefret suçları sonrası uygulanamayacağına dair düzenleme yasada yapılmalı…

T.C. Anayasası, Türk Ceza Kanunu, Medeni Kanun, Kabahatler Kanunu gibi kanunlar ile çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında uygulanan yönetmeliklere dâhil olan “genel ahlak”, “kamu ahlakı”, “müstehcenlik”, “iffetsizlik” ve “yüz kızartıcı suçlar” gibi muğlâk ifadeler mevzuattan çıkarılmalı ya da LGBTİ+’ların aleyhine yorumlanamayacak şekilde yeniden düzenlenmeli. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne EK 12. Protokol’ü T.C. Hükümeti onaylamalı. Türkiye, kurucu olduğu Avrupa Konseyi'nin, 2010 yılında yayınladığı Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Ayrımcılığıyla Mücadele bakanlar Kurulu Tavsiye Kararına tam uyum için gereken tüm yasal ve politik adımları derhal yerine getirmeli. LGBTİ+’ların maruz kaldıkları nefret suçları, ayrımcılık, polis şiddeti gibi hak ihlalleri sonrası soruşturma ve kovuşturma evresinde mağdurların mağduriyetlerini artıran kolluk kuvvetlerinin ve adli birimlerin ayırımcı ve/veya önyargılı tutumlarını bertaraf edecek önlemler alınmalı. TSK’nın Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nde eşcinsellik ya da transseksüelliğin “ileri derecede psikoseksüel bozukluk” olarak nitelendirilmesinin ve askerlikten muaf tutulma sürecinde eşcinsel, biseksüel ya da trans vatandaşların maruz kaldıkları onur ve haysiyet kırıcı uygulamalar bertaraf edilmeli. Eşcinselliği “gayri tabii mukarenet” şeklinde damgalayarak cezalandıran, cezalandırmakla kalmayıp söz konusu suçlama ile eşcinsel subayları çalışma hayatında cinsel yönelim ayrımcılığına maruz bırakarak işten atılmasını düzenleyen Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu değişmeli ve eşcinsellik suç olmaktan çıkartılmalı.

Hükümet çalışma hayatında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığını düzenlemeli. İş duyurularında, işe alımda, iş ilişkisinin devamında ve işe son verme süreçlerinde LGBTİ+ çalışanlara yönelik ayrımcılığı yasaklayan düzenlemeler yapılmalı. İş Kanunu’nda “cinsiyet” eşitliğinin ardından “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” de kayda geçirilerek LGBTİ+ çalışanlar güvence altına alınmalı. Eğitim, istihdam ve sağlık kamu ve özel kurum ve kuruluşları ile hizmetlere erişim alanlarında LGBTİ+’ların yaşadıkları hak ihlallerini bertaraf edecek toplumsal ve kurumsal eğitim programları devletin pozitif yükümlülüğü olarak uygulanmalı ve takip edilmeli…

Cinsel Yönelim ve Toplumsal Cinsiyet Hakkında BM Deklarasyonu, BM Genel Kurulu, 18 Aralık 2008- Cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliği her ne olursa olsun insan haklarının her insan varlığına yönelik eşit şekilde uygulanmasını gerektiren herkese eşit davranılması ilkesini yeniden onayladığını hatırlayalım ve ekleyelim: LGBTİ+ hakları temel insan haklarıdır! 


Etiketler: insan hakları, medya, nefret suçları
Nefret